📖 Bakara Suresi 17. Ayette “Onların Durumu, Bir Ateş Yakan Kimsenin Durumuna Benzer; Ateş Çevresini Aydınlatınca Allah Işıklarını Giderir

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,685
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 17. Ayette “Onların Durumu, Bir Ateş Yakan Kimsenin Durumuna Benzer; Ateş Çevresini Aydınlatınca Allah Işıklarını Giderir Ve Onları Karanlıklar İçinde Bırakır, Artık Göremezler” Benzetmesi Ne Anlama Gelir Ve Işık, Karanlık, Geçici Aydınlanma, Manevi Körlük, Hakikati Görüp Kaybetmek, Bilinç, Nifak Ve Rehberlik Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır ❓


“İnsan bazen karanlıkta olduğu için yolu kaybetmez; ışığı bir an gördüğü hâlde ona sırt çevirdiği için de kaybolabilir. Bakara 17’nin ürpertici tarafı, hiç görmemiş insanı değil, aydınlığı tadıp sonra yeniden karanlığa düşen insanı anlatmasıdır.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 17. Ayet Ne Söyler ❓


Bakara Suresi'nin on yedinci ayetinde münafıkların durumunu açıklamak için son derece güçlü bir benzetme kullanılır:


“Onların durumu, bir ateş yakan kimsenin durumu gibidir. Ateş çevresini aydınlatınca Allah onların ışıklarını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; artık göremezler.”


Önceki ayette münafıkların:


hidayete karşılık dalâleti satın aldıkları


ve yaptıkları ticaretin kâr etmediği anlatılmıştı.


Şimdi ise aynı durum ekonomik bir metafordan çıkarılıp ışık ve karanlık metaforuna taşınır.


Bir insan ateş yakmaktadır.


Karanlık bir anda aydınlanır.


Etraf görünür hâle gelir.


Fakat ardından ışık kaybolur.


Ve kişi yeniden karanlığın içinde kalır.


Bu yalnız ışığın yokluğunu değil, ışığı gördükten sonra kaybetmenin trajedisini anlatır.


2️⃣ Ayetteki Ateş Neyi Temsil Eder ❓


Klasik tefsir geleneğinde ateş ve onun ortaya çıkardığı ışık farklı şekillerde yorumlanmıştır.


Bunlar arasında:


imanın dış görünüşü,


vahyin getirdiği aydınlık,


Müslüman toplum içinde bulunmanın sağladığı geçici faydalar,


hakikatin bir ölçüde fark edilmesi


gibi açıklamalar vardır.


Benzetmenin ana noktası açıktır:


Karanlıkta bir aydınlanma meydana gelir.


Fakat bu aydınlanma kalıcı değildir.


Dolayısıyla ateş, insanın hakikatle karşılaştığı veya en azından hakikatin aydınlatıcı etkisinin çevresine ulaştığı bir anı temsil ediyor olabilir.


3️⃣ Neden Güneş Değil De Ateş Benzetmesi Kullanılmıştır ❓


Bu ayrıntı üzerinde düşünmeye değerdir.


Güneş insan tarafından yakılmaz.


Ateş ise insanın kendisinin tutuşturduğu, koruması gereken ve sönebilen bir ışık kaynağıdır.


Bu nedenle ateş metaforu:


geçicilik,


kırılganlık,


insanın çabası


ve sınırlı aydınlanma


fikrini taşır.


Ateş yalnız belirli bir çevreyi aydınlatır.


Ötesi hâlâ karanlık olabilir.


Bu da münafıkların durumuna uygun güçlü bir sembol oluşturur:


Onlar hakikatin ışığının çevresinde bulunmuşlardır.


Ama o ışık onların iç dünyalarında kalıcı bir rehberliğe dönüşmemiştir.


4️⃣ “Ateş Çevresini Aydınlatınca” İfadesi Neden Önemlidir ❓


Çünkü ayette tamamen karanlıkta doğup karanlıkta kalan bir insan tasvir edilmiyor.


Önce aydınlanma gerçekleşiyor.


Kişi çevresini görebiliyor.


Bu durum şunu düşündürür:


Münafıklar hakikatten tamamen habersiz değillerdir.


Peygamberi görmüşlerdir.


Vahyi duymuşlardır.


Müminlerle birlikte yaşamışlardır.


İslam toplumunun içinde bulunmuşlardır.


Yani önlerinde bir ışık yanmıştır.


Fakat bu aydınlık içsel imana dönüşmemiştir.


Bu nedenle kayıp daha dramatiktir.


Çünkü kaybedilen şey, hiç bilinmeyen değil, bir ölçüde karşılaşılan bir aydınlıktır.


5️⃣ “Allah Işıklarını Giderir” Ne Anlama Gelir ❓


Bu ifade ilk bakışta zorlayıcıdır.


Allah neden ışığı giderir?


Kur’an'ın önceki ayetleriyle birlikte okunduğunda burada sebepsiz bir mahrum bırakma değil, insanın:


aldatma,


nifak,


yalan,


bozgunculuk,


kibir,


hakikati küçümseme


gibi tercihlerinin sonucu olan manevi durum anlatılmaktadır.


İnsan ışığın yanında bulunabilir ama onu benimsemeyebilir.


Hakikati duyabilir ama sürekli reddedebilir.


Bir süre sonra başlangıçta gördüğü şeyi artık göremez hâle gelebilir.


Bu açıdan ışığın alınması, ısrarla seçilen yönün manevi sonucu olarak anlaşılabilir.


6️⃣ Ayette Neden “Ateşlerini” Değil “Işıklarını” Giderdi Denir ❓


Bu son derece güzel bir dilsel ayrıntıdır.


Ayette ateşin bütünüyle yok edilmesinden değil, özellikle ışığın giderilmesinden söz edilir.


Ateşin:


ısıtıcı,


yakıcı,


aydınlatıcı


özellikleri vardır.


Ancak burada kaybedilen şey:


aydınlatma fonksiyonudur.


Bu sembolik olarak önemli olabilir.


Kişi bazı dünyevi sonuçlarla, çıkarlarla veya toplumsal çevreyle hâlâ karşı karşıya olabilir.


Ama ona yön verecek olan nur, yani aydınlatıcı unsur gitmiştir.


Geriye ışığı olmayan bir sıcaklık veya yakıcılık kalması, nifakın faydasız ve hatta zarar verici doğasını düşündürebilir.


7️⃣ Işık Kur’an'da Neyi Temsil Eder ❓


Kur’an'da ışık ve nur çok güçlü metaforlardır.


Nur çoğu zaman:


hidayet,


vahiy,


iman,


hakikat,


ilahi rehberlik


ile ilişkilidir.


Karanlık ise:


cehalet,


inkâr,


şaşkınlık,


dalâlet,


manevi körlük


gibi anlam alanlarında kullanılabilir.


Işık sayesinde insan yalnız çevresini görmez.


Yönünü de belirler.


Bu nedenle hidayetin ışıkla anlatılması son derece uygundur.


Çünkü insanın ihtiyacı yalnız görüntü değildir.


Nereye gideceğini görebilmesidir.


8️⃣ Karanlık Neden Çoğul Olarak Anlatılır ❓


Arapça ayette “zulümât”, yani “karanlıklar” ifadesi kullanılır.


Bu çoğulluk anlamlıdır.


Hakikat bir istikamet olarak tek bir ışıkla temsil edilirken, yanlış yollar birçok farklı biçimde ortaya çıkabilir.


İnsan:


kibirle,


çıkarla,


şüpheyle,


yalanla,


nefretle,


cehaletle,


ikiyüzlülükle


karanlığa düşebilir.


Bu nedenle karanlık yalnız tek bir hata değildir.


Birbiri üzerine binen katmanlar hâlinde düşünülebilir.


İnsan bazen yalnız bir şeyi değil, aynı anda birçok şeyi göremez hâle gelir.


9️⃣ Geçici Aydınlanma Nedir ❓


Bir insan bazen hakikati kısa süreliğine çok açık biçimde görebilir.


Bir olay yaşar.


Bir söz duyar.


Bir ayet okur.


Vicdanı güçlü biçimde uyanır.


Hayatını değiştirmesi gerektiğini düşünür.


Fakat sonra eski alışkanlıklarına döner.


Bu durum insan psikolojisinde son derece tanıdıktır.


Anlamak ile dönüşmek aynı şey değildir.


Bir hakikatin zihinde parlaması kolay olabilir.


Onu karaktere dönüştürmek ise:


sabır,


kararlılık,


samimiyet,


tekrar


gerektirir.


Bakara 17'nin ışığı bu açıdan anlık farkındalık ile kalıcı hidayet arasındaki farkı düşündürür.


🔟 Hakikati Görmek Neden Tek Başına Yetmez ❓


Çünkü insanın problemi her zaman bilgisizlik değildir.


Bir insan doğrunun ne olduğunu bilebilir ama onu yapmak istemeyebilir.


Sigaranın zararını bilip içmeye devam edebilir.


Haksız olduğunu fark edip özür dilemeyebilir.


Bir ilişkinin zarar verdiğini anlayıp yine de aynı davranışı sürdürebilir.


Dolayısıyla bilgi ile eylem arasında bir mesafe vardır.


Dini ve ahlaki hayatta da durum aynıdır.


Hakikati:


görmek,


kabul etmek,


içselleştirmek,


yaşamak


farklı aşamalardır.


Münafıklığın trajedisi, hakikatin yakınında bulunup onun içsel dönüşümüne izin vermemektir.


1️⃣1️⃣ İnsan Hakikati Gördükten Sonra Nasıl Yeniden Körleşebilir ❓


Bu süreç çoğu zaman bir anda gerçekleşmez.


İnsan önce bir gerçeği görür.


Sonra o gerçek çıkarına dokunur.


Kendisine:


“Belki o kadar da önemli değil.”


der.


Sonra başka bir gerekçe bulur.


Bir süre sonra ilk farkındalığından uzaklaşır.


Daha sonra o gerçeği savunan insanları küçümsemeye başlayabilir.


Ve sonunda başlangıçta açıkça gördüğü şeyi:


“Zaten hiçbir zaman doğru değildi.”


diye yeniden yorumlayabilir.


Böylece insan yalnız bir hakikati terk etmez.


Kendi geçmiş farkındalığını da yeniden yazabilir.


1️⃣2️⃣ Manevi Körlük Fiziksel Körlükten Nasıl Farklıdır ❓


Fiziksel olarak kör olan kişi göremediğini bilir.


Bu çok önemli bir farktır.


Manevi körlükte ise insan çoğu zaman göremediğinin farkında olmayabilir.


Hatta:


“Ben herkesten daha iyi görüyorum.”


diye düşünebilir.


İşte bu yüzden manevi körlük daha tehlikeli bir metafordur.


Bilgisiz olduğunu bilen kişi öğrenebilir.


Yanlış yolda olduğunu bilen kişi yön değiştirebilir.


Ama:


“Ben zaten doğru yoldayım.”


diyen kişi, kendi yönünü kontrol etmeye ihtiyaç hissetmeyebilir.


Bakara 17'nin karanlığı yalnız ışığın yokluğu değil, karanlığı fark edememe ihtimalidir.


1️⃣3️⃣ Nifak İnsanın Bilincini Nasıl Parçalar ❓


Münafık iki gerçeklik arasında yaşar.


Dışarıda:


“İman ettik.”


der.


İçeride başka bir tutum taşır.


Müminlerin yanında başka bir kimlik,


kendi çevresinde başka bir kimlik gösterir.


Bu sürekli bölünme insanın bilincini parçalayabilir.


Çünkü kişi sürekli:


hangi ortamda olduğunu,


hangi hikâyeyi anlatması gerektiğini,


kime hangi yüzünü göstereceğini


hesaplamak zorundadır.


Böyle bir yaşamda insan hakikate değil, rol yönetimine odaklanır.


Ve zamanla kendi gerçek yüzünü görmek de zorlaşabilir.


1️⃣4️⃣ Işığın Kaybı Bir Ceza Mıdır, Yoksa Doğal Sonuç Mu ❓


Kur’an perspektifinde bu ikisini tamamen ayırmak zorunda değiliz.


Bir davranışın doğal sonucu aynı zamanda ilahi adalet düzeninin bir parçası olabilir.


Örneğin:


sürekli yalan söylemenin güven kaybına,


sürekli kibirli davranmanın öğrenme kapasitesinin azalmasına,


sürekli ikiyüzlülüğün karakter bütünlüğünün bozulmasına


yol açması doğal sonuçlardır.


Fakat bu sonuçların bulunduğu ahlaki düzen de teolojik açıdan Allah'ın kurduğu düzen olarak görülebilir.


Bu nedenle ışığın kaybı, insanın seçtiği karanlığın kendisine dönmesi şeklinde anlaşılabilir.


1️⃣5️⃣ Bir İnsan Bir Zamanlar Sahip Olduğu Manevi Duyarlılığı Kaybedebilir Mi ❓


Evet.


İnsan hayatında bu çok sık görülebilir.


Bir zamanlar:


haksızlık karşısında çok hassas olan biri zamanla duyarsızlaşabilir.


Bir zamanlar yalandan rahatsız olan biri yalanı normalleştirebilir.


Bir zamanlar vicdanını dinleyen biri zamanla çıkarını önceleyebilir.


Bazen insanlar geçmişlerine bakıp:


“Ben ne zaman bu hâle geldim?”


diye sorarlar.


Çünkü büyük dönüşümler her zaman büyük bir kararla gerçekleşmez.


Küçük tavizlerin birikimi insanı başlangıçtaki yerinden çok uzağa taşıyabilir.


Işığın kaybı bazen böyle sessiz bir süreçtir.


1️⃣6️⃣ Rehberlik İle Işık Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır ❓


Bir rehber insana:


nereye gideceğini


gösterir.


Işık ise:


nerede olduğunu ve önünde ne bulunduğunu


gösterir.


Bu iki sembol birlikte düşünüldüğünde hidayetin güçlü bir resmi ortaya çıkar.


Işık olmadan yol görünmez.


Yol olmadan ışık yön vermez.


Kur’an kendisini hem:


hidayet


hem de farklı bağlamlarda:


nur


ile ilişkilendirir.


Bu nedenle manevi rehberlik yalnız bilgi sunmak değildir.


İnsanın:


kendisini,


dünyayı,


ahlaki tercihlerini


farklı bir ışık altında görmesini sağlamaktır.


1️⃣7️⃣ Bu Ayet Mümin İçin Nasıl Bir Uyarı Taşır ❓


Ayet doğrudan münafıkları anlatır.


Ama ışığı kaybetme metaforu her insan için önemli bir öz muhasebe oluşturabilir.


İnsan kendisine sorabilir:


Bir zamanlar hassas olduğum hangi konular artık beni rahatsız etmiyor?


Doğru olduğunu bildiğim hâlde sürekli ertelediğim şeyler var mı?


Vicdanımın sesini duymamak için kendime gerekçeler üretiyor muyum?


Bilgim arttıkça karakterim de değişiyor mu, yoksa yalnız daha çok şey mi biliyorum?


Hakikati anlamayı mı istiyorum, yoksa yalnız haklı çıkmayı mı?



Çünkü insan ışığın yanında bulunup yine de karanlığa alışabilir.


1️⃣8️⃣ Modern Dünyada Işık İçinde Karanlıkta Kalmak Mümkün Müdür ❓


Belki hiç olmadığı kadar mümkündür.


Bugün insanın önünde:


milyonlarca kitap,


bilimsel bilgi,


felsefi metinler,


tarihsel kayıtlar,


ahlaki tartışmalar,


dini kaynaklar


bulunmaktadır.


Yani bilgi anlamında etrafımız son derece aydınlıktır.


Fakat bilgi bolluğu otomatik olarak bilgelik üretmez.


İnsan bütün dünyaya internet üzerinden ulaşabilir ama yalnız kendi görüşünü doğrulayan içerikleri okuyabilir.


Binlerce insanın acısını görebilir ama birkaç saniye sonra ekranı kaydırıp unutabilir.


Gerçeğe erişimi vardır.


Ama onu içselleştirmeyebilir.


Bu nedenle modern insan için çok çarpıcı bir paradoks vardır:


Ekranlarımız hiç olmadığı kadar aydınlık, fakat bu mutlaka iç dünyamızın da aydınlık olduğu anlamına gelmez.


1️⃣9️⃣ En Büyük Karanlık, Işığın Hiç Doğmaması Değil Onu Görüp Kaybetmek Olabilir​


Bakara Suresi'nin on yedinci ayeti kısa bir sahne kurar.


Gece vardır.


Bir insan ateş yakar.


Ateş çevresini aydınlatır.


Bir an için:


yollar,


insanlar,


engeller,


çevrede bulunan şeyler


görünür hâle gelir.


Sonra ışık gider.


Ve karanlık geri döner.


Fakat insan artık başlangıçtaki insan değildir.


Çünkü karanlığa düşmeden önce ışığı görmüştür.


Belki ayetin trajik gücü tam burada bulunur.


Hiç bilmeyen insan öğrenebilir.


Hiç görmeyen insan ışığı arayabilir.


Ama ışığı görmüş, sonra ondan yüz çevirmiş insan çok daha farklı bir tehlikeyle karşı karşıyadır.


Çünkü artık karşılaştığı hakikate rağmen başka bir yön seçmiştir.


Bu yalnız teolojik bir mesele değildir.


İnsan hayatında bunun küçük örnekleri sürekli yaşanır.


Bir insan yaptığı hatayı bir an için çok açık biçimde fark eder.


“Bunu değiştirmeliyim.”


der.


Sonra erteler.


Bir süre sonra rahatsızlığı azalır.


Yıllar geçer.


Ve bir zamanlar değiştirmek istediği davranışı kişiliğinin doğal parçası olarak kabul etmeye başlar.


Bir başka insan hayatının boşluğunu hisseder.


Kendisine:


“Bu şekilde yaşayamam.”


der.


Sonra günlük telaş geri gelir.


İlk farkındalık kaybolur.


Ve kişi yeniden aynı döngünün içine girer.


İşte geçici aydınlanma ile kalıcı dönüşüm arasındaki fark budur.


Işık görmek başlangıçtır.


Işıkta yürümek ise başka bir şeydir.


Bakara 17 belki bu nedenle insanı yalnız:


“Gerçeği gördün mü?”


diye sorgulamaz.


Daha zor bir soru sorar:


“Gördüğün gerçekle ne yaptın?”


Çünkü hakikatle karşılaşmak insanı otomatik olarak değiştirmez.


İnsan onu:


kabul edebilir,


erteleyebilir,


reddedebilir,


unutabilir,


hatta onunla alay edebilir.


Ve her tercih, insanın bir sonraki hakikat karşılaşmasını etkileyebilir.


Bu nedenle manevi duyarlılık korunması gereken bir ışık gibidir.


Küçük olabilir.


Titreyebilir.


Bazen rüzgârda zayıflayabilir.


Ama beslenirse büyür.


İhmal edilirse sönebilir.


Ve insan karanlıkta kaldığında en büyük kaybı yalnız çevresini görememesi değildir.


Nereye gittiğini de görememesidir.


Belki Bakara 17'nin bize bıraktığı en güçlü soru budur:


“Hayatında bir zamanlar gördüğün fakat bugün artık görmezden geldiğin hangi ışıklar var?”


Çünkü bazen insan hakikati henüz bulmadığı için değil, bir zamanlar bulduğu şeyi koruyamadığı için de kaybolabilir.


“Işık insana yalnız etrafında ne olduğunu göstermez; hangi yönde yürümesi gerektiğini de fark ettirir. Bu yüzden hakikati bir kez görmek yeterli değildir. Asıl mesele, insanın gördüğü aydınlığı karakterinde koruyup koruyamadığıdır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt