Bakara Suresi 11. Ayette “Onlara ‘Yeryüzünde Bozgunculuk Yapmayın’ Denildiğinde ‘Biz Ancak Islah Edicileriz’ Derler” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve Fesat, Islah, İyi Niyet Yanılsaması, Ahlaki Körlük, Kendini Haklı Görme, Toplumsal Bozulma Ve Kötülüğün İyilik Adıyla Sunulması Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“Kötülüğün en tehlikeli hâli, kendisini kötülük olarak göstermediği andır. İnsan yaptığı bozgunculuğu ‘iyilik’, çıkarını ‘adalet’, zararını ‘ıslah’ diye adlandırmaya başladığında artık yalnız davranışını değil, doğru ile yanlış arasındaki ölçüyü de bozmuş olabilir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 11. Ayet Ne Söyler
Bakara Suresi'nin on birinci ayetinde şöyle buyrulur:
“Onlara, ‘Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler.”
Bu ayet, önceki ayetlerde anlatılan münafık insan tipinin başka bir özelliğini açığa çıkarır.
Önce onların:
iman ettiklerini söyledikleri hâlde gerçek anlamda inanmadıkları,
Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalıştıkları,
kalplerinde bir hastalık bulunduğu
anlatılmıştı.
Şimdi ise daha çarpıcı bir durum ortaya çıkar:
Bu insanlar yalnızca yanlış yapmamakla kalmazlar.
Yaptıkları yanlışın doğru olduğunu da düşünür veya öyle gösterirler.
Onlara:
“Bozgunculuk yapmayın.”
denildiğinde cevapları:
“Biz zaten düzeltmeye çalışıyoruz.”
olur.
İşte ayetin ahlaki derinliği burada başlar.
“Fesat” Ne Demektir
Ayette geçen temel kavramlardan biri fesattır.
Fesat:
bozulma, düzenin zarar görmesi, çürüme, bozgunculuk, iyiliğin ortadan kalkması
gibi anlamlara gelir.
Kur’an'da fesat yalnızca savaş çıkarmak veya fiziksel yıkım yapmak anlamına gelmez.
Toplumda:
adaletin bozulması,
güvenin zedelenmesi,
insanların birbirine düşürülmesi,
hakların çiğnenmesi,
ahlaki sınırların aşınması,
zulmün yayılması
da fesat kapsamında düşünülebilir.
Dolayısıyla fesat, bir toplumun insani ve ahlaki dokusunun bozulmasıdır.
“Yeryüzünde Bozgunculuk Yapmayın” İfadesi Neden Bu Kadar Geniştir
Ayette yalnız:
“İnsanlara zarar vermeyin.”
denmez.
“Yeryüzünde fesat çıkarmayın.”
denir.
Bu ifade, insan davranışlarının sonuçlarının bireysel sınırları aşabileceğini gösterir.
Bir yalan iki insan arasında başlayabilir ama toplumsal güveni zayıflatabilir.
Bir haksızlık tek kişiye yapılabilir ama adaletsizliği normalleştirebilir.
Bir çıkar çatışması küçük görünebilir fakat kurumları yozlaştırabilir.
Dolayısıyla insanın davranışı yalnız kendisini ilgilendirmez.
Bireysel kötülükler birleşerek toplumsal düzenin karakterini değiştirebilir.
“Biz Ancak Islah Edicileriz” Ne Demektir
Islah, fesadın karşıtıdır.
Kelime:
düzeltmek, iyileştirmek, barıştırmak, bozulan şeyi yeniden iyi hâle getirmek
anlamlarına gelir.
Dolayısıyla ayetteki kişiler kendilerini:
bozucu değil,
düzeltici
olarak tanımlarlar.
İşte paradoks budur.
Kur’an onların yaptığını:
fesat
olarak adlandırırken onlar aynı davranışı:
ıslah
olarak adlandırmaktadır.
Bu durumda problem artık yalnız davranış değildir.
Davranışı tanımlama biçimi de bozulmuştur.
İnsan Gerçekten Kötülük Yapıp Kendisini İyi Sanabilir Mi
Evet.
İnsanlık tarihi bunun sayısız örneğiyle doludur.
İnsanlar bazen:
baskıyı düzen,
zulmü güvenlik,
ayrımcılığı koruma,
intikamı adalet,
çıkarı kamu yararı
olarak adlandırabilir.
Bunu her zaman bilinçli bir yalan olarak yapmaları da gerekmez.
İnsan kendi davranışını uzun süre haklı çıkardığında gerçekten:
“Ben doğru olanı yapıyorum.”
diye düşünmeye başlayabilir.
Bu nedenle ahlaki tehlikenin en büyüğü bazen kötülük yapmak değil, kötülüğü artık kötülük olarak görememektir.
İyi Niyet Bir Davranışı Otomatik Olarak İyi Yapar Mı
Hayır.
İyi niyet önemlidir.
Fakat tek başına yeterli değildir.
Bir insan gerçekten iyi bir sonuç istediğini söyleyebilir.
Ama kullandığı yöntem:
haksız,
zararlı,
aldatıcı,
acımasız
olabilir.
Bu durumda:
“Niyetim iyiydi.”
sözü davranışın bütün sonuçlarını ortadan kaldırmaz.
Ahlaki değerlendirme için en az üç soru gerekir:
Niyet neydi?
Yöntem neydi?
Sonuç ne oldu?
Bunlardan yalnızca birine bakmak, insanın kendisini kolayca haklı çıkarmasına neden olabilir.
Kötülüğün İyilik Adıyla Sunulması Neden Daha Tehlikelidir
Açık kötülüğün fark edilmesi daha kolaydır.
Bir insan:
“Ben haksızlık yapıyorum.”
diyorsa en azından yapılan şeyin adı bilinmektedir.
Fakat haksızlık:
“adalet”
adıyla sunulursa problem derinleşir.
Çünkü insanlar kötülüğe karşı doğal direnç gösterebilir.
Ama aynı şey iyilik diliyle sunulduğunda kabul edilmesi kolaylaşabilir.
Bu nedenle dil, ahlaki mücadelede son derece önemlidir.
Kelimelerin anlamı değiştirilirse insanların davranışları algılama biçimi de değişebilir.
Fesadın “ıslah” diye adlandırılması, yanlışın dil aracılığıyla meşrulaştırılmasıdır.
İnsan Kendini Haklı Görmeye Neden Bu Kadar Eğilimlidir
Çünkü insan kendi davranışlarının hem faili hem de yorumcusudur.
Ve tarafsız bir yorumcu değildir.
Kendimiz hakkında genellikle olumlu bir hikâye taşırız.
Kendimizi:
iyi,
mantıklı,
adil,
haklı
görmek isteriz.
Bu nedenle yaptığımız davranış bu imajla çeliştiğinde zihnimiz mazeret üretmeye başlayabilir.
“Ben bunu yapmak zorundaydım.”
“Asıl onlar beni buna mecbur bıraktı.”
“Uzun vadede onların iyiliği için.”
“Başka seçenek yoktu.”
Bazen bunlar gerçekten geçerli gerekçeler olabilir.
Ama bazen yalnızca benlik imajımızı koruyan hikâyelerdir.
Ahlaki Körlük Nedir
Ahlaki körlük, insanın yaptığı davranışın ahlaki problemini artık fark edememesi olarak düşünülebilir.
İnsan fiziksel anlamda her şeyi görmektedir.
Ne yaptığını bilir.
Sonuçları da görebilir.
Ama davranışın:
adaletsizliğini,
acımasızlığını,
ikiyüzlülüğünü
algılayamaz.
Çünkü zihninde davranış çoktan farklı bir isim almıştır.
Zulüm:
“zorunluluk”
olmuştur.
Çıkar:
“sorumluluk”
olmuştur.
Manipülasyon:
“strateji”
olmuştur.
Ayetin:
“Biz ancak ıslah edicileriz.”
sözü, bu ahlaki körlüğün son derece güçlü bir örneğidir.
Islah Gerçekten Ne Gerektirir
Gerçek ıslah yalnız:
“Ben iyilik yapıyorum.”
demek değildir.
Islah:
adaleti güçlendirmek,
zararı azaltmak,
insanlar arasındaki güveni korumak,
hakları gözetmek,
bozulan ilişkileri düzeltmek
gibi somut sonuçlarla ilişkilidir.
Ayrıca ıslahın yöntemi de önemlidir.
Bir toplumu düzeltmek adına toplumun temel adalet ilkelerini yok etmek gerçek bir ıslah olmayabilir.
Bir insanı iyileştirmek adına onu aşağılamak da ıslah değildir.
İslam ahlakında amaç kadar araçların ahlakiliği de önem taşır.

Toplumsal Bozulma Nasıl Başlar
Toplumların ahlaki yapısı çoğu zaman bir gecede çökmez.
Bozulma küçük normalleşmelerle başlayabilir.
İlk yolsuzluk tepki çeker.
Sonra insanlar alışır.
İlk yalan skandal olur.
Sonra:
“Zaten herkes böyle yapıyor.”
denir.
İlk haksızlık rahatsızlık oluşturur.
Sonra sistemin olağan parçası hâline gelir.
Bir toplumun en tehlikeli noktası yanlışların bulunması değildir.
Hiçbir toplum kusursuz değildir.
Asıl tehlike, yanlışların:
normal,
zorunlu,
hatta:
iyi
olarak görülmeye başlanmasıdır.
İşte fesadın derinleştiği nokta burasıdır.

“Herkes Yapıyor” Bir Ahlaki Gerekçe Olabilir Mi
Hayır.
Bir davranışın yaygın olması onun doğru olduğunu göstermez.
Tarih boyunca çok yaygın olup daha sonra büyük bir haksızlık olarak kabul edilen uygulamalar olmuştur.
Bu nedenle çoğunluğun davranışı ile ahlaki doğruluk birbirine eşit değildir.
Ancak insan sosyal bir varlık olduğu için çevresindeki davranışlardan güçlü biçimde etkilenir.
Bir yanlış herkes tarafından yapıldığında kişinin vicdani direnci azalabilir.
“Demek ki normal.”
diye düşünmeye başlayabilir.
Bakara 11'in uyarısı bu açıdan da önemlidir:
Toplumun yanlış bir davranışa verdiği isim, onun gerçek niteliğini değiştirmez.

Güç Sahipleri Fesadı “Islah” Diye Sunabilir Mi
Tarih boyunca güç sahibi kişi ve yapılar kendi eylemlerini olumlu kavramlarla meşrulaştırmaya çalışmıştır.
Bu durum:
devletlerde,
kurumlarda,
topluluklarda,
hatta ailelerde
görülebilir.
Güç sahibi kişi:
“Ben sizin iyiliğiniz için yapıyorum.”
diyebilir.
Fakat asıl soru şudur:
Gerçekten kimin iyiliği?
Hangi bedelle?
Kimin hakkı çiğneniyor?
Kim karar veriyor?
Kim hesap verecek?
Bu sorular sorulmadığında “ıslah” kelimesi, baskıyı meşrulaştıran bir slogana dönüşebilir.

Bir İnsan Başkasını Düzeltmeye Çalışırken Kendisi Bozulabilir Mi
Evet.
Bu özellikle ahlaki ve dini tartışmalarda önemli bir tehlikedir.
Bir kişi:
“Ben doğruyu savunuyorum.”
diyerek:
hakaret edebilir,
aşağılayabilir,
iftira atabilir,
adaletsiz davranabilir.
Bu durumda savunduğu şey doğru olsa bile onu savunma yöntemi yanlış olabilir.
İnsan kötülükle mücadele ederken aynı kötülüğün biçimini kendi içinde yeniden üretebilir.
Bu nedenle Kur’an'ın ahlaki perspektifi yalnız:
“Hangi taraftasın?”
sorusuyla sınırlı değildir.
Şunu da sorar:
“O tarafta nasıl davranıyorsun?”

Islah İddiası Neden Öz Eleştiri Gerektirir
Çünkü kendisini düzeltici olarak gören insan çok kolay biçimde ahlaki üstünlük duygusuna kapılabilir.
“Ben iyilerin tarafındayım.”
dediğinde kendi davranışlarını daha az sorgulamaya başlayabilir.
Oysa gerçek ıslah:
“Ben de yanılıyor olabilirim.”
diyebilmeyi gerektirir.
Bir insanın amacı gerçekten düzeltmekse geri bildirimden korkmaması gerekir.
Sonuçlar kötüleşiyorsa yöntemini gözden geçirmelidir.
Zarar verdiği kişilerin sesini dinlemelidir.
Çünkü ıslahın ölçüsü yalnız niyet beyanı değil, hakikate açık olabilmektir.

Din Adına Yapılan Her Şey Islah Sayılır Mı
Hayır.
Bir davranışın dini kelimelerle savunulması onu otomatik olarak doğru yapmaz.
İnsan:
Allah,
adalet,
ahlak,
din,
iyilik
gibi kutsal kavramları kendi çıkarı için de kullanabilir.
Bu nedenle dini söylem de ahlaki değerlendirmeden muaf değildir.
Bir davranış:
zulüm üretiyorsa,
haksızlık yapıyorsa,
yalana dayanıyorsa,
masumlara zarar veriyorsa,
sırf dini bir gerekçeyle sunulduğu için otomatik olarak “ıslah” olmaz.
Ayet tam da bu noktada çok güçlü bir uyarı taşır:
İyiliğin adını kullanmak, iyiliğin kendisi değildir.

Bu Ayet Mümin İçin Nasıl Bir Öz Muhasebe Sorusu Oluşturur
Ayet yalnızca tarihsel münafıklara yönelik bir teşhis olarak okunursa kişinin kendisini sorgulama fırsatı kaçabilir.
Daha zor olan, şu soruları kendimize yöneltmektir:
Ben zarar verdiğim bir şeyi “iyilik” diye savunuyor olabilir miyim?
Kendi çıkarımı “hak” diye adlandırıyor olabilir miyim?
Bir insanı düzeltmeye çalışırken onu kırıyor muyum?
Benim “adalet” dediğim şey aslında intikam olabilir mi?
Bir davranışımın sonuçları kötü olduğu hâlde yalnız niyetimi öne sürerek kendimi mi aklıyorum?
Bu sorular insanın kendisini suçlaması için değil, ahlaki körlükten korunması için önemlidir.

Modern Dünyada Fesadın Islah Gibi Sunulması Nasıl Görünebilir
Modern dünyada dil son derece güçlüdür.
Bir uygulamaya verilen isim insanların onu değerlendirme biçimini değiştirebilir.
Şirketler,
siyasi hareketler,
kurumlar,
bireyler
kendi davranışlarını olumlu kelimelerle paketleyebilir.
Bu nedenle modern insan yalnız yapılan şeye değil, kullanılan dile de dikkat etmelidir.
Bir uygulamaya:
“reform”
denmesi onun gerçekten iyileştirici olduğunu kanıtlamaz.
Bir politikaya:
“güvenlik”
denmesi onun her yönünü adil yapmaz.
Bir ticari karara:
“verimlilik”
denmesi insanların uğradığı zararı ortadan kaldırmaz.
Bir sosyal baskıya:
“toplumun iyiliği”
denmesi onun otomatik olarak ahlaki olduğu anlamına gelmez.
Bakara 11, çağlar değişse de şu soruyu canlı tutar:
“İsim ne olursa olsun, gerçekte ne oluyor?”

İnsan Kötülüğü En Kolay, Ona İyilik Adını Verdiğinde Görmezden Gelebilir
Bakara Suresi'nin on birinci ayeti insan ahlakının son derece tehlikeli bir noktasını gösterir.
İnsan her zaman yaptığı kötülüğün farkında değildir.
Bazen farkındadır ve gizler.
Fakat bazen daha ileri bir noktaya ulaşır:
Yaptığı şeyin gerçekten iyilik olduğuna inanır.
İşte bu durumda ahlaki düzeltme çok daha zorlaşır.
Çünkü bir insan:
“Ben yanlış yapıyorum.”
diyorsa değişmenin ilk kapısı açıktır.
Fakat:
“Ben zaten doğru olanı yapıyorum.”
dediğinde eleştiriyi de düşmanlık olarak algılayabilir.
Kendisini sorgulamaz.
Sonuçları yeniden değerlendirmez.
Zarar gören insanların sesini dinlemez.
Çünkü zihninde rolü çoktan belirlenmiştir:
O düzelticidir.
Karşı çıkanlar ise problem olarak görülmeye başlayabilir.
İşte burada çok tehlikeli bir ahlaki mekanizma oluşur.
İnsan kendi davranışını kutsallaştırır.
Sonra davranışını eleştireni kötülüğün tarafına koyar.
Böylece artık yalnızca yanlış yapmakla kalmaz.
Yanlışını korumak için bir iyilik anlatısı da üretir.
Belki tarihin en ağır zulümlerinin bir kısmı da tam bu nedenle kendisini çıplak kötülük olarak tanıtmamıştır.
İnsanlara:
“Biz kötülük yapıyoruz.”
denmemiştir.
Bunun yerine:
“Düzeni sağlıyoruz.”
“Toplumu koruyoruz.”
“İyilik yapıyoruz.”
“Geleceği kurtarıyoruz.”
denmiştir.
Bakara 11'in evrensel gücü burada ortaya çıkar.
Ayet yalnız bize kötü insanlardan söz etmez.
Çok daha rahatsız edici bir ihtimali gösterir:
İyi olduğunu düşünen insan da büyük kötülükler yapabilir.
Bu nedenle ahlakın yalnız iyi niyet üzerine kurulması yeterli değildir.
İnsan:
niyetini,
yöntemini,
sonuçlarını,
kendi çıkarlarını
sürekli sorgulamak zorundadır.
Ve belki de en önemli soru şudur:
“Ben gerçekten bir şeyi düzeltiyor muyum, yoksa yalnız kendi yaptığım bozulmaya güzel bir isim mi veriyorum?”
İnsanın kendi yanlışına isim verme gücü çok büyüktür.
Kibrine:
özgüven,
cimriliğine:
tedbir,
öfkesine:
haklı tepki,
intikamına:
adalet,
çıkarına:
sorumluluk
diyebilir.
Fakat kelimeler değiştiğinde hakikat değişmez.
Bakara 11'in bize bıraktığı büyük ölçü de budur:
Bir davranışın adından önce etkisine bak.
İnsanları bir araya mı getiriyor, parçalıyor mu?
Adaleti mi büyütüyor, çıkarı mı?
Gerçeği mi açığa çıkarıyor, gizliyor mu?
İyileştiriyor mu, yaralıyor mu?
Çünkü gerçek ıslah, insanın kendisine verdiği unvanla değil, geride bıraktığı iyilikle anlaşılır.
“Bozgunculuğun en tehlikeli biçimi, kendisine ‘ıslah’ adını verebilmesidir. Bu yüzden insan yalnız niyetini değil, yöntemini ve bıraktığı sonucu da sorgulamalıdır. İyilik olduğunu söylemek kolaydır; asıl soru, yapılan şeyin gerçekten neyi iyileştirdiğidir.”
Ersan Karavelioğlu