Bakara Suresi 5. Ayette “İşte Onlar Rablerinden Gelen Bir Hidayet Üzeredirler Ve Kurtuluşa Erenler De Onlardır” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve Hidayet, Felâh, Kurtuluş, Doğru Yol, Manevi Başarı, İnsan İradesi, İlahi Rehberlik Ve Gerçek Başarı Kavramları Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsan başarıyı çoğu zaman ulaştığı makamla, kazandığı servetle veya başkalarının gözündeki değeriyle ölçer. Bakara Suresi ise daha köklü bir ölçü koyar: Gerçek başarı, insanın ne kadar yükseldiğinden önce hangi yöne yürüdüğüyle ilgilidir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 5. Ayet Ne Söyler
Bakara Suresi'nin beşinci ayetinde şöyle buyrulur:
“İşte onlar Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.”
Bu ayet, önceki ayetlerde sıralanan özelliklerin sonucunu bildirir.
Kimlerdir bunlar?
Gayba iman edenler,
namazı dosdoğru kılanlar,
kendilerine verilen rızıktan harcayanlar,
Kur’an'a ve önceki vahiylere iman edenler,
ahirete kesin olarak inananlar.
Bakara Suresi'nin ilk beş ayeti böylece bir bütün oluşturur.
Önce insan tipi tarif edilir.
Sonra onun ulaştığı sonuç açıklanır:
Hidayet.
Ve ardından:
Felâh, yani gerçek kurtuluş ve başarı.
“İşte Onlar” Vurgusu Neden İki Kez Kullanılır
Ayetin Arapçasında dikkat çekici bir vurgu vardır:
“Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humu'l-muflihûn.”
Yani yaklaşık olarak:
“İşte onlar Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”
“İşte onlar” ifadesinin tekrarlanması sıradan değildir.
Bu tekrar, önceki ayetlerde anlatılan özelliklere sahip insanların özellikle öne çıkarıldığını gösterir.
Sanki metin okuyucuya:
“Bak, aradığın insan modeli budur.”
demektedir.
Dolayısıyla ayet yalnızca bir ödül açıklaması değildir.
Aynı zamanda ideal insan profilinin sonuç cümlesidir.
Hidayet Ne Demektir
“Hidayet” kelimesi genel olarak:
doğru yolu göstermek, doğru yola yöneltmek, rehberlik etmek
anlamlarına gelir.
Ancak Kur’an'da hidayet yalnızca bir adres tarif etmek değildir.
İnsan:
doğruyu bilmek,
doğruyu istemek,
doğruyu seçmek
ve doğru üzerinde devam etmek
gibi farklı aşamalardan geçer.
Bu nedenle hidayet, yalnızca zihinsel bilgi değildir.
Bir insan neyin doğru olduğunu bilebilir fakat onu seçmeyebilir.
Hidayet, bilginin insanın yönüne dönüşmesidir.
Bu yüzden ayette:
“Onlar hidayeti bilirler.”
denmez.
“Hidayet üzeredirler.”
denir.
Bu ifade, hidayetin üzerinde yürünülen bir yol gibi düşünülmesine imkân verir.
“Hidayet Üzerinde Olmak” Nasıl Bir Anlam Taşır
Ayette kullanılan ifade:
“alâ huden”
yani:
“bir hidayet üzerinde”
şeklindedir.
Bu dil oldukça güçlüdür.
Bir insan bir yolun:
yanında,
yakınında,
hakkında bilgi sahibi
olabilir.
Fakat ayet insanı doğrudan hidayetin üzerinde tasvir eder.
Yani mesele teorik olarak doğru yolu tanımak değil, fiilen onun üzerinde bulunmaktır.
Bir haritayı bilmek başka,
yola çıkmak başkadır.
Kıbleyi bilmek başka,
yönelmek başkadır.
Ahlaki bir ilkeyi kabul etmek başka,
o ilkeye göre yaşamak başkadır.
Bakara 5'teki hidayet bu ikinci düzeydir.
Hidayetin “Rablerinden” Gelmesi Ne Anlama Gelir
Ayet:
“Rablerinden gelen bir hidayet”
der.
Buradaki “Rab” kelimesi önemlidir.
Rab yalnızca “yaratan” anlamına indirgenmez.
Yetiştiren,
terbiye eden,
geliştiren,
düzenleyen,
koruyan
anlam alanlarına sahiptir.
Dolayısıyla hidayetin “Rab'den” gelmesi, insanın başıboş bırakılmadığı fikrini içerir.
İnsan yalnızca yaratılmış ve sonra kendi hâline terk edilmiş bir varlık değildir.
Kur’an perspektifinde ona:
akıl,
vicdan,
peygamberler,
vahiy,
işaretler
ve ahlaki sorumluluk verilmiştir.
Hidayet bu büyük rehberlik ilişkisinin merkezindedir.
İnsan İradesi Varsa Hidayet Nasıl Allah'tan Gelir
Bu, İslam düşüncesinin en önemli meselelerinden biridir.
Eğer hidayeti Allah veriyorsa insanın seçiminin anlamı nedir?
Eğer insan kendi seçiyorsa Allah'ın hidayet vermesi ne anlama gelir?
Kur’an'ın bütünü bu iki boyutu birlikte korur.
Allah:
yolu gösterir,
imkân sağlar,
uyarır,
vahiy gönderir.
İnsan ise:
dinler,
reddeder,
kabul eder,
yönelir,
inat eder,
arayışa girer.
Dolayısıyla hidayet, insan iradesini yok eden mekanik bir süreç olarak düşünülmemelidir.
Daha çok:
İlahi rehberlik ile insanın özgür yönelişinin buluşması
olarak anlaşılabilir.
Allah Herkese Hidayet Vermiyor Mu
Burada hidayetin farklı anlam düzeylerini ayırmak gerekir.
Bir anlamda insanlığın önüne yol gösteren işaretlerin sunulması genel bir hidayettir.
Akıl,
vicdan,
yaratılış,
peygamberler,
vahiy
insana yön gösterir.
Fakat bir insanın bu rehberliği kabul edip içselleştirmesi başka bir aşamadır.
Bu nedenle iki insan aynı ayeti okuyabilir.
Biri etkilenir.
Diğeri etkilenmez.
Aynı olay birini değiştirir.
Diğerini değiştirmez.
Hidayet yalnızca bilginin karşıda bulunması değildir.
Kalbin, aklın ve iradenin o bilgiyle kurduğu ilişkinin sonucudur.
İnsan Hidayeti Kaybedebilir Mi
Kur’an'ın genel çerçevesinde insanın manevi hayatı statik değildir.
İnsan doğru yolda olabilir ama sonra sapabilir.
Yanlış yolda olabilir ama sonra yönünü değiştirebilir.
Bu yüzden hidayet bir defa alınan ve sonsuza kadar otomatik biçimde korunan bir belge gibi düşünülmez.
İnsan sürekli:
niyet,
karar,
davranış,
tevbe,
sabır,
ahlaki mücadele
içindedir.
Bu nedenle Müslüman her namazda Fâtiha Suresi'nde:
“Bizi dosdoğru yola ilet.”
der.
Zaten Müslüman olan kişinin yeniden hidayet istemesi, hidayetin yalnızca başlangıç değil, süreklilik gerektiren bir yöneliş olduğunu gösterir.
“Felâh” Ne Demektir
Ayetin ikinci önemli kelimesi:
“el-muflihûn”
ifadesidir.
Bu kelime “felâh” kökünden gelir.
Felâh:
kurtuluş, başarı, esenlik, murada erme, kalıcı iyilik
gibi geniş anlamlar taşır.
Bu nedenle:
“Kurtuluşa erenler”
çevirisi doğrudur fakat kelimenin bütün zenginliğini tam olarak tüketmez.
Felâh yalnızca bir tehlikeden kurtulmak değildir.
Aynı zamanda insanın varoluşunun gerçek amacına ulaşmasıdır.
Yani:
kaybetmemesi değil, gerçekten kazanmasıdır.
Kur’an'a Göre Gerçek Başarı Nedir
Modern toplum başarıyı çoğu zaman ölçülebilir şeylerle tanımlar:
para,
kariyer,
ün,
statü,
mülkiyet,
takipçi sayısı,
iktidar,
prestij.
Kur’an bunların varlığını inkâr etmez.
Fakat bunları insanın nihai değer ölçüsü hâline getirmez.
Bir insan çok zengin olabilir ve başarısız olabilir.
Çok tanınmış olabilir ve kaybetmiş olabilir.
Toplum tarafından güçlü kabul edilebilir fakat ahlaken çökmüş olabilir.
Bakara 5'in başarı ölçüsü farklıdır:
İnsan hakikatle doğru ilişki kurabiliyor mu?
Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyor mu?
İnsanlara karşı adil mi?
Hayatının yönü doğru mu?
Felâh burada başlar.

Dünya Başarısı İle Manevi Başarı Birbirine Zıt Mıdır
Hayır.
Kur’an insanın çalışmasını,
üretmesini,
dünyadan yararlanmasını
reddetmez.
Sorun dünya nimetlerinin insanın nihai amacı hâline gelmesidir.
Servet kötü olmak zorunda değildir.
Servetin insanı ele geçirmesi sorun hâline gelebilir.
Makam kötü olmak zorunda değildir.
Makam uğruna adaletin terk edilmesi sorun olur.
Başarı kötü değildir.
Başarıyı kişinin değerinin tek ölçüsü hâline getirmek sorun olabilir.
Bu nedenle Kur’an'ın başarısı:
Dünyayı terk etmek
değil,
dünyanın insanı ele geçirmesine izin vermemek
olarak anlaşılabilir.

Bir İnsan Dünya Hayatında Kaybedip Yine De Başarılı Olabilir Mi
Kur’an'ın başarı anlayışının radikal taraflarından biri budur.
Bir insan:
haksızlığa uğrayabilir,
servetini kaybedebilir,
yalnız kalabilir,
toplum tarafından reddedilebilir,
hatta hayatını kaybedebilir.
Dışarıdan bakıldığında yenilmiş gibi görünebilir.
Fakat ahlaki ilkesini korumuşsa, Kur’an açısından nihai anlamda kaybetmiş olmayabilir.
Peygamberlerin hayatlarında da bu tema görülür.
Bazıları:
sürgün edilmiş,
alay edilmiş,
tehdit edilmiş,
toplumları tarafından reddedilmiştir.
Fakat Kur’an onları başarısız kişiler olarak anlatmaz.
Bu, “başarı” kelimesinin tanımını kökten değiştirir.

Gerçek Kurtuluş Neden Ahiretle Bağlantılıdır
Dünya hayatındaki başarı geçicidir.
Servet kaybolabilir.
Güç el değiştirebilir.
Şöhret unutulabilir.
Beden yaşlanır.
Hayat sona erer.
Eğer başarı yalnızca dünya ile sınırlanırsa ölüm bütün başarıları kaçınılmaz biçimde sonlandırır.
Kur’an'ın felâh kavramı bu nedenle ahiretle tamamlanır.
Kalıcı başarı:
ölümün bile sona erdiremediği başarıdır.
Bu açıdan ahiret düşüncesi, insanın başarı ölçüsünü kısa vadeli sonuçlardan çıkarıp nihai sonuca yöneltir.

Hidayet İle Felâh Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
Ayette önce:
hidayet
sonra:
felâh
gelir.
Bu sıralama önemlidir.
Önce yön.
Sonra sonuç.
Bir geminin ne kadar hızlı gittiği, yanlış yöne gidiyorsa çok önemli değildir.
Hatta hız arttıkça yanlış hedefe daha hızlı ulaşır.
İnsan hayatında da aynı durum olabilir.
Çok çalışmak tek başına yeterli değildir.
Şu soru da gerekir:
Ne için çalışıyorum?
Çok ilerlemek yetmez.
Nereye ilerliyorum?
Bakara 5'in mantığı budur:
Doğru yön → gerçek başarı.

Hidayet Sadece Dini Bilgi Sahibi Olmak Mıdır
Hayır.
Bir insan yüzlerce dini kitap okuyabilir.
Ayetleri ezberleyebilir.
Tefsir bilgisine sahip olabilir.
Fakat davranışları:
adaletsiz,
kibirli,
acımasız,
ikiyüzlü
olabilir.
Bilgi ile hidayet arasında fark vardır.
Bilgi hidayetin araçlarından biri olabilir.
Fakat hidayet bilgiyi:
karaktere,
davranışa,
ahlaka,
yönelişe
dönüştürür.
Kur’an'ın daha önceki ayetlerde imanla birlikte namazı ve infakı anmasının sebebi de budur.
Gerçek rehberliğin izi insanın hayatında görülmelidir.

İnsan Kendini Hidayette Sanıp Yanılıyor Olabilir Mi
Evet.
Belki de en tehlikeli manevi durumlardan biri budur.
İnsan yanlış yolda olduğunun farkındaysa değişme ihtimali vardır.
Fakat yanlışını:
“Ben kesinlikle doğruyum.”
duygusuyla kutsallaştırıyorsa kendisini sorgulaması zorlaşır.
Bu yüzden gerçek hidayet kibir üretmemelidir.
Tam tersine insanda:
tevazu,
öz eleştiri,
merhamet,
hesap verme bilinci
oluşturmalıdır.
Bir insanın:
“Ben hidayetteyim, herkes değersiz.”
tavrı, hidayetin ahlaki ruhuyla çelişebilir.
Çünkü doğru yol iddiası insana üstünlük değil, daha büyük sorumluluk yükler.

Kurtuluşa Ermek Sadece Bireysel Bir Mesele Midir
Bakara'nın ilk ayetlerine bakıldığında cevap yalnızca bireysel değildir.
Müttaki insan:
gayba inanır,
namaz kılar,
ama aynı zamanda:
rızkından başkalarına harcar.
Yani kurtuluş anlayışı sosyal sorumluluk içerir.
Bir insan yalnız kendi manevi rahatlığını düşünüp çevresindeki:
yoksulluğa,
zulme,
adaletsizliğe,
acıya
tamamen kayıtsız kalıyorsa Kur’an'ın çizdiği bütüncül modele ulaşamaz.
Bu nedenle felâh sadece:
“Ben kurtulayım.”
fikri değildir.
İnsanın başkalarının hayatındaki sorumluluğunu da içerir.

Bakara Suresi'nin İlk Beş Ayeti Nasıl Bir İnsan Modeli Çizer
İlk beş ayeti birlikte okuduğumuzda çok güçlü bir yapı ortaya çıkar.
İlk ayet:
Elif Lâm Mîm.
İnsanın bilginin sınırlarıyla karşılaşması.
İkinci ayet:
Kitap ve hidayet.
İnsan için bir yön gösterici.
Üçüncü ayet:
Gayb, namaz ve infak.
İnanç, ibadet ve toplumsal sorumluluk.
Dördüncü ayet:
Vahyin sürekliliği ve ahiret.
İnsanın geçmiş ve gelecekle ilişkisi.
Beşinci ayet:
Hidayet ve felâh.
Bütün bu özelliklerin sonucu.
Böylece Kur’an'ın başlangıcında insanın neredeyse bütün varoluş haritası çizilmiş olur:
Ne bileceksin?
Neye inanacaksın?
Nasıl yaşayacaksın?
Neyi paylaşacaksın?
Nereye gideceksin?
Başarıyı neyle ölçeceksin?

Belki De En Büyük Başarı, Yanlış Yolda Çok İlerlememektir
İnsan hayatında hız büyüleyicidir.
Daha hızlı üretmek,
daha hızlı kazanmak,
daha hızlı büyümek,
daha hızlı yükselmek isteriz.
Fakat çok daha temel bir soru vardır:
Hangi yöne gidiyoruz?
Bir insan yanlış yolda yüz kilometre ilerlediğinde, çok ilerlemiş olabilir.
Ama hedefinden uzaklaşmıştır.
Başka biri yavaş yürüyebilir.
Fakat yönü doğruysa her adım onu hedefine yaklaştırır.
Bakara Suresi'nin beşinci ayeti insan hayatını tam da bu açıdan yeniden tanımlar.
Önce:
hidayet.
Sonra:
felâh.
Yani önce doğru yön,
sonra gerçek başarı.
Belki bu nedenle Kur’an'ın başarı anlayışı modern başarı dilinden bu kadar farklıdır.
Dünya insana:
“Ne kadar kazandın?”
diye sorabilir.
Kur’an:
“Ne uğruna kazandın?”
sorusunu ekler.
Dünya:
“Ne kadar yükseldin?”
der.
Kur’an:
“Yükselirken kim oldun?”
diye sorar.
Dünya:
“Kaç kişi seni tanıyor?”
der.
Kur’an:
“Kendini ve Rabbini tanıdın mı?”
sorusunu ortaya koyar.
Dünya:
“Ne bıraktın?”
der.
Kur’an ise çok daha derin bir soru yöneltir:
“Kendinden ne götürüyorsun?”
İşte felâh bu bakış açısında anlaşılır.
Gerçek başarı yalnız sahip olunanların toplamı değildir.
İnsanın:
neyi sevdiği,
neyi seçtiği,
neyi reddettiği,
kim için yaşadığı,
adalet karşısında nasıl davrandığı,
elindeki nimetlerle ne yaptığı
da o başarının parçasıdır.
Belki bir insan dünyaya göre kaybedebilir ve Allah katında kazanabilir.
Belki dünyaya göre her şeyi kazanabilir ama kendisini kaybedebilir.
Bakara 5 bu nedenle yalnızca takvâ sahiplerini öven bir ayet değildir.
İnsana çok daha rahatsız edici ve çok daha değerli bir soru yöneltir:
“Başarı dediğin şey gerçekten nedir?”
“İnsan hayatında en büyük yanılgılardan biri, hız ile yönü birbirine karıştırmaktır. Çok hızlı ilerlemek, doğru yere gittiğimiz anlamına gelmez. Hidayet yönü; felâh ise o yönün nihai sonucunu ifade eder. Bu yüzden gerçek başarı, yalnız ne kadar yol aldığımızla değil, hangi hakikate doğru yürüdüğümüzle ölçülmelidir.”
Ersan Karavelioğlu