📖 Bakara Suresi 12. Ayette “Dikkat Edin, Asıl Bozguncular Onlardır; Fakat Bunun Farkında Değillerdir” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve Farkındalık Kaybı

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,682
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 12. Ayette “Dikkat Edin, Asıl Bozguncular Onlardır; Fakat Bunun Farkında Değillerdir” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve Farkındalık Kaybı, Ahlaki Körlük, Kendini Haklı Görme, Fesadın Normalleşmesi, Gerçeklik Algısı, Vicdan Ve İnsanın Kendi Davranışlarının Sonuçlarını Görememesi Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır ❓


“İnsanın yaptığı yanlışı bilmesi tehlikelidir; fakat yaptığı yanlışı artık iyilik sanması daha da tehlikelidir. Çünkü hata fark edildiğinde düzeltilebilir, ama ahlaki körlük hatayı insanın gözünde erdeme dönüştürebilir.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 12. Ayet Ne Söyler ❓


Bakara Suresi'nin on ikinci ayetinde şöyle buyrulur:


“Dikkat edin! Asıl bozguncular onlardır; fakat bunun farkında değillerdir.”


Bu ayet, bir önceki ayetin doğrudan devamıdır.


Bakara 11'de bu kişilere:


“Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.”


denildiğinde:


“Biz ancak ıslah edicileriz.”


dedikleri aktarılmıştı.


Şimdi Kur’an onların bu değerlendirmesini kesin biçimde tersine çevirir:


“Hayır. Gerçekte bozgunculuk yapanlar sizsiniz.”


Fakat cümlenin en sarsıcı kısmı sonundadır:


“Farkında değillerdir.”


Böylece problem yalnızca kötülük yapmak değildir.


İnsan, yaptığı kötülüğün kötülük olduğunu algılayamayacak kadar kendi yorumunun içine kapanabilir.


2️⃣ “Dikkat Edin” İfadesi Neden Kullanılır ❓


Ayetin başındaki “Elâ” ifadesi:


“Dikkat edin, bilin ki, iyi anlayın”


gibi güçlü bir uyarı tonu taşır.


Bu, sıradan bir bilgi aktarımı değildir.


Okuyucunun özellikle dikkatinin çekilmesi istenir.


Çünkü görünüş ile gerçeklik arasında ciddi bir fark vardır.


Bu insanlar kendilerini:


ıslah edici


olarak tanıtır.


Kur’an ise:


“Asıl bozguncular onlardır.”


der.


Yani okuyucuya şu uyarı yapılmaktadır:


İnsanların kendileri hakkında söyledikleri her tanımı otomatik olarak gerçek kabul etmeyin.


Bir insan kendisini iyilik yapan biri olarak tanımlayabilir.


Asıl ölçü, davranışlarının gerçek sonucudur.


3️⃣ “Asıl Bozguncular Onlardır” Vurgusu Ne Anlama Gelir ❓


Ayet yalnız:


“Onlar bozgunculuk yapıyorlar.”


demez.


Arapça yapıda güçlü bir vurgu vardır:


“Elâ innehum humu'l-mufsidûn.”


Yaklaşık olarak:


“İyi bilin ki bozguncuların ta kendileri onlardır.”


Bu vurgu önemlidir.


Çünkü kişiler kendilerini tam tersine:


“Biz düzelticiyiz.”


diye tanımlamaktadır.


Kur’an onların kendi ahlaki anlatısını tersine çevirir.


Bu durum bize çok önemli bir ilke öğretir:


Kişinin kendisi hakkında verdiği hüküm, davranışının ahlaki niteliğini belirlemez.


Bir insan:


“adilim” diyebilir.


Ama adaletsiz davranabilir.


“merhametliyim” diyebilir.


Ama insanlara zarar verebilir.


“iyilik yapıyorum” diyebilir.


Ama sonuç fesat olabilir.


4️⃣ “Farkında Değillerdir” Ne Kadar Derin Bir İfadedir ❓


Ayetin belki de en önemli kısmı burasıdır.


Bu insanlar sadece yanlış yapmıyor.


Yanlış yaptıklarını da fark etmiyorlar.


Bu durum basit bilgisizlikten farklıdır.


Bir insan:


“Ne yaptığımı bilmiyorum.”


diyebilir.


Fakat burada daha derin bir problem vardır:


Kişi yaptığı şeyi görüyor,


kararlarını biliyor,


sonuçlara tanık oluyor,


ama bütün bunları yanlış bir ahlaki çerçeve içinde yorumluyor.


Dolayısıyla farkındalık kaybı:


gerçekliği hiç görmemek değil, gördüğü gerçekliğe yanlış anlam vermektir.


5️⃣ İnsan Kendi Yaptığı Bozgunculuğu Nasıl Göremez ❓


Çünkü insan davranışlarını tarafsız değerlendirmez.


Kendimizi genellikle iyi niyetli görmek isteriz.


Bu nedenle yaptığımız şey zarar verdiğinde zihnimiz hemen bir açıklama üretebilir:


“Ben bunu mecburen yaptım.”


“Onların iyiliği için yaptım.”


“Daha büyük bir problemi engelledim.”


“Ben olmasaydım çok daha kötüsü olurdu.”



Bunların bazıları gerçekten doğru olabilir.


Fakat bazen bu cümleler, insanın kendi davranışının sonuçlarıyla yüzleşmemesi için oluşturduğu savunmalardır.


İnsan böylece yaptığı şeyi değil, kendisi hakkında kurduğu hikâyeyi korumaya başlayabilir.


6️⃣ Ahlaki Körlük Nedir ❓


Ahlaki körlük, insanın davranışının ahlaki sorununu artık görememesi olarak düşünülebilir.


Bu fiziksel körlük değildir.


Kişi olayları görür.


Ne yaptığını bilir.


Hatta davranışının sonuçlarından haberdar olabilir.


Ama şu temel soruyu doğru cevaplayamaz:


“Bu yaptığım gerçekten doğru mu?”


Çünkü davranış zihninde çoktan meşrulaştırılmıştır.


Bu durumda:


zulüm “düzen”,


baskı “koruma”,


çıkar “zorunluluk”,


intikam “adalet”


gibi yeniden adlandırılabilir.


Ahlaki körlüğün tehlikesi tam burada başlar:


Yanlış davranışın adı değiştirilerek vicdanın tepkisi azaltılır.


7️⃣ Bir İnsan Kendini Haklı Görmeye Neden Bu Kadar İhtiyaç Duyar ❓


Çünkü insan kendi hakkında olumlu bir benlik algısına sahip olmak ister.


Çoğumuz kendimizi:


dürüst,


iyi niyetli,


adil,


mantıklı


görmek isteriz.


Davranışlarımız bu kimlikle çeliştiğinde zihinsel bir gerilim oluşur.


İnsan bu gerilimi iki şekilde azaltabilir:


Davranışını değiştirebilir.


Ya da:


Davranışının hikâyesini değiştirebilir.


İkinci yol çoğu zaman daha kolaydır.


Haksız davranışı:


“Hak etti.”


diye açıklamak, haksızlığı kabul etmekten daha kolay olabilir.


Böylece insan kendisini düzeltmek yerine kendisine yönelik açıklamasını düzeltir.


8️⃣ Fesat Nasıl Normalleşir ❓


Fesat her zaman büyük bir yıkımla başlamaz.


Çoğu zaman küçük ihlallerle başlar.


Bir davranış ilk yapıldığında insanları rahatsız eder.


İkinci kez daha az tepki oluşur.


Tekrarlandıkça alışkanlığa dönüşür.


Sonunda:


“Zaten hep böyle.”


denmeye başlanır.


İşte bu nokta çok önemlidir.


Bir yanlışın toplumda bulunması başka şeydir.


Yanlışın normal kabul edilmesi başka şeydir.


Bir toplumda yalan varsa sorun vardır.


Ama:


“Yalan söylemeden iş yapılmaz.”


denilmeye başlandığında sorun daha derindir.


Çünkü fesat artık yalnız davranışlarda değil, normlarda yaşamaya başlamıştır.


9️⃣ Gerçeklik Algısı Nasıl Bozulabilir ❓


İnsan gerçekliği doğrudan ve tamamen tarafsız biçimde algılamaz.


Zihin:


beklentiler,


korkular,


çıkarlar,


aidiyetler,


geçmiş deneyimler


üzerinden gördüklerini yorumlar.


Bu nedenle iki insan aynı olaya bakıp farklı ahlaki sonuçlara ulaşabilir.


Bir kişi kendi grubunun yaptığı davranışı:


“savunma”


olarak görürken başka grubun aynı davranışını:


“saldırganlık”


olarak değerlendirebilir.


İşte burada gerçeklik algısının üzerine kimlik ve çıkar filtresi biner.


Bakara 12'nin:


“Farkında değillerdir.”


ifadesi, insanın kendi değerlendirmesinin doğruluğundan fazla emin olmaması gerektiğini düşündürür.


🔟 Vicdan Yanlış Bir Şeye Alışabilir Mi ❓


Evet.


Vicdanın tepkisi sabit kalmayabilir.


İnsan ilk kez yaptığı bir haksızlıktan sonra büyük rahatsızlık duyabilir.


Aynı şeyi tekrar tekrar yaptığında ise bu rahatsızlık azalabilir.


Önce:


“Bunu yapmamalıydım.”


der.


Sonra:


“Aslında çok da önemli değildi.”


Daha sonra:


“Herkes yapıyor.”


Ve sonunda:


“Zaten doğru olan buydu.”


diyebilir.


Böylece davranış aynı kalırken insanın içindeki ahlaki ölçü değişir.


Bu nedenle vicdan yalnız sahip olunan bir şey değil, korunması gereken bir duyarlılık olarak görülebilir.


1️⃣1️⃣ İnsan Yaptığı Şeyin Sonuçlarını Neden Görmek İstemez ❓


Çünkü sonuçlarla yüzleşmek insanı sorumluluğa çağırır.


Bir kişinin davranışı başka insanlara zarar verdiyse bunu kabul etmek:


özür dilemeyi,


zararı telafi etmeyi,


yöntemi değiştirmeyi,


belki de yıllardır savunduğu düşünceden vazgeçmeyi


gerektirebilir.


Bu kolay değildir.


İnsan bu nedenle bazen zarara değil niyetine odaklanır:


“Ama ben kötü niyetli değildim.”


Oysa iyi niyet, ortaya çıkan her sonucu otomatik olarak masum hâle getirmez.


Gerçek ahlaki farkındalık:


“Ben ne amaçladım?”


sorusunun yanında:


“Gerçekte neye sebep oldum?”


sorusunu da sorabilmektir.


1️⃣2️⃣ Farkında Olmamak İnsanı Sorumluluktan Kurtarır Mı ❓


Her durumda değil.


Çünkü bazı bilgisizlikler gerçekten kaçınılmaz olabilir.


Ama bazı farkındalık eksiklikleri kişinin kendi tercihlerinin sonucu olabilir.


İnsan kendisine yapılan uyarıları sürekli reddedebilir.


Eleştiriyi dinlemeyebilir.


Yalnız kendisini onaylayan insanlarla çevrelenebilir.


Zarar görenlerin sesini önemsiz sayabilir.


Bu durumda:


“Farkında değildim.”


sözü her zaman tamamen masum bir gerekçe değildir.


Çünkü şu soru ortaya çıkar:


“Farkında olmak için gerçekten çaba gösterdin mi?”


Ahlaki sorumluluk bazen yalnız bildiklerimizle değil, bilmemiz gerekirken bilmekten kaçındığımız şeylerle de ilgilidir.


1️⃣3️⃣ Bir İnsan İyilik Yaptığını Düşündüğü İçin Eleştirilemez Hâle Gelebilir Mi ❓


Evet.


Kişi kendisini:


“iyi insanların tarafında”


görmeye başladığında çok tehlikeli bir düşünce oluşabilir:


“Ben iyi taraftaysam yaptığım şeyler de iyidir.”


Oysa bu mantık tersine kurulmalıdır.


Bir insanın hangi tarafta olduğunu söylediğinden önce ne yaptığına bakılmalıdır.


Doğru bir amaç adına:


yalan söylemek,


masuma zarar vermek,


adaletsiz davranmak,


insan onurunu çiğnemek


ahlaki problemi ortadan kaldırmaz.


İnsanın kendisini “iyi tarafta” görmesi ona ahlaki dokunulmazlık kazandırmaz.


Tam tersine daha fazla öz eleştiri gerektirir.


1️⃣4️⃣ Toplumlar Da Kendi Fesatlarının Farkında Olmayabilir Mi ❓


Evet.


Ayet bireyler hakkında konuşurken ortaya koyduğu ilke toplumsal düzeyde de düşündürücüdür.


Toplumlar bazı davranışları o kadar uzun süre normal kabul edebilir ki gelecek kuşaklar dönüp baktığında:


“İnsanlar bunu nasıl normal görebilmiş?”


diye şaşırabilir.


Tarih boyunca:


kölelik,


ırksal ayrımcılık,


kadınların temel haklardan dışlanması,


işkence,


çocuk emeğinin sömürülmesi


gibi uygulamalar bazı toplumlarda uzun süre olağan kabul edilmiştir.


Bu bize şunu gösterir:


Bir toplumun bir davranışı normal görmesi, onun ahlaken doğru olduğunu kanıtlamaz.


Ahlaki körlük bireysel olduğu kadar kolektif de olabilir.


1️⃣5️⃣ Çoğunluk Yanılıyorsa İnsan Bunu Nasıl Fark Edebilir ❓


Bu kolay değildir.


Çünkü insan doğduğu toplumun değerlerini doğal gerçeklik gibi görmeye eğilimlidir.


Ancak bazı yollar eleştirel düşünmeye yardımcı olabilir:


Farklı görüşleri dinlemek.


Zarar gören kişilerin deneyimlerine kulak vermek.


Kendi grubuna başka gruplara uyguladığı ahlaki ölçüyü uygulamak.


Tarihsel örneklerle bugünü karşılaştırmak.


Kendi çıkarının düşüncelerini etkileyip etkilemediğini sorgulamak.


En önemlisi:


“Herkes böyle düşünüyor.”


ifadesini bir kanıt olarak görmemek.


Çünkü hakikat bazen çoğunluğun rahatlığından daha rahatsız edici olabilir.


1️⃣6️⃣ Bu Ayet Mümin İçin Nasıl Bir Ayna Olmalıdır ❓


Bakara 12 yalnız:


“Münafıklar bozguncudur.”


diye okunursa insan kendisini kolayca ayetin dışına yerleştirir.


Fakat ayetin ahlaki gücü şu sorular sorulduğunda ortaya çıkar:


Ben zarar verdiğim hâlde kendimi iyilik yapan biri olarak görüyor olabilir miyim?


Eleştiri geldiğinde hemen kendimi mi savunuyorum?


Sonuçlardan çok niyetimi mi öne çıkarıyorum?


Kendi grubumun yanlışlarını başkalarının yanlışlarından daha mı kolay mazur görüyorum?


Bana yapılan bir uyarıda doğruluk payı olabileceğini kabul edebiliyor muyum?



Bu sorular insanın kendisini suçlamak için değil, ahlaki algısını açık tutmak için gereklidir.


1️⃣7️⃣ Farkındalık Nasıl Korunabilir ❓


Farkındalık kendiliğinden sonsuza kadar devam eden bir özellik değildir.


İnsan onu beslemek zorundadır.


Bunun için:


öz muhasebe,


eleştiriye açıklık,


dürüst geri bildirim,


tevazu,


vicdanı bastırmamak,


sonuçları gözlemlemek



önemlidir.


İnsan zaman zaman kendisine şu soruyu sorabilir:


“Bunu ben değil de karşı çıktığım biri yapsaydı, yine aynı şekilde savunur muydum?”


Bu soru güçlüdür.


Çünkü insanın çifte standartlarını görünür hâle getirebilir.


Gerçek ahlaki farkındalık, aynı ölçüyü kendimize de uygulayabilmekle başlar.


1️⃣8️⃣ Dijital Çağda “Farkında Değillerdir” İfadesi Nasıl Okunabilir ❓


Bugün insan kendi görüşünü destekleyen binlerce içerik bulabilir.


Algoritmalar bize:


sevdiğimiz fikirleri,


katıldığımız görüşleri,


öfkelendiğimiz konuları


tekrar tekrar gösterebilir.


Böylece insanın düşüncesi sürekli teyit edilir.


Bir noktadan sonra kişi:


“Bu kadar insan aynı şeyi söylüyorsa kesin doğru.”


diye düşünebilir.


Ancak aslında yalnızca kendi bilgi çevresinin içinde olabilir.


Bu durum farkındalık kaybını büyütebilir.


İnsan farklı görüşleri hiç duymadan kendisini çok bilgili sanabilir.


Bu nedenle dijital çağın büyük paradokslarından biri şudur:


İnsan çok fazla bilgiye maruz kalırken gerçekliğe karşı daha kapalı hâle de gelebilir.


Bakara 12'nin uyarısı burada yeniden yankılanır:


Farkında olmamak, her zaman bilgi eksikliğinden kaynaklanmaz.


Bazen yalnız istediğimiz bilgiyi görmekten kaynaklanabilir.


1️⃣9️⃣ En Tehlikeli Bozgunculuk, İnsanın Kendisine “Ben İyilik Yapıyorum” Dedirtebilendir​


Bakara Suresi'nin on ikinci ayeti kısa olmasına rağmen insan ahlakıyla ilgili çok büyük bir tehlikeyi ortaya çıkarır:


İnsan yanlış yapabilir ve yanlış yaptığını fark etmeyebilir.


Hatta bundan daha ileri gidebilir.


Kendisini:


iyiliğin temsilcisi


olarak görebilir.


İşte bu aşamada düzeltme son derece zorlaşır.


Çünkü insanın değişebilmesi için önce değişmesi gereken bir şey bulunduğunu kabul etmesi gerekir.


Bir kişi:


“Ben yanlış yaptım.”


diyebiliyorsa kapı açıktır.


Özür dileyebilir.


Telafi edebilir.


Düşüncesini değiştirebilir.


Yöntemini düzeltebilir.


Fakat:


“Ben zaten her şeyi doğru yapıyorum.”


dediğinde kendi zihninde bütün kapıları kapatabilir.


Bakara 12 tam da bu nedenle:


“Farkında değillerdir.”


der.


Bu ifade yalnız bilgisizlik değildir.


İnsanın kendi yorumunun içine hapsolmasını anlatır.


Kendi davranışına baktığında zarar değil iyilik görür.


Kendi çıkarına baktığında adalet görür.


Kendi öfkesine baktığında haklılık görür.


Kendi baskısına baktığında düzen görür.


Kendi hatasına baktığında mazeret görür.


Ve zamanla kendisini eleştiren herkesi yanlış tarafta görmeye başlayabilir.


Belki ahlaki çöküşün en ileri aşaması da budur:


İnsan yalnız kötülük yapmakla kalmaz; kötülük hakkındaki sözlüğünü de değiştirir.


O andan sonra vicdanın alarmı çalışmaz.


Çünkü davranış artık zihinde “kötülük” kategorisine girmemektedir.


Bu nedenle insanın ahlaki hayatında çok önemli bir görev vardır:


Kendi tanımlarından şüphe edebilmek.


“Ben adilim” demek yerine:


“Davranışım gerçekten adil mi?”


“Ben iyilik yapıyorum” demek yerine:


“Bunun sonucunda gerçekten kim iyileşiyor?”


“Ben haklıyım” demek yerine:


“Yanılıyor olabileceğim nokta nedir?”


diye sorabilmek.


Çünkü gerçek farkındalık insanın hiçbir zaman yanılmaması değildir.


Yanıldığında bunu görebilecek kadar açık kalmasıdır.


Ve belki Bakara 12'nin insanlığa bıraktığı en güçlü uyarı şudur:


Kötülüğü yalnız dışarıdaki açık düşmanlarda arama.


Bazen kötülük, insanın kendi zihninde en güzel kelimeleri kullanarak konuşabilir.


Onu tanıyabilmek için yalnız gözlerin açık olması yetmez; vicdanın da açık olması gerekir.


“İnsanın ahlaki güvenliği, kendisini sürekli iyi biri olarak görmesinden değil; iyi olduğunu düşünürken bile yanılabileceğini kabul edebilmesinden doğar. Çünkü farkındalığını kaybeden insan, yaptığı kötülükten önce ona verdiği güzel isme inanır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt