Bakara Suresi 29. Ayette “Yeryüzünde Ne Varsa Hepsini Sizin İçin Yaratan O’dur; Sonra Göğe Yönelmiş Ve Onu Yedi Gök Olarak Düzenlemiştir. O Her Şeyi Hakkıyla Bilendir” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve Yaratılış, İnsan İçin Yaratılan Dünya, Yedi Gök, Kozmik Düzen, İlahi Bilgi, Doğadan Yararlanma, Emanet, İnsan Merkezcilik Ve Kur’an’ın Kozmoloji Dili Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsana dünya verilmiş olabilir; fakat verilmiş olmak sahipliği değil sorumluluğu da beraberinde getirir. Bir şeyi kullanabilmek, onu sınırsızca tüketme hakkına sahip olmak demek değildir. Bakara 29, insanın evrendeki ayrıcalığını hatırlatırken aynı anda kibirlenmesini engelleyen büyük bir sınır da çizer.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 29. Ayet Ne Söyler
Bakara Suresi'nin yirmi dokuzuncu ayetinde anlam olarak şöyle buyrulur:
“Yeryüzünde bulunanların hepsini sizin için yaratan O’dur. Sonra göğe yönelmiş ve onları yedi gök olarak düzenlemiştir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.”
Bu ayet bir önceki ayetteki:
hayat, ölüm, yeniden diriliş ve Allah’a dönüş
çizgisinden daha geniş bir perspektife geçer.
Artık yalnız insanın kendisi değil:
yeryüzü ve gökler
konu edilir.
İnsana adeta şöyle denir:
Sen yalnız kendi bedenine bakma.
Üzerinde yaşadığın dünyaya,
başının üzerindeki göğe,
içinde bulunduğun bütün düzene
bak.
Böylece yaratılış fikri bireysel olmaktan çıkıp kozmik bir çerçeveye taşınır.
“Yeryüzünde Ne Varsa Hepsini Sizin İçin Yarattı” Ne Anlama Gelir
Bu ifade ilk bakışta son derece insan merkezli görünebilir.
Yeryüzündeki şeyler:
insanın yararlanması,
yaşaması,
öğrenmesi,
üretmesi
için bir imkân alanı olarak sunulur.
Toprak,
su,
bitkiler,
hayvanlar,
madenler,
doğal kaynaklar
insan hayatının sürdürülmesinde rol oynar.
Fakat “sizin için” ifadesi:
“İstediğiniz her şeyi sınırsızca tüketebilirsiniz.”
anlamına gelmez.
Bir şeyin insana verilmiş olması aynı zamanda emanet ve sorumluluk fikrini de doğurur.
İnsan Gerçekten Dünyanın Sahibi Midir
Kur’an perspektifinde mutlak anlamda hayır.
İnsan:
kullanır,
işler,
üretir,
dönüştürür.
Fakat yaratmaz.
Bir araziye sahip olduğunu söyleyebilir.
Ama toprağın kendisini yoktan var etmemiştir.
Bir ağaca sahip olabilir.
Ama ağacın biyolojik düzenini kendisi yaratmamıştır.
Bir su kaynağını kullanabilir.
Ama suyun temel özelliklerini kendisi meydana getirmemiştir.
Bu nedenle İslamî bakışta insanın mülkiyeti nisbî, Allah'ın mülkiyeti ise mutlak olarak düşünülür.
Bu fark insanı sahiplikten emanet bilincine taşır.
“Sizin İçin Yaratıldı” İfadesi İnsan Merkezcilik Mi Öğretir
Belirli bir anlamda insanın dünyada özel bir sorumluluk taşıdığı açıktır.
İnsan:
akıl,
ahlaki sorumluluk,
seçim
sahibi bir varlık olarak öne çıkarılır.
Ancak bu, doğadaki diğer bütün varlıkların yalnız insanın çıkarı için değersiz araçlar olduğu anlamına gelmez.
Kur’an başka yerlerde:
hayvanlardan,
bitkilerden,
göklerden,
dağlardan
kendilerine özgü düzen içinde söz eder.
Dolayısıyla insanın merkeziliği sınırsız egemenlik değil, sorumlu kullanım olarak anlaşılmalıdır.
İnsan doğanın efendisi olmaktan çok emanetçisi gibi düşünülebilir.
Doğadan Yararlanmak İle Doğayı Sömürmek Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Yararlanmak:
ihtiyaçları karşılamak,
kaynakları ölçülü kullanmak,
geleceği düşünmek
anlamına gelebilir.
Sömürmek ise:
yalnız kısa vadeli çıkarı düşünmek,
tahribatın sonuçlarını görmezden gelmek,
kaynağı tükenene kadar tüketmek
demektir.
Ayetin:
“sizin için”
ifadesi insana imkân verir.
Fakat Kur’an'ın genel ahlakındaki:
israf yasağı,
adalet,
emanet,
fesattan kaçınma
ilkeleri bu imkâna sınır çizer.
İnsan kullanabilir.
Ama bozgunculuk yapma hakkına sahip değildir.
Bu Ayet Çevre Etiği Açısından Nasıl Okunabilir
Modern çevre sorunları:
iklim değişikliği,
su kaynaklarının tükenmesi,
ormanların yok edilmesi,
tür kaybı,
toprak bozulması
gibi alanlarda insanın doğayla ilişkisini yeniden düşünmeye zorluyor.
Bakara 29 doğrudan modern çevre politikası anlatmaz.
Fakat temel bir ilke sunabilir:
Dünya sana verilmiş olabilir; ama onu sen yaratmadın.
Bu farkındalık insanı:
tüketici
olmaktan,
sorumlu kullanıcı
olmaya yöneltebilir.
Bir emanetçi, kendisine verilen şeyi yalnız bugünkü çıkarı için değil, sonraki kuşakları da düşünerek korur.
“Sonra Göğe Yöneldi” İfadesi Ne Anlama Gelir
Arapça ayette:
“thumma istawâ ilâ's-semâ”
ifadesi yer alır.
Bu ifade Türkçede çoğu zaman:
“sonra göğe yöneldi”
şeklinde çevrilir.
Burada Allah'ı insan gibi bir mekândan başka bir mekâna hareket eden varlık şeklinde düşünmek doğru olmaz.
Klasik tefsir ve kelam geleneğinde bu tür ifadeler Allah'ın:
yaratmaya yönelmesi,
düzenlemesi,
iradesinin göğe taalluk etmesi
gibi açıklamalarla ele alınmıştır.
Ana fikir:
göksel düzenin de ilahi yaratış ve düzenlemenin içinde bulunmasıdır.
“Yedi Gök” Ne Demektir
Kur’an'da “yedi gök” ifadesi birden fazla yerde geçer.
Klasik İslam geleneğinde bu genellikle gerçek, katmanlı bir göksel düzen olarak anlaşılmıştır.
Fakat bu “yedi göğün” modern astronomideki:
gezegenler,
galaksiler,
atmosfer tabakaları
ile birebir eşleştirilmesi konusunda dikkatli olmak gerekir.
Kur’an modern astronomi ders kitabı değildir.
Metin kendi kozmolojik dili içinde çok katmanlı ve düzenlenmiş bir göksel yapıdan söz eder.
Bu yapının fiziksel mahiyetinin ayrıntısı ayette verilmez.
“Yedi” Sayısı Her Zaman Tam Olarak Sayısal Mıdır
Bu konuda farklı değerlendirmeler yapılmıştır.
Klasik yorumların büyük kısmı “yedi”yi gerçek sayı olarak kabul eder.
Bazı modern yorumcular ise Arap dilindeki kimi kullanımlarda “yedi”nin çokluk veya tamamlanmışlık çağrışımı taşıyabileceğine dikkat çeker.
Fakat ayetin açık ifadesini yalnızca:
“çok sayıda gök”
diye kesin biçimde dönüştürmek de temkinli yaklaşım değildir.
En güvenli ifade şudur:
Kur’an yedi gökten söz eder, fakat bunların modern bilimin kategorileriyle tam olarak nasıl karşılaştırılacağı konusunda ayet ayrıntı vermez.
Yedi Gök Atmosferin Yedi Tabakası Mıdır
Bunu kesin biçimde söylemek için yeterli metinsel temel yoktur.
Bazen popüler “bilimsel mucize” anlatılarında yedi gök:
atmosferin yedi tabakası
ile eşleştirilir.
Fakat modern atmosfer sınıflandırmalarının sayısı kullanılan ölçüte göre değişebilir.
Ayrıca Kur’an'daki semâ kavramı yalnız atmosfer anlamına indirgenemez.
Bu nedenle:
“Kur’an 1400 yıl önce atmosferin tam yedi tabakasını açıkladı.”
şeklindeki kesin iddialar metnin verdiğinden daha ileri gidebilir.
Bilim ile ayeti zorla eşleştirmek yerine her ikisini kendi yöntem ve bağlamları içinde değerlendirmek daha sağlıklıdır.

Kur’an’ın Kozmoloji Dili Nasıl Anlaşılmalıdır
Kur’an evrenden söz ederken modern bilimsel terminoloji kullanmaz.
Çünkü ilk muhataplarına:
astrofizik,
kozmoloji,
matematiksel fizik
öğretmek amacı taşımaz.
Dili insan tecrübesine yakındır:
gök,
yer,
güneş,
ay,
yıldız,
gece,
gündüz.
Bu anlatımın ana amacı çoğu zaman:
“Bu düzen üzerinde düşünün.”
çağrısıdır.
Dolayısıyla Kur’an'ın kozmoloji dilini ne modern bilim kitabına çevirmek ne de bilimsel metin olmadığı için değersiz görmek gerekir.
İki alanın sorduğu sorular farklı olabilir.

Bilim “Nasıl”, Vahiy “Neden” Sorusunu Mu Cevaplar
Bu yaygın ayrım yararlı olabilir ama tamamen mutlaklaştırılmamalıdır.
Bilim çoğunlukla:
evren nasıl gelişiyor,
madde nasıl davranıyor,
yıldızlar nasıl oluşuyor
gibi mekanizma sorularını araştırır.
Vahiy ise daha çok:
varlığın anlamı,
yaratıcısı,
ahlaki sorumluluk,
insanın konumu
üzerine konuşur.
Fakat “nasıl” ile “neden” her zaman tamamen ayrı değildir.
Felsefe, teoloji ve bilim bazen kesişen sorular sorabilir.
Bakara 29'un ana meselesi ise fiziksel mekanizmadan çok:
yaratılışın kaynağı ve insanın bu düzen içindeki konumudur.

Kozmik Düzen Allah’ın Varlığının Delili Olarak Nasıl Görülür
Kur’an doğadaki düzeni sık sık düşünme vesilesi yapar.
Bir mümin:
evrenin düzenini,
yasaların sürekliliğini,
hayatın mümkün oluşunu
yaratıcının işaretleri olarak okuyabilir.
Felsefede bu tür düşünceler:
kozmolojik argüman,
teleolojik argüman,
ince ayar tartışmaları
gibi biçimlerde ele alınmıştır.
Fakat bunların her biri felsefi tartışmaya açıktır.
Ayetin amacı bütün itirazları tek cümlede çözmekten çok insana:
“Bu düzen neden var?”
sorusunu sordurmaktır.

“O Her Şeyi Hakkıyla Bilendir” İfadesi Neden Ayetin Sonunda Gelir
Ayet yaratılıştan söz eder.
Yeryüzü.
Gökler.
Düzen.
Sonra:
“O her şeyi bilendir.”
denir.
Bu önemli bir bağlantıdır.
Kur’an perspektifinde yaratılış kör bir süreç değil, bilgiyle ilişkili ilahi fiildir.
Allah:
yarattığını bilir.
İnsanı bilir.
Evrenin bütün ayrıntılarını bilir.
Bu nedenle ilahi bilgi sınırlı değildir.
İnsan bir sistemi kurarken hatalar yapabilir.
Çünkü bütün sonuçları bilemez.
Allah'ın yaratması ise ayetin perspektifinde kuşatıcı bilgiyle birliktedir.

İlahi Bilgi İnsan Özgürlüğüyle Çelişir Mi
Bu klasik bir felsefi ve teolojik sorudur.
Eğer Allah gelecekte ne yapacağımızı biliyorsa:
Biz gerçekten özgür müyüz?
İslam düşüncesinde bu konu farklı ekoller tarafından farklı biçimlerde ele alınmıştır.
Temel ayrım şudur:
Bir şeyi bilmek, onu zorlamakla aynı değildir.
Allah'ın bir insanın seçimini bilmesi ile insanı o seçime mecbur etmesi aynı şey olarak görülmez.
Fakat ilahi bilgi ile özgür irade arasındaki ilişki felsefi olarak oldukça derin bir meseledir ve tek cümleyle tamamen çözülemez.
Bakara 29'un ana vurgusu ise:
Allah'ın bilgisinin hiçbir şeyi dışarıda bırakmamasıdır.

İnsan Evrenin Merkezinde Mi, Yoksa Çok Küçük Bir Parçası Mıdır
Modern astronomi bize insanın fiziksel açıdan ne kadar küçük olduğunu gösterir.
Dünya:
bir yıldızın çevresindeki gezegendir.
Güneş:
Samanyolu'ndaki milyarlarca yıldızdan biridir.
Samanyolu:
çok büyük sayıdaki galaksilerden yalnız biridir.
Bu bilgiler insanın fiziksel merkez olmadığını açık biçimde gösterir.
Fakat dini açıdan fiziksel küçüklük ahlaki değersizlik anlamına gelmez.
İnsan küçücük olabilir.
Ama bilinçli,
sorumlu,
ahlaki seçim yapabilen
bir varlık olarak önemli olabilir.
Büyüklük metreyle ölçüldüğü gibi anlamla da ölçülebilir.

Bu Ayet Mümin İçin Nasıl Bir Öz Muhasebe Olmalıdır
Ayet yalnız kozmoloji merakı uyandırmak için okunmamalıdır.
İnsan kendisine de sorabilir:
Dünyayı bana verilmiş bir emanet olarak mı görüyorum?
Kullandığım kaynakların sonucunu düşünüyor muyum?
Sahip olduğum şeylerin mutlak sahibiymişim gibi mi davranıyorum?
Bilim öğrendikçe hayretim artıyor mu, yoksa kibirim mi?
Evrenin büyüklüğü bana tevazu kazandırıyor mu?
Yaratılmış dünyadan yararlanırken başka canlıların hakkını hiç düşünüyor muyum?
Bu sorular ayeti kozmik bir anlatımdan ahlaki bir aynaya dönüştürür.

Modern İnsan İçin Bakara 29’un En Büyük Mesajı Ne Olabilir
Belki şu:
Güç sahibi olmak, sahip olduğun şeyin mutlak sahibi olmak değildir.
Modern insan doğa üzerinde büyük bir teknoloji gücü kazanmıştır.
Dağları delebilir.
Nehirlerin yönünü değiştirebilir.
Ormanları birkaç yılda yok edebilir.
Genetik yapıya müdahale edebilir.
Gezegenin iklimini etkileyebilecek ölçekte üretim yapabilir.
Fakat güç arttıkça sorumluluk da büyür.
İnsan:
“Yapabiliyorum.”
ile
“Yapmalıyım.”
arasındaki farkı kaybederse teknoloji ilerlerken ahlak gerileyebilir.
Bakara 29'un emanet perspektifi tam burada son derece güncel hâle gelir.

Evren İnsana Verilmiş Bir İmkân Olabilir, Ama İnsan Evrenin Sahibi Değildir
Bakara Suresi'nin yirmi dokuzuncu ayeti insanın bakışını aynı anda iki yöne çevirir.
Önce aşağı:
Yeryüzüne.
Sonra yukarı:
Göklere.
Ve sonunda daha derine:
İlahi bilgiye.
Bu üç yön birlikte insanın yerini belirler.
Yeryüzü sana açıktır.
Orada yaşayabilirsin.
Yiyecek üretebilirsin.
Maden çıkarabilirsin.
Ev kurabilirsin.
Bilim yapabilirsin.
Dünyayı dönüştürebilirsin.
Fakat tam burada büyük bir tehlike başlar.
İnsan kullanabildiği şeyi kendisinin sanabilir.
Kontrol edebildiği şeyi yarattığını düşünebilir.
Ve zamanla:
“Dünya benim için varsa, istediğimi yapabilirim.”
sonucuna ulaşabilir.
Bakara 29'un söylediği bundan daha inceliklidir.
“Sizin için yaratıldı.”
Ama:
“Sizin tarafınızdan yaratılmadı.”
Bu iki cümle arasındaki fark bütün çevre ahlakını değiştirebilir.
Bir otel odasını kullanabilirsiniz.
Ama size ait olmadığı için çıkarken parçalamazsınız.
Bir arkadaşınız size değerli bir eşya emanet edebilir.
Kullanabilirsiniz.
Ama onu yok etmek hakkınız değildir.
Dünya da bu açıdan büyük bir emanet gibi düşünülebilir.
İnsan burada kısa bir süre yaşar.
Sonra gider.
Fakat dünya sonraki insanlara kalır.
Bu nedenle:
“Benim ömrüm boyunca bana yeter.”
demek ahlaki açıdan yeterli olmayabilir.
Bir nehir kirletildiğinde yalnız bugünkü insan etkilenmez.
Bir orman yok edildiğinde yalnız ağaçlar kaybolmaz.
Gelecek kuşakların imkânları da azalabilir.
İşte emanet bilinci geleceği bugünkü kararın içine getirir.
Ayet sonra göklere çıkar.
“Yedi gök.”
İnsan yukarı baktığında kendi küçüklüğünü hissedebilir.
Ve modern astronomi bu küçüklüğü daha da çarpıcı hâle getirmiştir.
Dünya evrenin büyüklüğü karşısında neredeyse görünmez gibidir.
İnsan ise o küçücük gezegende daha küçük bir canlıdır.
Ama işin şaşırtıcı tarafı tam burada başlar.
O küçücük insan:
evrene bakabilir.
Yıldızların yaşını hesaplayabilir.
Atomları inceleyebilir.
Kendi varlığını sorgulayabilir.
Ve:
“Ben neden buradayım?”
diye sorabilir.
Belki insanın özel konumu fiziksel büyüklüğünde değildir.
Soru sorabilmesindedir.
Ama soru sormak da beraberinde sorumluluk getirir.
Çünkü bilen insanın yapabilecekleri artar.
Ve yapabilecekleri arttıkça zarar verme kapasitesi de büyür.
Bakara 29'un sonunda:
“O her şeyi hakkıyla bilendir.”
denmesi burada büyük bir sınır oluşturur.
İnsan çok şey bilir.
Ama her şeyi bilmez.
Bilimimiz büyür.
Ama bilgi ufkumuzun dışında hâlâ büyük alanlar vardır.
Bu nedenle evren karşısında en uygun tavırlardan biri belki de:
hayret ile tevazunun birlikte bulunmasıdır.
Ne bilgisizliği erdem saymak.
Ne bilgiyi kibir sebebi yapmak.
Araştırmak.
Öğrenmek.
Kullanmak.
Ama aynı zamanda:
“Bütün bunların sahibi ben değilim.”
diyebilmek.
Belki Bakara 29'un insana bıraktığı en güçlü soru da budur:
“Sana verilen dünyayla ne yapıyorsun?”
Daha güzel mi bırakıyorsun?
Daha yaşanabilir mi?
Daha adil mi?
Yoksa sana ait olmadığını bildiğin bir emaneti, senden sonra kimse yaşamayacakmış gibi mi tüketiyorsun?
Çünkü bir şeyi kullanabilmek bir ayrıcalıktır.
Ama onu koruyabilmek ahlaki olgunluktur.
“İnsanın evrendeki büyüklüğü ne kadar şeye hükmettiğiyle değil, hükmedebildiği şeylere karşı ne kadar sorumluluk taşıdığıyla ölçülebilir. Dünya bize verilmiş bir imkândır; fakat emanet olanı tüketmek değil, anlamını bilerek korumak insanı gerçekten yüceltir.”
Ersan Karavelioğlu