📖 Bakara Suresi 22. Ayette “O, Yeryüzünü Sizin İçin Bir Döşek, Göğü Bir Bina Kıldı; Gökten Su İndirip Onunla Size Rızık Olarak Çeşitli Ürünler

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,691
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 22. Ayette “O, Yeryüzünü Sizin İçin Bir Döşek, Göğü Bir Bina Kıldı; Gökten Su İndirip Onunla Size Rızık Olarak Çeşitli Ürünler Çıkardı. Öyleyse Bile Bile Allah’a Eşler Koşmayın” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve Kozmik Düzen, Yeryüzü, Gökyüzü, Su, Rızık, Şükür, Tevhid, Doğa, İnsan Bağımlılığı Ve Allah’a Ortak Koşmama Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır ❓


“İnsan toprağa bastıkça dünyayı sıradan, yağmur yağdıkça suyu olağan, ekmek önüne geldikçe rızkı kendiliğinden sanmaya başlayabilir. Bakara 22 ise sıradanlaşmış nimetlerin ardındaki büyük bağımlılığı yeniden görünür kılar: İnsan, yaşamak için kendisinin yaratmadığı sayısız şartın içinde var olur.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 22. Ayet Ne Söyler ❓


Bakara Suresi'nin yirmi ikinci ayetinde anlam olarak şöyle buyrulur:


“O, yeri sizin için bir döşek, göğü bir bina yaptı; gökten su indirdi ve onunla sizin için rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse bile bile Allah’a eşler koşmayın.”


Bir önceki ayette bütün insanlığa:


“Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin.”


çağrısı yapılmıştı.


Yirmi ikinci ayet ise bu kulluğun nedenini insanın çevresindeki dünyadan hareketle açıklar.


İnsana:


yeryüzüne,


gökyüzüne,


suya,


ürünlere,


rızka


bakması söylenir.


Böylece tevhid yalnız soyut bir inanç ilkesi olarak değil, varoluşun gözlemlenmesiyle bağlantılı bir sonuç olarak sunulur.


2️⃣ “Yeryüzünü Sizin İçin Bir Döşek Kıldı” Ne Anlama Gelir ❓


Ayette yeryüzü için kullanılan ifade, insanın üzerinde yaşayabileceği elverişli bir zemin fikrini taşır.


Burada yeryüzünün geometrik şekli hakkında bilimsel bir tanım yapılmaz.


Asıl vurgu:


yaşanabilirliktir.


İnsan:


yürüyebilir,


barınabilir,


tarım yapabilir,


yerleşim kurabilir,


hayatını sürdürebilir.


Yani dünya insan için yaşanabilir bir ortam sunar.


“Döşek” metaforu da insanın gündelik tecrübesine seslenir:


Üzerinde durabildiğin, yerleşebildiğin, hayat kurabildiğin bir zemin.


3️⃣ Bu İfade Dünyanın Düz Olduğunu Mu Söyler ❓


Hayır.


Ayetin amacı dünyanın geometrisini tarif etmek değildir.


“Döşek” veya “serilmiş yer” gibi ifadeler insanın yeryüzü üzerindeki yaşama deneyimini anlatır.


Bugün küresel olduğunu bildiğimiz dünyada da insan bulunduğu yerde zemini:


geniş,


üzerinde yürünebilir,


yerleşilebilir


olarak deneyimler.


Dolayısıyla ayeti modern bilimsel terminolojiye zorla çevirmek de, ondan düz dünya sonucu çıkarmak da metnin esas bağlamını kaçırır.


Kur’an burada kozmoloji dersi değil, nimet ve yaratılış bilinci oluşturur.


4️⃣ “Göğü Bir Bina Kıldı” İfadesi Nasıl Anlaşılmalıdır ❓


Ayette gökyüzü bir “binâ” ile ilişkilendirilir.


Bina:


düzen,


yapı,


üstte bulunan koruyucu alan


gibi çağrışımlara sahiptir.


İnsan başını kaldırdığında gökyüzü adeta dünyanın üzerinde büyük bir kubbe görünümü oluşturur.


Antik insanın gündelik deneyiminde bu görüntü son derece güçlüydü.


Fakat ayetin ana fikri yalnız görüntü değildir.


Göğün ve yeryüzünün rastgele bir karmaşa değil, belirli bir düzenin parçaları olarak sunulmasıdır.


İnsan yeryüzünde yaşar.


Gökyüzünden yağmur gelir.


Bu iki alan arasında hayatı mümkün kılan bir ilişki vardır.


5️⃣ Ayet Modern Bilimle İlişkilendirilebilir Mi ❓


Ayet modern fizik, astronomi veya atmosfer bilimi öğretmek amacıyla inmemiştir.


Ancak modern bilgi bize yeryüzünde hayatın sürdürülebilmesi için ne kadar çok fiziksel şart gerektiğini daha ayrıntılı gösterir.


Atmosfer,


sıcaklık aralıkları,


su döngüsü,


güneş enerjisi,


yerçekimi,


biyolojik sistemler


gibi birçok faktör yaşam için önemlidir.


Bu bilgiler ayetin anlamını “kanıtlayan gizli bilimsel mucizeler” şeklinde zorlanmamalıdır.


Fakat insanın yaşadığı dünyanın olağanüstü derecede karmaşık ve bağımlı bir sistem olduğunu fark etmesini derinleştirebilir.


6️⃣ Neden Yağmur Özellikle Anılır ❓


Çünkü su hayatın en temel şartlarından biridir.


İnsan:


susuz yaşayamaz.


Bitkiler susuz büyüyemez.


Tarım susuz olmaz.


Hayvanlar susuz yaşayamaz.


Toplumların büyük bölümü tarih boyunca su kaynaklarının çevresinde gelişmiştir.


Bu yüzden gökten suyun inmesi, Kur’an'da sık sık:


rahmet,


diriliş,


rızık


ile ilişkilendirilir.


Yağmur sıradan görünebilir.


Ama insan birkaç ay ciddi susuzluk yaşadığında suyun ne kadar temel bir nimet olduğu çok hızlı biçimde anlaşılır.


7️⃣ Yağmur İle Rızık Arasındaki Bağ Neden Kurulur ❓


Çünkü insanın sofrasındaki birçok şeyin arkasında su vardır.


Buğday,


meyve,


sebze,


hayvancılık,


orman,


toprak verimliliği


su döngüsüne bağımlıdır.


İnsan marketten bir ekmek satın aldığında yalnız ekonomik bir ürün görür.


Fakat o ekmeğin arkasında:


toprak,


tohum,


su,


güneş,


emek,


zaman


vardır.


Ayet rızkın görünür son ürününü değil, onu mümkün kılan bağımlılık zincirini hatırlatır.


8️⃣ “Rızık” Sadece Yiyecek Midir ❓


Hayır.


Rızık Kur’an dilinde çoğu zaman yiyecek ve maddi nimetlerle ilişkilendirilse de daha geniş bir anlam alanına sahiptir.


İnsanın:


mal,


imkân,


sağlık,


gıda,


hayatını sürdürecek kaynaklar


gibi sahip olduğu nimetler rızık perspektifinde düşünülebilir.


Bu kavram insanın mülkiyet algısını dönüştürür.


İnsan:


“Bu tamamen benim.”


demek yerine:


“Bana verilmiş bir imkândır.”


bakışına yönelir.


Bu da şükür kadar sorumluluk doğurur.


9️⃣ Şükür Bu Ayette Açıkça Geçmese De Neden Önemlidir ❓


Çünkü nimetleri hatırlatmanın doğal sonucu şükürdür.


Şükür yalnız:


“Teşekkür ederim.”


demek değildir.


İslam düşüncesinde gerçek şükür:


nimetin kaynağını tanımak,


değerini bilmek,


nimeti kötüye kullanmamak


anlamlarını da içerir.


Su nimet ise onu israf etmemek şükrün bir boyutu olabilir.


Mal nimet ise paylaşmak şükrün bir boyutudur.


Beden nimet ise onu korumak da şükrün parçasıdır.


Dolayısıyla şükür yalnız söz değil, nimetle doğru ilişki kurmaktır.


🔟 İnsan Neden Nimetlere Çok Hızlı Alışır ❓


Çünkü sürekli sahip olunan şeyler sıradanlaşır.


Her gün nefes alırız.


Bu yüzden havayı düşünmeyiz.


Musluğu açınca su gelir.


Bu yüzden suyun değerini unutabiliriz.


Her sabah güneş doğar.


Bu nedenle şaşırmayız.


İnsan psikolojisi olağan olanı görünmez hâle getirir.


Bakara 22 ise bu sıradanlaşmayı kırar.


Şöyle der gibi okunabilir:


“Sana sürekli verildiği için değersiz sandığın şeylere yeniden bak.”


Bazen şükür, yeni bir nimete sahip olmak değil, zaten sahip olduğumuz şeyi yeniden fark etmektir.


1️⃣1️⃣ “Allah’a Eşler Koşmayın” Ne Demektir ❓


Ayetin sonundaki ifade tevhidin merkezine ulaşır.


“Endâd” kelimesi:


eş,


denk,


rakip,


benzer kabul edilen varlıklar


anlamında yorumlanabilir.


Kur’an burada insana:


Yaratılışın,


rızkın,


doğanın temel düzeninin


kaynağı Allah ise başka şeyleri Allah'ın konumuna yükseltmeyin der.


Bu doğrudan putlara tapmayı kapsar.


Fakat tevhidin ahlaki anlamı bundan daha geniş düşünülmüştür.


İnsan hiçbir:


gücü,


insanı,


malı,


ideolojiyi,


arzuyu


mutlaklaştırmamalıdır.


1️⃣2️⃣ Şirk Nedir ❓


Şirk temel olarak Allah'a ortak koşmaktır.


İslam inancının en temel karşıt kavramlarından biridir.


Tevhid:


Allah birdir.


der.


Şirk ise yaratılmış bir şeyi ilahi düzeye yükseltir veya Allah'a özgü kabul edilen bir niteliği başkasına verir.


Tarihsel olarak:


putlara,


tanrılara,


aracılara


ibadet biçimlerinde görülmüştür.


Fakat ahlaki düşünce açısından insanın bir şeyi mutlaklaştırması da tevhid bilinciyle sorgulanabilir.


Çünkü yaratılmış hiçbir şey nihai değer ve mutlak otorite hâline getirilmemelidir.


1️⃣3️⃣ “Bile Bile” İfadesi Neden Önemlidir ❓


Ayet:


“Bile bile Allah'a eşler koşmayın.”


anlamına gelen bir ifadeyle sona erer.


Bu vurgu insanın bilgi ve sorumluluğu arasındaki ilişkiyi gösterir.


İnsan:


yaratılmış olduğunu,


yaşamak için doğaya bağımlı olduğunu,


rızkını tamamen kendisinin yaratmadığını


fark edebilecek bir varlıktır.


Buna rağmen başka şeyleri mutlaklaştırması bir çelişki oluşturur.


Dolayısıyla burada yalnız cehalet değil, bilgiye rağmen yapılan yanlış yöneliş eleştirilir.


Bilgi arttıkça sorumluluk da artabilir.


1️⃣4️⃣ İnsan Doğaya Bağımlı Olduğunu Neden Unutur ❓


Çünkü teknoloji, insanın doğayla arasına birçok ara katman koymuştur.


Su musluktan gelir.


Yiyecek marketten gelir.


Elektrik prizden gelir.


Isı düğmeyle kontrol edilir.


Bu kolaylıklar üretim süreçlerini görünmez hâle getirir.


Fakat bütün sistemlerin altında hâlâ:


enerji,


su,


toprak,


doğal kaynaklar,


ekolojik dengeler


bulunur.


İnsan teknolojiyle doğadan bağımsız hâle gelmemiştir.


Sadece bağımlılığını daha karmaşık sistemler aracılığıyla yaşamaya başlamıştır.


1️⃣5️⃣ Bu Ayet Çevre Ahlakı Açısından Nasıl Okunabilir ❓


Ayet doğrudan modern çevre politikası ortaya koymaz.


Fakat doğayı:


anlamsız bir kaynak deposu


değil,


Allah'ın nimet düzeninin parçası


olarak sunar.


Bu bakış insanın doğayla ilişkisini değiştirebilir.


Eğer su nimet ise onu kirletmek basit bir teknik mesele değildir.


Eğer toprak rızık üretiminin parçasıysa onu tüketmek yalnız ekonomik bir karar değildir.


İnsan böylece doğanın mutlak sahibi değil, yararlanan ve sorumluluk taşıyan bir varlık olarak düşünülebilir.


1️⃣6️⃣ Tevhid İnsan Özgürlüğünü Nasıl Etkiler ❓


Tevhidin güçlü sonuçlarından biri şudur:


Allah dışında hiçbir şey mutlak değildir.


Bu fikir insanı:


insanlara,


iktidara,


paraya,


statüye,


korkularına


karşı içsel olarak özgürleştirebilir.


Bir insan yalnız Allah'ı mutlak kabul ettiğinde başka hiçbir güç:


“Bana mutlak itaat etmek zorundasın.”


iddiasında bulunamaz.


Bu nedenle tevhid yalnız metafizik bir formül değildir.


Aynı zamanda insanın dünyadaki güçlerle ilişkisini sınırlayan özgürleştirici bir ilke olarak da okunabilir.


1️⃣7️⃣ Doğadaki Düzen Allah’ın Varlığını Kesin Olarak Kanıtlar Mı ❓


Bu noktada felsefi dikkat gerekir.


Bir mümin doğadaki düzeni Allah'ın yaratmasının işareti olarak okuyabilir.


Bu, Kur’an'ın kendi yaklaşımıdır.


Fakat doğadaki düzenin varlığı tek başına herkes için matematiksel anlamda zorunlu bir Tanrı kanıtı oluşturmaz.


Felsefe tarihinde:


kozmolojik,


teleolojik,


ince ayar


gibi çeşitli argümanlar tartışılmıştır.


Bunlara yönelik itirazlar da vardır.


Kur’an'ın yaptığı daha çok insanı şu soruya yöneltmektir:


“Bu düzeni nasıl açıklıyorsun ve varlığının kaynağı hakkında hiç düşünüyor musun?”


Yani ayet düşünceyi başlatır.


1️⃣8️⃣ Modern İnsan İçin Bakara 22’nin En Büyük Sorusu Nedir ❓


Belki de şu:


“Kendini ne kadar bağımsız sanıyorsun?”


İnsan teknolojik olarak son derece güçlüdür.


Uzaya araç gönderebilir.


Genetik müdahaleler yapabilir.


Dev şehirler kurabilir.


Fakat yine de:


suya,


oksijene,


uygun sıcaklığa,


besine,


bedeninin çalışmasına


bağımlıdır.


Bir insanın bütün serveti olabilir.


Ama birkaç dakikadan fazla oksijensiz yaşayamaz.


Bu gerçek insanın büyüklüğü kadar kırılganlığını da gösterir.


Ayet tam bu noktada kibri şükre dönüştürür.


1️⃣9️⃣ İnsan Sahip Olduğu Dünyanın Efendisi Gibi Yaşayabilir, Ama Onu Kendisi Yaratmamıştır​


Bakara Suresi'nin yirmi ikinci ayeti insanı çevresine yeniden bakmaya çağırır.


Ayağının altındaki toprağa.


Başının üzerindeki göğe.


Yağmura.


Bitkiye.


Meyveye.


Rızka.


Bunların hepsi her gün gördüğümüz şeylerdir.


Belki de tam bu nedenle onları artık görmeyiz.


İnsan olağanüstü olanla sürekli karşılaştığında onu sıradanlaştırır.


Bir tohum toprağa düşer.


Su gelir.


Güneş ışığı ulaşır.


Hücreler çoğalır.


Bitki büyür.


Sonra insan onu yer ve hayatını sürdürür.


Bu süreç bize çok normal gelir.


Ama “normal” olması onun önemsiz olduğu anlamına gelmez.


Ayet insanın gündelik hayatındaki bu büyük kör noktayı açar.


Sen yaşamak için sayısız şeye bağımlısın.


Ama onların çoğunu yaratmadın.


Yağmuru sen üretmedin.


Toprağın temel düzenini sen kurmadın.


Güneşi sen yakmadın.


Bedenindeki metabolizmayı sen tasarlamadın.


Hayatın temel şartlarını sen belirlemedin.


Yine de bütün bunların ortasında sana büyük bir irade alanı verilmiştir.


İşte bu farkındalık insanı iki uçtan koruyabilir:


Birincisi:


Kibir.


“Her şeyi ben yaptım.”


İkincisi:


Pasiflik.


“Benim hiçbir sorumluluğum yok.”


Kur’an'ın yaklaşımı ikisini de reddeder.


İnsan çalışır.


Üretir.


Eker.


Biçer.


Araştırır.


Teknoloji geliştirir.


Ama bütün bunları yaparken kendi varlığının daha temel bir düzen üzerine kurulu olduğunu hatırlar.


Bu nedenle rızık anlayışı emeği değersizleştirmez.


Emeğin arkasındaki daha geniş şartları görünür kılar.


Çiftçi tohumu eker.


Ama tohumu yoktan yaratmaz.


İnsan sulama sistemi kurar.


Ama suyun kimyasal özelliklerini yaratmaz.


Bilim insanı doğa yasalarını keşfeder.


Ama o yasaları kendisi var etmez.


İşte şükür bu farkındalıktan doğar.


Ve ayet sonunda tevhid gelir:


“Öyleyse bile bile Allah'a eşler koşmayın.”


Yani nimeti gör.


Kaynağını düşün.


Bağımlılığını fark et.


Sonra yaratılmış olan hiçbir şeyi yaratıcı konumuna yükseltme.


Parayı mutlaklaştırma.


Gücü mutlaklaştırma.


İnsanı mutlaklaştırma.


Kendi egonu mutlaklaştırma.


Çünkü hepsi aynı yaratılmış dünyanın içindedir.


Belki ayetin en büyük mesajı budur:


İnsan dünyadan yararlanabilir ama dünyanın sahibiymiş gibi yaşayamaz.


Sahip olduğunu sandığı her şey daha büyük bir düzenin içinde kendisine geçici olarak verilmiştir.


Ve bu farkındalık yalnız ibadeti değil, insanın:


doğayla,


servetle,


güçle,


başkalarıyla


ilişkisini de değiştirebilir.


“İnsan rızkını kazanır, fakat rızkın var olmasını mümkün kılan bütün şartları kendisi yaratmaz. Şükür tam da bu farkındalıkta başlar: Emeğini küçümsemeden, sahip olduğun şeylerin senden daha büyük bir düzenin içinde sana ulaştığını görebilmekte.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt