📖 Bakara Suresi 21. Ayette “Ey İnsanlar! Sizi Ve Sizden Öncekileri Yaratan Rabbinize Kulluk Edin Ki Takvâya Eresiniz” Hitabı Ne Anlama Gelir Ve Evren

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,689
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 21. Ayette “Ey İnsanlar! Sizi Ve Sizden Öncekileri Yaratan Rabbinize Kulluk Edin Ki Takvâya Eresiniz” Hitabı Ne Anlama Gelir Ve Evrensel Çağrı, Yaratılış, Kulluk, İbadet, Rab Kavramı, İnsanlığın Ortak Kökeni, Takvâ, Özgürlük, Sorumluluk Ve Varoluşun Amacı Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır ❓


“İnsan neye kulluk ettiğini yalnız secde ettiği yere bakarak anlayamaz; hayatının merkezine neyi koyduğuna, uğruna neyi feda ettiğine ve en büyük değeri neye verdiğine de bakmalıdır. Bakara 21, insanı yalnız ibadete değil, varoluşunun merkezini yeniden düşünmeye çağırır.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 21. Ayet Ne Söyler ❓


Bakara Suresi'nin yirmi birinci ayetinde şöyle buyrulur:


“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki takvâya eresiniz.”


Bu ayet, Bakara Suresi'nin başlangıcında önemli bir dönüm noktasıdır.


İlk ayetlerde:


müttakiler,


inkâr edenler,


münafıklar


anlatılmıştı.


Şimdi hitap bir gruba değil:


“Ey insanlar!”


ifadesiyle bütün insanlığa yönelir.


Bu son derece önemlidir.


Çünkü çağrı:


yalnız Müslümanlara,


yalnız Araplara,


yalnız belirli bir topluma


değildir.


Kur’an burada insanı doğrudan insan oluşu üzerinden muhatap alır.


2️⃣ “Ey İnsanlar” Hitabı Neden Bu Kadar Önemlidir ❓


Ayet:


“Ey iman edenler”


diye başlamaz.


“Ey insanlar”


der.


Bu ifade vahyin evrensellik iddiasını gösterir.


İnsan hangi:


ırktan,


dilden,


toplumdan,


coğrafyadan,


dönemden


gelirse gelsin aynı temel sorunun muhatabıdır:


“Seni yaratanla ilişkin nedir?”


Bu açıdan ayet insanlığı dini, kültürel ve toplumsal ayrımlardan önce ortak bir varoluş düzleminde ele alır.


Herkes doğar.


Herkes yaşar.


Herkes ölür.


Herkes varlığının kaynağı hakkında soru sorabilir.


Bu nedenle ayetin çağrısı en temel insan sorusuna yönelir.


3️⃣ Neden Kulluktan Önce Yaratılış Hatırlatılır ❓


Ayet doğrudan:


“Kulluk edin.”


demekle yetinmez.


Önce:


“Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize...”


der.


Bu sıralama önemlidir.


Kulluk emri, yaratılış gerçeğine bağlanır.


Yani mantık kabaca şöyledir:


Varlığınızı kendiniz meydana getirmediniz.


Sizden öncekiler de kendilerini yaratmadı.


O hâlde varlığınızın kaynağını düşünün.



İbadet böylece keyfî bir talep olarak değil, insanın kendi varoluşunun kaynağıyla ilişkisi olarak sunulur.


4️⃣ “Rab” Kavramı Ne Anlama Gelir ❓


“Rab” kelimesi yalnızca:


yaratıcı


anlamına gelmez.


Aynı zamanda:


yetiştiren,


terbiye eden,


koruyan,


geliştiren,


düzenleyen,


sahip olan


anlamlarını taşıyan geniş bir kavramdır.


Dolayısıyla insanın Allah'la ilişkisi yalnız:


“Beni bir zamanlar yarattı.”


şeklindeki uzak bir başlangıç ilişkisi değildir.


Rab kavramı, yaratılışın ardından da devam eden:


bakım, düzen, nimet ve yönlendirme


ilişkisini düşündürür.


İnsan yalnız yaratılmış değildir.


Aynı zamanda sürekli var edilen ve varlığı sürdürülen bir varlıktır.


5️⃣ “Sizi Ve Sizden Öncekileri Yaratan” İfadesi Ne Anlatır ❓


Bu ifade insanı kendi çağının dışına çıkarır.


Bizden önce:


annelerimiz,


babalarımız,


atalarımız,


medeniyetler,


milyarlarca insan


yaşadı.


Hepsi doğdu.


Yaşadı.


Sonra öldü.


Ayet bütün bu uzun insanlık tarihini tek bir cümlede toplar:


“Sizi ve sizden öncekileri yaratan...”


Bu, insana iki güçlü şey hatırlatır:


Birincisi:


Sen hikâyenin başlangıcı değilsin.


İkincisi:


Senden önce yaşayan herkes gibi sen de geçicisin.


Böylece insanın kibri tarih karşısında küçülür.


6️⃣ İnsanlığın Ortak Kökeni Ahlaki Olarak Ne Anlama Gelir ❓


Eğer bütün insanlar aynı yaratılış düzeninin içindeyse, bunun güçlü bir ahlaki sonucu vardır.


İnsan:


ırkı,


serveti,


statüsü,


milleti,


soyuyla


mutlak üstünlük iddia edemez.


Çünkü varlığının temel şartlarını kendisi seçmemiştir.


Kimse:


nerede doğacağını,


hangi aileden geleceğini,


hangi bedene sahip olacağını


kendisi belirlememiştir.


Bu nedenle ortak yaratılış fikri, insana:


tevazu


ve


insanlık ortaklığı


hatırlatır.


Başkasını aşağılamak, aynı yaratılış ailesinin bir üyesini aşağılamaktır.


7️⃣ “Kulluk Edin” Ne Demektir ❓


Ayetteki:


“u'budû rabbekum”


ifadesi:


“Rabbinize kulluk edin”


anlamına gelir.


Kulluk yalnız namaz, oruç veya belirli ritüellerden ibaret değildir.


İbadet daha geniş anlamda:


Allah'ı nihai otorite kabul etmek,


O'na yönelmek,


O'nun huzurunda sorumluluk taşımak,


hayatı O'nun koyduğu ahlaki çerçeve içinde yaşamaya çalışmak


anlamlarını içerir.


Bu nedenle kulluk yalnız belli saatlerde yapılan bir faaliyet değil, hayatın yönünü belirleyen bir ilişkidir.


8️⃣ İbadet Neden İnsanın Hayatının Merkezine Yerleştirilir ❓


Çünkü insan mutlaka bir şeyleri merkeze koyar.


Bu:


para,


güç,


statü,


aşk,


şöhret,


ideoloji,


benlik


olabilir.


İnsan en çok neye değer veriyorsa seçimlerini de büyük ölçüde ona göre yapar.


İslam'ın kulluk anlayışı insanın merkezine Allah'ı yerleştirir.


Böylece diğer bütün değerler mutlak olmaktan çıkar.


Para değerlidir ama mutlak değildir.


Güç değerlidir ama mutlak değildir.


İnsan ilişkileri önemlidir ama mutlak değildir.


Mutlak olan yalnız Allah'tır.


Bu, insanın başka şeylerin kölesi hâline gelmesini engelleyen bir merkez oluşturur.


9️⃣ Allah İnsanların İbadetine Muhtaç Mıdır ❓


İslam teolojisine göre hayır.


Allah:


insanın namazına,


övgüsüne,


ibadetine


muhtaç değildir.


Bu nedenle:


“Kulluk edin.”


emri Allah'ın eksikliğini tamamlamak için değildir.


İbadet insan içindir.


İnsan:


yönünü hatırlasın,


kibrini sınırlasın,


şükrünü ifade etsin,


ahlaki sorumluluğunu canlı tutsun


diye ibadet eder.


Bu açıdan ibadet Allah'a bir şey kazandırmaktan çok insanı dönüştüren bir süreçtir.


🔟 Kulluk İnsanın Özgürlüğüne Aykırı Mıdır ❓


İlk bakışta “kul olmak” ile “özgür olmak” birbirinin karşıtı gibi görünebilir.


Fakat İslam düşüncesinde ilginç bir terslik vardır:


Allah'a kulluk, başka şeylerin kölesi olmaktan kurtuluş olarak da anlaşılabilir.


Çünkü insan Allah'ı nihai otorite kabul ettiğinde:


paranın,


insanların onayının,


gücün,


arzularının,


toplumsal baskının


mutlak hâkimiyetini reddeder.


Bu nedenle insanın önündeki soru:


“Kul olacak mıyım?”


değil, belki daha gerçekçi biçimde:


“Neye kul olacağım?”


sorusudur.


Çünkü insan hayatını her hâlükârda bazı değerlere bağlar.


1️⃣1️⃣ İnsan Arzularının Kulu Olabilir Mi ❓


Evet.


İnsan kendisini tamamen özgür sanarken arzularının yönetimi altında yaşayabilir.


Şöyle bir hayat düşünelim:


Canı ne isterse onu yapıyor.


Hoşuna gitmeyen her şeyi reddediyor.


Anlık hazlarını erteleyemiyor.


Başkasının hakkı kendi isteğinin önüne geçtiğinde onu görmezden geliyor.


Bu kişi dışarıdan özgür görünebilir.


Ama iç dünyasında kendi arzularının esiri olabilir.


Gerçek özgürlük her istediğini yapabilmek değil, gerektiğinde:


“Hayır.”


diyebilmektir.


İbadet ve takvâ da insanın kendi nefsine sınır koyma kapasitesini güçlendirebilir.


1️⃣2️⃣ “Ki Takvâya Eresiniz” Ne Demektir ❓


Ayet kulluğun amacını doğrudan açıklar:


“Leallekum tettekûn.”


Yani:


“Umulur ki takvâya eresiniz.”


Takvâ:


yalnız korku değil,


Allah'a karşı bilinç,


ahlaki dikkat,


yanlıştan sakınma,


sorumluluk duygusu


anlamlarını taşır.


Bu nedenle ibadetin hedefi yalnız ritüelin kendisi değildir.


İbadet insanı takvâlı bir karaktere taşımalıdır.


Namaz kılan ama haksızlık yapan,


oruç tutan ama insanları aldatan


bir kişi ibadetin amaçladığı dönüşümü eksik yaşıyor olabilir.


1️⃣3️⃣ İbadet İle Ahlak Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır ❓


Kur’an'da ibadet ahlaktan kopuk değildir.


Namaz:


insanı kötülükten alıkoymalıdır.


Oruç:


takvâyı geliştirmelidir.


Zekât:


paylaşmayı ve toplumsal sorumluluğu güçlendirmelidir.


Hac:


insana eşitlik ve kulluk bilincini hatırlatmalıdır.


Dolayısıyla ibadetlerin biçimi vardır.


Ama aynı zamanda ahlaki amacı vardır.


Bir ibadet insanın:


kibrini,


adaletsizliğini,


merhametsizliğini,


bencilliğini


hiç değiştirmiyorsa insan kendisine:


“Ben bu ibadetin ruhundan ne kadar yararlanıyorum?”


diye sorabilir.


1️⃣4️⃣ Takvâ Neden Korkudan Daha Derin Bir Kavramdır ❓


Sadece korkuya dayalı bir ahlak şunu sorar:


“Ceza görecek miyim?”


Takvâ ise daha derin bir soru sorar:


“Bu doğru mu?”


İnsan hiç kimse görmediğinde bile yanlış davranıştan kaçınabilir.


Neden?


Çünkü dış denetimden önce bir içsel sorumluluk bilinci vardır.


Bu nedenle takvâ, yalnız cehennem korkusu değildir.


Aynı zamanda:


Allah'ın huzurunda yaşama bilinci,


vicdanı koruma,


doğruyu önemseme


hâlidir.


Bu açıdan takvâ ahlaki olgunluğa çok yakın bir kavramdır.


1️⃣5️⃣ Varoluşun Amacı Bu Ayetten Anlaşılabilir Mi ❓


Ayet insanın yaratılışı ile kulluğu doğrudan ilişkilendirir.


Bu nedenle İslam düşüncesinde insan varoluşunun temel amaçlarından biri:


Allah'ı tanımak ve O'na kulluk etmek


olarak anlaşılır.


Fakat kulluk yalnız ritüel değildir.


İnsan:


bilim öğrenirken,


adalet sağlarken,


çocuğunu yetiştirirken,


çalışırken,


iyilik yaparken


de Allah'a karşı sorumluluk bilinci içinde yaşayabilir.


Böylece hayat “dini anlar” ve “dünyevi anlar” diye tamamen ikiye bölünmez.


Niyet ve ahlaki yön doğru olduğunda bütün hayat kulluk alanına dönüşebilir.


1️⃣6️⃣ İnsan Neden Yaratılışının Amacını Sormaya İhtiyaç Duyar ❓


Çünkü insan yalnız yaşayan değil, yaşadığının anlamını sorgulayan bir varlıktır.


İnsan:


“Neden buradayım?”


sorusunu sorar.


Bir hayvan yaşamını sürdürebilir.


Ama insan kendi yaşamını dışarıdan değerlendirebilir.


Öleceğini bilir.


Geçmişini hatırlar.


Geleceğini hayal eder.


Bu bilinç insanın hayatını yalnız biyolojik varoluş olmaktan çıkarır.


Bakara 21 bu büyük soruya teolojik bir cevap verir:


İnsan başıboş bir tesadüf değil; yaratıcıyla ilişki kurmaya çağrılan sorumlu bir varlıktır.


1️⃣7️⃣ Bu Ayet İnsan Merkezli Dünya Görüşünü Nasıl Sarsar ❓


Modern insan bazen kendisini varlığın merkezi gibi düşünebilir.


Dünya:


benim arzularım,


benim planlarım,


benim başarılarım,


benim mutluluğum


etrafında dönüyormuş gibi yaşayabilir.


Bakara 21 ise perspektifi tersine çevirir.


İnsan kendi kendisinin yaratıcısı değildir.


Hayatını kendisi başlatmamıştır.


Ölümü bütünüyle kontrol edemez.


Doğanın yasalarını kendisi koymamıştır.


Dolayısıyla insan merkez değil, muhataptır.


Bu fark, kibri kırıp sorumluluğu artırır.


1️⃣8️⃣ Modern İnsan İçin Bakara 21 Nasıl Okunabilir ❓


Bugünün dünyasında insanın önünde sayısız “kulluk” biçimi oluşabilir.


Kariyer bütün hayatın merkezi olabilir.


Sosyal medya onayı insanın değer ölçüsüne dönüşebilir.


Para güvenliğin tek kaynağı gibi görülebilir.


Tüketim mutluluğun yerine geçebilir.


İdeolojik kimlik bütün gerçeğin ölçüsü hâline gelebilir.


Bu nedenle Bakara 21'in sorusu modern insana son derece doğrudan ulaşır:


“Hayatının merkezinde gerçekten ne var?”


Sabah kalktığında seni ne hareket ettiriyor?


En büyük korkun nedir?


Uğruna ilkelerinden vazgeçebileceğin şey nedir?


Kaybettiğinde kendini tamamen değersiz hissedeceğin şey nedir?


Bu sorular bazen insanın gerçek “ilahını” sözlerinden daha iyi gösterebilir.


1️⃣9️⃣ İnsan Allah’a Kulluk Etmediğinde Mutlaka Özgürleşmeyebilir, Sadece Başka Şeylere Bağlanabilir​


Bakara Suresi'nin yirmi birinci ayeti çok temel bir çağrıyla başlar:


“Ey insanlar!”


Bu hitapta hiçbir özel sınıf yoktur.


Hiçbir ayrıcalık yoktur.


Sadece insan vardır.


Sonra ona şu gerçek hatırlatılır:


“Sizi yaratan Rabbinize kulluk edin.”


Bu cümle insanın bütün varoluşunu yeniden konumlandırır.


İnsan kendisini yaratmamıştır.


Hayatını kendisi başlatmamıştır.


Bedenini kendisi tasarlamamıştır.


Doğduğu zamanı seçmemiştir.


Doğduğu aileyi seçmemiştir.


Ölümün ne zaman geleceğini kesin biçimde belirleyemez.


Ama bütün bu sınırlılıkların içinde büyük bir özgürlük alanına sahiptir:


Nasıl yaşayacağına ilişkin tercihler.


İşte kulluk tam bu alana girer.


Allah'a kulluk etmek:


yalnız secde etmek,


yalnız dua etmek,


yalnız belirli ritüelleri yerine getirmek değildir.


Hayatın merkezinde kimin veya neyin bulunacağını seçmektir.


Çünkü insanın merkezi boş kalmaz.


Allah orada değilse başka bir şey kolayca yerini alabilir.


Para.


Güç.


Şöhret.


Haz.


Aşk.


İdeoloji.


Başarı.


Toplumsal onay.


Hatta insanın kendi egosu.


Ve bunların her biri insanı yönetmeye başlayabilir.


İnsan:


“Ben özgürüm.”


derken bütün hayatını başkalarının kendisi hakkındaki düşüncelerine göre yaşayabilir.


Para kaybetmemek uğruna vicdanını susturabilir.


Bir grubun onayını kaybetmemek uğruna gerçeği inkâr edebilir.


Arzularını tatmin etmek uğruna kendi hayatını tüketebilir.


Bu durumda zincir görünmezdir.


Ama yine de zincirdir.


Bakara 21'in kulluk anlayışı bu yüzden paradoksal biçimde bir özgürleşme çağrısı olarak da okunabilir.


Allah'a kul olduğunda hiçbir insanı mutlaklaştırmazsın.


Parayı tanrılaştırmazsın.


Gücü nihai değer yapmazsın.


Kendi arzunu mutlak doğru saymazsın.


Çünkü hepsinin üzerinde bir ölçü vardır.


Ayetin sonu ise bütün bu sürecin hedefini verir:


“Ki takvâya eresiniz.”


Demek ki kulluğun sonucu korkuyla küçülmüş bir insan değildir.


Daha bilinçli bir insan olmalıdır.


Ne yaptığını bilen.


Neden yaptığını düşünen.


Kimse görmediğinde de ahlaki ölçüyü koruyan.


Kendisine verilen hayatın emanet olduğunu bilen.


Başkasının hakkını yalnız kanundan değil vicdandan dolayı koruyan.


Kendi sınırlarını bilen.


İşte takvâ böyle bir içsel bilinçtir.


Belki ayetin en büyük varoluşsal sorusu da şudur:


“Seni yaratan kim?”


Ama hemen ardından ikinci soru gelir:


“Peki seni şu anda ne yönetiyor?”


Bu iki sorunun cevabı her zaman aynı olmayabilir.


İnsan Allah'a inandığını söyleyebilir.


Ama hayatının fiilî merkezinde:


para,


korku,


başkalarının onayı,


kendi egosu


bulunabilir.


Bu yüzden kulluk yalnız dilde bir inanç beyanı değil, hayatın bütün değer sıralamasıdır.


Ve belki insanın özgürlüğü de burada başlar:


Kendisine hükmeden görünmez efendileri fark edebildiği anda.


“İnsanın gerçek kulluğu yalnız alnının nereye değdiğiyle değil, hayatının hangi değer önünde eğildiğiyle anlaşılır. Allah’a kulluk, insanı küçültmek için değil; para, güç, korku, kibir ve insanların bakışı gibi sahte mutlakların önünde eğilmekten kurtarmak için bir çağrıdır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt