Bakara Suresi 27. Ayette “Onlar Allah’a Verdikleri Sözü Pekiştirdikten Sonra Bozarlar, Allah’ın Birleştirilmesini Emrettiği Şeyi Koparırlar Ve Yeryüzünde Bozgunculuk Çıkarırlar; İşte Asıl Ziyana Uğrayanlar Onlardır” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve Ahit, Sözünde Durmak, Güven, Bağları Koparmak, Toplumsal Düzen, Akrabalık, Ahlaki Sorumluluk, Fesat, Zarar Ve İnsanın Kendi Eliyle Kurduğu İlişkileri Yıkması Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsan bazen hayatını büyük felaketlerle değil, küçük ihlallerle dağıtır: Tutulmayan bir söz, kırılan bir güven, koparılan bir bağ, görmezden gelinen bir sorumluluk… Bakara 27, yıkımın çoğu zaman tek bir gürültülü darbeyle değil, ahdin sessizce aşınmasıyla başladığını hatırlatır.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 27. Ayet Ne Söyler
Bakara Suresi'nin yirmi yedinci ayetinde anlam olarak şöyle buyrulur:
“Onlar Allah’ın ahdini sağlamlaştırdıktan sonra bozarlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparırlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. İşte ziyana uğrayanlar onlardır.”
Bu ayet, bir önceki ayette geçen:
“fasıklar”
kavramını açıklayan bir devam niteliğindedir.
Yani Kur’an yalnız:
“Onlar fasıktır.”
demekle yetinmez.
Bu fıskın nasıl göründüğünü üç davranış üzerinden açıklar:
Ahdi bozmak.
Bağları koparmak.
Yeryüzünde fesat çıkarmak.
Ardından bunların sonucunu tek cümlede özetler:
“Asıl ziyana uğrayanlar onlardır.”
“Allah’ın Ahdini Bozmak” Ne Demektir
“Ahit”:
söz,
sözleşme,
bağlılık,
taahhüt
anlamlarını taşır.
Dini bağlamda Allah ile insan arasındaki ahit farklı biçimlerde yorumlanmıştır.
Bu:
insanın yaratılıştan gelen sorumluluğu,
Allah’a kulluk etme yükümlülüğü,
peygamberler aracılığıyla bildirilen emirler,
ilahi sözleşmeye sadakat
şeklinde düşünülebilir.
Ayetin temel mesajı şudur:
İnsan bir sorumluluğu kabul eder.
Sonra onu bozabilir.
Sorun yalnız unutmak değildir.
Kabul edilen yükümlülüğü bilinçli biçimde ihlal etmektir.
Ahit Neden Ahlaki Hayatın Merkezindedir
Çünkü insan hayatı güvene dayanır.
Bir aile:
verilen sözlerle ayakta kalır.
Bir toplum:
sözleşmelerle işler.
Bir ticaret:
güven üzerine kurulur.
Bir arkadaşlık:
sadakatle devam eder.
Bir devlet:
hukuki taahhütlerle düzen sağlar.
Eğer insanlar verdikleri sözü istedikleri anda bozarsa, hiçbir ilişki kalıcı olamaz.
Bu nedenle ahit yalnız dini bir kavram değildir.
Toplumsal düzenin görünmez omurgasıdır.
Söz Vermek İnsanı Neden Bağlar
Çünkü söz vermek gelecekteki davranışımız hakkında başka bir insana güven oluşturur.
Birine:
“Bunu yapacağım.”
dediğimizde o kişi planını buna göre kurabilir.
Eğer sözümüzü keyfî biçimde bozarsak yalnız kendi kararımızı değiştirmiş olmayız.
Karşımızdaki insanın:
zamanını,
güvenini,
planını,
duygusal güvenliğini
de etkileriz.
Bu nedenle söz yalnız bir cümle değildir.
Başkasının hayatında beklenti oluşturan ahlaki bir yükümlülüktür.
Her Verilen Söz Mutlaka Tutulmalı Mıdır
Genel olarak meşru ve ahlaki sözler tutulmalıdır.
Fakat yanlış, haram veya başkasına zarar verecek bir söz verilmişse:
“Söz verdim, mecburum.”
demek doğru olmaz.
Örneğin biri haksızlık yapacağına söz verdiyse o sözü bozması ahlaken daha doğru olabilir.
Dolayısıyla sadakat kör değildir.
Asıl ilke:
iyilik ve adalet çerçevesindeki ahde sadakattir.
Ahlak yalnız verilen söze değil, sözün içeriğine de bakar.
“Pekiştirdikten Sonra Bozmak” Neden Daha Ağırdır
Ayet yalnız:
“Söz bozarlar.”
demez.
Anlam olarak:
“Onu sağlamlaştırdıktan sonra...”
vurgusu vardır.
Yani burada sıradan bir unutkanlık değil, güçlü biçimde kabul edilmiş bir bağın sonradan ihlali söz konusudur.
Bir anlaşma ne kadar açık ve bilinçli biçimde yapılmışsa, onu bozmanın sorumluluğu da o kadar ağır olabilir.
Çünkü kişi:
ne söylediğini,
neyi kabul ettiğini,
hangi yükümlülüğü üstlendiğini
bilmektedir.
Buna rağmen geri dönmektedir.
“Allah’ın Birleştirilmesini Emrettiği Şeyi Koparırlar” Ne Anlama Gelir
Bu ifade oldukça geniştir.
Klasik yorumlarda özellikle:
akrabalık bağlarının korunması
önemli bir anlam olarak öne çıkar.
Fakat ifade bundan daha geniş düşünülebilir.
İnsanların:
aile,
akrabalık,
iman kardeşliği,
toplumsal dayanışma,
adalet,
insani sorumluluk
gibi birleştirilmesi gereken bağları koparmaları da bu çerçevede düşünülebilir.
Yani mesele sadece fiziksel ayrılık değildir.
İlişkisel düzenin bozulmasıdır.
Akrabalık Bağlarının Koparılması Neden Bu Kadar Önemlidir
Çünkü aile ve akrabalık insanın ilk sosyal çevresidir.
İnsan:
yardım,
kimlik,
koruma,
aidiyet
duygularını büyük ölçüde burada öğrenir.
Elbette her aile ilişkisi sağlıklı değildir.
Zarar, istismar veya ağır haksızlık bulunan durumlarda mesafe koymak gerekebilir.
Dolayısıyla ayeti:
“Ne olursa olsun her akrabayla sınırsız ilişki sürdür.”
şeklinde okumak doğru olmaz.
Ama genel ilke şudur:
Bağları keyfî biçimde yok etme, kin ve çıkar yüzünden insan ilişkilerini parçalama.
Bağ Koparmak İle Sağlıklı Sınır Koymak Aynı Şey Midir
Hayır.
Bu ayrım çok önemlidir.
Bir insan:
kendisini korumak,
zararı azaltmak,
toksik bir ilişkiden uzaklaşmak
için mesafe koyabilir.
Bu her zaman ahlaki bağ koparma sayılmaz.
Bağ koparmanın eleştirildiği durum daha çok:
kin,
çıkar,
kibir,
intikam,
umursamazlık
nedeniyle ilişkiyi yıkmaktır.
Sağlıklı sınır ise bazen ilişkiyi daha adil hâle getirmek için gereklidir.
Dolayısıyla dini ahlak, insanı zararlı ilişkide çaresiz bırakmak için kullanılmamalıdır.
“Yeryüzünde Bozgunculuk Çıkarırlar” Ne Demektir
Kur’an'daki fesat kavramı:
bozulma,
düzenin zarar görmesi,
iyiliğin yerine kötülüğün yayılması
anlamlarını taşır.
Fesat:
şiddet,
adaletsizlik,
yolsuzluk,
ihanet,
toplumsal güvenin yıkılması,
hakların çiğnenmesi
gibi birçok biçimde ortaya çıkabilir.
Ayetin sıralaması dikkat çekicidir:
Önce ahit bozulur.
Sonra bağlar kopar.
Sonra fesat doğar.
Bu, toplumsal yıkımın çoğu zaman ilişkisel ve ahlaki kırılmalardan başladığını düşündürür.

Güven Kaybı Nasıl Toplumsal Fesada Dönüşür
Eğer bir toplumda insanlar birbirinin sözlerine güvenmiyorsa:
ticaret zorlaşır,
iş birlikleri azalır,
kurumlara güven düşer,
insanlar sürekli savunmada yaşar.
Bu durumda görünmeyen büyük bir maliyet oluşur.
Herkes:
kontrol etmek,
kanıt istemek,
kendini korumak
zorunda kalır.
Güven yok olduğunda toplumun enerjisinin büyük bölümü üretime değil, birbirinden korunmaya harcanır.
Bu nedenle sözünde durmamak küçük bir kişisel kusur gibi görünse de yaygınlaştığında büyük toplumsal sonuçlar doğurabilir.

İnsan Neden Kendi Kurduğu Bağları Yıkar
Çünkü insan her zaman uzun vadeli düşünmez.
Anlık:
öfke,
gurur,
çıkar,
kıskançlık
yıllarca kurulmuş bir ilişkiyi birkaç dakika içinde yıkabilir.
Bazen kişi:
“Ben haklı olayım.”
isteğini:
“Bu ilişki devam etsin.”
isteğinin önüne koyar.
Bazen de affetmemeyi güç sanır.
Oysa bazı durumlarda asıl güç:
konuşmak,
özür dilemek,
yanlışını kabul etmek,
onarım yapmak
olabilir.
İnsan ilişkileri çoğu zaman büyük düşmanlıklarla değil, onarılmayan küçük kırılmalarla sona erer.

Bozgunculuk Her Zaman Şiddetle Mi Olur
Hayır.
Fesat yalnız savaş veya fiziksel yıkım değildir.
Bir insan:
yalan haber yayarak,
insanları birbirine düşürerek,
emaneti kötüye kullanarak,
rüşvetle düzeni bozarak,
aileleri bilinçli biçimde parçalayarak,
güveni istismar ederek
de fesat üretebilir.
Yani bir toplumun yıkılması için her zaman binaların yıkılması gerekmez.
Bazen önce güven yıkılır.
Sonra diğer yapılar çökmeye başlar.

İnsanlar Arasındaki Bağları Korumak Neden Dini Bir Sorumluluk Olabilir
Çünkü din yalnız insanın Allah'la ilişkisini düzenlemez.
İnsanlarla ilişkisini de düzenler.
Bir kişi:
ibadetlerini yerine getiriyor
ama sürekli insanları kırıyor,
hak yiyor,
sözünü bozuyor,
akrabalık bağlarını keyfî biçimde yok ediyorsa,
dini hayatında ciddi bir çelişki ortaya çıkar.
Kur’an'ın ahlakında kulluk:
Allah'a yöneliş ile insanlara karşı sorumluluğu birbirinden koparmaz.
Bu nedenle ilişki ahlakı da dindarlığın parçasıdır.

“Ziyana Uğrayanlar” Ne Demektir
Ayetin sonunda:
“İşte onlar hüsrana uğrayanlardır.”
denir.
“Hüsran”:
zarar,
kayıp,
sermayeyi tüketmek
anlam alanına sahiptir.
Bakara 16'da da ticaret metaforu vardı:
“Ticaretleri kâr etmedi.”
Burada benzer bir kayıp fikri tekrar ortaya çıkar.
İnsan başkalarının bağlarını koparırken, aslında kendi hayatını da yoksullaştırabilir.
Güven kaybolur.
İlişkiler kaybolur.
Manevi yön kaybolur.
Ve kişi kazandığını düşündüğü şey uğruna çok daha büyük şeyler kaybedebilir.

İnsan Başkasını Zarar Uğratırken Kendisi Nasıl Kaybedebilir
Çünkü kötülük yalnız hedef aldığı kişiyi değiştirmez.
Kötülüğü yapan kişiyi de dönüştürür.
Sürekli ihanet eden biri:
ihaneti kolaylaştırır.
Sürekli söz bozan biri:
güvenilirlik duygusunu aşındırır.
Sürekli insanları kullanan biri:
ilişkilere araç gibi bakmaya başlayabilir.
Bir noktadan sonra başkaları ona güvenmez.
Ama daha derin bir kayıp vardır:
Kendisi de gerçek yakınlık kuramaz hâle gelebilir.
Böylece başkasının güvenini kırarken kendi yalnızlığını inşa edebilir.

Bu Ayet Mümin İçin Nasıl Bir Öz Muhasebe Olmalıdır
İnsan ayeti yalnız:
“Fasıklar böyle yapar.”
diye dışarıya yöneltmemelidir.
Kendisine de sorabilir:
Verdiğim sözleri ne kadar ciddiye alıyorum?
İnsanların güvenini çıkarım için kullanıyor muyum?
Uzun zamandır konuşmadığım bir yakınımla aramdaki kopuş gerçekten gerekli mi, yoksa gurur yüzünden mi sürüyor?
Bir toplulukta insanlar arasındaki barışı mı artırıyorum, gerilimi mi?
Bir tartışmayı kazanmak için bir ilişkiyi kaybediyor muyum?
Bu sorular ayetin günlük hayattaki karşılığını ortaya çıkarır.

Modern Dünyada Bakara 27 Nasıl Okunabilir
Bugün ilişkiler çok hızlı kurulup çok hızlı kopabiliyor.
Bir kişiyi:
engellemek,
silmek,
takipten çıkarmak
birkaç saniye sürüyor.
Bazen bu gerçekten gerekli ve sağlıklı olabilir.
Ama bazen dijital kolaylık, insan ilişkilerinin de tüketilebilir olduğu hissini güçlendirebilir.
İnsan:
“Rahatsız oldum, siliyorum.”
mantığıyla her çatışmadan kaçabilir.
Böylece:
konuşmak,
anlamak,
özür dilemek,
onarım yapmak
gibi beceriler zayıflayabilir.
Bakara 27 modern insana şu soruyu yöneltir:
“Her bozulan bağı gerçekten bitirmek mi gerekir, yoksa bazıları onarılabilir mi?”

İnsan Bazen Kaybettiğini, En Son Bağ Koptuğunda Fark Eder
Bakara Suresi'nin yirmi yedinci ayeti üç hareketten söz eder:
Söz bozulur.
Bağ koparılır.
Fesat ortaya çıkar.
Bu üçü birbirinden bağımsız değildir.
Bir toplumun büyük yıkımları çoğu zaman küçük ahlaki ihlallerle başlar.
Bir kişi verdiği sözü tutmaz.
Karşıdaki artık güvenmez.
Güven kaybolunca mesafe oluşur.
Mesafe düşmanlığa dönüşür.
Düşmanlık başka insanları da içine alır.
Ve sonunda ilk başta küçücük görünen bir söz ihlali çok daha büyük bir kırılmaya dönüşebilir.
İnsan ilişkilerinde de durum böyledir.
Bir anneyle çocuk arasındaki bağ bir günde kopmayabilir.
Bir evlilik tek bir tartışmada yıkılmayabilir.
Bir dostluk bir cümleyle bitmeyebilir.
Çoğu zaman önce küçük şeyler birikir.
Dinlenmeyen sözler.
Tutulmayan vaatler.
Özür dilenmeyen hatalar.
Tekrarlanan saygısızlıklar.
Sonra bir gün insanlar:
“Artık hiçbir şey kalmadı.”
der.
Ama aslında çok şey daha önce kaybolmuştur.
Bu nedenle Bakara 27'nin:
“Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparırlar.”
ifadesi yalnız bir ilişki kuralı değildir.
İnsan hayatının temel gerçeğine dokunur:
İnsan bağlarla yaşar.
Tek başımıza doğmayız.
Tek başımıza büyümeyiz.
Dilimiz başkalarından gelir.
Bilgimiz başkalarından gelir.
Sevgiyi başkalarıyla öğreniriz.
Yardımla hayatta kalırız.
Bu nedenle bağları korumak insanın kendi varlığını korumasının da bir parçasıdır.
Fakat her bağın korunması aynı biçimde olmaz.
Bazen ilişkiyi onarmak gerekir.
Bazen özür dilemek gerekir.
Bazen affetmek gerekir.
Bazen de zarar devam ediyorsa mesafe koymak gerekir.
Ahlaki olgunluk, bu ayrımı yapabilmektir.
Ne her çatışmada köprüleri yakmak,
ne de her zarara:
“Bağ kopmasın.”
diye katlanmak.
Asıl mesele, insan ilişkilerini:
kibir,
çıkar,
intikam
uğruna keyfî biçimde yıkmamaktır.
Ayetin sonunda:
“Asıl ziyana uğrayanlar onlardır.”
denmesi bu yüzden çok çarpıcıdır.
Çünkü bağları koparan kişi kendisini kazanan sanabilir.
“Onu hayatımdan çıkardım.”
“Ben kazandım.”
“Benim dediğim oldu.”
diyebilir.
Ama yıllar sonra geriye baktığında:
güvenini,
dostlarını,
ailesini,
saygınlığını,
hatta kendi vicdan huzurunu
kaybetmiş olabilir.
İnsan bazen hayatındaki en büyük zararları maddi hesaplarda göremez.
Bir banka hesabında görünmeyen kayıplar vardır.
Bir insanın sana artık güvenmemesi.
Bir çocuğun seni aramak istememesi.
Bir arkadaşın yanında rahat hissedememesi.
Bir söz verdiğinde kimsenin artık inanmaması.
Bunlar da kayıptır.
Ve bazen paradan çok daha ağırdır.
Belki Bakara 27'nin en derin sorusu şudur:
“Sen hayatında neyi birleştiriyorsun, neyi koparıyorsun?”
İnsan bazen bulunduğu yere:
huzur,
güven,
barış
getirir.
Başka biri aynı yere:
şüphe,
çatışma,
bölünme
getirir.
Ahlaki karakterin önemli ölçülerinden biri de budur.
Sen girdikten sonra insanlar birbirine daha mı yakın, daha mı uzak oluyor?
“İnsan hayatında bazı köprüleri kendisini korumak için kapatabilir; fakat bazılarını yalnız gururu yüzünden yakar. Hikmet, hangisinin sınır, hangisinin yıkım olduğunu ayırt edebilmektir. Çünkü her kopuş özgürlük değildir; bazen insan kendi elleriyle yalnızlığını inşa eder.”
Ersan Karavelioğlu