📖 Bakara Suresi 32. Ayette Meleklerin “Seni Tenzih Ederiz; Senin Bize Öğrettiğinden Başka Bizim Hiçbir Bilgimiz Yoktur. Şüphesiz Her Şeyi Bilen

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,700
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 32. Ayette Meleklerin “Seni Tenzih Ederiz; Senin Bize Öğrettiğinden Başka Bizim Hiçbir Bilgimiz Yoktur. Şüphesiz Her Şeyi Bilen Ve Her Hükmünde Hikmet Sahibi Olan Sensin” Demeleri Ne Anlama Gelir Ve Bilgi Karşısında Tevazu, “Bilmiyorum” Diyebilmek, İlahi Bilginin Sınırsızlığı, İnsan Bilgisinin Sınırları, Cehaletin Farkına Varmak, Hikmet Ve Gerçek Bilgelik Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır ❓


“Bilginin en olgun hâli, insanın ne kadar çok şey bildiğini göstermesi değil, bilmediği yerde susabilecek kadar kendisini tanımasıdır. Çünkü cehaletin en tehlikeli biçimi bilmemek değil, bilmediğini bilmemektir.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 32. Ayet Ne Söyler ❓


Bakara Suresi'nin otuz ikinci ayetinde meleklerin şöyle dedikleri bildirilir:


“Seni tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi bilen, hikmet sahibi olan sensin.”


Bu ayet, bir önceki ayette başlayan bilgi sahnesinin devamıdır.


Allah Âdem’e isimleri öğretmiş, sonra meleklere:


“Eğer doğru söylüyorsanız bunların isimlerini bana bildirin.”


buyurmuştu.


Melekler bilmedikleri şey karşısında tahmin yürütmezler.


Kendilerini olduğundan daha bilgili göstermezler.


Bahane üretmezler.


Sadece:


“Bilmiyoruz.”


derler.


Fakat bunu son derece derin bir bilinçle söylerler:


“Biz ancak bize öğretileni biliyoruz.”


Bu cevap, bilgi ahlakının belki de en güçlü örneklerinden biridir.


2️⃣ “Sübhâneke” Yani “Seni Tenzih Ederiz” Ne Demektir ❓


Meleklerin ilk kelimesi:


“Sübhâneke.”


Bu:


“Seni her türlü eksiklikten tenzih ederiz.”


anlamına gelir.


Yani melekler kendi bilgisizliklerini Allah'ın eksikliği gibi görmezler.


Tam tersine:


Eksiklik bize aittir, bilgi sana aittir.


derler.


Bu çok önemli bir bakış açısıdır.


İnsan anlamadığı bir şeyle karşılaştığında bazen şöyle davranabilir:


“Ben anlamadıysam bunda bir problem vardır.”


Meleklerin tavrı bunun tersidir:


“Bizim anlayışımız sınırlıdır.”


Bu, epistemik tevazunun en saf biçimlerinden biridir.


3️⃣ “Senin Bize Öğrettiğinden Başka Bilgimiz Yoktur” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


Bu cümle bilginin kaynağına dair güçlü bir teolojik ilke ortaya koyar.


Melekler kendi bilgilerinin:


sınırlı,


verilmiş,


öğretilmiş


olduğunu kabul ederler.


Yani bilgi onların mutlak mülkiyeti değildir.


Bu bakış insan açısından da son derece anlamlıdır.


İnsan çok şey öğrenebilir.


Ama kullandığı:


aklı,


hafızayı,


duyuları,


dili,


öğrenme kapasitesini


kendisinin yoktan yaratmadığını fark edebilir.


Dolayısıyla bilgi, kibir sebebi olmaktan önce şükür ve sorumluluk sebebi hâline gelir.


4️⃣ “Bilmiyorum” Diyebilmek Neden Bu Kadar Zordur ❓


Çünkü insanın egosu bilgiyle statü kazanabilir.


Bir ortamda:


en çok bilen,


en hızlı cevap veren,


en güçlü görünen


kişi olmak isteyebilir.


Bu yüzden bazı insanlar bilmediklerinde bile cevap verir.


Tahmin yapar.


Eksik bilgiyi kesin gerçek gibi sunar.


Çünkü:


“Bilmiyorum.”


demek onlara zayıflık gibi gelir.


Oysa gerçek bilgi kültüründe:


“Bilmiyorum.”


demek zayıflık değil, dürüstlük işaretidir.


Melekler tam da bunu yapar.


5️⃣ Cehaletin Farkına Varmak Neden Bilgeliğin Başlangıcıdır ❓


Çünkü öğrenmek için önce bir boşluk olduğunu kabul etmek gerekir.


Kendisini her şeyi biliyor sanan insan öğrenmeye ihtiyaç hissetmez.


Ama:


“Burada bilgim eksik.”


diyen kişi araştırabilir.


Bu nedenle felsefe tarihinde de bilgeliğin önemli başlangıçlarından biri insanın kendi bilgisizliğini fark etmesi olmuştur.


Cehaletin farkına varmak insanı küçültmez.


Tam tersine zihni açar.


Çünkü:


“Bilmiyorum.”


cümlesinin hemen arkasında başka bir cümle doğabilir:


“Öğrenebilirim.”


6️⃣ Bilgi İle Kibir Arasında Neden Tehlikeli Bir İlişki Kurulabilir ❓


Çünkü bilgi güç verir.


Bilgili kişi:


başkalarını ikna edebilir,


kararları etkileyebilir,


statü kazanabilir.


Bu güç zamanla şöyle bir yanılsama oluşturabilir:


“Bu konuda çok şey biliyorum, öyleyse her konuda haklıyım.”


Oysa uzmanlık alanı sınırlıdır.


Bir insan çok iyi doktor olabilir ama ekonomi uzmanı olmayabilir.


Çok iyi fizikçi olabilir ama tarih hakkında sınırlı bilgiye sahip olabilir.


Bir alandaki başarı başka alanlarda otomatik otorite üretmez.


Meleklerin tavrı burada büyük bir ölçü sunar:


Bildiğinin sınırını bil.


7️⃣ İlahi Bilgi İle İnsan Bilgisi Arasındaki Temel Fark Nedir ❓


İnsan bilgisi:


sonradan kazanılır,


parçalıdır,


değişebilir,


unutulabilir,


hatalı olabilir.


İlahi bilgi ise İslam teolojisinde:


ezelî,


kuşatıcı,


eksiksiz,


unutmadan uzak


olarak kabul edilir.


İnsan bir şeyi bugün öğrenir.


Yarın fikrini değiştirir.


Yeni bir kanıt ortaya çıkar ve eski bilgisini düzeltir.


Allah için böyle bir öğrenme süreci düşünülmez.


Bu nedenle ayette:


“Şüphesiz bilen sensin.”


denir.


İnsan bilgiye ulaşır.


Allah'ın bilgisi ise sonradan oluşmuş değildir.


8️⃣ “El-Alîm” Ne Anlama Gelir ❓


Ayet Allah'ı:


“el-Alîm”


olarak niteler.


Bu:


her şeyi bilen


anlamına gelir.


Kur’an'ın Allah tasavvurunda bu bilgi yalnız dışarıdaki olayları kapsamaz.


İnsanların:


niyetleri,


gizledikleri,


gelecekteki sonuçlar,


yaratılışın ayrıntıları


da ilahi bilginin kapsamındadır.


Bu nedenle insanın bilgisiyle Allah'ın bilgisi arasında yalnız miktar farkı yoktur.


Mahiyet farkı vardır.


İnsan çok bilir.


Allah ise kuşatıcı biçimde bilir.


9️⃣ “El-Hakîm” Ne Anlama Gelir ❓


Ayette Allah için kullanılan ikinci önemli isim:


“el-Hakîm”


yani:


hikmet sahibi


ifadesidir.


Hikmet yalnız bilgi değildir.


Bir şeyin:


yerini,


amacını,


sonucunu,


ölçüsünü


bilerek doğru biçimde gerçekleştirmek anlamını taşır.


İnsan çok bilgili olabilir ama hikmetsiz davranabilir.


Mesela bir doktor tıbben mümkün olan her müdahaleyi yapmak zorunda değildir.


Bazen hangi müdahalenin gerekli olduğunu ayırt etmek gerekir.


Bu nedenle bilgi ile hikmet aynı şey değildir.


Bilgi ne olduğunu söyler; hikmet onunla ne yapılacağını da tartar.


🔟 Bilgili Olmak İle Bilge Olmak Arasında Nasıl Bir Fark Vardır ❓


Bilgili insan çok şey bilebilir.


Bilge insan ise:


hangi bilginin nerede kullanılacağını,


hangi sözün ne zaman söyleneceğini,


hangi imkânın hangi sınırda tutulacağını


daha iyi ayırt edebilir.


Bir insan binlerce kitap okuyabilir.


Ama:


öfkesini yönetemeyebilir,


insanları anlayamayabilir,


doğru zamanda susamayabilir.


Bu nedenle bilgi biriktirmek otomatik olarak bilgelik üretmez.


Bilgelik, bilginin:


ahlak,


tecrübe,


ölçü,


tevazu


ile birleşmesidir.


1️⃣1️⃣ Bilmediğimiz Şeyler Bildiklerimizden Daha Fazla Olabilir Mi ❓


Muhtemelen evet.


İnsanlık çok büyük bilgi üretmiştir.


Ama aynı zamanda her keşif yeni sorular açmıştır.


Evreni anlamaya çalıştık.


Yeni kozmolojik sorular çıktı.


Beyni inceledik.


Bilinç problemi derinleşti.


Genetiği çözdük.


Genlerin nasıl düzenlendiğine dair yeni katmanlar ortaya çıktı.


Bu durum insan bilgisinin değersiz olduğunu göstermez.


Tam tersine bilimin gücünü gösterir.


Ama aynı zamanda bize şunu da öğretir:


Bilgi büyüdükçe bilinmeyenin büyüklüğü daha görünür olabilir.


1️⃣2️⃣ “Bilmiyorum” Diyemeyen İnsan Neden Daha Çok Hata Yapabilir ❓


Çünkü yanlış kesinlik üretir.


Bir insan bilgi eksikliğini kabul etmezse:


hatalı kararlar verebilir,


başkalarını yanlış yönlendirebilir,


yeni kanıtlara kapanabilir.


Özellikle:


tıp,


hukuk,


bilim,


ekonomi,


yönetim


gibi alanlarda yanlış kesinlik ciddi zararlar doğurabilir.


Gerçek uzmanlık çoğu zaman şu cümleyi kurabilmeyi gerektirir:


“Bu konuda mevcut veriler yetersiz.”


Bu, kaçış değildir.


Bilginin sınırına duyulan saygıdır.


1️⃣3️⃣ Bilimsel Düşünce İle Meleklerin Tavrı Arasında Bir Benzerlik Kurulabilir Mi ❓


Belirli bir benzetme düzeyinde evet.


Bilimsel yöntemin güçlü yanlarından biri:


yanlışlanabilirlik,


kanıta açıklık,


bilginin geçici olabileceğini kabul etmek


gibi tutumlardır.


Bir bilim insanı ideal olarak:


“Mevcut verilere göre sonuç bu.”


der.


Yeni kanıt gelirse görüş değişebilir.


Bu, zayıflık değil bilimsel gücün bir parçasıdır.


Meleklerin:


“Bize öğrettiğinden başka bilgimiz yok.”


sözü de aynı epistemik dürüstlüğün teolojik bir biçimini düşündürür:


Bilmediğini bilmek.


1️⃣4️⃣ Dinî Bilgide De “Bilmiyorum” Denebilir Mi ❓


Elbette.


Hatta özellikle dinî konularda bu daha da önemlidir.


Bir ayetin:


kesin anlamı,


bir olayın ayrıntısı,


gaybî bir meselenin mahiyeti


metinde açık değilse spekülasyonu kesin bilgiye çevirmemek gerekir.


Dini otorite sahibi olmak:


her soruya cevap vermek zorunda olmak


demek değildir.


Bazen en dürüst cevap:


“Bu konuda kesin bir bilgi yok.”


olabilir.


İnsanların Allah adına kesin konuşması, bilmediği konuda sıradan tahminden çok daha ağır bir sorumluluk taşıyabilir.


1️⃣5️⃣ Bilgi İnsanı Neden Daha Mütevazı Yapmalıdır ❓


Çünkü gerçekten öğrenen insan dünyanın ne kadar karmaşık olduğunu fark eder.


Az bilgi bazen kolay kesinlik üretir.


İnsan bir konuda birkaç şey öğrenir ve:


“Tamam, mesele bu kadar.”


sanabilir.


Daha derin araştırdığında:


istisnalar,


belirsizlikler,


karşıt görüşler,


bilinmeyenler


ortaya çıkar.


Bu nedenle derin bilgi çoğu zaman insanı:


“Her şey çok basit.”


noktasından:


“Bu düşündüğümden çok daha karmaşık.”


noktasına taşır.


Gerçek bilgi egoyu şişirmek yerine tevazuyu büyütebilir.


1️⃣6️⃣ Hikmet Neden Salt Zekâdan Daha Değerli Olabilir ❓


Çünkü zeki insan çok etkili araçlar geliştirebilir.


Ama hikmet yoksa bu araçlar zarar verebilir.


Nükleer fizik:


enerji üretebilir.


Aynı zamanda şehirleri yok edebilir.


Yapay zekâ:


eğitim ve sağlık için kullanılabilir.


Aynı zamanda manipülasyon ve zarar için de kullanılabilir.


Genetik bilgi:


hastalıkları tedavi edebilir.


Ama etik sınırlar olmadan sorunlar da doğurabilir.


Bu nedenle insanlığın problemi yalnız:


“Daha fazla bilgiye nasıl ulaşacağız?”


değildir.


Aynı zamanda:


“Daha fazla bilgiyi hangi hikmetle kullanacağız?”


sorusudur.


1️⃣7️⃣ Bu Ayet Mümin İçin Nasıl Bir Öz Muhasebe Olmalıdır ❓


İnsan kendisine şu soruları sorabilir:


Bilmediğim yerde susabiliyor muyum?


Bir konuda yanıldığım ortaya çıktığında fikrimi değiştirebiliyor muyum?


Bilgimi başkalarını küçümsemek için mi kullanıyorum?


Bir şeyi bilmiyor olmamı utanılacak bir kusur mu görüyorum?


Dini konularda bilmediğim şeyleri kesinmiş gibi anlatıyor muyum?


Bilgim arttıkça tevazum da artıyor mu?



Bu sorular Bakara 32'yi yalnız meleklerin sözü olmaktan çıkarır ve insanın bilgi karakterinin aynasına dönüştürür.


1️⃣8️⃣ Bilgi Çağında Neden “Bilmiyorum” Demek Daha Da Zorlaştı ❓


Bugün internet sayesinde insanlar birkaç saniye içinde bilgiye ulaşabiliyor.


Bu büyük bir imkândır.


Ama aynı zamanda bilgiye erişim ile bilgi sahibi olmak arasındaki farkı bulanıklaştırabilir.


Bir konu hakkında birkaç paylaşım okumak:


uzmanlık değildir.


Bir video izlemek:


yıllarca eğitim almış olmakla aynı değildir.


Yapay zekâdan hızlı cevap almak da cevabın otomatik olarak doğru olduğu anlamına gelmez.


Modern çağın büyük tehlikelerinden biri:


bilgi eksikliğinin görünmez hâle gelmesidir.


Herkes her konuda konuşabilir.


Ama konuşabilmek, bilmek değildir.


Bu nedenle Bakara 32'nin:


“Bize öğrettiğinden başka bilgimiz yok.”


cümlesi bilgi çağında belki daha da değerlidir.


1️⃣9️⃣ Gerçek Bilgelik, Bilginin Sonunda “Ben Her Şeyi Biliyorum” Demek Değil “Ne Kadar Sınırlı Olduğumu Artık Daha İyi Görüyorum” Diyebilmektir​


Bakara Suresi'nin otuz ikinci ayeti çok kısa bir cevap verir.


Ama bu cevap insanlık için büyük bir bilgi ahlakı taşır.


Meleklere bir soru sorulur.


Cevabı bilmezler.


Ve ne yaparlar?


Tahmin etmezler.


Bahane üretmezler.


Kendilerini savunmazlar.


Bilgili görünmeye çalışmazlar.


Sadece:


“Bilmiyoruz.”


derler.


Ama bu sıradan bir bilgisizlik itirafı değildir.


Hemen ardından:


“Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yok.”


derler.


Yani bilgilerini de bilgisizliklerini de doğru yere yerleştirirler.


Bu tavır modern insan için son derece değerlidir.


Çünkü çağımızda bilginin kendisi kadar:


bilgili görünmek


de bir statüye dönüşmüştür.


İnsanlar bazen:


bir tartışmayı kaybetmemek,


otoritelerini korumak,


takipçilerini etkilemek,


zayıf görünmemek


için bilmedikleri konularda kesin konuşabilirler.


Ama gerçek entelektüel olgunluk bunun tersini gerektirir.


“Bu konuda emin değilim.”


“Burada veriler yetersiz.”


“Yanılmışım.”


“Bilmiyorum.”



Bu dört cümle bir insanın zihinsel kalitesini düşürmez.


Çoğu zaman yükseltir.


Çünkü gerçeğe sadakat, egoya sadakatten daha önemlidir.


Meleklerin tavrı bir başka şeyi daha gösterir:


Bilginin kaynağını unutma.


İnsan:


öğretmenlerinden,


ailesinden,


kitaplardan,


toplumdan,


önceki kuşaklardan


öğrenir.


Bugün sahip olduğumuz bilginin büyük bölümü bizden önce yaşayan insanların emeğinin sonucudur.


Bir doktor tıp bilgisini sıfırdan üretmez.


Bir mühendis bütün matematiği yeniden keşfetmez.


Bir çocuk konuşmayı kendisi icat etmez.


Hepimiz büyük bir bilgi mirasının içine doğarız.


Bu nedenle:


“Ben biliyorum.”


cümlesinin arkasında görünmeyen binlerce insan vardır.


Bakara 32'nin teolojik dili bunu daha da ileri götürür:


Bilme kapasitesinin nihai kaynağı da Allah'tır.


Sonra ayetin ikinci büyük kavramı gelir:


Hikmet.


Çünkü çok bilmek yetmez.


İnsanlığın tarihi bunu defalarca göstermiştir.


Bilgi arttı.


Silahlar büyüdü.


İletişim hızlandı.


Üretim arttı.


Ama insanın ahlaki problemleri ortadan kalkmadı.


Demek ki bilgi tek başına kurtarıcı değildir.


İnsanlığın ihtiyacı yalnız daha fazla veri değildir.


Daha fazla hikmettir.


Ne zaman konuşacağını bilmek.


Ne zaman susacağını bilmek.


Hangi teknolojiyi kullanacağını bilmek.


Hangi gücü kullanmaması gerektiğini bilmek.


Kazanç ile doğru arasındaki farkı ayırt etmek.


Yapabilmek ile yapmanın doğru olması arasındaki sınırı görmek.


Belki gerçek bilgelik tam olarak budur.


Ve burada meleklerin cevabı insanlığın önüne büyük bir ölçü koyar:


Bilgin büyüdükçe tevazun küçülüyorsa, belki bilgi seni henüz bilgeleştirmemiştir.


Çünkü öğrenmenin en yüksek noktası bazen yeni bir cevap değil, daha doğru bir sınır farkındalığıdır.


İnsan:


“Bunu biliyorum.”


diyebilmeli.


Ama aynı dürüstlükle:


“Bunu bilmiyorum.”


da diyebilmelidir.


İkisini birbirinden ayırabilmek, belki bilgi ile cehalet arasındaki en önemli sınırdır.


Ve Bakara 32'nin bize bıraktığı büyük soru şudur:


“Bilmediğini kabul etmek senin için yenilgi mi, yoksa öğrenmeye açılan kapı mı?”


“İnsan bilgisinin değeri yalnız bildiği cevapların sayısıyla ölçülmez; hangi soruda susması gerektiğini bilmesiyle de ölçülür. ‘Bilmiyorum’ diyebilmek, cehaletin itirafından çok hakikate duyulan saygıdır; çünkü bilgelik bazen cevabı vermekte değil, sınırı görebilmektedir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt