📖 Bakara Suresi 20. Ayette “Şimşek Neredeyse Gözlerini Alıverecek; Önlerini Aydınlattığında Yürürler, Üzerlerine Karanlık Çökünce Durakalırlar

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,689
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 20. Ayette “Şimşek Neredeyse Gözlerini Alıverecek; Önlerini Aydınlattığında Yürürler, Üzerlerine Karanlık Çökünce Durakalırlar. Allah Dileseydi İşitmelerini Ve Görmelerini Elbette Giderirdi” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve Geçici Aydınlanma, Kararsızlık, Çıkarcı İman, Işık Ve Karanlık, Manevi Yürüyüş, Algının Sınırları, İlahi Kudret Ve Hakikatle Şartlı İlişki Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır ❓


“Hakikat yalnız yolumuzu kolaylaştırdığı zaman peşinden gidiyorsak, belki de hakikate değil rahatlığa bağlıyızdır. Bakara 20, insanın ışıkta yürüyüp karanlıkta durmasını anlatarak inancın en zor sınavlarından birini gösterir: Yol görünmediğinde de yönünü koruyabilmek.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 20. Ayet Ne Söyler ❓


Bakara Suresi'nin yirminci ayetinde şöyle buyrulur:


“Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini aydınlattığı zaman onun ışığında yürürler; üzerlerine karanlık çökünce durakalırlar. Allah dileseydi onların işitmelerini ve görmelerini giderirdi. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir.”


Bu ayet, on dokuzuncu ayette başlayan fırtına benzetmesini tamamlar.


Önce:


karanlık,


şiddetli yağmur,


gök gürültüsü,


şimşek,


ölüm korkusu


vardı.


Şimdi ise insanın bu değişken ortam içindeki hareketi anlatılır.


Şimşek çakar.


Bir an yol görünür.


İnsan yürür.


Şimşek kaybolur.


Karanlık çöker.


İnsan durur.


Bu görüntü yalnız doğa tasviri değildir.


Hakikatle tutarsız, şartlara göre değişen bir ilişkinin sembolüdür.


2️⃣ “Şimşek Neredeyse Gözlerini Alıverecek” Ne Anlama Gelir ❓


Şimşek son derece güçlü ve ani bir ışıktır.


Karanlık gecede bir anda bütün çevreyi aydınlatabilir.


Fakat aynı zamanda gözü kamaştırabilir.


Ayette:


“Neredeyse gözlerini kapıverecek.”


anlamına gelen güçlü bir ifade kullanılır.


Bu, vahyin veya hakikatin bazı insanlar üzerindeki sarsıcı etkisini sembolize edebilir.


Hakikat bazen yalnız:


aydınlatmaz,


aynı zamanda insanın alıştığı karanlığı da bozar.


Bir insan uzun süre karanlığa alışmışsa güçlü ışık ilk anda rahatlatıcı değil, rahatsız edici bile olabilir.


3️⃣ Hakikatin Işığı Neden İnsanı Rahatsız Edebilir ❓


Çünkü ışık yalnız yolu göstermez.


Saklanan şeyleri de görünür hâle getirir.


İnsan ışık altında:


kendi hatasını,


kendi çelişkisini,


kendi korkusunu,


kendi çıkarcılığını


görebilir.


Bu nedenle hakikat her zaman psikolojik rahatlık üretmez.


Bazen insanın kendisi hakkında kurduğu hikâyeyi bozar.


Kişi:


“Ben böyle biri değilim.”


derken ışık ona davranışlarının başka bir şey söylediğini gösterebilir.


İşte bu yüzden bazı hakikatler insana umut verdiği kadar hesap da sordurur.


4️⃣ “Önlerini Aydınlattığında Yürürler” Ne Demektir ❓


Bu ifade son derece önemlidir.


Münafıklar tamamen hareketsiz değildir.


Işık çıktığında yürürler.


Yani şartlar uygun olduğunda vahyin veya iman topluluğunun sunduğu imkânlardan yararlanabilirler.


İman onlara:


güvenlik,


toplumsal aidiyet,


çıkar,


avantaj


sağladığında hareket ederler.


Fakat bu hareketin merkezinde sabit bir teslimiyet bulunmayabilir.


Dolayısıyla yürümeleri tek başına hidayette olduklarını göstermez.


Asıl mesele:


Neden yürüyorlar?


5️⃣ “Karanlık Çökünce Durakalırlar” Ne Anlama Gelir ❓


Işık kaybolunca hareket de biter.


Bu, onların içsel yön duygusuna sahip olmadığını düşündürür.


Pusulası olan insan karanlıkta da yönünü koruyabilir.


Yalnız ışığa göre hareket eden kişi ise ışık söndüğünde durur.


Manevi açıdan bu şu şekilde düşünülebilir:


İman kolay olduğunda vardır.


Bedel istediğinde durur.


Çıkar sağladığında hareket eder.


Fedakârlık gerektiğinde geri çekilir.


Böylece inanç, ilkeye dayanan bir yöneliş olmaktan çıkıp şartlara bağlı bir davranışa dönüşür.


6️⃣ Çıkarcı İman Nedir ❓


Çıkarcı iman, insanın hakikate:


doğru olduğu için


değil,


kendisine fayda sağladığı sürece


bağlanmasıdır.


Bu durumda kişinin temel ölçüsü:


“Bu doğru mu?”


değil,


“Bu benim işime yarıyor mu?”


olur.


İşine yarıyorsa:


inanır gibi davranır.


Zarar getiriyorsa:


geri çekilir.


Bu yaklaşım yalnız dine özgü değildir.


İnsan ahlaki ilkeleri de böyle kullanabilir.


Adalet kendisine yarıyorsa adalet ister.


Kendi çıkarına dokununca başka gerekçeler üretir.


İşte Bakara 20'nin ışıkta yürüyüp karanlıkta duran insanı, bu şartlı bağlılığı güçlü biçimde resmeder.


7️⃣ İman Sadece Rahat Zamanlarda Yaşanıyorsa Ne Olur ❓


İmanın niteliği asıl zor zamanlarda görünür.


Herkes huzurlu şartlarda:


sabırdan,


adaletten,


sadakatten,


tevekkülden


söz edebilir.


Fakat:


kayıp,


korku,


belirsizlik,


yalnızlık,


çıkar çatışması


geldiğinde değerlerin gerçekten ne kadar içselleştirildiği ortaya çıkar.


Bir insan yalnız avantaj gördüğünde inançlı davranıyorsa, inanç henüz karakterinin merkezine yerleşmemiş olabilir.


Bu nedenle karanlık, yalnız korku değil aynı zamanda samimiyet testidir.


8️⃣ Manevi Yürüyüş Neden Sürekli Işık Gerektirmez ❓


Gerçek hayatta insan her zaman bütün cevaplara sahip olmaz.


Bazen:


neden bir şey yaşadığını bilmez.


Duasının neden istediği gibi sonuçlanmadığını anlamaz.


Geleceğin ne getireceğini göremez.


Hayatın bazı dönemleri adeta karanlıktır.


Manevi olgunluk, her şey açık olduğunda yürümek kadar:


her şey açıklığa kavuşmadığında da doğru bildiği yönde kalabilmek


demektir.


Bu, körü körüne hareket etmek değildir.


Daha önce ulaşılan değer ve yönü belirsizlik içinde koruyabilmektir.


9️⃣ Kararsızlık Neden İnsanı Yerinde Durdurur ❓


Kararsız insan iki yön arasında kalabilir.


Bir taraf:


hakikat,


sorumluluk,


ahlaki ilke


der.


Diğer taraf:


çıkar,


korku,


rahatlık


der.


İnsan ikisini aynı anda korumaya çalıştığında ilerlemek zorlaşır.


Çünkü gerçek yön seçimi bazen başka seçeneklerden vazgeçmeyi gerektirir.


Münafığın temel problemi de budur:


Her iki taraftan da faydalanmak ister.


Ama sonunda hiçbir yerde gerçek anlamda kök salamaz.


Bu nedenle ayetteki durakalma, içsel kararsızlığın dışarıdaki görüntüsüdür.


🔟 Şimşek Neden Sürekli Değil, Anlık Bir Aydınlanmadır ❓


Şimşek çakar ve söner.


Bu, insanın hayatındaki ani farkındalık anlarını düşündürür.


Bir insan:


bir cenazede,


bir hastalıkta,


bir büyük kayıpta,


bir ayet okuduğunda,


bir vicdan krizinde


hayatını çok net görebilir.


O anda:


“Bundan sonra farklı yaşayacağım.”


diyebilir.


Fakat birkaç gün sonra günlük hayat geri gelir.


İlk sarsıntı azalır.


Eski alışkanlıklar döner.


Böylece şimşek yanmıştır ama insan kalıcı bir ışık kaynağı oluşturmamıştır.


1️⃣1️⃣ Geçici Farkındalık Neden Kalıcı Değişime Dönüşmez ❓


Çünkü anlamak ile alışkanlık değiştirmek aynı şey değildir.


İnsan bir gerçeği birkaç saniyede anlayabilir.


Ama karakterin değişmesi zaman ister.


Bunun için:


tekrar,


disiplin,


irade,


öz muhasebe,


sabır


gerekir.


Bu nedenle:


“Bir şeyi fark ettim.”


demek dönüşümün tamamlandığı anlamına gelmez.


Asıl soru şudur:


Bu farkındalıktan sonra hayatında ne değişti?


Bakara 20'nin ışığında yürüme metaforu tam da bu farkı görünür hâle getirir.


1️⃣2️⃣ Karanlık Her Zaman Hakikatin Yokluğu Mudur ❓


Hayır.


Bazen hakikat vardır ama insan bütün ayrıntıları henüz göremez.


Bir insan doğru bir ahlaki ilkeye sahip olabilir fakat sonucunu önceden bilemeyebilir.


Mesela dürüst davranmanın doğru olduğunu bilir.


Ama dürüstlüğün kendisine ne kaybettireceğini bilmiyor olabilir.


Adaletli davranmanın doğru olduğunu bilir.


Ama bunun bedelini kestiremeyebilir.


İşte bu tür durumlarda karanlık:


değerin yokluğu


değil,


sonucun belirsizliği


olabilir.


Gerçek karakter de çoğu zaman burada görünür.


1️⃣3️⃣ “Allah Dileseydi İşitmelerini Ve Görmelerini Giderirdi” Ne Anlama Gelir ❓


Ayetin son bölümünde konu bir anda insanın duyusal ve bilişsel imkânlarından Allah'ın kudretine taşınır.


İnsan:


görür,


işitir,


algılar.


Fakat bu yetenekleri kendisinin yarattığı şeyler değildir.


Kur’an burada insanın kendi algı kapasitesi üzerinde bile mutlak egemen olmadığını hatırlatır.


İnsan:


“Ben görüyorum.”


der.


Ama görme yetisinin kaynağını kendisi üretmemiştir.


“Ben duyuyorum.”


der.


Ama işitme sistemini kendisi kurmamıştır.


Dolayısıyla ayetin sonunda insan yeniden varoluşsal tevazuya çağrılır.


1️⃣4️⃣ İlahi Kudret Burada Neden Hatırlatılır ❓


Çünkü münafıklar kendilerini oyunun kontrolünde sanmaktadır.


Kimi zaman iman görüntüsü verirler.


Kimi zaman alay ederler.


İnsanları yönetmeye çalışırlar.


Fakat ayet sonunda:


“Allah her şeye gücü yetendir.”


der.


Bu, kontrol yanılsamasını kırar.


İnsan sınırlıdır.


Algısı sınırlıdır.


Ömrü sınırlıdır.


Gücü sınırlıdır.


Ve bütün stratejileri ilahi bilgi ve kudretin dışında değildir.


Bu nedenle ilahi kudret vurgusu, insanın kendisini mutlak kontrol sahibi sanmasının karşısına konur.


1️⃣5️⃣ Görmek Ve İşitmek Birer Ahlaki Sorumluluk Da Doğurur Mu ❓


Evet.


Bir insana bilgi ulaştığında artık o bilgiyle ne yaptığı önem kazanır.


Bir haksızlığı görüyorsa:


görmemiş gibi davranabilir.


Bir gerçeği duyuyorsa:


duymamış gibi davranabilir.


Dolayısıyla görme ve işitme yalnız biyolojik nimetler değildir.


Ahlaki sorumluluk da oluşturabilirler.


İnsan:


“Bilmiyordum.”


diyebilir.


Ama bazen asıl soru:


“Bilmek istemedin mi?”


olur.


Bakara 20, insanın algı yeteneklerinin de sorumluluk alanına girebileceğini düşündürür.


1️⃣6️⃣ Hakikatle Şartlı İlişki Neden Tehlikelidir ❓


Çünkü hakikati koşullara bağlı kabul etmek, hakikati çıkarın altına yerleştirir.


İnsan şöyle yaşamaya başlar:


İşime yararsa doğrudur.


Beni rahatlatırsa kabul ederim.


Bedel istemezse uygularım.



Bu durumda insan hakikatin peşinden gitmez.


Hakikati kendi ihtiyaçlarına göre kullanır.


Oysa gerçek ahlaki bağlılık bazen:


zarar etmeyi,


yalnız kalmayı,


itiraf etmeyi,


özür dilemeyi,


rahatından vazgeçmeyi


gerektirebilir.


Hakikat tam da bu anlarda araç değil ilke olduğunu gösterir.


1️⃣7️⃣ Bu Ayet Mümin İçin Nasıl Bir Öz Muhasebe Oluşturur ❓


Ayetin doğrudan bağlamı münafıkları anlatır.


Fakat ışıkta yürüyüp karanlıkta duran insan metaforu herkes için son derece güçlüdür.


Kişi kendisine sorabilir:


İşlerim iyi giderken Allah'a yakın, zorlaşınca uzak mı oluyorum?


İlke bana fayda sağladığında savunup zarar getirdiğinde bırakıyor muyum?


Bir duygusal sarsıntıda karar verip birkaç gün sonra tamamen unutuyor muyum?


İnancım şartlara mı bağlı, yoksa şartlar değişse de koruduğum bir yönüm var mı?


Belirsizlik geldiğinde tamamen duruyor muyum?



Bu sorular inancın görüntüsünden çok derinliğini ölçer.


1️⃣8️⃣ Modern Dünyada Işıkta Yürüyüp Karanlıkta Durmak Nasıl Görünebilir ❓


Modern insan sonuç odaklı yaşamaya çok alışmıştır.


Bir şey:


işe yarıyorsa,


hızlı sonuç veriyorsa,


rahatlatıyorsa


değerli görülür.


Bu yaklaşım manevi hayata taşındığında da şöyle bir beklenti oluşabilir:


“Dua ettim, hemen sonuç almalıyım.”


“Doğru davrandım, hemen ödül görmeliyim.”


“İnandım, artık zorluk yaşamamalıyım.”



Ama hayat böyle çalışmaz.


İnsan doğru tercihin sonucunu her zaman anında görmez.


Bu nedenle modern çağın sabırsızlığı, inancı da bir tür anlık sonuç sistemine dönüştürebilir.


Bakara 20 ise sabit sonucu değil, sabit yönü önemsemeye çağırır.


1️⃣9️⃣ Gerçek Yön, Işık Kaybolduğunda Da Yürüyebilmektir​


Bakara Suresi'nin yirminci ayeti insanı son derece etkileyici bir sahnenin içine yerleştirir.


Gece karanlıktır.


Fırtına devam eder.


Birden şimşek çakar.


Her şey görünür olur.


İnsanlar hemen yürümeye başlar.


Sonra ışık gider.


Karanlık çöker.


Ve dururlar.


Bu sahnenin insan hayatındaki karşılığı şaşırtıcı derecede geniştir.


Hepimiz bazen ışıkta yürürüz.


Bir şey çok net olduğunda karar vermek kolaydır.


Sonuç garantiyse doğruyu yapmak kolaydır.


Çevremiz destekliyorsa ilkemizi savunmak kolaydır.


Başarı geliyorsa sabretmek kolaydır.


Ama hayatın büyük sınavları çoğu zaman ışığın kaybolduğu yerde başlar.


Sonucu göremediğinde ne yapıyorsun?


Kimse seni alkışlamadığında ne yapıyorsun?


Doğru davranış sana kayıp getirdiğinde ne yapıyorsun?


Duanın cevabını hemen görmediğinde ne yapıyorsun?


İşte yön ile fırsat arasındaki fark burada ortaya çıkar.


Fırsat ışığı bekler.


Yön ise karanlıkta da varlığını korur.


Bu nedenle gerçek iman yalnız:


“Gördüğüm zaman yürürüm.”


değildir.


Bazen:


“Bütün yolu görmüyorum ama yönümü kaybetmeyeceğim.”


diyebilmektir.


Bu, düşünmeyi bırakmak anlamına gelmez.


Tam tersine insanın daha önce ulaştığı doğruları, geçici belirsizlikler karşısında hemen terk etmemesidir.


Çünkü hayatın birçok büyük gerçeği tam görünür değildir.


İnsan geleceği bilmez.


Ömrünün ne kadar olduğunu bilmez.


Bir kararın bütün sonuçlarını bilemez.


Bir acının yıllar sonra nasıl anlam kazanacağını bilemez.


Buna rağmen yaşamak zorundadır.


Seçmek zorundadır.


İşte burada insanın asıl pusulası:


değerleridir.


Eğer değerler yalnız dışarıdaki ışığa bağlıysa karanlık geldiğinde kaybolur.


Ama içselleştirilmişse karanlıkta da yön verir.


Ayetin sonunda Allah'ın görme ve işitme kudreti üzerindeki hâkimiyetinin hatırlatılması da bu tabloyu tamamlar.


İnsan ışığa sahip değildir.


Görme yetisinin bile mutlak sahibi değildir.


Bu nedenle insanın hakikat karşısındaki tavrı kibir değil tevazu olmalıdır.


Ve belki Bakara 20'nin en derin sorusu şudur:


“Sen hakikate mi bağlısın, yoksa hakikatin sana sağladığı ışığa mı?”


Çünkü ikisi aynı şey değildir.


Hakikate bağlı insan, ışık azaldığında da yönünü korumaya çalışır.


Çıkarına bağlı insan ise ışık kadar yürür.


Karanlık kadar durur.


Belki karakterin en gerçek ölçüsü de budur:


Yolun tamamı görünmediğinde hangi yöne baktığın.


“Işık varken yürümek kolaydır; insanın yönü karanlık geldiğinde anlaşılır. Hakikatle kurulan gerçek bağ, yalnız sonuçların açık olduğu anlarda değil, belirsizlik içinde de insanın değerlerini koruyabildiği yerde ortaya çıkar.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt