Bakara Suresi 123. Ayette “Hiç Kimsenin Hiç Kimse Namına Bir Şey Ödeyemeyeceği, Hiç Kimseden Bir Fidye Kabul Edilmeyeceği, Hiç Kimseye Şefaatin Fayda Vermeyeceği ve Kimseye Yardım Edilmeyeceği Günden Sakının” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan dünyada soyuna, çevresine, parasına ve başkalarının desteğine güvenebilir; fakat bazı hesaplar vardır ki oraya insan yalnızca kendi yaptığıyla girer. Sorumluluğun en çıplak hâli, kimsenin senin yerine yaşayamadığı ve kimsenin senin yerine hesap veremediği yerde ortaya çıkar.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 123. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 123. ayeti, insanı bireysel sorumluluk ve ahiret hesabı konusunda son derece güçlü biçimde uyarır.
Ayet dört güven kapısını ardı ardına kapatır:
Başkasının senin yerine bedel ödemesi.
Fidye verilmesi.
Şefaat beklentisinin kişiyi otomatik kurtarması.
Dışarıdan yardım gelmesi.
Böylece insan şu gerçekle baş başa bırakılır:
Kendi hayatının ahlaki sorumluluğu kendisine aittir.
Bu ayet özellikle 122. ayetteki:
“Size verdiğim nimeti ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.”
ifadesinin hemen ardından gelir.
Yani geçmişte verilen ayrıcalık bile:
hesap gününde otomatik kurtuluş garantisi değildir.
“O Günden Sakının” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet:
“vettekû yevmen”
ifadesiyle başlar.
Kelime olarak:
“Bir günden sakının, korunmaya çalışın.”
anlamına gelir.
Burada elbette insanın takvimdeki bir günden fiziksel olarak kaçması kastedilmez.
Kastedilen:
o günün hesabına hazırlıksız yakalanmamaktır.
Yani:
bugünkü hayatını,
yarın karşılaşacağın hesabı düşünerek yaşa.
Bu nedenle ahiret inancı yalnızca gelecekte olacak bir olay bilgisi değildir.
Bugünün ahlakını biçimlendiren bir sorumluluk bilincidir.
“Hiç Kimse Hiç Kimsenin Yerine Bir Şey Ödeyemez” Ne Demektir
İnsan dünyada birçok sorumluluğunu başkasına devredebilir.
Bir işini vekile verebilir.
Bir borcunu biri ödeyebilir.
Bir mahkemede avukat tarafından temsil edilebilir.
Bir kurumda başkası onun adına işlem yapabilir.
Fakat ahlaki sorumluluk:
tam anlamıyla devredilemez.
Sen yalan söylediysen:
başkasının dürüstlüğü senin yalanını ortadan kaldırmaz.
Sen zulmettiysen:
ailendeki iyi insanların iyiliği senin zulmünü otomatik olarak silmez.
Senin hayatının hesabı:
senin hayatına aittir.
İnsan Neden Başkasının Kendisini Kurtaracağını Düşünmek İster
Çünkü bireysel sorumluluk ağırdır.
İnsan şu düşüncelerle rahatlamak isteyebilir:
“Ben iyi bir ailenin çocuğuyum.”
“Atalarım çok dindardı.”
“Biz kutsal bir topluluğa mensubuz.”
“Benim çevremde çok iyi insanlar var.”
“Beni biri mutlaka kurtarır.”
Bu düşünceler psikolojik güven sağlayabilir.
Fakat ayet bu güven duvarlarını sarsar.
Başkalarının erdemi, senin kendi ahlaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Soy ve Aile Ahirette Otomatik Bir Ayrıcalık Sağlar mı
Ayetin temel mantığına göre:
hayır.
Bir peygamberin soyundan gelmek,
dindar bir ailede doğmak,
saygın bir topluluğa mensup olmak
kişiyi otomatik olarak kurtarmaz.
Kur’an’ın bireysel sorumluluk anlayışı son derece güçlüdür.
Bir insanın değeri:
yalnızca:
“Kimin çocuğusun?”
sorusuyla değil,
“Nasıl bir insan oldun?”
sorusuyla ilgilidir.
Soy insana bir tarih verebilir.
Ama:
karakterini onun yerine kuramaz.
“Fidye Kabul Edilmez” Ne Anlama Gelir
Fidye genel olarak:
bir bedel ödeyerek kişinin kendisini bir sonuçtan kurtarması
anlamına gelir.
Dünyada para birçok kapıyı açabilir.
Ceza ödenebilir.
Borç kapatılabilir.
Bir sorun maddi bedelle çözülebilir.
Fakat ayet ahiret hesabında:
servetin bir kurtuluş parası olmayacağını
vurgular.
İnsan bütün dünyaya sahip olsa bile:
ahlaki sorumluluğunu parayla satın alamaz.
Bu, servetin sınırını gösteren çok güçlü bir mesajdır.
Para Dünyada Güçlüyken Ahirette Neden İşe Yaramaz
Çünkü paranın gücü:
belirli bir sistem içinde geçerlidir.
İnsanlar ona değer verir.
Devletler kabul eder.
Piyasalar üzerinden işler.
Ama ölümle birlikte insanın dünyadaki ekonomik statüsü sona erer.
Milyarder ile hiçbir malı olmayan kişi:
aynı temel gerçekle karşılaşır.
İnsan dünyadan hiçbir servetini fiziksel olarak beraberinde götüremez.
Bu yüzden Kur’an’ın sorusu şudur:
Servetin ne kadar?
değil yalnızca.
Daha önemlisi:
Servetinle ne yaptın?
Bu Ayet Şefaati Tamamen Reddediyor mu
Burada dikkatli bir ayrım yapmak gerekir.
Bakara 123, insanın:
şefaati garanti edilmiş bir ayrıcalık gibi görerek kendi sorumluluğunu terk etmesini
reddeder.
Kur’an’ın başka ayetlerinde ise:
Allah’ın izin verdiği kimselerin şefaatinden
söz edilir.
Dolayısıyla Kur’an bütünlüğünde mesele:
Allah’tan bağımsız, otomatik ve zorlayıcı bir şefaat mekanizmasının bulunmamasıdır.
Hiç kimse Allah’a:
“Bu kişiyi mutlaka kurtarmak zorundasın.”
diyemez.
Şefaat varsa bile:
Allah’ın izni ve hükmü içindedir.
Şefaat İnancı Nasıl Yanlış Bir Güvenceye Dönüşebilir
İnsan şöyle düşünmeye başlarsa:
“Nasıl yaşarsam yaşayayım, biri beni kurtarır.”
şefaat fikri:
ahlaki sorumluluğu zayıflatan bir güvenceye
dönüşebilir.
Oysa Kur’an insanı sürekli:
iman,
amel,
tövbe,
adalet,
sorumluluk
üzerinden uyarır.
Dolayısıyla şefaati:
günaha açık çek
gibi görmek Kur’an’ın genel hesap anlayışıyla uyuşmaz.
Umut vardır.
Ama sorumsuzluk yoktur.
“Kimseye Yardım Edilmeyecektir” Ne Demektir
Burada insanın dünyadaki destek sistemlerinin sona ermesi vurgulanır.
Dünyada:
ailen yardım edebilir.
Arkadaşların yanında olabilir.
Devlet koruyabilir.
Servetin bazı sorunları çözebilir.
Fakat ayetin anlattığı hesap gününde:
kişinin ahlaki sorumluluğunu dışarıdan zorla değiştirecek bir güç bulunmaz.
Bu cümle insanı korkutmak için olduğu kadar:
gerçek bağımsız sorumluluğu öğretmek için
de söylenir.

Ayet Neden Aynı Mesajı Dört Farklı Şekilde Tekrarlıyor
Çünkü insan kaçış yolu arar.
“Peki biri benim yerime öderse?”
Hayır.
“Para versem?”
Hayır.
“Biri araya girse?”
Kendi başına garanti değil.
“Güçlü biri yardım etse?”
Hayır.
Ayet adeta insanın zihnindeki bütün alternatif kaçış kapılarını tek tek kapatır.
Geriye şu kalır:
Kendi hayatınla yüzleşmek.
Bu tekrar ayetin psikolojik gücünü artırır.

Bakara 123 Neden 122. Ayetin Hemen Ardından Gelmektedir
- ayette İsrailoğullarına:
kendilerine verilen nimetler
ve tarihsel üstünlük
hatırlatılmıştı.
Eğer ayet orada bitseydi insan:
“Demek ki seçilmiş olmak otomatik kurtuluş getiriyor.”
yanlış sonucuna ulaşabilirdi.
- ayet hemen bunu düzeltir:
Hayır.
Hesap günü geldiğinde:
tarihsel ayrıcalık, bireysel sorumluluğun yerine geçmez.
Bu nedenle 122 ve 123 birlikte okunmalıdır:
Nimet verildi.
Ama nimet:
hesabı ortadan kaldırmadı.

“Seçilmiş Toplum” Düşüncesi Neden Kurtuluş Garantisi Değildir
Çünkü seçilmişlik:
Kur’an’ın bağlamında çoğu zaman:
görev ve sorumluluk
anlamı taşır.
Daha fazla vahiy verilmesi:
daha az sorumluluk değil,
daha fazla sorumluluk doğurabilir.
Bir topluma:
“Size kitap verildi.”
deniyorsa:
hemen ardından:
“O kitabın hakkını verdiniz mi?”
sorusu gelir.
Dolayısıyla ayrıcalık:
hesaptan kaçmanın yolu değil,
hesabın ağırlığını artıran bir emanet
olabilir.

Bu Ayetin Müslümanlara Verdiği En Büyük Uyarılardan Biri Nedir
Bir Müslüman da aynı hataya düşebilir.
Şöyle düşünebilir:
“Ben Müslümanım, gerisi önemli değil.”
“Ailem dindar.”
“Ben Peygamber ümmetindenim.”
“Nasıl olsa şefaat var.”
Ama Bakara 123’ün ilkesi bu tür otomatik güvence düşüncesini sarsar.
İslam’a mensup olmak önemlidir.
Fakat kimlik:
ahlaki sorumluluğun yerine geçmez.
Müslüman olmak:
hesaptan muafiyet değil,
hesaba hazırlanma bilinci
üretmelidir.

İnsan Neden Kimliğini Amelinin Önüne Koyar
Çünkü kimlik daha kolaydır.
Bir etiketi taşımak:
karakter değiştirmekten kolaydır.
“Ben iyi bir insanım.”
demek:
her durumda adaletli davranmaktan kolaydır.
“Ben inançlıyım.”
demek:
öfke anında ahlakı korumaktan kolaydır.
“Ben şu topluluktanım.”
demek:
o topluluğun savunduğu erdemleri gerçekten yaşamaktan kolaydır.
Ayet insanı:
etiketten içeriğe
döndürür.

Bu Ayet Bireysel Sorumluluk Açısından Ne Kadar Radikaldir
Son derece güçlüdür.
Çünkü insanın bütün bahanelerini azaltır.
“Atalarım böyle yaptı.”
“Çevrem böyleydi.”
“Bana bunu onlar öğretti.”
gibi açıklamalar bazı davranışların nedenini açıklayabilir.
Fakat insanın iradesini tamamen yok etmez.
Kur’an insanı:
kendi seçiminin ahlaki öznesi
olarak görür.
Bu nedenle kişi çevresinden etkilenebilir.
Ama nihai olarak:
kendi kararlarıyla da yüzleşir.

İnsan Başkasının Günahını Taşımazsa Toplumsal Sorumluluk Ne Olur
Bireysel sorumluluk:
toplumsal sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
İnsan başkasının yaptığı kötülüğün otomatik suçlusu değildir.
Ama:
zulme destek verirse,
sessizce ortak olursa,
teşvik ederse,
imkânı olduğu halde bilinçli biçimde yardım ederse
kendi davranışı üzerinden sorumluluk kazanabilir.
Dolayısıyla:
“Herkes yalnızca kendinden sorumlu.”
demek:
“Toplumda olan hiçbir şey beni ilgilendirmez.”
anlamına gelmez.
Her insan:
kendi katkısından sorumludur.

Bakara 123’ten Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Hayatını, sonunda başka birinin senin yerine hesap vereceği varsayımıyla yaşama.
Aileni sev.
İnsanlardan yardım al.
Topluluğuna değer ver.
Peygamberlerin rehberliğine bağlan.
Allah’ın rahmetinden umut kesme.
Ama bütün bunları:
kendi sorumluluğunu ortadan kaldıran güvenlik ağına
dönüştürme.
Çünkü senin yerine hiç kimse:
senin niyetini,
senin tercihini,
senin karakterini
yaşayamaz.

Son Söz
Bakara 123 Bize “Bütün Dayanaklarımız Elimizden Alındığında, Kendi Hayatımızın Hesabıyla Tek Başımıza Kalabilecek miyiz?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 123. ayet insanın dünyada oluşturduğu bütün güvenlik katmanlarını birer birer kaldırır.
İnsan dünyada yalnız yaşamaz.
Bir ailesi vardır.
Bir çevresi vardır.
Bir milleti vardır.
Bir dini topluluğu vardır.
Malı olabilir.
Statüsü olabilir.
Tanıdığı güçlü insanlar olabilir.
Ve zamanla insan farkında olmadan bunların bir kısmını:
ahlaki güvenceye
dönüştürebilir.
“Benim ailem iyidir.”
“Bizim toplumumuz özeldir.”
“Ben zaten doğru gruptayım.”
“Beni biri mutlaka kurtarır.”
“Bir yol bulunur.”
Fakat ayet hesap günü için bambaşka bir tablo çizer.
Kimse senin yerine bedel ödeyemez.
Fidye kabul edilmez.
Şefaat bağımsız bir kurtuluş garantisi değildir.
Dışarıdan zorlayıcı bir yardım gelmez.
Bu tablo insanı korkutabilir.
Fakat aynı zamanda çok güçlü bir adalet fikri taşır.
Çünkü eğer herkes yalnızca bağlantılarıyla kurtulabilseydi:
dünyadaki eşitsizlik ahirete de taşınmış olurdu.
Zengin:
parasına güvenir.
Güçlü:
çevresine güvenir.
Soylu:
ailesine güvenir.
Fakat ayet bunların tamamını etkisiz hale getirir.
Orada:
servetin değil, hakikatin ağırlığı vardır.
Bu nedenle hesap günü düşüncesi yalnızca korku değil:
radikal bir eşitlik
fikri de taşır.
Bir kral ile sıradan insan arasında:
makam farkı kalmaz.
Milyarder ile fakir arasında:
banka hesabı farkı anlamını kaybeder.
Meşhur insan ile kimsenin tanımadığı kişi arasında:
şöhret farkı işlemez.
Herkes:
kendi hayatıyla
gelir.
Belki insan için en sarsıcı gerçek de budur:
Hayat boyunca birçok şeyi başkasına yaptırabiliriz.
Ama:
iyi insan olma görevini başkasına devredemeyiz.
Bir başkası senin yerine:
dürüst olamaz.
Senin yerine:
merhamet edemez.
Senin yerine:
özür dileyemez.
Senin yerine:
tövbe edemez.
Senin yerine:
vicdan sahibi olamaz.
Birinin iyiliğinden etkilenebilirsin.
Bir peygamberin rehberliğinden yararlanabilirsin.
Bir dostun seni ayağa kaldırabilir.
Ama sonunda:
yürümek senin yürüyüşündür.
Bakara 123 bu yüzden insanın elinden bütün sahte garantileri alırken ona çok büyük bir sorumluluk verir:
Bugününü ciddiye al.
Çünkü bugün yaptığın seçimler:
yarının hesabını oluşturuyor.
Ve belki ayetin bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
Bütün unvanlarımızı, soyumuzu, servetimizi, çevremizi ve aidiyetlerimizi bir kenara bıraksak, geriye yalnızca yaptıklarımız kalsa, karşımıza çıkacak insandan memnun olur muyduk?
“İnsan dünyada birçok şeyin arkasına saklanabilir; soyunun, servetinin, grubunun ve itibarının. Fakat gerçek hesap, bütün perdeler çekildiğinde başlar. O gün insanın en güçlü dayanağı, başkalarının kim olduğu değil, kendisinin neye dönüştüğüdür.”
Ersan Karavelioğlu