Bakara Suresi 122. Ayette “Ey İsrailoğulları! Size Verdiğim Nimetimi ve Sizi Bir Zamanlar Âlemlere Üstün Kıldığımı Hatırlayın” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bir nimeti hatırlamak yalnızca geçmişte neye sahip olduğunu düşünmek değildir; o nimetin insana hangi sorumluluğu yüklediğini de fark etmektir. Ayrıcalık, sorumluluktan koparıldığında kolayca kibire dönüşebilir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 122. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 122. ayeti, İsrailoğullarına daha önce verilen büyük nimetleri yeniden hatırlatır.
Ayet iki ana noktaya dikkat çeker:
Allah’ın onlara verdiği nimetler.
Ve:
belirli bir dönemde diğer topluluklar arasında kendilerine verilen üstün konum.
Bu ifade ilk bakışta yalnızca tarihsel bir övgü gibi görünebilir.
Fakat Kur’an’ın genel bağlamında burada asıl vurgu:
ayrıcalık değil, sorumluluktur.
Çünkü bir topluma vahiy,
peygamber,
bilgi,
özgürlük,
rehberlik
verilmişse bunun karşılığında daha büyük bir ahlaki yükümlülük de doğar.
“Ey İsrailoğulları” Hitabı Neden Tekrar Ediliyor
Bakara Suresi’nin daha önceki bölümlerinde de aynı hitapla karşılaşmıştık.
Bu tekrar tesadüf değildir.
Kur’an İsrailoğullarına:
geçmişlerini,
Allah ile yaptıkları ahdi,
kendilerine verilen nimetleri,
yaptıkları hataları
hatırlatmaktadır.
Yani burada tarih sadece anlatılmıyor.
Ahlaki hafızaya dönüştürülüyor.
İnsan veya toplum geçmişini unuttuğunda, kendisine verilen nimetin anlamını da unutabilir.
Ayetteki “Nimet” Neleri Kapsayabilir
Nimet kelimesi burada tek bir olaya indirgenmemelidir.
İsrailoğullarına verilen nimetler arasında:
peygamberler,
vahiy,
Firavun zulmünden kurtuluş,
denizin yarılması,
çölde korunmaları,
rızık verilmesi,
kitapla rehberlik
gibi birçok unsur düşünülebilir.
Dolayısıyla ayetteki “nimet”:
maddi ve manevi lütufların tamamını kapsayan geniş bir kavramdır.
Nimet sadece servet değildir.
Bazen özgürlük de nimettir.
Bilgi de nimettir.
Doğru rehberlik de nimettir.
“Hatırlayın” Emri Neden Bu Kadar Önemlidir
Kur’an’da hatırlama çok güçlü bir ahlaki kavramdır.
Çünkü insanın büyük sorunlarından biri:
unutmasıdır.
Zor durumdayken yardım ister.
Kurtulduğunda unutur.
Bir nimete kavuştuğunda sevinir.
Bir süre sonra onu normal kabul eder.
Sonra:
hak etmiş gibi davranmaya başlar.
Bu nedenle “hatırlayın” emri sadece geçmişi düşünmek değildir.
Şu soruyu sordurur:
“Bugün sahip olduğun şeyleri nasıl elde ettiğini ve bunların sana ne sorumluluk yüklediğini unuttun mu?”
Nimet Unutulduğunda Ne Olur
Nimet unutulunca üç şey ortaya çıkabilir:
Nankörlük.
Kibir.
Hak edilmişlik duygusu.
İnsan şöyle düşünmeye başlayabilir:
“Bunlar zaten benim hakkımdı.”
“Ben üstün olduğum için bunlara sahibim.”
“Benden alınamaz.”
Oysa Kur’an’ın nimet anlayışı farklıdır.
Nimet:
lütuf olduğu kadar sınavdır.
Sahip olmak:
insanın değerini otomatik olarak artırmaz.
Asıl mesele:
sahip olunan şeyle ne yapıldığıdır.
“Sizi Âlemlere Üstün Kıldım” Ne Demektir
Bu ifade tefsirde genellikle:
İsrailoğullarının kendi dönemlerindeki topluluklara göre önemli bir ayrıcalıkla donatılması
şeklinde anlaşılmıştır.
Bu ayrıcalık özellikle:
çok sayıda peygamber gönderilmesi,
vahiy verilmesi,
ilahi rehberliğin güçlü biçimde bulunması
ile ilişkilendirilir.
Buradaki üstünlüğü:
bütün çağlarda, bütün bireyler üzerinde koşulsuz ve değişmez biyolojik üstünlük
olarak anlamak doğru değildir.
Ayetin bağlamı:
tarihsel ve dinî bir seçilmişlik sorumluluğudur.
Bu Ayet Irksal Üstünlük mü Anlatıyor
Hayır.
Kur’an’ın genel ahlak anlayışı:
ırk,
soy,
etnik köken
üzerinden mutlak ahlaki üstünlük kurmaz.
Bir topluma belirli bir tarihsel dönemde:
vahiy,
peygamber,
sorumluluk
verilmiş olması:
onların biyolojik olarak diğer insanlardan daha değerli olduğu anlamına gelmez.
Aksine bu:
daha büyük bir sorumluluk
demektir.
Çünkü daha fazla bilgi:
daha fazla hesap
getirir.
Seçilmiş Olmak Ayrıcalık mı, Sorumluluk mu
İkisi birlikte düşünülebilir.
Bir kişiye büyük bir görev verilirse:
bu bir onurdur.
Ama aynı zamanda:
yükümlülüktür.
Bir doktorun bilgisi onu toplumda önemli kılar.
Fakat aynı bilgi:
hastaya karşı daha büyük sorumluluk da doğurur.
Aynı şekilde vahiy verilen bir toplum için:
“Seçilmiş olmak”
yalnızca:
“Biz özeliz.”
demek değildir.
Daha çok:
“Bize daha fazla sorumluluk verilmiştir.”
demektir.
Ayrıcalık Sorumluluktan Koparıldığında Ne Olur
İşte tehlike burada başlar.
Bir toplum:
“Allah bizi seçti.”
der ama:
adaleti,
emaneti,
ahlakı,
vahyin gereğini
unutursa,
seçilmişlik fikri:
ahlaki sorumluluk yerine kimlik gururuna
dönüşebilir.
Kur’an önceki ayetlerde tam da bu zihniyeti birçok kez eleştirmişti.
Kimlik:
insana otomatik kurtuluş garantisi vermez.
Ayrıcalık:
hesapsız üstünlük belgesi değildir.
Bu Ayet Neden Daha Önceki Ayetlerin Ardından Tekrar Hatırlatma Yapıyor
Bakara 121’de:
kendilerine kitap verilenlerden onu hakkıyla okuyanların gerçekten iman ettiği
söylenmişti.
- ayette ise yeniden:
nimeti hatırlama
çağrısı gelir.
Bu geçiş çok anlamlıdır.
Kitap verilmiş olması bir nimettir.
Fakat kitabın varlığı tek başına yeterli değildir.
Onu:
anlamak,
izlemek,
hakkını vermek
gerekir.
Yani nimet:
sahip olunan şey değil, doğru kullanılan şey olduğunda anlamını tamamlar.

İnsan Geçmiş Başarılarıyla Sürekli Övünebilir mi
Geçmiş başarılar değerli olabilir.
Ama sürekli geçmişle övünüp:
bugünkü sorumlulukları ihmal etmek
tehlikelidir.
Bir toplum:
“Bizim atalarımız büyüktü.”
diyebilir.
Ama soru şudur:
Sen bugün ne yapıyorsun?
Geçmişte peygamberlerin gelmiş olması:
bugünkü insanı otomatik olarak erdemli yapmaz.
Geçmişte büyük medeniyet kurmuş olmak da:
bugünkü hataları ortadan kaldırmaz.
Tarih:
övünmek için değil,
öğrenmek için
kullanıldığında değerlidir.

Ataların Değeri Çocuklarına Otomatik Olarak Geçer mi
Ahlaki anlamda hayır.
İnsan:
babasının dürüstlüğü sayesinde otomatik olarak dürüst olmaz.
Atasının bilgeliği:
kişinin kendi bilgeliği değildir.
Bir topluluğun geçmişindeki büyük insanlar:
sonraki nesillere ilham verebilir.
Ama onların erdemi:
miras yoluyla ahlaki puan
gibi aktarılmaz.
Kur’an’ın bireysel sorumluluk anlayışı buna güçlü biçimde dikkat çeker.
Her nesil:
kendi sınavını yaşar.

Nimet İle Hesap Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
Ne kadar büyük nimet:
o kadar büyük sorumluluk doğurabilir.
Bilgi verilmişse:
ne yaptın?
Servet verilmişse:
nasıl kullandın?
Güç verilmişse:
adaletli miydin?
Özgürlük verilmişse:
başkasının özgürlüğüne saygı duydun mu?
Kur’an’ın nimet anlayışı:
sadece:
“Ne kadar şanslısın.”
değildir.
Aynı zamanda:
“Bunun hesabını nasıl vereceksin?”
sorusudur.

Bu Ayet Müslümanlara Nasıl Bir Ayna Tutar
Çok güçlü bir biçimde.
Bir Müslüman:
“Bu ayet İsrailoğullarına hitap ediyor.”
deyip kendisini tamamen dışarıda bırakmamalıdır.
Çünkü Müslüman da:
Kur’an’a sahip olmak,
Hz. Muhammed’in mesajına ulaşmak,
dini bilgiye erişmek
gibi nimetlerden söz edebilir.
O halde aynı soru Müslümana da yönelir:
Bu nimet seni daha ahlaklı yaptı mı?
Yoksa:
yalnızca daha ayrıcalıklı hissetmene mi yaradı?

“Biz En Doğru Dine Sahibiz” Düşüncesi Tek Başına Yeterli midir
Hayır.
Bir insan kendi inancının doğru olduğuna inanabilir.
Bu normaldir.
Fakat bundan sonra asıl soru gelir:
Doğru olduğuna inandığın şey seni neye dönüştürüyor?
Daha adaletli mi oldun?
Daha merhametli mi?
Daha dürüst mü?
Yoksa:
başkalarını küçümseyen,
kendisini garanti altında gören
birine mi dönüştün?
Hakikat iddiasının ahlaki meyvesi:
karakterde görünmelidir.

Nimet İnsan İçin Nasıl Bir Psikolojik Tuzak Oluşturabilir
İnsan nimetlere çok hızlı alışır.
İlk gün:
şükreder.
Bir süre sonra:
normal kabul eder.
Daha sonra:
yetersiz bulmaya başlayabilir.
Bu psikolojide insan:
sahip olduğu on nimeti unutup
eksik olan bir şeye odaklanabilir.
Bakara 122’nin:
“Nimetimi hatırlayın.”
çağrısı bu açıdan son derece günceldir.
İnsan zaman zaman:
“Bende ne eksik?”
sorusundan önce:
“Bana neler verilmiş?”
sorusunu sormalıdır.

Şükür Yalnızca “Allah’a Şükür” Demek midir
Şükür sözle ifade edilebilir.
Ama gerçek şükür:
nimetin doğru kullanılmasıyla
daha görünür hale gelir.
Bilgi nimetine şükür:
onu doğru kullanmaktır.
Servet nimetine şükür:
paylaşmayı bilmektir.
Güç nimetine şükür:
zulmetmemektir.
Sağlık nimetine şükür:
onu korumaktır.
Özgürlük nimetine şükür:
başkasını köleleştirmemektir.
Yani şükür:
sadece söylenen değil, yaşanan bir tavırdır.

Bakara 122’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Sana verilmiş olan şeyi üstünlük sebebi değil, sorumluluk sebebi olarak gör.
Bilgiliysen:
kibirlenme.
Daha çok öğret.
Zenginsen:
üstünlük taslama.
Daha fazla paylaş.
Güçlüysen:
zayıfı ezme.
Onu koru.
İnançlı olduğunu düşünüyorsan:
başkalarını küçümseme.
İnancının ahlakını göster.
Çünkü gerçek değer:
nimetin büyüklüğünde değil,
nimet karşısındaki insanın büyüklüğünde
ortaya çıkar.

Son Söz
Bakara 122 Bize “Bize Verilen Nimetleri Bir Üstünlük Belgesi mi, Yoksa Bir Sorumluluk Emaneti mi Olarak Görüyoruz?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 122. ayet çok kısa bir cümle içinde insanın en eski psikolojik sorunlarından birine dokunur:
Ayrıcalığı hak edilmiş üstünlük sanmak.
Bir topluma büyük nimetler verilmiş olabilir.
Peygamberler gelmiş olabilir.
Kitap verilmiş olabilir.
Zulümden kurtarılmış olabilir.
Tarih içinde özel bir rol üstlenmiş olabilir.
Bütün bunlar gerçektir.
Fakat insan çok kolay biçimde şu sonuca atlayabilir:
“Demek ki biz diğerlerinden daha değerliyiz.”
Oysa Kur’an’ın genel mantığında doğru sonuç daha farklıdır:
“Demek ki bizim sorumluluğumuz daha büyük.”
Bu iki düşünce arasında çok büyük fark vardır.
Birincisi:
kibir üretir.
İkincisi:
hesap bilinci üretir.
Birincisi insanı:
başkasına yukarıdan bakmaya
götürür.
İkincisi:
kendi davranışına daha dikkatli bakmaya
zorlar.
Belki bir topluma vahiy verilmiş olması onun en büyük onurudur.
Ama aynı zamanda en büyük sınavıdır.
Çünkü bilmeyen kişi:
bir şeyden sorumlu olabilir.
Ama bilen kişi:
bildiğinin de sorumluluğunu taşır.
Ayetin:
“Nimetimi hatırlayın.”
demesi bu yüzden çok anlamlıdır.
Hatırlamak:
nostalji yapmak değildir.
“Eskiden ne büyüktük.”
demek değildir.
Asıl hatırlama:
“Bize verilen şeyin hakkını verdik mi?”
diye sormaktır.
Ve bu soru yalnızca İsrailoğullarına yönelmiş tarihsel bir soru değildir.
Bugün elinde Kur’an bulunan Müslüman da kendisine sormalıdır:
Bu kitap bana verilmişse:
ben onunla ne yaptım?
Onu yalnızca:
evimde sakladım mı?
Seslendirdim mi?
Başkalarını yargılamak için mi kullandım?
Yoksa:
kendi ahlakımı düzeltmek için mi?
Bir insan:
inanç nimetine sahip olduğunu düşünüyorsa
bu onu daha fazla:
merhametli,
adil,
dürüst
yapmalıdır.
Eğer tam tersine:
daha kibirli,
daha dışlayıcı,
daha acımasız
hale getiriyorsa,
belki nimet:
amacına ulaşmıyordur.
Bakara 122 bize belki de şunu öğretir:
Allah’ın insana verdiği şeyler:
sadece ödül değil,
imtihandır.
Para bir sınavdır.
Bilgi bir sınavdır.
Güç bir sınavdır.
İnanç bilgisi bile bir sınavdır.
İnsan sahip olduğu şeyle:
ya büyür,
ya kibirlenir.
Belki ikisinin arasındaki en büyük fark:
şükürdür.
Çünkü şükreden insan:
“Bu yalnızca benim başarım.”
demez.
“Neden bana daha çok verilmedi?”
diye sürekli şikâyet etmez.
Şunu sorar:
“Bana verilen şeyin hakkını nasıl verebilirim?”
Belki Bakara 122’nin bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
Hayatta bize verilen ayrıcalıkların listesini yapmak yerine, onların bize yüklediği sorumlulukların listesini hiç çıkardık mı?
“Nimetin gerçek ölçüsü ne kadarına sahip olduğun değil, onunla ne yaptığındır. İnsanı yücelten ayrıcalığı değil, ayrıcalığın yüklediği sorumluluğu taşıyabilecek ahlaka sahip olmasıdır.”
Ersan Karavelioğlu