📖 Bakara Suresi 121. Ayette “Kendilerine Kitap Verdiklerimizden Onu Hakkıyla Okuyanlar, İşte Ona Gerçekten İman Edenlerdir. Kim Onu İnkâr Ederse

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,809
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 121. Ayette “Kendilerine Kitap Verdiklerimizden Onu Hakkıyla Okuyanlar, İşte Ona Gerçekten İman Edenlerdir. Kim Onu İnkâr Ederse, İşte Asıl Kaybedenler Onlardır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“Bir kitabı gerçekten okumak, yalnızca kelimelerini seslendirmek değildir. İnsan bazen sayfaları bitirir ama kitabın kendisinde hiçbir şey değiştirmesine izin vermez. Hakiki okuma, metnin insanın düşüncesine ve hayatına dokunmasıyla başlar.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 121. Ayette Ne Anlatılmaktadır ❓


Bakara Suresi’nin 121. ayeti, vahiy ile insan arasındaki gerçek ilişkinin nasıl olması gerektiğini anlatır.


Ayet kendilerine kitap verilen insanlar arasında bir ayrım yapar.


Bazıları kitabı yalnızca taşıyan veya okuyan kişiler değildir.


Onu:


“hakkıyla tilavet ederler.”


Kur’an böyle kimseler hakkında:


“İşte onlar ona iman ederler.”


der.


Ardından bunun karşıtı belirtilir:


Kim onu inkâr ederse, asıl kaybeden odur.


Dolayısıyla ayetin merkezinde yalnızca:


“Kitabı okuyor musun?”


sorusu yoktur.


Daha büyük soru şudur:


“Okuduğun kitapla nasıl bir ilişkin var?”


2️⃣ “Kendilerine Kitap Verdiklerimiz” Kimlerdir ❓


Ayetin bağlamında öncelikle:


Ehl-i Kitap


akla gelir.


Yani daha önce vahiy verilen topluluklar.


Özellikle Tevrat ve İncil geleneğine mensup kimseler bağlam içinde değerlendirilmiştir.


Fakat ayetin taşıdığı temel ilke Müslüman açısından da son derece güçlüdür.


Çünkü bir Müslüman da Kur’an’ı elinde taşıdığı halde şu soruyla karşı karşıyadır:


“Ben onu gerçekten hakkıyla okuyor muyum?”


Bu nedenle ayeti yalnızca geçmiş topluluklara yönelik bir eleştiri olarak okumak, onun insanın kendisine yönelen tarafını kaçırabilir.


3️⃣ “Onu Hakkıyla Okuyanlar” Ne Demektir ❓


Ayetteki ifade:


“yetlûnehu hakka tilâvetihî”


şeklindedir.


Kelime kelime düşünüldüğünde:


“Onu, tilavet edilmesi gerektiği gibi tilavet ederler.”


anlamına gelir.


Fakat “tilavet” yalnızca sesli okumayı ifade etmek zorunda değildir.


Kelimenin kökünde:


izlemek,


ardından gitmek,


takip etmek


anlamları da vardır.


Bu nedenle birçok tefsirde ifade:


doğru okumak,


anlamını gözetmek,


hükümlerini takip etmek,


helalini helal,


haramını haram kabul etmek


gibi daha geniş biçimlerde açıklanmıştır.


Yani:


gerçek tilavet, dil ile başlayıp hayatla devam eder.


4️⃣ Güzel Sesle Kur’an Okumak “Hakkıyla Tilavet” İçin Yeterli midir ❓


Güzel sesle Kur’an okumak değerli olabilir.


Tecvit kurallarına dikkat etmek de önemlidir.


Fakat ayetin işaret ettiği anlam bundan daha geniş görünür.


Bir insan Kur’an’ı:


kusursuz telaffuzla okuyabilir.


Fakat aynı insan:


adaletsizlik yapıyorsa,


yalan söylüyorsa,


insanların hakkını yiyorsa,


Kur’an’ın ahlaki çağrısını önemsemiyorsa


şu soru ortaya çıkar:


Ses doğru olabilir ama hayat metni takip ediyor mu?


Hakkıyla tilavet:


yalnızca harflerin hakkını değil,


anlamın hakkını da vermeyi


gerektirir.


5️⃣ Bir Kitabı Okumak İle Onu Takip Etmek Arasında Ne Fark Vardır ❓


Okumak:


bilgi verebilir.


Takip etmek ise:


davranışı değiştirebilir.


Bir insan sağlık kitabı okuyabilir.


Ama bütün tavsiyelerin tersini yapabilir.


Bir hukuk kitabını okuyabilir.


Ama hukuka aykırı davranabilir.


Bir ahlak kitabını ezbere bilebilir.


Ama zalim olabilir.


Aynı şey kutsal metin için de geçerlidir.


Kitabın varlığı:


insanı otomatik olarak dönüştürmez.


İnsan:


okuduğu şeyin kendisini değiştirmesine izin vermelidir.


6️⃣ “Hakkıyla Okumak” Anlamaya Çalışmayı da İçerir mi ❓


Evet.


Bir metni anlamadan yalnızca seslendirmek ile:


anlamını düşünerek okumak


aynı şey değildir.


Kur’an defalarca:


akletmeye,


tefekkür etmeye,


düşünmeye


çağırır.


Dolayısıyla Kur’an ile sağlıklı ilişki:


yalnızca:


“Kaç sayfa okudum?”


sorusuyla ölçülemez.


Şu soru da önemlidir:


“Ne anladım?”


Daha da önemlisi:


“Anladığım şey beni nasıl değiştirdi?”


7️⃣ Hakkıyla Tilavet Etmek “Her Ayeti Eksiksiz Uygulamak” mı Demektir ❓


İnsan kusurlu bir varlıktır.


Hiç kimse her öğrendiğini kusursuz biçimde hayatına geçiremeyebilir.


Bu nedenle ayeti:


“Bir kez hata yapan artık kitabı hakkıyla okumuyordur.”


şeklinde katılaştırmak doğru olmaz.


Asıl mesele kişinin yönüdür.


Kitabı:


rehber olarak görüyor mu?


Yanlış yaptığında dönüyor mu?


Kendini metne göre düzeltmeye çalışıyor mu?


Yoksa metni:


kendi davranışlarını haklı çıkarmak için mi kullanıyor?


Bu ikisi arasında büyük fark vardır.


8️⃣ Kitabı Kendi İstediğimiz Gibi Okumakla Hakkıyla Okumak Arasındaki Fark Nedir ❓


İnsan bir metne iki farklı şekilde yaklaşabilir.


Birinci yaklaşım:


“Bu metin bana ne söylüyor?”


İkinci yaklaşım:


“Benim zaten düşündüğüm şeyi bu metne nasıl söyletirim?”


İkinci durumda insan metni takip etmiyor olabilir.


Metni:


kendisine takip ettiriyor olabilir.


İşte kutsal metin yorumunda en büyük tehlikelerden biri budur.


İnsan önce kararını verir.


Sonra ayetlerden yalnızca kendisini destekleyen parçaları seçer.


Hakkıyla tilavet ise:


metnin bizi rahatsız eden tarafını da ciddiye alabilmeyi


gerektirir.


9️⃣ Kur’an’ı Çok Okumak İnsanı Otomatik Olarak Daha İyi Biri Yapar mı ❓


Hayır.


Çünkü bilgi ile dönüşüm aynı şey değildir.


Bir insan binlerce ayet okuyabilir.


Ama:


kibirli,


acımasız,


adaletsiz


kalabilir.


Sorun Kur’an’ın okunması değil:


okunan şey ile insanın karakteri arasındaki bağın kopmasıdır.


Kur’an’ı gerçek anlamda okumak:


insanın kendisini de okumasını gerektirir.


Ayet sana:


“Adaletli ol.”


dediğinde yalnızca başkasının adaletsizliğini düşünüyorsan,


metni kendi üzerine hiç çevirmiyorsan,


okuma eksik kalabilir.


🔟 “İşte Onlar Ona İman Ederler” Neden Okumanın Ardından Gelmektedir ❓


Çünkü ayet iman ile kitabı doğru biçimde karşılamayı birbirine bağlar.


Gerçek iman:


yalnızca kitabın kutsal olduğunu söylemek değildir.


Kitabın:


otoritesini,


rehberliğini,


hakikat iddiasını


ciddiye almaktır.


Bir insan:


“Bu Allah’ın kitabıdır.”


deyip ardından hiçbir öğüdünü önemsemiyorsa


söz ile hayat arasında bir kopukluk oluşur.


Bu nedenle ayetin mantığı şöyledir:


Gerçek iman, kitabın insan üzerindeki etkisinde görünür.


1️⃣1️⃣ Bir Kitaba İnanmakla Onu Kutsal Bir Nesne Olarak Görmek Aynı Şey midir ❓


Hayır.


Kutsal kitaba saygı göstermek önemlidir.


Ama kitap yalnızca:


yüksek yere konulan,


öpülen,


güzel bir kılıfa sarılan


bir nesne haline gelirse


asıl amacı unutulabilir.


Kitabın fiziksel nüshasına saygı başka şeydir.


Onun mesajını:


hayatın rehberi yapmak


başka şeydir.


Bir insan kitabı rafın en yüksek yerine koyabilir.


Ama onun adalet çağrısını:


hayatının en altına


yerleştirebilir.


Ayet tam da bu çelişkiyi düşündürür.


1️⃣2️⃣ “Kim Onu İnkâr Ederse” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


Ayetin ikinci kısmında:


inkâr


ile karşılaşırız.


Burada mesele yalnızca kitabı hiç görmemiş veya hiçbir bilgiye ulaşmamış bir kişinin durumu değildir.


Bağlamda:


vahiy ile karşılaşma,


onu tanıma


ve ardından reddetme


teması güçlüdür.


İnkâr:


yalnızca zihinsel bir anlaşmazlık değil,


Kur’an’ın dilinde bazen:


bilinen hakikati örtme


anlamı da taşır.


Bu nedenle sorumluluk:


kişinin bilgisi,


niyeti,


karşılaştığı deliller


ile birlikte düşünülmelidir.


1️⃣3️⃣ “Asıl Kaybedenler Onlardır” Ne Demektir ❓


Ayet:


“hâsirûn”, yani kaybedenler


ifadesini kullanır.


Kur’an insan hayatını zaman zaman:


ticaret,


kazanç,


zarar


metaforlarıyla anlatır.


Bir insan dünyada:


para kazanabilir,


güç kazanabilir,


itibar kazanabilir.


Ama daha temel bir şeyi kaybedebilir:


hakikatle ilişkisini.


Bu durumda dışarıdan kazanan biri:


Kur’an’ın ölçüsünde:


asıl kaybeden


olabilir.


1️⃣4️⃣ İnsan Ne Kaybettiğinde Gerçekten Kaybetmiş Sayılır ❓


Modern dünyada kayıp deyince genellikle:


para,


iş,


statü,


mülk


akla gelir.


Kur’an ise daha farklı bir hesap yapar.


İnsan:


karakterini,


adalet duygusunu,


vicdanını,


Allah ile ilişkisini


kaybedebilir.


Bunlar banka hesabında görünmez.


Ama insanın varlığını şekillendirir.


Bu yüzden ayetin “kayıp” kavramı:


ekonomik değil, varoluşsal bir kayıptır.


1️⃣5️⃣ Ayet Ehl-i Kitap İçinde Olumlu İnsanların Bulunduğunu da mı Gösteriyor ❓


Evet.


Bu ayet önemlidir çünkü Bakara Suresi’nin önceki bölümlerinde Ehl-i Kitap’tan bazı gruplara yönelik sert eleştiriler yer almasına rağmen burada:


kendilerine verilen kitabı hakkıyla okuyanlar


övgüyle anılır.


Bu, Kur’an’ın bütün bir topluluğu tek kalıba sokmadığını gösterir.


Aynı topluluk içinde:


reddeden de olabilir,


samimiyetle hakikati takip eden de.


Bu nedenle:


insanları yalnızca grup etiketleri üzerinden değerlendirmek yetersizdir.


1️⃣6️⃣ Bu Ayet Müslümanların Kendilerine Çevirmesi Gereken Bir Ayna mıdır ❓


Kesinlikle.


Bir Müslüman ayeti okuyup:


“Bu Ehl-i Kitap hakkındadır.”


deyip kendisini tamamen dışarıda bırakırsa çok büyük bir ders kaçabilir.


Çünkü bugün Müslüman da elinde bir kitap taşımaktadır:


Kur’an.


O halde aynı soru ona da yöneltilebilir:


Onu okuyorsun.


Peki:


hakkıyla mı?


Anlıyor musun?


Düşünüyor musun?


Hayatına taşıyor musun?


Yoksa yalnızca:


kimliğinin sembolü olarak mı bulunduruyorsun?


1️⃣7️⃣ Bakara 120 Ve 121 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar ❓


  1. ayette Hz. Muhammed’e:

insanların arzularına uymaması


ve Allah’ın hidayetine bağlı kalması öğütlenmişti.


  1. ayette ise:

kitaba gerçekten bağlı olan insanların onu:


hakkıyla tilavet ettiği


söylenir.


Bu iki ayet birlikte önemli bir mesaj oluşturur:


Hakikat:


insanların arzularına göre değiştirilmez.


Aksine insan:


kendisini vahyin rehberliğine göre değiştirmeye çalışır.


Yani doğru ilişki:


“Kitap bana uysun.”


değildir.


“Ben hakikate nasıl uyacağım?”


sorusudur.


1️⃣8️⃣ Bakara 121’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir ❓


Belki şöyle özetlenebilir:


Bir metni ne kadar çok okuduğun değil, onun sende ne kadar hayat bulduğu da önemlidir.


Kur’an’ı her gün okuyabilirsin.


Ama:


öfken değişmiyorsa,


adaletin gelişmiyorsa,


merhametin artmıyorsa,


yalanla ilişkin değişmiyorsa,


insanlara bakışın hiç dönüşmüyorsa


bir noktada şu soruyu sormak gerekir:


Ben sadece Kur’an’ı mı okuyorum, yoksa Kur’an’ın beni okumasına da izin veriyor muyum?


Çünkü büyük kitaplar yalnızca bilgi vermez.


İnsanın kendisini görmesini sağlar.


1️⃣9️⃣ Son Söz ❓ Bakara 121 Bize “Kur’an’ı Biz mi Okuyoruz, Yoksa Okuduğumuz Kur’an Hayatımızı da Okuyup Değiştiriyor mu?” Diye mi Soruyor ❓


Bakara Suresi 121. ayetin en dikkat çekici tarafı belki şudur:


Ayet yalnızca:


“Kitabı okuyanlar.”


demez.


Şunu söyler:


“Onu hakkıyla okuyanlar.”


Demek ki iki okuma arasında fark vardır.


Bir insan kitabı bitirebilir.


Ama kitap:


onda hiçbir şeyi başlatmayabilir.


Bir insan her yıl Kur’an’ı baştan sona okuyabilir.


Ama yıllar geçmesine rağmen:


aynı kibir,


aynı haksızlık,


aynı öfke,


aynı merhametsizlik


devam edebilir.


O zaman insan çok zor ama gerekli bir soru sormalıdır:


Ben metnin sesini mi duyuyorum, yoksa yalnızca kendi sesimi mi tekrar ediyorum?


Çünkü kutsal kitapla ilişkinin en büyük sınavlarından biri budur.


İnsan Kur’an’ı kendi düşüncelerini onaylayan bir kitap haline getirebilir.


Hoşuna giden ayeti öne çıkarır.


Rahatsız eden ayeti görmezden gelir.


Kendisini haklı çıkaran bölümü ezberler.


Kendi davranışını sorgulayan bölümü başkasına uygular.


Mesela adalet ayetini okur.


Ama aklına hep:


başkasının adaletsizliği


gelir.


Kibir ayetini okur.


Aklına:


başkası gelir.


Gıybet ayetini okur.


Başkasını düşünür.


Merhamet ayetini okur.


Yine başkasından bekler.


Böylece insan binlerce ayet okur ama:


hiçbir ayet doğrudan kendisine ulaşamaz.


Belki “hakkıyla tilavet” tam burada başlar.


İnsan ayeti okuduğunda bir an durur ve sorar:


“Bu bana ne söylüyor?”


“Ben neredeyim?”


“Benim düzeltmem gereken ne var?”


“Bu ayetin önünde ben mi değişeceğim, yoksa ayeti kendime göre mi bükeceğim?”


İşte bu okuma insanı dönüştürebilir.


Çünkü gerçek kitap ilişkisi:


yalnızca göz ile sayfa arasında değildir.


Metin ile karakter arasındadır.


Sonra ayet çok güçlü bir ifade kullanır:


“İşte onlar ona gerçekten iman ederler.”


Burada iman:


sadece dildeki kabul olmaktan çıkar.


Bir yönelişe dönüşür.


Kitabın insan üzerindeki hakkını kabul etmeye dönüşür.


Ve ardından:


“Kim onu inkâr ederse, işte asıl kaybedenler onlardır.”


denilir.


Bu “kayıp” kelimesi çok derindir.


İnsan dünyada çok şey kazanabilir.


Evi olabilir.


Serveti olabilir.


Şöhreti olabilir.


On binlerce insan tarafından tanınabilir.


Ama hayatın sonunda:


kendisini neden yaşadığını bilmeden


bulabilir.


Kur’an’ın kayıp hesabı işte burada farklıdır.


İnsan bazen dışarıdan kaybederken içeriden kazanır.


Bazen de dışarıdan kazanırken:


içeriden her şeyini kaybedebilir.


Bakara 121 bu nedenle sadece:


“Kitabı okuyun.”


demez.


Daha zorunu söyler:


Kitabın hakkını vererek okuyun.


Bu da yalnızca sesin güzelliğiyle değil:


anlayışla,


samimiyetle,


dürüstlükle,


uygulamayla


ilgili bir çağrıdır.


Belki Bakara 121’in bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:


Kur’an’ı kaç defa bitirdiğimizi biliyoruz; peki Kur’an’ın hayatımızda kaç yanlış alışkanlığı bitirdiğini hiç düşündük mü?


“Bir kitabı bitirmek kolaydır; zor olan, kitabın içimizdeki yanlış bir şeyi bitirmesine izin vermektir. Hakiki tilavet, son sayfaya ulaşmak değil, okunan hakikatin insanın hayatına ulaşmasıdır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt