A'râf Suresi'nin Türkçe Meali
A'râf Suresi, Kur'an-ı Kerim'in yedinci suresidir ve Mekke döneminde indirilmiştir. Toplam 206 ayetten oluşur. Adını 46. ayetinde geçen "A'râf" kelimesinden alır. Surede peygamberlerin kıssaları, tevhid inancı, kıyamet günü ve ahiret hayatı gibi konular işlenir. İşte A'râf Suresi'nin Türkçe meali:1. Elif, Lâm, Mîm, Sâd.
2. (Bu,) sana, kendisiyle (insanları) uyarman ve müminlere öğüt vermen için indirilen bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.
3. Rabbinizden size indirilene uyun. O’ndan başka dostlar edinip onlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
4. Nice şehirleri helâk ettik. Onlara azabımız geceleyin veya onlar istirahat ederken ansızın gelmişti.
5. Azabımız onlara geldiğinde, “Gerçekten biz zalim kimselermişiz” demekten başka bir sözleri olmadı.
6. Kendilerine peygamber gönderilenleri de peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz.
7. Andolsun, onlara ilimle anlatacağız. Biz, onlardan uzak değiliz.
8. O gün tartı haktır. Kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
9. Kimin tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize zulmetmelerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır.
10. Andolsun, biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçimlikler sağladık. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
11. Andolsun, sizi yarattık, sonra size şekil verdik. Sonra meleklere, “Âdem’e secde edin” dedik. İblis’in dışındakiler secde ettiler. O, secde edenlerden olmadı.
12. Allah, “Sana emrettiğim halde secde etmene engel olan nedir?” dedi. (İblis) “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın” dedi.
13. Allah, “Öyleyse in oradan! Orada büyüklük taslamak sana düşmez. Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın” dedi.
14. İblis dedi ki: “Bana insanların dirileceği güne kadar süre ver.”
15. Allah, “Sen süre verilenlerdensin” dedi.
16. İblis dedi ki: “Öyleyse, beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üstüne oturacağım.”
17. “Sonra onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından geleceğim ve sen, onların çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın.”
18. Allah, “Çık oradan yerilmiş ve kovulmuş olarak! Andolsun, onlardan sana uyanlarla hepinizden cehennemi dolduracağım” dedi.
19. (Allah, “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşin. Dilediğiniz yerden yeyin; şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz” dedi.
20. Fakat şeytan, kendilerinden gizlenmiş çirkin yerlerini açığa vurmak için onlara vesvese verdi ve “Rabbiniz, başka bir sebepten değil, sırf melek olacağınız veya ebedî kalanlardan olacağınız için sizi bu ağaçtan menetti” dedi.
21. “Ve onlara, ‘Ben gerçekten sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim’ diye yemin etti.”
22. Bunun üzerine onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıklarında çirkin yerleri kendilerine göründü ve üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rableri onlara, “Ben, size bu ağacı yasaklamadım mı ve ‘Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır’ demedim mi?” diye seslendi.
23. Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, biz mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”
24. Allah dedi ki: “Birbirinize düşman olarak inin! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşim ve geçimlik vardır.”
25. (Allah) dedi ki: “Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan dirilip çıkarılacaksınız.”
26. Ey Âdemoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Takva elbisesi ise daha hayırlıdır. İşte bu, Allah’ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar.
27. Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtmasın. O, çirkin yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak onları aldatmıştı. O ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları iman etmeyenlerin dostları kıldık.
28. Onlar bir kötülük yaptıklarında, “Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: “Allah kötülüğü emretmez. Bilmediğiniz şeyleri Allah’a mı iftira ediyorsunuz?”
29. De ki: “Rabbim adaleti emretti. Her secde edişinizde yüzlerinizi O’na doğrultun ve ibadeti yalnız O’na has kılarak O’na dua edin. Sizi ilk yarattığı gibi döneceksiniz.”
30. O, bir kısmına hidayet etti, bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Çünkü onlar, Allah’ı bırakıp şeytanları dost edindiler ve kendilerini doğru yolda sanıyorlar.
31. Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde güzel elbiselerinizi giyin, yiyin için, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.
32. De ki: “Allah’ın, kulları için çıkardığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kılmış?” De ki: “Onlar, dünya hayatında iman edenler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara hastır.” İşte biz, bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.
33. De ki: “Rabbim, sadece açık ve gizli kötülükleri, günah işlemeyi, haksız yere saldırmayı ve hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”
34. Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçebilirler.
35. Ey Âdemoğulları! Size, içinizden âyetlerimi anlatan peygamberler geldiğinde, kim Allah’tan korkar ve durumunu düzeltirse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
36. Âyetlerimizi yalanlayan ve onlara karşı büyüklük taslayanlar ise, cehennemliktir. Orada ebedî kalacaklardır.
37. Allah’a iftira edenden veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? Onların kitaptaki nasipleri kendilerine ulaşacaktır. Nihayet elçilerimiz, canlarını almak üzere onlara geldiğinde, “Allah’tan başka taptıklarınız nerede?” derler. Onlar, “Bizi bırakıp kayboldular” derler ve kâfir olduklarına kendi aleyhlerine şahitlik ederler.
38. Allah der ki: “Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin.” Her ümmet girdikçe, yoldaşına lânet eder. Nihayet hepsi orada bir araya toplanınca, sonrakiler öncekiler için, “Rabbimiz! Bizi bunlar saptırdı. Onlara ateşten kat kat azap ver” derler. Allah der ki: “Herkes için kat kattır. Fakat bilmezsiniz.”
39. Öncekiler sonrakilere, “Sizin bize bir üstünlüğünüz yoktur. Öyleyse kazandıklarınıza karşılık azabı tadın” derler.
40. Âyetlerimizi yalanlayan ve onlara karşı büyüklük taslayanlar için göğün kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezalandırırız.
41. Onlar için cehennemden bir döşek ve üstlerinden örtüler vardır. İşte zalimleri böyle cezalandırırız.
42. İman eden ve salih amel işleyenlere gelince, biz hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz. İşte onlar cennetliktir. Orada ebedî kalacaklardır.
43. Biz, onların kalplerindeki kin ve düşmanlığı söküp atmışızdır. Onların altlarından ırmaklar akar ve onlar, “Bizi buraya ulaştıran Allah’a hamdolsun. Eğer Allah bize doğru yolu göstermeseydi, biz doğru yolu bulamazdık. Şüphesiz Rabbimizin peygamberleri gerçeği getirmiştir” derler. Onlara, “İşte bu, yapmış olduğunuz ameller karşılığında size verilen cennettir” diye seslenilir.
44. Cennetlikler cehennemliklere, “Rabbimizin bize vaad ettiğini gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin size vaad ettiğini gerçek buldunuz mu?” derler. Onlar da, “Evet” derler. Bunun üzerine aralarında bir duyurucu, “Allah’ın lâneti zalimlerin üzerinedir” diye seslenir.
45. Onlar, Allah’ın yolundan alıkoyar ve onu eğriltmek isterler. Onlar ahireti inkâr edenlerdir.
46. İki taraf arasında bir perde ve A’râf üzerinde herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır. Bunlar cennetliklere, “Size selam olsun” diye seslenirler. Bunlar, henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi uman kimselerdir.
47. Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman, “Rabbimiz! Bizi zalimlerle beraber bulundurma” derler.
48. A’râf halkı, simalarından tanıdıkları adamlara seslenerek, “Ne topluluğunuz ne de büyüklük taslamanız size bir yarar sağladı.”
49. “Allah’ın kendilerine hiçbir rahmet ulaşmayacağına yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı?” (Denilir ki
50. Cehennemlikler cennetliklere, “Bize biraz su veya Allah’ın size verdiği rızıktan verin” diye seslenirler. Onlar da, “Allah bunları inkâr edenlere haram kılmıştır” derler.
51. Onlar, dinlerini bir oyun ve eğlence edindiler ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar bu günlerine kavuşacaklarını unuttukları ve âyetlerimizi inkâr ettikleri gibi, biz de bugün onları unutacağız.
52. Andolsun, biz onlara ilimle açıkladığımız bir kitap getirdik. O, iman eden bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.
53. Onlar, sadece onun gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Onun gerçekleşeceği gün, daha önce onu unutanlar, “Rabbimizin peygamberleri gerçeği getirmiştir. Şimdi bize şefaat edecek şefaatçiler var mı? Yahut geri döndürülür müyüz ki, yapmış olduklarımızdan başkasını yapalım?” derler. Onlar kendilerini hüsrana soktular ve uydurdukları şeyler de kendilerinden kaybolup gitti.
54. Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a istiva eden Allah’tır. O, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürür. Güneş, ay ve yıldızlar O’nun emrine boyun eğmiştir. İyi bilin ki, yaratmak ve emretmek O’na aittir. Âlemlerin Rabbi Allah, yüceler yücesidir.
55. Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez.
56. Düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. O’na korkarak ve umut ederek dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti, iyilik edenlere yakındır.
57. Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O’dur. Nihayet o rüzgârlar, ağır bulutları yüklenince, onu ölü bir beldeye sevk ederiz de oraya su indiririz. Böylece onunla her türlü ürünü çıkarırız. İşte biz, ölüleri de böyle çıkaracağız. Gerekir ki öğüt alırsınız.
58. Güzel memleketin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar. Kötü olanın bitkisi ise, faydasız olarak çıkar. İşte biz, şükreden bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.
59. Andolsun, biz Nuh’u kavmine peygamber olarak gönderdik. O da, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben, size gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum” dedi.
60. Kavminden ileri gelenler, “Biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz” dediler.
61. (Nuh,) “Ey kavmim! Bende bir sapıklık yoktur. Fakat ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim” dedi.
62. “Rabbimin mesajlarını size iletiyorum, size öğüt veriyorum ve Allah’tan gelen bilgileri biliyorum.”
63. “Size, içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden bir öğüt ve uyarı gelmesine şaştınız mı ki, böylece Allah’a karşı gelmekten sakınasınız ve size merhamet edilsin?”
64. Onu yalanladılar. Biz de onu ve beraberindekileri gemide kurtardık ve âyetlerimizi yalanlayanları suda boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi.
65. Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Hâlâ Allah’tan korkmaz mısınız?”
66. Kavminden ileri gelen inkârcılar, “Biz seni bir akılsızlık içinde görüyoruz ve doğrusu seni yalancılardan biri sanıyoruz” dediler.
67. (Hûd) dedi ki: “Ey kavmim! Bende bir akılsızlık yoktur. Fakat ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”
68. “Rabbimin mesajlarını size iletiyorum ve ben, sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.”
69. “Size, içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden bir öğüt ve uyarı gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki, Allah sizi Nuh kavminden sonra halefler kıldı ve yaratılışta sizi güçlü kıldı. O hâlde Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.”
70. Dediler ki: “Sen bize, yalnızca Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın taptıklarını bırakmamız için mi geldin? Doğru söylüyorsan, bize vaadettiğin şeyi getir!”
71. (Hûd) dedi ki: “Artık Rabbinizden size bir azap ve bir gazap inecektir. Siz ve atalarınızın uydurduğu isimler hakkında benimle mi tartışıyorsunuz? Oysa Allah, onlara dair hiçbir delil indirmemiştir. Öyleyse bekleyin! Ben de sizinle beraber bekliyorum.”
72. Onu ve beraberindekileri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık ve âyetlerimizi yalanlayanların kökünü kestik. Onlar, iman eden kimseler değildi.
73. Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih’i gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. İşte bu, Allah’ın dişi devesidir, sizin için bir mucizedir. Onu bırakın, Allah’ın arzında otlasın. Ona kötülükle dokunmayın, yoksa sizi acı bir azap yakalar.”
74. “Düşünün ki Allah, sizi Âd kavminden sonra halefler kıldı ve yeryüzünde sizi yerleştirdi. Onun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz, dağlarını yontup evler yapıyorsunuz. Öyleyse Allah’ın nimetlerini hatırlayın ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
75. Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden zayıf bırakılan müminlere, “Sâlih’in, Rabbinin gönderildiğini gerçekten biliyor musunuz?” dediler. Onlar da, “Biz, onunla gönderilene iman edenleriz” dediler.
76. Büyüklük taslayanlar, “Biz ise sizin inandığınızı inkâr edenleriz” dediler.
77. Böylece o dişiyeveyi kestiler, Rablerinin emrine karşı geldiler ve, “Ey Sâlih! Eğer gerçekten gönderilenlerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi getir” dediler.
78. Bunun üzerine onları, korkunç bir sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.
79. (Sâlih) onlardan yüz çevirdi ve, “Ey kavmim! Andolsun, ben size Rabbimin mesajını tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz” dedi.
80. Lut’u da peygamber olarak gönderdik. Kavmine dedi ki: “Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı fuhşu yapıyorsunuz.”
81. “Siz, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz haddi aşan bir kavimsiniz.”
82. Kavminin cevabı, “Onları kentinizden çıkarın. Çünkü onlar, fazla temizlenen insanlardır” demelerinden başka olmadı.
83. Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısı müstesna. O, geride kalanlardan oldu.
84. Onların üzerlerine bir azap yağmuru yağdırdık. Suçluların akıbeti nasılmış, bir bak!
85. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. İşte size Rabbinizden bir açık delil gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların eşyalarına haksızlık etmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.”
86. “İnanmış olanları Allah yolundan alıkoyarak ve o yolu eğri büğrü göstererek onlara korku salmak için her yol başında oturmayın. Düşünün ki, siz azdınız da Allah sizi çoğalttı. Bozguncuların sonunun nasıl olduğunu görün!”
87. “Eğer içinizden bir grup, benimle gönderilene inanmış, bir grup da inanmamışsa, Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hâkimlerin en hayırlısıdır.”
88. Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber iman edenleri kentimizden kesinlikle çıkaracağız ya da dinimize döneceksiniz.” (Şuayb) dedi ki: “İstemesek de mi?”
89. “Allah bizi ondan kurtardıktan sonra, sizin dininize dönersek Allah’a iftira etmiş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi dışında ona dönmemiz bize yakışmaz. Rabbimiz ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Allah’a dayanmışız. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında hak ile hükmet. Sen, hükmedenlerin en hayırlısısın.”
90. Kavminden inkârcı olan ileri gelenler, “Eğer Şuayb’a uyarsanız, siz mutlaka kaybedenlerden olursunuz” dediler.
91. Bunun üzerine onları, korkunç bir sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.
92. Şuayb’ı yalanlayanlar, sanki orada hiç yaşamamış gibiydiler. Şuayb’ı yalanlayanlar, işte onlar ziyana uğradılar.
93. (Şuayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: “Ey kavmim! Andolsun, ben size Rabbimin mesajlarını tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Artık inkârcı bir topluma nasıl üzülebilirim?”
94. Biz, hiçbir memlekete peygamber göndermedik ki, halkı yalvarıp yakarsın diye onları darlık ve sıkıntıya uğratmış olmayalım.
95. Sonra kötülüğü, iyiliğe çevirdik. Nihayet çoğaldılar ve “Atalarımıza da sıkıntı ve sevinç dokunmuştu” dediler. Bunun üzerine biz de onları, ansızın yakaladık ve onlar farkında değillerdi.
96. Eğer o memleketlerin halkı iman edip Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık. Fakat onlar yalanladılar. Biz de onları kazanmakta olduklarından dolayı yakalayıverdik.
97. O memleketlerin halkı, geceleyin uyurken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin miydiler?
98. Ya da o memleketlerin halkı, kuşluk vakti eğlenip dururlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin miydiler?
99. Onlar, Allah’ın tuzağından emin miydiler? Allah’ın tuzağından, ancak ziyana uğrayan kavimler emin olabilir.
100. Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olanlara hâlâ şu gerçek belli olmadı mı ki, eğer biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musibete uğratırdık ve kalplerini mühürlerdik de (gerçeği) işitmezlerdi.
101. İşte o memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, onlara peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Ama onlar, daha önce yalanlamış oldukları şeye bir türlü inanmadılar. İşte Allah, kâfirlerin kalplerini böyle mühürler.
102. Onların çoğunda sözünde durma (güvenilirlik) bulmadık. Onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.
103. Sonra onların ardından Musa’yı âyetlerimizle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik. Onlar ise zulmettiler. Bozguncuların âkıbetinin nasıl olduğuna bir bak!
104. Musa dedi ki: “Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”
105. “Allah’a karşı, ancak gerçeği söylemek bana yaraşır. Size Rabbinizden açık bir delil getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.”
106. (Firavun,) “Eğer bir âyet getirdiysen ve doğru söylüyorsan, onu göster” dedi.
107. Bunun üzerine (Musa) asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha!
108. Elini (koynundan) çıkardı; bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz görünüyor!
109. Firavun’un kavminden ileri gelenler, “Bu, gerçekten çok bilgili bir sihirbaz!”
110. “Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne buyuruyorsunuz?” dediler.
111. Dediler ki: “Onu ve kardeşini alıkoy ve şehirlere toplayıcılar gönder.”
112. “Bütün bilgili sihirbazları sana getirsinler.”
113. Sihirbazlar Firavun’a geldiler ve, “Eğer biz üstün gelirsek, herhalde bize bir mükâfat vardır, değil mi?” dediler.
114. (Firavun) dedi ki: “Evet, hem de siz o takdirde en yakınlarımdan olacaksınız.”
115. Dediler ki: “Ey Musa! Ya önce sen at veya biz atalım.”
116. (Musa) dedi ki: “Siz atın.” Onlar atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük bir sihir yaptılar.
117. Biz de Musa’ya, “Asanı at” diye vahyettik. Bir de baktılar ki, (asa) onların uydurduklarını yutuyor.
118. Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları şey boşa çıktı.
119. Orada yenilmiş ve küçük düşmüş olarak geri döndüler.
120. Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.
121. Âlemlerin Rabbine iman ettik, dediler.
122. Musa ve Harun’un Rabbine.
123. Firavun dedi ki: “Ben size izin vermeden önce ona iman ettiniz öyle mi? Şüphesiz bu, halkı buradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Yakında bileceksiniz!”
124. “Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Sonra da hepinizi asacağım!”
125. Dediler ki: “Biz zaten Rabbimize döneceğiz.”
126. “Sen, yalnızca Rabbimizin âyetleri bize geldiğinde onlara iman ettiğimiz için bizden intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve Müslüman olarak canımızı al.”
127. Firavun kavminin ileri gelenleri, “Sen Musa’yı ve kavmini, yeryüzünde bozgunculuk çıkarsınlar ve seni ve ilahlarını terk etsinler diye mi serbest bırakıyorsun?” dediler. (Firavun) dedi ki: “Biz onların oğullarını öldürüp kadınlarını sağ bırakacağız. Biz, onları elbette ezecek üstünlükteyiz.”
128. Musa, kavmine dedi ki: “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah’ındır. O, kullarından dilediğini ona mirasçı kılar. Âkıbet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.”
129. (İsrailoğulları) dediler ki: “Sen bize gelmeden önce de geldikten sonra da işkenceye uğratıldık.” (Musa) dedi ki: “Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helâk eder ve yeryüzünde sizi onların yerine getirir de nasıl hareket edeceğinize bakar.”
130. Andolsun, biz de Firavun ve adamlarını kıtlık yıllarına ve ürün azalmasına uğrattık. Gerekir ki öğüt alsınlar.
131. Onlara bir iyilik geldiği zaman, “Bu bizimdir” dediler. Bir kötülük dokunduğu zaman ise Musa ve beraberindekilerden uğursuzluk saydılar. Bilesiniz ki, onların uğursuzluğu Allah katındadır. Fakat onların çoğu bilmezler.
132. Ve dediler ki: “Bizi büyülemek için her ne mucize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz.”
133. Bunun üzerine biz de onlara ayrı ayrı mucizeler olarak tufan, çekirge, haşerat, kurbağa ve kan gönderdik. Yine büyüklük tasladılar ve günahkâr bir toplum oldular.
134. Azap üzerlerine çökünce, “Ey Musa! Sana verdiği söz hakkı için bizim için Rabbine dua et! Eğer bu azabı bizden kaldırırsan, mutlaka sana iman ederiz ve İsrailoğullarını seninle göndeririz” dediler.
135. Fakat biz, kendilerinden azabı belirli bir süreye kadar kaldırınca, hemen sözlerinden dönüverdiler.
136. Bunun üzerine biz de, âyetlerimizi yalanladıkları ve onlardan gafil oldukları için onlardan intikam aldık ve onları denizde boğduk.
137. Hor görülen milleti ise, bereketlerle donattığımız doğunun ve batının sahibi kıldık. Rabbinin İsrailoğulları’na olan o güzel vaadi, sabretmeleri dolayısıyla gerçekleşti. Firavun ve kavminin yapmakta oldukları şeyleri ve yükselttikleri yapıları yıktık.
138. İsrailoğulları’nı denizden geçirdik. Putlarına tapan bir kavme rastladılar. Dediler ki: “Ey Musa! Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap.” (Musa,) “Siz gerçekten cahil bir kavimsiniz” dedi.
139. “Şüphesiz, onların içinde bulundukları şey yıkılmıştır ve yapmakta oldukları şeyler de boştur.”
140. (Musa) dedi ki: “Allah sizi âlemlere üstün kılmışken, ben size Allah’tan başka bir ilah mı arayacağım?”
141. Düşünün ki, sizi Firavun’un adamlarından kurtardık. Size azabın kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.
142. Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona on gece daha ekledik. Böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun’a dedi ki: “Kavmim içinde benim yerime geç ve ıslah et. Bozguncuların yoluna uyma.”
143. Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca, “Rabbim! Bana kendini göster, sana bakayım” dedi. (Allah,) “Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak! Eğer o yerinde kalırsa, sen de beni göreceksin” dedi. Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir etti ve Musa baygın düştü. Ayılınca, “Seni tenzih ederim! Sana tevbe ettim ve ben inananların ilkiyim” dedi.
144. Allah, “Ey Musa! Mesajlarımla ve kelamımla seni insanlar arasından seçtim. Öyleyse sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol” dedi.
145. Biz onun için levhalarda her şeyden bir öğüt ve her şeyin ayrıntısını yazdık. “Bunları kuvvetle tut ve kavmine de emret, en güzelini tutsunlar. Size, fasıkların yurdunu göstereceğim.”
146. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, âyetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar her türlü âyeti görseler de ona inanmazlar. Doğru yolu görseler de onu yol edinmezler. Azgınlık yolunu görseler de hemen onu yol edinirler. Bu, âyetlerimizi yalanlamalarından ve onlara karşı umursamaz davranmalarından ötürüdür.
147. Âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa gitmiştir. Onlar, ancak yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.
148. Musa’nın kavmi, onun ardından ziynet takımlarından böğürmesi olan bir buzağı heykeli edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara yol göstermediğini görmediler mi? Onu ilah edindiler ve zalimlerden oldular.
149. Ne zaman ki pişman olup da saptıklarını ve gerçekten sapıttıklarını gördüler, “Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa, gerçekten ziyana uğrayanlardan oluruz” dediler.
150. Musa, öfkeli ve üzgün bir halde kavmine dönünce, “Benden sonra arkamdan ne kötü iş yaptınız! Rabbinizin emrini çabuk mu terk ettiniz?” dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşinin başından tutup kendine çekti. (Harun,) “Anam oğlu! Bu kavim, beni güçsüz buldu ve az kalsın beni öldürüyorlardı. Şu halde düşmanları bana güldürme ve beni zalimlerle bir tutma” dedi.
151. (Musa,) “Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla ve bizi rahmetine al. Sen merhametlilerin en merhametlisisin” dedi.
152. Şüphesiz, buzağıyı ilah edinenlere, Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir alçaklık dokunacaktır. İşte biz, iftiracıları böyle cezalandırırız.
153. Kötülükleri işleyip sonra tevbe eden ve iman edenlere gelince, şüphesiz ki Rabbin bundan sonra çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
154. Musa’nın öfkesi yatışınca levhaları aldı. Onların yazılı nüshasında, Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet vardı.
155. Musa, tayin ettiğimiz vakit için kavminden yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca, “Rabbim! Dileseydin, onları da beni de daha önce helâk ederdin. İçimizden birtakım beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helâk eder misin? Bu, senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletirsin. Bizim velimiz sensin. Artık bizi bağışla ve bize merhamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın” dedi.
156. “Bu dünyada da, ahirette de bizim için iyilik yaz. Şüphesiz biz sana yöneldik.” (Allah,) “Azabıma dilediğimi uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Onu, sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize iman edenlere yazacağım” dedi.
157. Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı bulacakları o elçiye, o ümmi peygambere uyarlar. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten sakındırır. Onlara temiz şeyleri helâl, murdar şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır. Ona iman eden, ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla indirilen nura uyanlar, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
158. De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, Allah’ın sizin hepinize gönderdiği peygamberiyim. O ki, göklerin ve yerin mülkü O’nundur. O’ndan başka ilah yoktur. O, diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve O’nun ümmi peygamberine, Allah’a ve O’nun sözlerine iman eden Resulüne iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”
159. Musa’nın kavminden hakka ileten ve onunla adaleti yerine getiren bir topluluk vardır.
160. Biz onları on iki torun topluluğa ayırdık. Kavmi ondan su istediğinde, Musa’ya, “Asanla taşa vur” diye vahyettik. Taştan on iki pınar fışkırdı. Her topluluk, içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutla gölge yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz olanlarından yeyin” (dedik.) Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı.
161. Onlara, “Bu şehirde oturun ve dilediğiniz gibi yiyin, ‘Bağışla’ deyin ve secde ederek kapısından girin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere ise fazlasını vereceğiz” denildiğinde,
162. İçlerinden zulmedenler, kendilerine söylenen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Yaptıkları kötülüklerden ötürü üzerlerine gökten azap indirdik.
163. Onlara, deniz kıyısında bulunan kentin başına gelenleri sor. Hani onlar, cumartesi yasağını çiğniyorlardı. Onların, cumartesi günü balıkları, ortaya akın akın gelirdi. Cumartesi günü dışında ise gelmezlerdi. İşte biz, yoldan çıkmalarından ötürü onları böyle imtihan ediyorduk.
164. İçlerinden bir topluluk dedi ki: “Allah’ın helâk edeceği veya şiddetle cezalandıracağı bir kavme niçin öğüt veriyorsunuz?” Dediler ki: “Rabbinize mazeret olsun ve belki sakınırlar diye.”
165. Kendilerine verilen öğüdü unuttuklarında, kötülükten alıkoyanları kurtardık. Zulmedenleri ise, yoldan çıktıkları için şiddetli bir azap ile yakaladık.
166. Kendilerine yasak edilen şeyden vazgeçmeyince onlara, “Aşağılık maymunlar olun” dedik.
167. Hani Rabbin, kıyamet gününe kadar onlara kötü azap yapacak kimseler göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
168. Onları yeryüzünde birçok topluluğa ayırdık. İçlerinden salih olanlar da vardır, olmayanlar da. Belki dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik.
169. Onların ardından yerlerine kitaba mirasçı olan bir nesil geldi ki, onlar şu değersiz dünya malını alırlar ve “Biz nasıl olsa bağışlanacağız” derler. Oysa kendilerine, ona benzer bir dünya malı daha gelse, onu da alırlardı. Allah’a karşı, kitaptakinden başka bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan ahit alınmamış mıydı? Oysaki ondaki şeyleri okumuşlardı. Âhiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?
170. Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar bilsinler ki, biz, iyiliği boşa çıkarmayanların mükâfatını zayi etmeyiz.
171. Hani, dağı onların üzerine bir gölgelik gibi kaldırmıştık da, “Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içinde olanları hatırlayın ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız” demiştik.
172. Hani Rabbin, Âdemoğulları’nın sırtlarından soylarını almış ve onları kendilerine şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti de) onlar, “Evet, buna şahidiz” demişlerdi. Kıyamet günü, “Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz.
173. Yahut, “Daha önce atalarımız Allah’a ortak koşmuşlardı. Biz ise onlardan sonra gelen bir nesildik. Şimdi o bâtılı işleyenler yüzünden bizi helâk mı edeceksin?” demeyesiniz.
174. İşte biz âyetleri böyle ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz. Gerekir ki dönerler.
175. Onlara, kendisine âyetlerimizi verdiğimiz kimsenin haberini oku. O, bu âyetlerden sıyrılıp çıktı. Şeytan da onu peşine taktı ve böylece azgınlardan oldu.
176. Eğer dileseydik, onunla onu yüceltirdik. Fakat o, yere saplandı ve hevesine uydu. Onun durumu, üstüne varsan da, kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumuna benzer. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan kavmin misalidir. Bu kıssayı anlat. Belki düşünürler.
177. Âyetlerimizi yalanlayan kavmin misali ne kötüdür. Onlar, kendilerine zulmedenlerdir.
178. Allah kimi doğru yola iletirse, işte doğru yola giren odur. Kimi de saptırırsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır.
179. Andolsun, biz, cinlerden ve insanlardan birçoklarını cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla gerçeği kavrayamazlar. Gözleri vardır, onlarla göremezler. Kulakları vardır, onlarla işitemezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da aşağıdır. İşte asıl gafiller onlardır.
180. En güzel isimler Allah’ındır. O’na o isimlerle dua edin. O’nun isimlerinde eğriliğe sapanları bırakın. Onlar, yapmakta olduklarının cezasını çekeceklerdir.
181. Yarattıklarımızdan bir topluluk vardır ki, hakka iletirler ve onunla adaleti yerine getirirler.
182. Âyetlerimizi yalanlayanları, bilmeyecekleri yönden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.
183. Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır.
184. Onlar, kendisine bir delilik geldiğini mi sanıyorlar? Hayır, o apaçık bir uyarıcıdır.
185. Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah’ın yarattığı herhangi bir şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmıyorlar mı? Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?
186. Allah, kimi saptırırsa, onun için bir yol gösterici yoktur. O, sapıklıkları içinde bocalayıp durur.
187. Sana kıyamet saatini soruyorlar. Onun gelip çatması ne zaman? De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini, O’ndan başkası açıklayamaz. O, göklere ve yere ağır gelmiştir. O, size ansızın gelecektir.” Sanki sen ondan haberdarmışsın gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Allah katındadır.” Fakat insanların çoğu bilmezler.
188. De ki: “Allah’ın dilemesi dışında, ben kendime bir fayda ve zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim, elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluğu uyaran ve müjdeleyen bir peygamberden başka bir şey değilim.”
189. Sizi bir tek nefisten yaratan O’dur. Eşini de ondan yaratmıştır ki, ona ısınsın. Eşini sarıp örtünce, hafif bir yük yüklendi ve onu taşımaya devam etti. O ağırlaşınca, ikisi de Rabbine, “Eğer bize sağlıklı bir çocuk verirsen, mutlaka şükredenlerden olacağız” diye dua ettiler.
190. Fakat Allah, onlara sağlıklı bir çocuk verince, kendilerine verdiği şeyde Allah’a ortaklar koştular. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
191. Hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılmış olan şeyleri mi Allah’a ortak koşuyorlar?
192. O putlar, onlara yardım edemezler. Kendilerine de yardım edemezler.
193. Onları doğru yola çağırsanız, size uymazlar. Onları çağırmanız veya susmanız sizin için birdir.
194. Allah’tan başka yalvardıklarınız, sizin gibi kullardır. Eğer doğru söyleyenlerseniz, haydi, onları çağırın da size cevap versinler.
195. Onların yürüyecekleri ayakları mı var? Yoksa tutacakları elleri mi var? Yoksa görecekleri gözleri mi var? Yoksa işitecekleri kulakları mı var? De ki: “Ortaklarınızı çağırın, sonra bana tuzak kurun, bana mühlet de vermeyin.”
196. “Benim velim, kitabı indiren Allah’tır ve O, salih kullarına yardım eder.”
197. Allah’tan başka yalvardıklarınız size yardım edemezler. Onlar kendi nefislerine de yardım edemezler.
198. Onları doğru yola çağırsanız, duymazlar. Onların sana baktıklarını sanırsın. Hâlbuki görmezler.
199. Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.
200. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürterse hemen Allah’a sığın. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
201. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese ilişince düşünürler ve hemen gerçeği görürler.
202. (Şeytanların) kardeşleri ise onları azgınlığa sürükler. Sonra da yakalarını bırakmazlar.
203. Onlara bir âyet getirmediğinde, “Onu (kendin) uydursaydın ya!” derler. De ki: “Ben, ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım. Bu (Kur’an) Rabbinizden kalp gözleri aydınlatan delillerdir, inanan bir topluluk için bir hidayet rehberi ve rahmettir.”
204. Kur’an okunduğu zaman hemen onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.
205. Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, yalvara yalvara ve için için an. Sakın gafillerden olma.
206. Şüphesiz Rabbinin katında bulunanlar, O’na ibadet etmekte kibirlenmezler, O’nu tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler.
Bu sure, insanlık tarihindeki çeşitli topluluklara gönderilen peygamberlerin kıssalarını anlatarak insanları düşünmeye ve ibret almaya davet eder. Ayrıca, tevhid inancının önemi ve Allah'a itaatin gerekliliği vurgulanır.
Son düzenleme: