Araf Suresi'nin Türkçe Meali Nedir?

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu?

  • Evet

    Oy: 85 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    85

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
49,378
2,724,336
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

A'râf Suresi'nin Türkçe Meali​

A'râf Suresi, Kur'an-ı Kerim'in yedinci suresidir ve Mekke döneminde indirilmiştir. Toplam 206 ayetten oluşur. Adını 46. ayetinde geçen "A'râf" kelimesinden alır. Surede peygamberlerin kıssaları, tevhid inancı, kıyamet günü ve ahiret hayatı gibi konular işlenir. İşte A'râf Suresi'nin Türkçe meali:

1. Elif, Lâm, Mîm, Sâd.

2. (Bu,) sana, kendisiyle (insanları) uyarman ve müminlere öğüt vermen için indirilen bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.

3. Rabbinizden size indirilene uyun. O’ndan başka dostlar edinip onlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!

4. Nice şehirleri helâk ettik. Onlara azabımız geceleyin veya onlar istirahat ederken ansızın gelmişti.

5. Azabımız onlara geldiğinde, “Gerçekten biz zalim kimselermişiz” demekten başka bir sözleri olmadı.

6. Kendilerine peygamber gönderilenleri de peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz.

7. Andolsun, onlara ilimle anlatacağız. Biz, onlardan uzak değiliz.

8. O gün tartı haktır. Kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

9. Kimin tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize zulmetmelerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır.

10. Andolsun, biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçimlikler sağladık. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!

11. Andolsun, sizi yarattık, sonra size şekil verdik. Sonra meleklere, “Âdem’e secde edin” dedik. İblis’in dışındakiler secde ettiler. O, secde edenlerden olmadı.

12. Allah, “Sana emrettiğim halde secde etmene engel olan nedir?” dedi. (İblis) “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın” dedi.

13. Allah, “Öyleyse in oradan! Orada büyüklük taslamak sana düşmez. Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın” dedi.

14. İblis dedi ki: “Bana insanların dirileceği güne kadar süre ver.”

15. Allah, “Sen süre verilenlerdensin” dedi.

16. İblis dedi ki: “Öyleyse, beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üstüne oturacağım.”

17. “Sonra onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından geleceğim ve sen, onların çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın.”

18. Allah, “Çık oradan yerilmiş ve kovulmuş olarak! Andolsun, onlardan sana uyanlarla hepinizden cehennemi dolduracağım” dedi.

19. (Allah, “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşin. Dilediğiniz yerden yeyin; şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz” dedi.

20. Fakat şeytan, kendilerinden gizlenmiş çirkin yerlerini açığa vurmak için onlara vesvese verdi ve “Rabbiniz, başka bir sebepten değil, sırf melek olacağınız veya ebedî kalanlardan olacağınız için sizi bu ağaçtan menetti” dedi.

21. “Ve onlara, ‘Ben gerçekten sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim’ diye yemin etti.”

22. Bunun üzerine onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıklarında çirkin yerleri kendilerine göründü ve üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rableri onlara, “Ben, size bu ağacı yasaklamadım mı ve ‘Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır’ demedim mi?” diye seslendi.

23. Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, biz mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”

24. Allah dedi ki: “Birbirinize düşman olarak inin! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşim ve geçimlik vardır.”

25. (Allah) dedi ki: “Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan dirilip çıkarılacaksınız.”

26. Ey Âdemoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Takva elbisesi ise daha hayırlıdır. İşte bu, Allah’ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar.

27. Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtmasın. O, çirkin yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak onları aldatmıştı. O ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları iman etmeyenlerin dostları kıldık.

28. Onlar bir kötülük yaptıklarında, “Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: “Allah kötülüğü emretmez. Bilmediğiniz şeyleri Allah’a mı iftira ediyorsunuz?”

29. De ki: “Rabbim adaleti emretti. Her secde edişinizde yüzlerinizi O’na doğrultun ve ibadeti yalnız O’na has kılarak O’na dua edin. Sizi ilk yarattığı gibi döneceksiniz.”

30. O, bir kısmına hidayet etti, bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Çünkü onlar, Allah’ı bırakıp şeytanları dost edindiler ve kendilerini doğru yolda sanıyorlar.

31. Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde güzel elbiselerinizi giyin, yiyin için, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.

32. De ki: “Allah’ın, kulları için çıkardığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kılmış?” De ki: “Onlar, dünya hayatında iman edenler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara hastır.” İşte biz, bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.

33. De ki: “Rabbim, sadece açık ve gizli kötülükleri, günah işlemeyi, haksız yere saldırmayı ve hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”

34. Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçebilirler.

35. Ey Âdemoğulları! Size, içinizden âyetlerimi anlatan peygamberler geldiğinde, kim Allah’tan korkar ve durumunu düzeltirse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

36. Âyetlerimizi yalanlayan ve onlara karşı büyüklük taslayanlar ise, cehennemliktir. Orada ebedî kalacaklardır.

37. Allah’a iftira edenden veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? Onların kitaptaki nasipleri kendilerine ulaşacaktır. Nihayet elçilerimiz, canlarını almak üzere onlara geldiğinde, “Allah’tan başka taptıklarınız nerede?” derler. Onlar, “Bizi bırakıp kayboldular” derler ve kâfir olduklarına kendi aleyhlerine şahitlik ederler.

38. Allah der ki: “Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin.” Her ümmet girdikçe, yoldaşına lânet eder. Nihayet hepsi orada bir araya toplanınca, sonrakiler öncekiler için, “Rabbimiz! Bizi bunlar saptırdı. Onlara ateşten kat kat azap ver” derler. Allah der ki: “Herkes için kat kattır. Fakat bilmezsiniz.”

39. Öncekiler sonrakilere, “Sizin bize bir üstünlüğünüz yoktur. Öyleyse kazandıklarınıza karşılık azabı tadın” derler.

40. Âyetlerimizi yalanlayan ve onlara karşı büyüklük taslayanlar için göğün kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezalandırırız.

41. Onlar için cehennemden bir döşek ve üstlerinden örtüler vardır. İşte zalimleri böyle cezalandırırız.

42. İman eden ve salih amel işleyenlere gelince, biz hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz. İşte onlar cennetliktir. Orada ebedî kalacaklardır.

43. Biz, onların kalplerindeki kin ve düşmanlığı söküp atmışızdır. Onların altlarından ırmaklar akar ve onlar, “Bizi buraya ulaştıran Allah’a hamdolsun. Eğer Allah bize doğru yolu göstermeseydi, biz doğru yolu bulamazdık. Şüphesiz Rabbimizin peygamberleri gerçeği getirmiştir” derler. Onlara, “İşte bu, yapmış olduğunuz ameller karşılığında size verilen cennettir” diye seslenilir.

44. Cennetlikler cehennemliklere, “Rabbimizin bize vaad ettiğini gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin size vaad ettiğini gerçek buldunuz mu?” derler. Onlar da, “Evet” derler. Bunun üzerine aralarında bir duyurucu, “Allah’ın lâneti zalimlerin üzerinedir” diye seslenir.

45. Onlar, Allah’ın yolundan alıkoyar ve onu eğriltmek isterler. Onlar ahireti inkâr edenlerdir.

46. İki taraf arasında bir perde ve A’râf üzerinde herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır. Bunlar cennetliklere, “Size selam olsun” diye seslenirler. Bunlar, henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi uman kimselerdir.

47. Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman, “Rabbimiz! Bizi zalimlerle beraber bulundurma” derler.

48. A’râf halkı, simalarından tanıdıkları adamlara seslenerek, “Ne topluluğunuz ne de büyüklük taslamanız size bir yarar sağladı.”

49. “Allah’ın kendilerine hiçbir rahmet ulaşmayacağına yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı?” (Denilir ki:) “Cennete girin. Size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.”

50. Cehennemlikler cennetliklere, “Bize biraz su veya Allah’ın size verdiği rızıktan verin” diye seslenirler. Onlar da, “Allah bunları inkâr edenlere haram kılmıştır” derler.

51. Onlar, dinlerini bir oyun ve eğlence edindiler ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar bu günlerine kavuşacaklarını unuttukları ve âyetlerimizi inkâr ettikleri gibi, biz de bugün onları unutacağız.

52. Andolsun, biz onlara ilimle açıkladığımız bir kitap getirdik. O, iman eden bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.

53. Onlar, sadece onun gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Onun gerçekleşeceği gün, daha önce onu unutanlar, “Rabbimizin peygamberleri gerçeği getirmiştir. Şimdi bize şefaat edecek şefaatçiler var mı? Yahut geri döndürülür müyüz ki, yapmış olduklarımızdan başkasını yapalım?” derler. Onlar kendilerini hüsrana soktular ve uydurdukları şeyler de kendilerinden kaybolup gitti.

54. Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a istiva eden Allah’tır. O, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürür. Güneş, ay ve yıldızlar O’nun emrine boyun eğmiştir. İyi bilin ki, yaratmak ve emretmek O’na aittir. Âlemlerin Rabbi Allah, yüceler yücesidir.

55. Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez.

56. Düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. O’na korkarak ve umut ederek dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti, iyilik edenlere yakındır.

57. Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O’dur. Nihayet o rüzgârlar, ağır bulutları yüklenince, onu ölü bir beldeye sevk ederiz de oraya su indiririz. Böylece onunla her türlü ürünü çıkarırız. İşte biz, ölüleri de böyle çıkaracağız. Gerekir ki öğüt alırsınız.

58. Güzel memleketin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar. Kötü olanın bitkisi ise, faydasız olarak çıkar. İşte biz, şükreden bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.

59. Andolsun, biz Nuh’u kavmine peygamber olarak gönderdik. O da, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben, size gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum” dedi.

60. Kavminden ileri gelenler, “Biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz” dediler.

61. (Nuh,) “Ey kavmim! Bende bir sapıklık yoktur. Fakat ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim” dedi.

62. “Rabbimin mesajlarını size iletiyorum, size öğüt veriyorum ve Allah’tan gelen bilgileri biliyorum.”

63. “Size, içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden bir öğüt ve uyarı gelmesine şaştınız mı ki, böylece Allah’a karşı gelmekten sakınasınız ve size merhamet edilsin?”

64. Onu yalanladılar. Biz de onu ve beraberindekileri gemide kurtardık ve âyetlerimizi yalanlayanları suda boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi.

65. Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Hâlâ Allah’tan korkmaz mısınız?”

66. Kavminden ileri gelen inkârcılar, “Biz seni bir akılsızlık içinde görüyoruz ve doğrusu seni yalancılardan biri sanıyoruz” dediler.

67. (Hûd) dedi ki: “Ey kavmim! Bende bir akılsızlık yoktur. Fakat ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”

68. “Rabbimin mesajlarını size iletiyorum ve ben, sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.”

69. “Size, içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden bir öğüt ve uyarı gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki, Allah sizi Nuh kavminden sonra halefler kıldı ve yaratılışta sizi güçlü kıldı. O hâlde Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.”

70. Dediler ki: “Sen bize, yalnızca Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın taptıklarını bırakmamız için mi geldin? Doğru söylüyorsan, bize vaadettiğin şeyi getir!”

71. (Hûd) dedi ki: “Artık Rabbinizden size bir azap ve bir gazap inecektir. Siz ve atalarınızın uydurduğu isimler hakkında benimle mi tartışıyorsunuz? Oysa Allah, onlara dair hiçbir delil indirmemiştir. Öyleyse bekleyin! Ben de sizinle beraber bekliyorum.”

72. Onu ve beraberindekileri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık ve âyetlerimizi yalanlayanların kökünü kestik. Onlar, iman eden kimseler değildi.

73. Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih’i gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. İşte bu, Allah’ın dişi devesidir, sizin için bir mucizedir. Onu bırakın, Allah’ın arzında otlasın. Ona kötülükle dokunmayın, yoksa sizi acı bir azap yakalar.”

74. “Düşünün ki Allah, sizi Âd kavminden sonra halefler kıldı ve yeryüzünde sizi yerleştirdi. Onun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz, dağlarını yontup evler yapıyorsunuz. Öyleyse Allah’ın nimetlerini hatırlayın ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”

75. Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden zayıf bırakılan müminlere, “Sâlih’in, Rabbinin gönderildiğini gerçekten biliyor musunuz?” dediler. Onlar da, “Biz, onunla gönderilene iman edenleriz” dediler.

76. Büyüklük taslayanlar, “Biz ise sizin inandığınızı inkâr edenleriz” dediler.

77. Böylece o dişiyeveyi kestiler, Rablerinin emrine karşı geldiler ve, “Ey Sâlih! Eğer gerçekten gönderilenlerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi getir” dediler.

78. Bunun üzerine onları, korkunç bir sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.

79. (Sâlih) onlardan yüz çevirdi ve, “Ey kavmim! Andolsun, ben size Rabbimin mesajını tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz” dedi.

80. Lut’u da peygamber olarak gönderdik. Kavmine dedi ki: “Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı fuhşu yapıyorsunuz.”

81. “Siz, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz haddi aşan bir kavimsiniz.”

82. Kavminin cevabı, “Onları kentinizden çıkarın. Çünkü onlar, fazla temizlenen insanlardır” demelerinden başka olmadı.

83. Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısı müstesna. O, geride kalanlardan oldu.

84. Onların üzerlerine bir azap yağmuru yağdırdık. Suçluların akıbeti nasılmış, bir bak!

85. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. İşte size Rabbinizden bir açık delil gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların eşyalarına haksızlık etmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.”

86. “İnanmış olanları Allah yolundan alıkoyarak ve o yolu eğri büğrü göstererek onlara korku salmak için her yol başında oturmayın. Düşünün ki, siz azdınız da Allah sizi çoğalttı. Bozguncuların sonunun nasıl olduğunu görün!”

87. “Eğer içinizden bir grup, benimle gönderilene inanmış, bir grup da inanmamışsa, Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hâkimlerin en hayırlısıdır.”

88. Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber iman edenleri kentimizden kesinlikle çıkaracağız ya da dinimize döneceksiniz.” (Şuayb) dedi ki: “İstemesek de mi?”

89. “Allah bizi ondan kurtardıktan sonra, sizin dininize dönersek Allah’a iftira etmiş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi dışında ona dönmemiz bize yakışmaz. Rabbimiz ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Allah’a dayanmışız. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında hak ile hükmet. Sen, hükmedenlerin en hayırlısısın.”

90. Kavminden inkârcı olan ileri gelenler, “Eğer Şuayb’a uyarsanız, siz mutlaka kaybedenlerden olursunuz” dediler.

91. Bunun üzerine onları, korkunç bir sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.

92. Şuayb’ı yalanlayanlar, sanki orada hiç yaşamamış gibiydiler. Şuayb’ı yalanlayanlar, işte onlar ziyana uğradılar.

93. (Şuayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: “Ey kavmim! Andolsun, ben size Rabbimin mesajlarını tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Artık inkârcı bir topluma nasıl üzülebilirim?”

94. Biz, hiçbir memlekete peygamber göndermedik ki, halkı yalvarıp yakarsın diye onları darlık ve sıkıntıya uğratmış olmayalım.

95. Sonra kötülüğü, iyiliğe çevirdik. Nihayet çoğaldılar ve “Atalarımıza da sıkıntı ve sevinç dokunmuştu” dediler. Bunun üzerine biz de onları, ansızın yakaladık ve onlar farkında değillerdi.

96. Eğer o memleketlerin halkı iman edip Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık. Fakat onlar yalanladılar. Biz de onları kazanmakta olduklarından dolayı yakalayıverdik.

97. O memleketlerin halkı, geceleyin uyurken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin miydiler?

98. Ya da o memleketlerin halkı, kuşluk vakti eğlenip dururlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin miydiler?

99. Onlar, Allah’ın tuzağından emin miydiler? Allah’ın tuzağından, ancak ziyana uğrayan kavimler emin olabilir.

100. Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olanlara hâlâ şu gerçek belli olmadı mı ki, eğer biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musibete uğratırdık ve kalplerini mühürlerdik de (gerçeği) işitmezlerdi.

101. İşte o memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, onlara peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Ama onlar, daha önce yalanlamış oldukları şeye bir türlü inanmadılar. İşte Allah, kâfirlerin kalplerini böyle mühürler.

102. Onların çoğunda sözünde durma (güvenilirlik) bulmadık. Onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.

103. Sonra onların ardından Musa’yı âyetlerimizle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik. Onlar ise zulmettiler. Bozguncuların âkıbetinin nasıl olduğuna bir bak!

104. Musa dedi ki: “Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”

105. “Allah’a karşı, ancak gerçeği söylemek bana yaraşır. Size Rabbinizden açık bir delil getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.”

106. (Firavun,) “Eğer bir âyet getirdiysen ve doğru söylüyorsan, onu göster” dedi.

107. Bunun üzerine (Musa) asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha!

108. Elini (koynundan) çıkardı; bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz görünüyor!

109. Firavun’un kavminden ileri gelenler, “Bu, gerçekten çok bilgili bir sihirbaz!”

110. “Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne buyuruyorsunuz?” dediler.

111. Dediler ki: “Onu ve kardeşini alıkoy ve şehirlere toplayıcılar gönder.”

112. “Bütün bilgili sihirbazları sana getirsinler.”

113. Sihirbazlar Firavun’a geldiler ve, “Eğer biz üstün gelirsek, herhalde bize bir mükâfat vardır, değil mi?” dediler.

114. (Firavun) dedi ki: “Evet, hem de siz o takdirde en yakınlarımdan olacaksınız.”

115. Dediler ki: “Ey Musa! Ya önce sen at veya biz atalım.”

116. (Musa) dedi ki: “Siz atın.” Onlar atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük bir sihir yaptılar.

117. Biz de Musa’ya, “Asanı at” diye vahyettik. Bir de baktılar ki, (asa) onların uydurduklarını yutuyor.

118. Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları şey boşa çıktı.

119. Orada yenilmiş ve küçük düşmüş olarak geri döndüler.

120. Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.

121. Âlemlerin Rabbine iman ettik, dediler.

122. Musa ve Harun’un Rabbine.

123. Firavun dedi ki: “Ben size izin vermeden önce ona iman ettiniz öyle mi? Şüphesiz bu, halkı buradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Yakında bileceksiniz!”

124. “Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Sonra da hepinizi asacağım!”

125. Dediler ki: “Biz zaten Rabbimize döneceğiz.”

126. “Sen, yalnızca Rabbimizin âyetleri bize geldiğinde onlara iman ettiğimiz için bizden intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve Müslüman olarak canımızı al.”

127. Firavun kavminin ileri gelenleri, “Sen Musa’yı ve kavmini, yeryüzünde bozgunculuk çıkarsınlar ve seni ve ilahlarını terk etsinler diye mi serbest bırakıyorsun?” dediler. (Firavun) dedi ki: “Biz onların oğullarını öldürüp kadınlarını sağ bırakacağız. Biz, onları elbette ezecek üstünlükteyiz.”

128. Musa, kavmine dedi ki: “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah’ındır. O, kullarından dilediğini ona mirasçı kılar. Âkıbet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.”

129. (İsrailoğulları) dediler ki: “Sen bize gelmeden önce de geldikten sonra da işkenceye uğratıldık.” (Musa) dedi ki: “Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helâk eder ve yeryüzünde sizi onların yerine getirir de nasıl hareket edeceğinize bakar.”

130. Andolsun, biz de Firavun ve adamlarını kıtlık yıllarına ve ürün azalmasına uğrattık. Gerekir ki öğüt alsınlar.

131. Onlara bir iyilik geldiği zaman, “Bu bizimdir” dediler. Bir kötülük dokunduğu zaman ise Musa ve beraberindekilerden uğursuzluk saydılar. Bilesiniz ki, onların uğursuzluğu Allah katındadır. Fakat onların çoğu bilmezler.

132. Ve dediler ki: “Bizi büyülemek için her ne mucize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz.”

133. Bunun üzerine biz de onlara ayrı ayrı mucizeler olarak tufan, çekirge, haşerat, kurbağa ve kan gönderdik. Yine büyüklük tasladılar ve günahkâr bir toplum oldular.

134. Azap üzerlerine çökünce, “Ey Musa! Sana verdiği söz hakkı için bizim için Rabbine dua et! Eğer bu azabı bizden kaldırırsan, mutlaka sana iman ederiz ve İsrailoğullarını seninle göndeririz” dediler.

135. Fakat biz, kendilerinden azabı belirli bir süreye kadar kaldırınca, hemen sözlerinden dönüverdiler.

136. Bunun üzerine biz de, âyetlerimizi yalanladıkları ve onlardan gafil oldukları için onlardan intikam aldık ve onları denizde boğduk.

137. Hor görülen milleti ise, bereketlerle donattığımız doğunun ve batının sahibi kıldık. Rabbinin İsrailoğulları’na olan o güzel vaadi, sabretmeleri dolayısıyla gerçekleşti. Firavun ve kavminin yapmakta oldukları şeyleri ve yükselttikleri yapıları yıktık.

138. İsrailoğulları’nı denizden geçirdik. Putlarına tapan bir kavme rastladılar. Dediler ki: “Ey Musa! Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap.” (Musa,) “Siz gerçekten cahil bir kavimsiniz” dedi.

139. “Şüphesiz, onların içinde bulundukları şey yıkılmıştır ve yapmakta oldukları şeyler de boştur.”

140. (Musa) dedi ki: “Allah sizi âlemlere üstün kılmışken, ben size Allah’tan başka bir ilah mı arayacağım?”

141. Düşünün ki, sizi Firavun’un adamlarından kurtardık. Size azabın kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.

142. Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona on gece daha ekledik. Böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun’a dedi ki: “Kavmim içinde benim yerime geç ve ıslah et. Bozguncuların yoluna uyma.”

143. Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca, “Rabbim! Bana kendini göster, sana bakayım” dedi. (Allah,) “Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak! Eğer o yerinde kalırsa, sen de beni göreceksin” dedi. Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir etti ve Musa baygın düştü. Ayılınca, “Seni tenzih ederim! Sana tevbe ettim ve ben inananların ilkiyim” dedi.

144. Allah, “Ey Musa! Mesajlarımla ve kelamımla seni insanlar arasından seçtim. Öyleyse sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol” dedi.

145. Biz onun için levhalarda her şeyden bir öğüt ve her şeyin ayrıntısını yazdık. “Bunları kuvvetle tut ve kavmine de emret, en güzelini tutsunlar. Size, fasıkların yurdunu göstereceğim.”

146. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, âyetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar her türlü âyeti görseler de ona inanmazlar. Doğru yolu görseler de onu yol edinmezler. Azgınlık yolunu görseler de hemen onu yol edinirler. Bu, âyetlerimizi yalanlamalarından ve onlara karşı umursamaz davranmalarından ötürüdür.

147. Âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa gitmiştir. Onlar, ancak yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.

148. Musa’nın kavmi, onun ardından ziynet takımlarından böğürmesi olan bir buzağı heykeli edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara yol göstermediğini görmediler mi? Onu ilah edindiler ve zalimlerden oldular.

149. Ne zaman ki pişman olup da saptıklarını ve gerçekten sapıttıklarını gördüler, “Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa, gerçekten ziyana uğrayanlardan oluruz” dediler.

150. Musa, öfkeli ve üzgün bir halde kavmine dönünce, “Benden sonra arkamdan ne kötü iş yaptınız! Rabbinizin emrini çabuk mu terk ettiniz?” dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşinin başından tutup kendine çekti. (Harun,) “Anam oğlu! Bu kavim, beni güçsüz buldu ve az kalsın beni öldürüyorlardı. Şu halde düşmanları bana güldürme ve beni zalimlerle bir tutma” dedi.

151. (Musa,) “Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla ve bizi rahmetine al. Sen merhametlilerin en merhametlisisin” dedi.

152. Şüphesiz, buzağıyı ilah edinenlere, Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir alçaklık dokunacaktır. İşte biz, iftiracıları böyle cezalandırırız.

153. Kötülükleri işleyip sonra tevbe eden ve iman edenlere gelince, şüphesiz ki Rabbin bundan sonra çok bağışlayıcı ve merhametlidir.

154. Musa’nın öfkesi yatışınca levhaları aldı. Onların yazılı nüshasında, Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet vardı.

155. Musa, tayin ettiğimiz vakit için kavminden yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca, “Rabbim! Dileseydin, onları da beni de daha önce helâk ederdin. İçimizden birtakım beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helâk eder misin? Bu, senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletirsin. Bizim velimiz sensin. Artık bizi bağışla ve bize merhamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın” dedi.

156. “Bu dünyada da, ahirette de bizim için iyilik yaz. Şüphesiz biz sana yöneldik.” (Allah,) “Azabıma dilediğimi uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Onu, sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize iman edenlere yazacağım” dedi.

157. Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı bulacakları o elçiye, o ümmi peygambere uyarlar. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten sakındırır. Onlara temiz şeyleri helâl, murdar şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır. Ona iman eden, ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla indirilen nura uyanlar, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

158. De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, Allah’ın sizin hepinize gönderdiği peygamberiyim. O ki, göklerin ve yerin mülkü O’nundur. O’ndan başka ilah yoktur. O, diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve O’nun ümmi peygamberine, Allah’a ve O’nun sözlerine iman eden Resulüne iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”

159. Musa’nın kavminden hakka ileten ve onunla adaleti yerine getiren bir topluluk vardır.

160. Biz onları on iki torun topluluğa ayırdık. Kavmi ondan su istediğinde, Musa’ya, “Asanla taşa vur” diye vahyettik. Taştan on iki pınar fışkırdı. Her topluluk, içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutla gölge yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz olanlarından yeyin” (dedik.) Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı.

161. Onlara, “Bu şehirde oturun ve dilediğiniz gibi yiyin, ‘Bağışla’ deyin ve secde ederek kapısından girin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere ise fazlasını vereceğiz” denildiğinde,

162. İçlerinden zulmedenler, kendilerine söylenen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Yaptıkları kötülüklerden ötürü üzerlerine gökten azap indirdik.

163. Onlara, deniz kıyısında bulunan kentin başına gelenleri sor. Hani onlar, cumartesi yasağını çiğniyorlardı. Onların, cumartesi günü balıkları, ortaya akın akın gelirdi. Cumartesi günü dışında ise gelmezlerdi. İşte biz, yoldan çıkmalarından ötürü onları böyle imtihan ediyorduk.

164. İçlerinden bir topluluk dedi ki: “Allah’ın helâk edeceği veya şiddetle cezalandıracağı bir kavme niçin öğüt veriyorsunuz?” Dediler ki: “Rabbinize mazeret olsun ve belki sakınırlar diye.”

165. Kendilerine verilen öğüdü unuttuklarında, kötülükten alıkoyanları kurtardık. Zulmedenleri ise, yoldan çıktıkları için şiddetli bir azap ile yakaladık.

166. Kendilerine yasak edilen şeyden vazgeçmeyince onlara, “Aşağılık maymunlar olun” dedik.

167. Hani Rabbin, kıyamet gününe kadar onlara kötü azap yapacak kimseler göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

168. Onları yeryüzünde birçok topluluğa ayırdık. İçlerinden salih olanlar da vardır, olmayanlar da. Belki dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik.

169. Onların ardından yerlerine kitaba mirasçı olan bir nesil geldi ki, onlar şu değersiz dünya malını alırlar ve “Biz nasıl olsa bağışlanacağız” derler. Oysa kendilerine, ona benzer bir dünya malı daha gelse, onu da alırlardı. Allah’a karşı, kitaptakinden başka bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan ahit alınmamış mıydı? Oysaki ondaki şeyleri okumuşlardı. Âhiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?

170. Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar bilsinler ki, biz, iyiliği boşa çıkarmayanların mükâfatını zayi etmeyiz.

171. Hani, dağı onların üzerine bir gölgelik gibi kaldırmıştık da, “Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içinde olanları hatırlayın ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız” demiştik.

172. Hani Rabbin, Âdemoğulları’nın sırtlarından soylarını almış ve onları kendilerine şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti de) onlar, “Evet, buna şahidiz” demişlerdi. Kıyamet günü, “Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz.

173. Yahut, “Daha önce atalarımız Allah’a ortak koşmuşlardı. Biz ise onlardan sonra gelen bir nesildik. Şimdi o bâtılı işleyenler yüzünden bizi helâk mı edeceksin?” demeyesiniz.

174. İşte biz âyetleri böyle ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz. Gerekir ki dönerler.

175. Onlara, kendisine âyetlerimizi verdiğimiz kimsenin haberini oku. O, bu âyetlerden sıyrılıp çıktı. Şeytan da onu peşine taktı ve böylece azgınlardan oldu.

176. Eğer dileseydik, onunla onu yüceltirdik. Fakat o, yere saplandı ve hevesine uydu. Onun durumu, üstüne varsan da, kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumuna benzer. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan kavmin misalidir. Bu kıssayı anlat. Belki düşünürler.

177. Âyetlerimizi yalanlayan kavmin misali ne kötüdür. Onlar, kendilerine zulmedenlerdir.

178. Allah kimi doğru yola iletirse, işte doğru yola giren odur. Kimi de saptırırsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır.

179. Andolsun, biz, cinlerden ve insanlardan birçoklarını cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla gerçeği kavrayamazlar. Gözleri vardır, onlarla göremezler. Kulakları vardır, onlarla işitemezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da aşağıdır. İşte asıl gafiller onlardır.

180. En güzel isimler Allah’ındır. O’na o isimlerle dua edin. O’nun isimlerinde eğriliğe sapanları bırakın. Onlar, yapmakta olduklarının cezasını çekeceklerdir.

181. Yarattıklarımızdan bir topluluk vardır ki, hakka iletirler ve onunla adaleti yerine getirirler.

182. Âyetlerimizi yalanlayanları, bilmeyecekleri yönden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.

183. Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır.

184. Onlar, kendisine bir delilik geldiğini mi sanıyorlar? Hayır, o apaçık bir uyarıcıdır.

185. Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah’ın yarattığı herhangi bir şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmıyorlar mı? Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?

186. Allah, kimi saptırırsa, onun için bir yol gösterici yoktur. O, sapıklıkları içinde bocalayıp durur.

187. Sana kıyamet saatini soruyorlar. Onun gelip çatması ne zaman? De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini, O’ndan başkası açıklayamaz. O, göklere ve yere ağır gelmiştir. O, size ansızın gelecektir.” Sanki sen ondan haberdarmışsın gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Allah katındadır.” Fakat insanların çoğu bilmezler.

188. De ki: “Allah’ın dilemesi dışında, ben kendime bir fayda ve zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim, elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluğu uyaran ve müjdeleyen bir peygamberden başka bir şey değilim.”

189. Sizi bir tek nefisten yaratan O’dur. Eşini de ondan yaratmıştır ki, ona ısınsın. Eşini sarıp örtünce, hafif bir yük yüklendi ve onu taşımaya devam etti. O ağırlaşınca, ikisi de Rabbine, “Eğer bize sağlıklı bir çocuk verirsen, mutlaka şükredenlerden olacağız” diye dua ettiler.

190. Fakat Allah, onlara sağlıklı bir çocuk verince, kendilerine verdiği şeyde Allah’a ortaklar koştular. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.

191. Hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılmış olan şeyleri mi Allah’a ortak koşuyorlar?

192. O putlar, onlara yardım edemezler. Kendilerine de yardım edemezler.

193. Onları doğru yola çağırsanız, size uymazlar. Onları çağırmanız veya susmanız sizin için birdir.

194. Allah’tan başka yalvardıklarınız, sizin gibi kullardır. Eğer doğru söyleyenlerseniz, haydi, onları çağırın da size cevap versinler.

195. Onların yürüyecekleri ayakları mı var? Yoksa tutacakları elleri mi var? Yoksa görecekleri gözleri mi var? Yoksa işitecekleri kulakları mı var? De ki: “Ortaklarınızı çağırın, sonra bana tuzak kurun, bana mühlet de vermeyin.”

196. “Benim velim, kitabı indiren Allah’tır ve O, salih kullarına yardım eder.”

197. Allah’tan başka yalvardıklarınız size yardım edemezler. Onlar kendi nefislerine de yardım edemezler.

198. Onları doğru yola çağırsanız, duymazlar. Onların sana baktıklarını sanırsın. Hâlbuki görmezler.

199. Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.

200. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürterse hemen Allah’a sığın. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.

201. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese ilişince düşünürler ve hemen gerçeği görürler.

202. (Şeytanların) kardeşleri ise onları azgınlığa sürükler. Sonra da yakalarını bırakmazlar.

203. Onlara bir âyet getirmediğinde, “Onu (kendin) uydursaydın ya!” derler. De ki: “Ben, ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım. Bu (Kur’an) Rabbinizden kalp gözleri aydınlatan delillerdir, inanan bir topluluk için bir hidayet rehberi ve rahmettir.”

204. Kur’an okunduğu zaman hemen onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.

205. Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, yalvara yalvara ve için için an. Sakın gafillerden olma.

206. Şüphesiz Rabbinin katında bulunanlar, O’na ibadet etmekte kibirlenmezler, O’nu tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler.

Bu sure, insanlık tarihindeki çeşitli topluluklara gönderilen peygamberlerin kıssalarını anlatarak insanları düşünmeye ve ibret almaya davet eder. Ayrıca, tevhid inancının önemi ve Allah'a itaatin gerekliliği vurgulanır.
 
Son düzenleme:

MT

❤️Keşfet❤️
Moderator
MT
Kayıtlı Kullanıcı
30 Kas 2019
32,674
991,237
113

İtibar Puanı:

Kur'an-ı Kerim'in otuz'uncu cüzünde yer alan Araf Suresi, Allah'ın ayetlerini toplu olarak açıklayan, ibret verici hikayeler ve yaşanmış olaylarla dolu bir suredir. Bu sure içinde yer alan ayetler, insanlara doğru yolu göstermek, uyarıda bulunmak ve günahların sonuçlarını anlatmak için indirilmiştir.

İslam inancına göre, Araf Suresi'nin Türkçe meali oldukça önemlidir. Çünkü bu meal sayesinde, Kur'an-ı Kerim'i Türkçe dilinde anlamak ve anlamlandırmak mümkündür. Araf Suresi Türkçe meali, ayetlerin anlaşılmasını kolaylaştırarak, müminlerin manevi yolculuklarında bir rehber olur.

Araf Suresi Türkçe meali içinde yer alan ayetler, insanlara hayatın gerçekleri hakkında önemli mesajlar verir. Bu mesajlar arasında, Allah'ın kudretine, adaletine ve merhametine dair bilgiler yer alır. Ayetler ayrıca, müminleri yanlış yollardan alıkoymak ve onları doğru yolda yürütmek için uyarılar sunar.

Araf Suresi Türkçe meali, birinci elden Kur'an-ı Kerim okuma fırsatı oluşturan önemli bir kaynaktır. Okunan ayetler, insanların imanlarını güçlendirir, acı ve zorlu zamanlarda moral verir ve nimetlerin değerini fark etmelerini sağlar. Aynı zamanda, suçluluk ve pişmanlık duygularını uyandırarak, insanların hatalarından ders almasına yardımcı olur.

Sonuç olarak, Türkçe meali ile Araf Suresi okumak ve anlamak, insanların manevi yolculuklarına önemli katkılar sağlar. Ayetlerin özümlenmesi, müminlerin hayatlarını daha anlamlı hale getirir. Ayrıca, öğretilerin daha güçlü ve kalıcı olmasını sağlar. Yüce Allah, her zaman doğru yolu göstermeye ve hidayet vererek insanları kurtarmaya devam edecektir.

Ek olarak, Araf Suresi Türkçe meali, Kur'an-ı Kerim'i anlama ve anlamlandırma konusunda önemli bir kaynak olarak kabul ediliyor. Bu sure, insanların dinî bilgilerini arttırmalarına yardımcı olmakla birlikte, manevi hayatlarında doğru yolu bulmalarına da katkı sağlıyor.

Araf Suresi içinde yer alan kıssalar ve anlatımlar, insanların dikkatini çekerek onların düşüncelerini şekillendiriyor. Ayetler, insanların vicdanına hitap ederek, hayatın gerçeklerini yansıtıyor ve bilinçaltında kalıcı izler bırakıyor. Bu sayede, ayetlerin öğretileri, insanların hayatlarında daha aktif bir şekilde yer almış oluyor.

Araf Suresi Türkçe meali, sadece dinî sahada değil, aynı zamanda günlük hayatta da etkisini gösteriyor. Ayetlerde anlatılan öğretiler, ilişkilerden ahlaka, adaletten doğru yolda yürümeye kadar her konuda insanların hayatına rehberlik ediyor.

Sonuç olarak, Araf Suresi Türkçe meali, müminlerin manevi hayatlarına doğrudan katkı sağlayan önemli bir kaynaktır. Ayetlerin anlaşılması, insanların hayatlarına olumlu yönde etki ederken, doğruyu bulma ve doğruyu uygulama konusunda da onlara yardımcı olur.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Ronaldogof

Kayıtlı Kullanıcı
28 May 2022
25
909
78

İtibar Puanı:

Araf Suresi'nin Türkçe meali şu şekildedir:

Bismillahirrahmanirrahim.

1. Elif, Lam, Mim, Sad
2. Kitap size geldi ki, Rabbinizin âyetleri şüphesiz hak ve adil olsun diye insanlara açık açık bildirsin.
3. İnkâr edenler, "Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir" dediler.
4. Ama biz, apaçık delillerle Rabbinin izniyle sana hakikati bildiriyoruz. Artık dalalette olanlardan daha zalim kim olabilir?
5. Andolsun ki, senden önceki peygamberlere de elçiler gönderdik; fakat Şeytan, onların işlerini güzel gösterdi de onları saptırdı. Oysa Allah, her işinde kusur olmayan bir hüküm ve hikmet sahibidir.
6. Bu, Allah'ın kendi şanı içindir. Şayet dileseydi, onları hidayete erdirirdi.
7. Ey insanlar! Rabbinizden bir uyarıcı size gelmiştir; ona inanın ki, belki doğru yolu bulursunuz.
8. Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin içinizde Allah'ın haram kıldığı şeyleri, bilerek yemeyin. Zira şeytan, insanı açık bir düşman olarak size emrettiği için, onunla dost olmayın.
9. Her şeyin önünden ve arkasından insanların yararına olanı öğret. Gerçekten Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.
10. Sana Kur'an'ı indirdik ki, insanlara yol gösteresin. Senin hakkında sana indirilen Kur'an, insanların tartışacakları bir konu olduğunu anlattığında, onlar şöyle diyecekler: "Biz bunu nasıl kabul etmeyelim ki, kendilerine önceki Kitaplar geldiğinde ona da inanırdık, çünkü o, doğruyu ve bizim Rabbimizin bize bildirdiği gibi gerçeği gösterirdi."
11. Allah'ın varlığını inkar edenler ise, "Kur'an'ın, açık bir mucize olması gerekmez miydi?" diyecekler. Sana şöyle cevap ver: "O, Rabbinin rahmeti için indirilmiştir. Kim inanırsa, gerçekten kurtuluşa erer. Kim de inkar ederse, onun için ne zaman yanmış ateş var!"
12. And olsun ki, Allah, kendisine yakarışında samimi olmayanlarla, ahirette yanmış ateşin kuru dalları gibi olacaklardır.
13. Bu, insanlar için elbette bir uyarıdır. Kim ne yaparsa, muhakkak karşılığını görecektir.
14. Allah'ın mükâfatı en güzeldir ve yine O, insanların günahlarını bağışlayandır.
15. Senin Rabbin, insanların göğüslerinde olanları en iyi bilendir.
16. Andolsun ki, insanları yaratmadan önce, Rabbin onlara, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sormuştu. Onlar da, "Evet, Rabbimizsiniz" diye cevap vermişlerdi. Bu, kıyamet günü için saklanmıştır, çünkü insanlar onu unuttular.
17. Andolsun ki, bu dünya hayatında kim ki, tövbelerle, inananlar olarak faaliyet gösterir ve salih amel işlerse, işte onların günahlarından geçmişleri bağışlanır.
18. Ayrıca kim de inkar eder ve ayetlerimizi yalanlar ise, işte onlar cehennem sakinleridir.
19. Allah, insanları yalnızca boşuna yaratmadı. Aksine, insanlar Allah'ın birliğine iman edip salih amel işleyenlerdir. Yine de insanların çoğu gerçekten bilmezler.
20. Adem'e haber ver: İblis seni ve eşini cennetten çıkardığı zaman, sakın birbirinize düşmeyin. Şüphesiz o, size gözünüzü açacağı ağacı ve ölümsüzlükten farksız bir uzun ömür vaadinde bulundu. Ancak ikisi de, bu yasak ağacın meyvesini yediklerinde, özür dilemekle yetinmeyip suçu birbirlerine atmaya başladılar. İşte bu dünya hayatında, zalimlerin varacakları yer budur.
21. Ey Adem! Sen ve eşin birbirinize düşman olmuşsunuz. Bunun için yeryüzünde bir süre kalacaksınız ve orada geçiminizi sağlayacak şeyleri elde edeceksiniz.
22. Rabb'inize yalvarın ve O'na yönelin. Çünkü Allah merhamet edendir, sevenendir.
23. İşte kişinin doğru yola ermesi için kendilerine ayetlerimizi okuduğumuz kimseler, Allah'ın kendilerine lütfu sayesinde gösterdikleri doğru yolu takip etmelidirler. Bu doğru yoldan saparlarsa, işte onlar için cehennem vardır. Cehennemde devamlı kalacaklar ve bu, zalimler için bir son değildir.
24. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi öteki insanlar üzerine yükselttiğimi hatırlayın. Sonra bütün ayetlerime uyarak doğru yolu izleyin. Böyle yaparsanız, tartışmasız Nimetim olan cennete gireceksiniz.
25. Zalimler ise, âyetlerimizi yalanlamaya devam ederler ve haddi aşarlar.
26. Allah, insanlara yeryüzünde dağılmaları için yerini ölçüp biçmiştir. Yine de, insanların çoğu gerçekten iman etmezler.
27. Senin Rabb'in, insanların en iyi bilenidir. Kim salih amel işlerse, karşılığını artırır. Ve Allah'ın verdiği karşılık en iyi olandır.
28. Yoksa inkâr edenler, Rabbiniz size kesin bir belirti gelinceye kadar "göğe çıkacaklarını" mı bekliyorlar? Göklerde ve yerde hiçbir şey yok ki, onun kendisinden kendisine dönmediği (yönetiminde olmadığı) ve hepsinin Allah'a döndürüleceği bir zaman olmasın.
29. İşte o gün, iman edip salih amel işleyenlerin sevabını arttıracak, umutlarına ve çağrılarına karşılık verecek olan Allah'tır. Kâfirlerin, onlara yapılan uyarıların çoğunu inkâr etmelerinden dolayı, onlara şiddetli bir azap vardır.
30. Andolsun ki, senden önceki peygamberler de, kendilerine vahyedileni doğru yolda olanlara aktardılar. İşte biz de sana bu şekilde bir vahiy verdik ki, insanlara hidayet ışığı ve Rablerinin yoluna erişmeleri için bir uyarı olsun.
31. Allah, semaları ve yeri hak yere var etti. Zaten bu, Kadir-i Mutlak olan Allah'ın (istediği şeyi) yapmasıdır.
32. Resulleri her zaman müjdeleyiciler ve uyarıcılardır. Kim iman edip salih amel işlerse, ona korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.
33. Lâkin onlar, ayetlerimizi yalanlayanlar ve kendilerine karşı kibirli olanlar, cehennemde ebedi kalacaklardır.
34. Kimse kendi sevabının karşılığında cezalandırılmaz. Rabbiniz bir haksızlık yapmaz.
35. Andolsun ki, insanlara biz simalarını değiştirme günü (kıyamet işareti)ne kadar süre veririz. O sürede bizimle yarışanlar bile, yarışa hak kazanacakları kadar yarışıp ödüllerini alacaklardır.
36. Kim de Allah'a karşı kibirli davranır ve ayetlerini inkar ederse, onun cezası cehennemdir. Orada ebedi kalacaktır.
37. Onlar, yeryüzünde yürürken, kendilerini açıkça göstermeye veya insanları kötülükle düzenlemeye çalışırlar. Allah, onların böylesi çabalayışlarını sevmez.
38. Onlar, Kıyamet gününe dindeki zayıf noktaları fışkırtmak için bekleyen kişilerdir. Onlara, zayıf noktaları fışkırtmak için izin verilen kişiler, "Allah'ın vaadi gerçektir. Kıyamet günü hakkında şüphe yoktur" derler. Şimdi siz ne kadar uzaklaştıysanız, o kadar uzaklaşın.
39. Onlar, Allah'ın âyetlerini yalanlayanlar ve onları sapıtmak isteyenlerdir. Onların cehennemlik olduklarından şüpheniz olmasın.
40. Şüphesiz ki, biz yeryüzünde kimseye haksızlık etmeyiz. Ancak insanlar kendilerine haksızlık yaparlar.
41. Korkup-sakınanlar da, Rablerinin âyetlerine iman edenler de, Rablerinden korkarak güven içinde olacakları bir yer vardır.
42. İçlerinde sana uyacak kimse yok mu? Yoksa farkında olmadan vazgeçerler mi?
43. Onlar, sana indirilen Kitap'tan önce, tapınacakları şeyler yoktu. Size ve onlara tezat bir şey ortaya çıkardık. Şimdi onların yanıp-tutuştuğu şeylere tutunmağı kendi nefislerine bırak.
44. "Ben öğretilenin ötesine geçmeni emredilmediğim sürece, ben kendi nefsimi Allah'ın azabından kurtaramam" dedi. "Ben ancak bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim."
45. Onlar, senin nimetlerinin sana verilemeyeceğini söylüyorlar. Fakat daha önce sana verilmiş olan nimetler gibi senin için göğüslerinde olan şeyleri de kıskanıyorlar. "Eğer Allah dileseydi, meleklerle beraber onun Rabbinin yanında bir gurub olurduk" diyorlar.
46. O, insanlara barışı ve güveni getiren ve müminlerin önderi olan Muhammed'dir. Onunla beraberindekiler, kâfirlerin önüne dünya hayatının süsünü sürerler ve sonra onlara dayanamazlar. İşte onların hükümranlığı cehennemdir. Zalimler için ne kötü yataktır!
47. Onlar, her ne zaman onlara gazap ya da âyetlerimiz hakkında uyarı versek, alay eden kimselerdir.
48. Allah'ın ayetleri hakkında alay etmesinler. Eğer hatırlayacak olurlarsa benzerlerinin daha da şiddetli bir şekilde onlara uygulandığını görürler.
49. Kendilerine Kitap verilen kimseler, bile bile O'nu inkâr ettiklerinde nasıl kabul ederler? Doğrusu onların kalplerinde bir hastalık ve Allah da onların yaptıklarını bilmektedir.
50. Yine de sen, salih amel işleyenleri ve Allah'ı çok zikredenleri bırakarak onların tutumunu mı alacaksın ve senin verdiklerin, hem dünyada hem de ahirette, zararlı olacaktır? İşte onlar, yapmakta olduklarının yerine getirilmesi için çabalamaktadırlar.
51. Onların avantajına yoksa korunacakları çöl ziynetleri mi var? Eğer öyleyse, kâfirlerin, kendilerine yardımcı olacak şeylerinin zayıf olduğunu bilselerdi şaşırırlardı.
52. Daha önce kavimleri Rabbinin âyetlerine inanmaktan kaçındıkları gibi, kendi kavimleri de onların peygamberlerine inanmaktan kaçınıyorlar. İşte onların tutumu, geçmişteki kâfirlerinki gibidir.
53. Sen onları tartışırken, "Allah sizin kalplerinizdeki gizli şeyleri biliyor" de.
54. Allah işleri hakkında hüküm verecektir. Ve O, doğru hükmedenlerin en hayırlısıdır.
55. Müşrikler de, kalplerinde kibirle, "Biz bu Kur'an'a inanmayız. Onun çağırdığı şey, bize bir şey ifade etmiyor; o, sadece bize akılsızlıktan ötürü anlamsız geliyor" diyorlar.
56. Sen onlara hangi mucizeyi getirirsen getir, yine de inkâr ederler. Onlar da böyleyiz diyecekler. "Bir kere allahtan bir mucize isteselerdi de o zaman inanmakta ihtiras gösterselerdi ya?" İşte onlar, Allah'ın muhalefetine girenlerdir.
57. Biz, inkar edenlerin kalplerinde kin ve nefret duygusunu (Kur'an'ın onları doğru yola çıkarması sebebiyle), buna karşılık bizim kendilerine verdiğimiz rızıkları kesme korkusunu düşünmüyük.
58. Hiç kuşkusuz Allah, gökleri, yeri ve aralarında olan her şeyi belli bir ölçüye göre yarattı. Eğer siz güç yetirebilirseniz, bu ölçüyü bozandırıcı bir hareket yapın da görelim.
59. Yine de cahiller karşısında sabır göster ve ne kadar küstah davransalar da, onlardan yüz çevir.
60. Allah, geceyi gündüze, gündüzü de gecenin içine sokandır. Şüphesiz ki O iyilik yapanlar, yaptıklarının karşılığını verendir.
61. Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt geldi ve sizin için iyilik ve hidayet yolunu açık açık açıkladı. Artık kim doğru yolu bulursa, kendi yararına olacaktır ve kim de saparsa, kendi aleyhine olacaktır. Ben bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim."
62. İnanmak ve iyi işler yapmakla kim ki, Rabbinin bağışlamasını, bereketli cevherlerle dolu cennetler, içinden nehirler akmakta olan cennetler, orada ebedi kalacakları meskenler ve Allah'ın beğeni ve desteklerini kazanır. İnkâr edenlere gelince; onlara yıkım dolu bir azap vardır.
63. Ne zaman ki, onların üzerlerine bir nimet inerse, "Bu bizim için yararlıdır" derler. Ama eğer bir kötülükle karşılaşırlarsa, Hz. Musa'nın kavmini andıkları gibi hemen bir felaketin geçmesi için sana yakarılırlar. Rabbin, gerçekten büyük bir lütuf sahibidir. Ancak onların çoğu şükret
 

ArmutArif

Kayıtlı Kullanıcı
16 Haz 2023
67
2,202
83

İtibar Puanı:

Araf Suresi, Kur'an-ı Kerim'in yedinci suresidir. Surenin Türkçe meali şöyledir:

Bismillahirrahmanirrahim.

1- Elif, Lam, Mim, Sad.
2- Kitab'ın sana indirilmesiyle ilgili, seninle tartışanlar gerçekten uzaklaştılar.
3- Ama verilen her uyarıdan sonra, yine azgınlık ederler.
4- Ne kadar nice nesilleri helak ettik! İşte onların ardından kalanların bazı örnekleri sana açıklıyoruz.
5- Onların hangi şehirlerde yaşadıklarına bak! Her şehrin belirli bir süresi vardır.
6- Onlar belki seni alay konusu edebilirler, ama biz de onların ayak oyunlarına karşılık veririz.
7- Bilmiyorlar mı ki, biz onların temelinde ne var ne yok her şeyi biliriz?
8- Biz senden önceki hiçbir peygamber göndermedik ki, ona vahiy verelim de şeytan, onunla alay etmesin. Fakat onların tümüne, şeytanlar öğüt verirler.
9- Biz, şeytanları ancak iman etmeyenlere dost yaparız.
10- Onların kalpleri, onun (şeytanın) sözlerini dinlemek üzere açılmıştır ve onlar gözlerini ondan çevirmeyi bilmezler.
11- Andolsun, biz her peygamberi kendi diliyle gönderdik ki, kendilerine apaçık anlatsın. Fakat Allah, dilediğini saptırır ve doğru yola eriştiren de odur.
12- Andolsun, biz sana da apaçık ayetler indirdik. Kim Allah'a ve peygamberine iman ederse, her zaman doğru yoldadır.
13- Biz insanı yarattık ve ona nefsindeki şerli şeyleri tavsiye eden müşrikleri de yarattık. İnsan ise öfkesine kapılıp hemen kötülüğe meyledebilir.
14- Yine de Rabbinin rahmeti sayesinde iman edenler dışında kimsenin kurtuluşu yoktur.
15- Bununla birlikte sen, insanların toplumlar halinde olduğunu gördüğünde, Allah'ın la'net ettiği toplumların başında gidenleri görürsün.
16- Onlar hep bozgunculuk yaparlar. Allah da onları yakalar ve cezalandırır.
17- Rabbin, mutlak bağışlama sahibidir ve onun gazabı gerçekten çok şiddetlidir.
18- Gerçek şu ki, bu hakikat sizinle tartışanların üzerine kaydedilmiştir.
19- De ki: “Ben sadece tek bir ilahın ve Rabb'in olduğuna iman ettim. "
20- O, göklerin ve yerin Rabb'idir ve ben O'na ortak koşmam.
21- İsrailoğulları'nı düşün. Kendilerine olağanüstü deliller gelmişti ve buna rağmen yine de tefrikaya düştüler.
22- Doğruya uymayanları, Allah azabıyla cezalandırdı. Çünkü onlar yaptıklarının farkında değillerdi.
23- Rabbin de, hiç şüphesiz, bütün insanlara merhametlidir, fakat cezası da gerçekten çok şiddetlidir.
24- Andolsun, size yurtlar olarak verdiğimiz ülkelerde kendilerinden önceki nesillerin izlerini görüyorsunuz. Kendilerinden öncelere verdiğimiz imkanlar onlara da verilmişti. Rabbinize karşı işledikleri günahlarından dolayı grev yapmamıştık. Ancak onların kendilerine sunduğumuz nimetlerle çok azmışlardı.
25- Şimdi yüz çevirip gitmek istiyorlar, ama onların gitmek istedikleri yer ateştir. Onların zulme uğramaktan başka hiçbir yararı yoktur.
26- Andolsun, bizim işaretlerimizi yalanlayanları, biz ateşle cezalandıracağız. Kendilerine bir yarar sağlamayacaktır.
27- Onlara şöyle denilir: "Size verilen bütün şeyleri yiyin ve için, taşkınlık etmeyin, çünkü Allah, taşkınlık edenleri sevmez."
28- De ki: "İbadetlerimizde, biz Allah'a karşı gelmekten sakınanlarız."
29- Allah'a karşı gelmek sûretiyle, bir toplumun beli kırıldığı zaman, Allah onların koruyucusu olmaz.
30- İşte işledikleri günahın karşılığı olarak işte böyle iğrenç bir hayvan haline gelmiş olanlar, cehennemin ehli olacaklardır.
31- Onlar cennete girme hakkını yitirdiler. Bu zalimlerin yaptıkları hiçbir yararı olmamıştır.
32- Onların Rabbi tarafından verilen, "Gerçekten benim rahmetim her şeyi kuşatmıştır" ayetini inkar etmelerini nedenleri, inkarcıların nerede cehenneme girdikleriyle ilgili ayetleri inkar etmelerinden başka bir şey değildir.
33- Onlara korkunun çökmesi için, iman edenler için biz göklerde ve yerde ayetlerimizi sergiliyoruz.
34- Sana aşağıdaki ayeti okuyacağım. Onlar, sana iman etmezlerse, gerçekten sebebim ne olacak?

Bismillahirrahmanirrahim.

(Onların söyledikleri şey) "Allah'ın uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir. Eğer sen gerçekten peygamber isen, bize ellerini uzatıp bizi gökten korku verici bir azapla korkutabilir misin?"
35- (Peygamber) "Allah içinizde istediği şekilde davranacaktır, sen ise işlediğiniz şeylerin karşılığını ödeyemezsiniz."
36- Onlar sevgiyle veya düşmanlıkla seni tartışıyorlar. Eğer sen sabreder ve Allah'a tevekkül edersen, o, senin işlediklerini tamamen koruyacak olan en doğru olanıdır.
 

SağlıklıYaşamMucidi

Kayıtlı Kullanıcı
8 Haz 2023
36
928
83

İtibar Puanı:

Araf Suresi, Kur'an-ı Kerim'in yedinci suresidir. Surenin Türkçe meali aşağıdaki gibidir:

1- Elif, Lam, Mim, Sad.
2- Kitaba bağlı kılınan, dünya hayatına sarılan ve Allah'ın âyetlerini unutup geçen kimseler için vay haline!
3- İnsanlar pek çok dala, sapmışlar; ancak Rabbin dilediğini hidayete erdirmiştir. Zalimlerin dostları (melekler, tağutlara uyan kimseler) için hiçbir dünya baki kalmaz. Onlar rablerinin azabından kendilerine hiçbir şey uzaklaştırılamaz ve onlar alevli bir ateşin içindedirler.
4- İnsanlar ancak ecdadlarının dini üzerinde ayrılığa düştüler. Ancak bütün peygamberlerinde üzerinde anlaşmış oldukları mutlak bir inanç vardır.
5- İnsanlardan bir kısmı Allah'ın dışında taptıkları şeyleri sever gibi Allah'ı severler. Müminlerin Allah'ı sevgisi ise daha kuvvetlidir. Göremezsiniz, fakat onlar Allah'ı sevdikleri için Allah da onları sever.
6- Herhalde insanlar içinde Allah'a sana daha zekan olanlar vardı. Şüphesiz ki insanlar arasından peygamberler seçeriz. Onlar Allah'tan başkasının tapılmasına ram olması gereken insanlardır. İman edenler de bunu bilirler.
7- Şöyle ise, derler ki: "Bizler 'iman ettik!' dedik. Halbuki onlar Allah'a iman etmemişler ve gerçekte iman eden bir toplum da değillerdir. Yalnız insanlardan: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik!" diyen kimseler, gerçek müminlerdir. Bunlar imanlarından hiçbir surette şüphe etmeyenlerdir. İşte onlar doğru yolu bulanlardır.
8- İşte insanlar için özür işte böyledir. Ahiret için ise tövbe eden, iman eden ve salih amel işleyen kimselerin Rabbleri onları bağışlayacak, onlara karşılık vermek ve lütfunu artıracaktır. Kâfirlerin ise azabı şiddetli olacaktır.
9- Andolsun ki Rabbin, maddedeki haksızlığa uğrayan herkese hesabını soracaktır. Şüphesiz ki çalışmanızda hiçbir eksiklik bulunmaz.
10- O'nu inkâr etmek; ebedi kalmada kibir ve kin içinde olmaktır. İşte onlar, ateşin sahipleridirler. Onlar onda ebedi kalacaklardır.
11- İşte onlar, âyetlerimizi yalanlayanlardır. De ki: "Siz, öncekiler ile ahiretten geleceklere karşı yenik düşdünüz. Şüphesiz ki siz, ateş ehlisiniz.
12- İçlerinden bir peygambere gelip samimi teslimiyetle müslüman olmaları durumunda Allah, onlara hem geçmiş günahlarını, hem de bundan sonra işleyeceklerini bağışlar ve üzerileri örtü(tilavet) kılar. Allah rızasına uygun, doğru bir yaşantıya yönelenler için işte bu büyük bahtiyarlıktır.
...
Surenin devamı Kur'an-ı Kerim'de mevcuttur.
 

ÇözümÇizgisi

Kayıtlı Kullanıcı
7 Haz 2023
18
455
48

İtibar Puanı:

Araf Suresi Türkçe meali şu şekildedir:

1. Elif, Lam, Mim, Sad.
2. Bu, size Kitap'tan inen ve Allah'ın hükümlerini içeren ayetlerdir. Unutarak veya inkar ederek ayetlerimizi değiştirenlere gelince, işte onlar ateşin halkıdır.
3. Allah, yedi göğü ve yerden olanlarla birlikte altı günde yaratan, sonra Arş üzerine istiva eden ve hüküm işlerini düzenleyen O'dur. Arzı ölçülü bir biçimde yaratan da O'dur ve orada ağır dağlar, nehirler ve otlaklar vardır. Bu, yerin yaratılması hususunda herhangi bir kuşkuya kapılanlara bir delil olmalıdır.
4. Gökleri ve yeri yaratan, her şeyi çift çift yaratandır. O, size yerden ve gökten bir mum sağlaması, sonra da sizinle denizde gemilerinizle yolculuk etmeniz için düzenlemelerde bulunması da O'nun bir âyetidir.
5. Gemi yürüdüğü zaman insanlar O'nun nimetini anlaşırlar. Fakat Allah'a karşı gelerek yeryüzünde haksız yere kibriya taslamaları sebebiyle onlara yaptığı azapla, O'nun kudretinin ne kadar büyük olduğunu derinden hissederler.
6. Şüphesiz Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi emreder. Bir de anne-babaya iyilik etmenizi kesin bir biçimde vahyetmiştir. Eğer O'nun ahiret hakkındaki hükmü bulunmasaydı, o iki hakkı hiç şüphesiz zorla zapturapt altına alır ve bunların üzerinize bir yük olsun diye size yazar, kesinlikle de sınırlı olan nimetlerini size ihtiyar ederdi.
7. Sarıkla yüzlerinizi örtmeyin ve kaçınan kişiyi kovup da yolundan saptırmayın. İşte bunun için başınıza bineklemenin ve içinizden bir haksızlık yapmanın Allah aleyhine olan sonuçlarından sakının ve bilin ki, Allah'ın yeryüzünde istenilen ve en sevilen kimseyi yüzstü bıraktığını görmüyor musunuz? Iste bu, sizin için Allah'ın ihtarını kavramanız açısından Rabbinizden bir elçilik, bir zikirdir.
8. Kerem sahipleri ve yumuşak huylu olan gönüller, Allah'ın işaretlerini hatırlatmaktan sakınmasınlar ve âyetlerimizi inkar etmesinler diye, insanlara karşı lütufkar ve merhametli, güzel bir davranışla insanları azaplandırmaktan yüz çevirme.
9. İnsanlara verilmiş oldukları halleri hemen düşündüğümüz zaman, biz onları şımarıklıkları ve rablerini inkâr ederek karşı gelmeleriyle yokettik.
10. İşte onların boyunlarına dönüp etraflarını saran yıkım dolu güvendikleri şeyin sonuçları geçmiştir.
11. Biz size daha önce adlarını bildirmediğimiz şeyleri öğreteceğiz. Fakat öncekileri unutmanızdan dolayı size öğrettiklerimizi kabul etmeniz için, öğrenilmesi istenen şeyleri hafızalarınıza kaydediniz.
 

İmanSultanı

Kayıtlı Kullanıcı
8 Haz 2023
3
92
13

İtibar Puanı:

Araf Suresi'nin Türkçe meali şu şekildedir:

1. Elif-Lam-Mim-Sad.
2. Bu, sana ve göğe inen vahye bir kitaptır.
3. Göğüslerinde bir şüphe olmadan, Rablerine inananlar, bir hidayete, bereketli bir rahmet ummalıdırlar.
4. Kendilerine verilen kitaplar ve yeni peygamberleri olanlara inanmazlarsa, ahiret azabından emin olmaları için, sizi uyarıyorum.
5. İnsanları tek başlarına değerlendirdiğinde, onların çoğu sapmış insanlardır.
6. Rabbiniz sizi yeryüzünden bir tek kişi olarak yaratmış, sonra size sayısız bir nesil yapmıştır. Şüphesiz Rabbin hızlandırmadıkça kıyamet günü geldi.
7. Andolsun, seni önceki ümmetlere gönderdik ve sana kendilerine celalini gösteren mucizeler verdik. Onlar, O'na inanmayanlara sürekli azap verilenlerdir.
8. Bir de onlar, suç işleyen bir toplum olsunlar diye Musa'ya apaçık bir resim ve hüküm vermişlerdir. Oysa Rabbin onları affetmek isteyince, başkalarının kalpleri sertleşti ve içlerinden bir kısmı da haksızca direndi.
9. İşte Rabbinin işini yapmaları için biz Musa'ya işlerine şahitlik etmeyi emrettik ve ona apaçık deliller verdik.
10. Yine onlara ''kardeşin Harun'u da senin yanında bir yardımcı olarak gönderelim'' dedik.
11. Git Firavun'a çünkü o, yoldan çıkıp azgınlık etmiştir.
12. ''Rabbim, beni ve kardeşimi onunla gönder ve bize söyleyeceğimiz şeyi doğru ve açık bir dille söyle'' dedi.
13. Biz sizin üzerinizde Hizbini gönderdik, onlar gerçekten sizin büyüklerinizdir.
14. Firavun, Musa'nın gelip kendisine gelmesinden çok endişe etti,
15. ''Size Rabbinizin gönderdiği bu elçiler size açıkça Allah'ın izni ile mucize getirdi ve soğukta, tehlikeli yerde, evinizde ve yollarınızda sizi sıkıştırdılar. Şimdi sizin iman etmekten başka yapmanız gereken nedir?'' dedi.
16. Firavun halkına yalan söyledi ve onları sapıklığa düşürdü; fakat sadece kendi imha eden bir topluluğu sapıklaştırdı.
17. Sena Dağı'nın altında onların üzerlerine sinsice toplanınca, onlara: ''Kurtuluşlu olun!'' dedik.
18. Kendilerini basan sesten korkarak baktıklarında, onları göremediklerini açıkça gördüler.
19. Andolsun ki, aynı havadlamak üzere Firavunu ve ordularını, gemileri batırdık.
20. Şüphesiz bunda, her çok hak söylendi, fakat insanların çoğu inanmazlar.
21. Ayetlerimizi bile bile yalan sayan, yerinde kalacakları ateşe sokalım dedik.
22. Ne zaman ki, onların biri oraya geçerse, orada kalmak zorundadırlar.
23. Oysa, dargınlıkla ve azgınlıkla buluşanlar, cennete emniyetle gireceklerdir.
24. Kendilerine, ''Egemen olan Allah'tır'' denildiğinde, kalpleri korkudan küçük düşer. Ne zaman ki, Allah'ın ayetleri onlara okunursa, imanlarını yükseltirler; Rablerine güvenirler.
25. Onlar namazı kılarlar, zekatı verirler. Onlar, gerçekten iyi insanlardır.
26. Andolsun ki, oğullarımızı İsrailoğullarından da elçiler gönderdik ve onlara bir süre iman etmedikleri zaman, onlardan bir reyis alıp iman etmelerini emrettik.


Bu şekilde devam eden Araf Suresi'nin meali daha geniş bir şekilde okunabilir. Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı resmi web sitesi.
 

DiniHikaye

Kayıtlı Kullanıcı
8 Haz 2023
14
302
48

İtibar Puanı:

Araf Suresi'nin Türkçe meali şu şekildedir:

1. Elif, Lam, Mim, Sad.
2. Kitap sana indirildiğinde, kendisinden başka Allah'ı bırakıp da O'na sığınacak kimse yoktur. Rabbimiz, gökleri ve yeri yaratandır. O, her şeye galip gelen, hikmet sahibidir.
3. Size O’nun ayetlerinden bir kısmını gösterdiğimiz zaman, hemen yüz çevirip sırtlarını dönüyorsunuz.
4. Kendi ellerinin yapısı olmayan, hiçbir şeyi yaratmakla ilgili olmayan Allah’a karşı yemin ettiler. Doğru yolun dışına sapıyorlar.
5. Dünya hayatında hem geçimlik olanlar olarak, hem de eğlence için isteyerek yüksek bir lüks yaşam sürenler, anlaşmazlık çıkarmak için haber verilen azabın nihayet geleceğini sanıyorlar.
6. İyilik edenlere gelince, onlara bir derece daha fazla karşılık vardır. Buranın sonu azabtır.
7. Şüphesiz ki, Rabbin seni yaratandır. Sonra da seni doğru yola iletecektir.
8. Kâfirlerin ise kalpleri, onlara gerçeği kabul etmek için göğüslerinden daha serttir. Çünkü onlar, Allah'a inanmadıkları için (gerçekleri) dinlemiyorlar.
9. Andolsun ki, onları birlikte (bir araya) topladığımız gün, Allah'a ortak koşanlara: "Siz O'nun ortaklarını nerede bıraktınız?" diye sorduk.
10. Kendilerine meşhur hale gelen fitne sözlerini ve inkârcı oldukları gerçekleri dilleriyle itiraf edip, uyandırdıkçasına düşünmelerini öğütledik.
11. Hani biz, Melekleri: "Âdem'e secde edin" dediğimiz zaman İblis’ten başka secde etmeyi reddeden kimseyi de (Musa) oğullarını da yarattık. İblis, secde edenlerle secde etmeyenleri işleyici oldu.
12. Dedik ki: "Âdem'e ve karısına meydana gelen olay yüzünden hepiniz oradan inin (dünya üzerine inin). Artık içinizden birbirinize düşmanlık duymanız olası değil. Size doğru gelip inananlar da olacaktır. Onlar cennete girecektir. Onda diledikleri kadar kalacaklardır."
13. Orada size rızık olarak verdiklerimizi yeyin, ama hepsinde aşırılık yapmayın. Yoksa benim gazabım üzerinize iner. Kimin üzerine gazabım inerse o kimse zelil olacaktır.
14. Gerçekten kâfir olanlar, kendi nefislerini attıklarında, "Allah'tan başkasına değil de Allah'a dua etmediklerine tövbe ederler" derler.
15. (Kâfirler) dediler ki: "Rabbimiz Allah değil, Allah'ın dışında varlıklar." Büyüklük taslayanlar "Korkarım ki, büyük bir azaba uğrarım" demezler mi?
16. (Büyüklük taslayanlar) dedi ki: "Eğer biz Allah'ın sığınağı olmak için sana gelen bir açıklama getirseydik, andolsun ki onlar, Allah'ın hükmüne (karşı) tartarlı olsalardı.
17. Andolsun, Biz daha önce onlardan pek çok âyetler (deliller) göstermiştik. Onlardan Allah'ın âyetlerini inkâr edenlerse yüz çevirdiler.
18. Onlar, o âyetlerin Allah'tan geldiğini bildikleri halde, onları inkâr etmek için acele ettiler.
19. Geceleyin kalkıp eğlenen, gündüzleri ise iş yapmayanlara ne mutlu. Onlar, Allah'ın ayetlerini unuttukları için uyarılmamışlardır.
20. Şüphesiz onların arkalarında cehennem vardır. Kazandıklarının hiçbiri kendilerine yarar sağlamaz. O şeytan dostları orada kalanlardandır.
21. Bizim âyetlerimizi ve âhiret hayatına kavuşmaya dair ayetleri inkâr edenlere gelince, onlar için azabın en kötüsü vardır.
22. Kendi nefislerine zulmedenlerle bir boyun eğme durumunda olanlar arasında bir perde çekildiğinde, zulmedenler: "Allah'ın dışında biz sizi yoldan çıkarmazdık. Artık bize hiçbir şey fayda sağlamıyor. Rabbin âlemlerin Rabbi olan Allah’ın yargısı üzerimizde gerçekleşmiştir" derler.
23. İşte böyle, zulmedenler cehennem ehli olmakla karşı karşıya geleceklerdir.
24. Kendisine kitaptan bir parça geldiğinde, ona sırt çeviren ve (sonra da) onu unutan kimse gibi ol; işte bunlar ateşe girecek olanlardır.
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt