A‘râf Suresi 9. Ayette “Kimin Tartıları Hafif Gelirse İşte Onlar Ayetlerimize Haksızlık Ettikleri İçin Kendilerini Ziyana Uğratanlardır” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen başkalarını kaybettiğini sanır; oysa en büyük kayıp, kendi vicdanını, yönünü ve sonunda kendisini kaybetmesidir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 8. ayetinde:
“Kimin tartıları ağır gelirse işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”
denilmişti.
- ayet ise terazinin diğer tarafını gösterir:
Bu ayette çok dikkat çekici bir ifade vardır:
“Kendilerini ziyana uğrattılar.”
Yani insanın yaptığı kötülük yalnızca başkasına zarar vermez.
Sonunda:
kendi varlığına, kendi geleceğine ve kendi ahiretine de zarar verir.
Ayet böylece kötülüğün en derin sonucunun insanın kendi kendisini kaybetmesi olduğunu anlatır.
“Tartıları Hafif Gelenler” Kimlerdir
Bir önceki ayette iyilikleri ağır gelenlerin kurtuluşa ereceği bildirilmişti.Burada ise:
terazileri hafif gelenlerden
söz edilir.
Bu ifade, insanın hayatındaki:
imanın,
iyiliğin,
adaletin,
samimiyetin
yetersiz kalması ve kötülüklerin ağır basması şeklinde anlaşılmıştır.
Temel fikir şudur:
İnsan hayatı ahlaki olarak değersiz değildir; yaptığı her şeyin bir karşılığı vardır.
Terazinin Hafif Olması Ne Anlama Gelir
Buradaki hafiflik fiziksel bir hafiflik değildir.Ahlaki değerin düşüklüğünü ifade eder.
Bir insanın dünyada:
çok parası,
çok gücü,
çok ünü
olabilir.
Fakat bunların hiçbiri otomatik olarak ilahi terazide ağırlık oluşturmaz.
Asıl ağırlık:
insanın nasıl yaşadığıdır.
“Kendilerini Ziyana Uğratanlar” Ne Demektir
Ayet:“Onlar kaybettiler.”
demek yerine:
“Kendilerini kayba uğrattılar.”
anlamında çok güçlü bir ifade kullanır.
Bu, insanın kendi seçimlerinin sonuçlarına dikkat çeker.
Yani kaybın nedeni yalnızca dışarıdaki bir güç değildir.
İnsan:
yanlış seçimleriyle,
ısrarıyla,
kibriyle,
haksızlığıyla
kendi geleceğini de belirleyebilir.
İnsan Kendisini Nasıl Kaybedebilir
İnsan yalnızca parasını veya malını kaybetmez.Bazen:
vicdanını,
merhametini,
doğruluğunu,
utanma duygusunu,
adalet hissini
kaybedebilir.
Ve bunlar bazen maddi kayıplardan çok daha ağırdır.
Çünkü insan dışarıdan her şeye sahip görünürken içeride:
kendisine yabancılaşmış olabilir.
Kur’an'a Göre Gerçek Kayıp Nedir
Dünya açısından kayıp:para kaybetmek,
iş kaybetmek,
makam kaybetmek
olarak düşünülebilir.
Kur’an ise daha derin bir kayıp tarif eder:
insanın kendisini kaybetmesi.
Çünkü maddi şeyler yeniden kazanılabilir.
Ama insan:
ahlaki yönünü,
vicdanını,
hakikatle bağını
tamamen kaybederse çok daha büyük bir kayba uğramış olur.
“Ayetlerimize Haksızlık Ediyorlardı” Ne Demektir
Buradaki ifade ayetleri yalnızca okumamak anlamına gelmez.Ayetlere karşı:
inkâr,
küçümseme,
çarpıtma,
alay,
bilerek yüz çevirme
gibi tutumları kapsayabilir.
Yani mesele:
hakikatin karşısında nasıl bir tavır alındığıdır.
Allah'ın Ayetlerine “Haksızlık” Nasıl Yapılır
Allah'ın ayetlerine haksızlık etmek, onları fiziksel olarak incitmek değildir.Buradaki anlam:
hakikati değersizleştirmek,
açık mesajı bilerek reddetmek,
onu çıkar için çarpıtmak
veya insanların onu anlamasına engel olmak
şeklinde düşünülebilir.
En ağır sorunlardan biri:
gerçeği bildiği hâlde onu tersine çevirmektir.
Bir Ayeti Bilmemek ile Bilerek Reddetmek Aynı Şey midir
Hayır.Bilmemek başka şeydir.
Yanlış bilmek başka şeydir.
Bir şeyi anlayamadığı için soru sormak başka şeydir.
Hakikati gördüğü hâlde çıkarı nedeniyle reddetmek ise başka şeydir.
Kur’an'ın eleştirisi özellikle:
bilinçli ve ısrarlı reddedişe
yönelir.
Soru Sormak Ayetlere Karşı Gelmek midir
Hayır.Kur’an insanı birçok yerde:
düşünmeye,
akletmeye,
bakmaya,
ibret almaya
çağırır.
Bu nedenle samimi biçimde:
“Bunu neden böyle anlamalıyım?”
diye sormak inkâr değildir.
Tam tersine:
anlama çabasının bir parçası olabilir.
Şüphe Duymak ile Hakikati Küçümsemek Aynı Şey midir
Hayır.İnsan zaman zaman:
şüphe edebilir,
anlamakta zorlanabilir,
cevap arayabilir.
Bu insan olmanın doğal bir parçasıdır.
Sorun:
cevap aramak değil,
hakikati araştırmadan küçümsemektir.
Samimi şüphe ile kibirli reddediş aynı değildir.

İnsan Neden Hakikati Bildiği Hâlde Reddedebilir
Çünkü hakikat bazen insanın çıkarlarına ters düşebilir.Örneğin bir insan:
haksız kazancının yanlış olduğunu bilir.
Fakat bunu kabul ederse kazancından vazgeçmesi gerekecektir.
Bir insan:
birine zulmettiğini bilir.
Fakat kabul ederse özür dilemesi gerekecektir.
Dolayısıyla bazen sorun:
hakikati anlamamak değil, hakikatin bedelini ödemek istememektir.

Kibir Teraziyi Nasıl Hafifletebilir
Kibir insanın:yanlışını görmesini,
özür dilemesini,
öğrenmesini
zorlaştırabilir.
Çünkü kibirli insan:
“Ben yanılıyor olabilirim.”
demekte zorlanır.
Oysa ahlaki gelişimin başlangıcı çoğu zaman:
yanılabileceğini kabul etmektir.

İnsan Kötülük Yaptıkça Kötülüğe Alışabilir mi
Evet.İnsan davranışlarını tekrar ettikçe onlara alışabilir.
İlk kez yapılan bir haksızlık vicdanı çok rahatsız edebilir.
İkinci kez biraz daha az.
Sonra insan:
kendi yaptığı kötülüğü normal görmeye
başlayabilir.
Bu nedenle küçük yanlışları küçümsememek önemlidir.

Teraziyi Hafifleten Sadece Büyük Günahlar mıdır
Hayır.İnsanın karakterini bazen küçük görünen davranışlar şekillendirir.
Sürekli:
yalan söylemek,
insanları küçümsemek,
emanete ihanet etmek,
kırıcı olmak,
hakkı önemsememek
zamanla insanın ahlaki yapısını bozabilir.
Büyük çöküşler çoğu zaman:
küçük yanlışların sürekli tekrarlanmasıyla
başlar.

İnsan Kaybettiğini Dünyada Fark Etmeyebilir mi
Evet.Bu ayetin en düşündürücü yönlerinden biri budur.
Bir insan dünyada:
başarılı,
zengin,
saygın,
güçlü
görünebilir.
Ama Kur’an'ın ölçüsüne göre aynı kişi:
kendisini kaybetmiş olabilir.
Çünkü dış başarı ile ahlaki başarı aynı şey değildir.

Dünyada Kazanıp Ahirette Kaybetmek Mümkün müdür
Ayetin verdiği temel uyarılardan biri budur.İnsan dünyada çok şey kazanabilir.
Ama bunları:
zulümle,
hileyle,
başkasının hakkıyla,
vicdanını susturarak
elde etmişse gerçek kazanç tartışmalı hâle gelir.
Kur’an'ın sorusu şudur:
Bir insan dünyayı kazanıp kendisini kaybederse gerçekten kazanmış sayılır mı?

Bu Ayet İnsanı Umutsuzluğa mı Sürükler
Hayır.Kur’an'ın uyarıları insanı çaresiz bırakmak için değildir.
Tam tersine:
değişim hâlâ mümkünken insanı uyandırmak
içindir.
İnsan hayatta olduğu sürece:
yanlışını fark edebilir,
tövbe edebilir,
zararı düzeltebilir,
iyiliğe yönelebilir.
Bu yüzden uyarı aynı zamanda bir fırsattır.

A‘râf Suresinin 8. ve 9. Ayetleri Birlikte Ne Söylüyor
- ayet:
der.
- ayet:
der.
İki ayet birlikte çok güçlü bir karşılaştırma oluşturur:
Bir tarafta:
kurtuluş.
Diğer tarafta:
insanın kendisini kaybetmesi.
Dolayısıyla mesele yalnızca ödül ve ceza değildir.
Mesele:
insanın hayatıyla neye dönüştüğüdür.

Sonuç: A‘râf Suresi 9. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 9. ayet insanın karşılaşabileceği en büyük kaybın ne olduğunu gösterir:Kendisini kaybetmek.
İnsan:
parasını kaybedebilir.
İşini kaybedebilir.
Makamını kaybedebilir.
Bunların bir kısmını yeniden kazanabilir.
Fakat insan:
vicdanını,
adalet duygusunu,
merhametini,
hakikatle bağını
kaybettiğinde çok daha derin bir kayba uğrar.
Bu nedenle ayet:
“Kendilerini ziyana uğratanlar…”
ifadesini kullanır.
Çünkü kötülük yalnızca başkalarına verilen zarar değildir.
Kötülük:
onu yapan insanı da değiştirir.
Her haksızlık insanın içinde bir iz bırakır.
Her iyilik de öyle.
Ve insan hayatının sonunda yalnızca:
“Ne yaptım?”
sorusuyla değil,
belki daha derin bir soruyla karşılaşır:
“Yaptıklarım beni nasıl bir insana dönüştürdü?”
“İnsanın en büyük iflası parasını kaybetmesi değildir; doğruluğunu, merhametini ve vicdanını kaybetmesidir. Çünkü insan her şeyi yeniden kazanabilir, fakat kendisini kaybettiğinde geriye kazanacak çok az şey kalır.”
Ersan Karavelioğlu