A‘râf Suresi 2. Ayette “Bu, Sana İndirilen Bir Kitaptır; Ondan Dolayı Göğsünde Bir Sıkıntı Olmasın” İfadesi Ne Anlama Gelir
A‘râf Suresi'nin 1. ayeti gizemli harflerle başlamıştı:“Hakikat bazen ağır gelir; çünkü insan yalnızca onu bilmekle değil, gerektiğinde onu taşımak ve söylemekle de sorumludur.”
Ersan Karavelioğlu
“Elif Lâm Mîm Sâd.”
Hemen ardından gelen 2. ayet ise bu başlangıcın ardından doğrudan Kitap'a, yani vahye dikkat çeker:
“Bu, sana indirilmiş bir kitaptır. Onunla insanları uyarman ve müminlere öğüt vermen için bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.”
Ayet, Hz. Muhammed'e hitap ederken aynı zamanda vahyi taşımanın nasıl büyük bir sorumluluk olduğunu da ortaya koyar.
Buradaki en dikkat çekici ifade ise şudur:
“Göğsünde bundan dolayı bir sıkıntı olmasın.”
Peki Peygamber neden sıkıntı duyabilirdi?
Ve bu ifade bugün bize ne anlatıyor?
“Bu Sana İndirilen Bir Kitaptır” Ne Demektir
Ayet ilk olarak vahyin kaynağını belirtir.Kur’an, Hz. Muhammed'in kendi düşüncesinin veya kişisel öğretisinin ürünü olarak sunulmaz.
Ayet:
“Sana indirilen bir Kitap…”
der.
Burada vahyin yönü açıktır:
Allah'tan insana doğru gelen bir mesaj söz konusudur.
Dolayısıyla Peygamber'in görevi vahyi üretmek değil, kendisine indirilen vahyi insanlara ulaştırmaktır.
Birinci Ayetle İkinci Ayet Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
Birinci ayet:“Elif Lâm Mîm Sâd.”
diye başlar.
İkinci ayet ise hemen:
“Bu sana indirilen bir Kitaptır.”
der.
Bu ardışıklık oldukça dikkat çekicidir.
Önce harfler…
Ardından Kitap…
Bu nedenle birçok müfessir, hurûf-ı mukattaa ile Kur’an'ın kendisi arasında anlamlı bir bağlantı bulunduğunu düşünmüştür.
Adeta:
“İşte bu harflerden meydana gelen Kitap sana indirilmiştir.”
mesajı hissedilir.
“Göğsünde Sıkıntı Olmasın” Ne Anlama Gelir
Arapça ifadede geçen “harac”, sıkıntı, daralma, tereddüt ve iç huzursuzluğu gibi anlamlara gelebilir.Burada Peygamber'e:
“Bu vahyi insanlara bildirirken içinde bir daralma oluşmasın.”
denmektedir.
Çünkü kendisine verilen mesaj her zaman toplumun hoşuna gidecek bir mesaj değildi.
Kur’an:
yanlış inançları eleştiriyor,
adaletsizliklere karşı çıkıyor,
putperestliği sorguluyor,
ahlaki bozulmayı eleştiriyor,
güç sahiplerini sorumluluğa çağırıyordu.
Böyle bir mesajı taşımak kolay değildi.
Hz. Muhammed Neden İçinde Sıkıntı Hissedebilirdi
Peygamber de insandı.İnsanların nasıl tepki vereceğini biliyordu.
Kendisine:
yalancı,
şair,
büyücü,
mecnun
gibi suçlamalar yöneltiliyordu.
Üstelik yalnızca sözlü eleştiriyle karşılaşmıyordu.
Toplumsal baskı, dışlama, tehdit ve zulüm de söz konusuydu.
Dolayısıyla vahyi açıklamanın doğurabileceği sonuçları düşünmesi son derece insaniydi.
Ayet Peygamber'e Cesaret mi Veriyor
Evet.Ayetin önemli mesajlarından biri budur.
Allah Peygamber'e adeta:
“Sana verilen mesajı insanlara ulaştırırken onların tepkilerinden dolayı çekinme.”
demektedir.
Çünkü Peygamber'in sorumluluğu insanların mesajı mutlaka kabul etmesini sağlamak değildir.
Onun sorumluluğu:
mesajı doğru şekilde ulaştırmaktır.
Bu ayrım son derece önemlidir.
Peygamber İnsanları İnandırmak Zorunda mıydı
Hayır.Kur’an'ın genel öğretisinde peygamberlerin görevi insanlara mesajı açıklamaktır.
İman ise kişinin kendi tercihidir.
Peygamber:
anlatır,
uyarır,
örnek olur,
açıklar.
Fakat insanın kalbini zorla değiştiremez.
Bu nedenle vahyin tebliğinde:
başarı = herkesin inanması
şeklinde bir ölçü bulunmaz.
Asıl sorumluluk:
hakikati doğru biçimde bildirmektir.
“Onunla İnsanları Uyarman İçin” İfadesi Ne Demektir
Ayet Kur’an'ın görevlerinden birini:uyarmak
olarak açıklar.
Buradaki uyarı yalnızca korkutmak anlamına gelmez.
İnsana:
davranışlarının sonuçları olduğunu,
hayatın sorumluluk taşıdığını,
adaletsizliğin karşılıksız olmadığını,
iyilik ve kötülüğün aynı olmadığını
hatırlatmaktır.
Bu nedenle Kur’an'ın uyarısı insanı korkuya hapsetmek için değil:
onu bilinçlendirmek için
yapılır.
Kur’an Neden İnsanları Uyarır
Çünkü insan çoğu zaman yaşadığı hayatın sonsuza kadar devam edeceği yanılgısına düşebilir.Güç,
para,
makam,
şöhret,
toplumsal statü
insana dokunulmaz olduğu hissini verebilir.
Kur’an ise insana sürekli:
“Yaptıklarının bir sonucu vardır.”
mesajını verir.
Bu nedenle uyarı, insanın ahlaki sorumluluğunu hatırlatır.
Ayette Neden Hem Uyarı Hem Öğüt Vardır
Ayet yalnızca:“insanları uyarman için”
demez.
Aynı zamanda:
“müminlere bir öğüt olmak üzere”
ifadesini kullanır.
Burada Kur’an'ın iki farklı işlevi görülür.
Henüz mesajı kabul etmeyenler için:
uyarı.
İman edenler için:
hatırlatma ve öğüt.
Çünkü insan iman ettikten sonra da hatırlatmaya ihtiyaç duyar.
Müminlerin Neden Sürekli Hatırlatılmaya İhtiyacı Vardır
İnsan unutkan bir varlıktır.Bir hakikati bilmek:
onu her zaman uygulamak anlamına gelmez.
İnsan:
adaleti bilir ama adaletsizlik yapabilir.
Sabırlı olması gerektiğini bilir ama öfkelenebilir.
Doğru konuşması gerektiğini bilir ama yalan söyleyebilir.
Bu nedenle Kur’an yalnızca bilmeyene bilgi vermek için değil:
bileni yeniden uyandırmak için de
gelmiştir.

“Göğüs” İfadesi Neden Kullanılmıştır
Kur’an'da “göğüs” veya “sadr” kelimesi çoğu zaman insanın iç dünyasını temsil eder.Bugün Türkçede de benzer ifadeler kullanırız:
“İçim daraldı.”
“Göğsüme bir sıkıntı çöktü.”
“İçim rahatladı.”
Dolayısıyla ayetteki ifade son derece insani ve psikolojik bir anlatımdır.
Peygamber'in iç dünyasında oluşabilecek baskıya doğrudan hitap edilmektedir.

Peygamber'in Kaygı Yaşaması Onun Zayıflığı mıydı
Hayır.Tam tersine bu durum onun insan oluşunun doğal sonucudur.
Cesaret:
hiç korkmamak
değildir.
Cesaret çoğu zaman:
korkuya rağmen doğru olduğuna inandığın şeyi yapabilmektir.
Peygamber'in görevi de son derece ağırdı.
Toplumunun inançlarını, geleneklerini ve güç yapılarını sorgulayan bir mesaj getiriyordu.
Bunun sonuçlarının ağır olabileceğini bilmesi doğaldı.

Hakikati Söylemek Neden Zor Olabilir
Çünkü hakikat her zaman insanların çıkarlarıyla örtüşmez.Bazen doğruyu söylemek:
arkadaş kaybettirir,
makam kaybettirir,
çıkar kaybettirir,
toplumsal tepkiye yol açar.
Bu nedenle insan bazen bildiği gerçeği söylemekte tereddüt eder.
A‘râf Suresi'nin bu ayeti bu psikolojiyi son derece güçlü biçimde ortaya koyar:
Hakikatin ağırlığı bazen insanın göğsünü daraltabilir.

Ayet Körü Körüne Cesaret mi Öğretiyor
Hayır.Kur’an'ın öğrettiği cesaret:
düşüncesizce çatışmak,
insanları aşağılamak,
hakaret etmek
değildir.
Peygamber'in tebliğinde:
hikmet,
sabır,
merhamet,
açıklık
gibi ilkeler de vardır.
Dolayısıyla:
“İçinde sıkıntı olmasın.”
ifadesi saldırgan olmak anlamına gelmez.
Anlamı:
hakikati söylemekten korkma.

İnsanların Tepkisi Hakikatin Ölçüsü müdür
Hayır.Bir düşüncenin çok kişi tarafından alkışlanması onu otomatik olarak doğru yapmaz.
Aynı şekilde çok kişinin karşı çıkması da onu otomatik olarak yanlış yapmaz.
A‘râf Suresi'nin ilerleyen bölümlerinde de toplumlarının çoğunluğuna karşı hakikati savunan peygamberlerin hikâyeleri anlatılır.
Dolayısıyla ölçü:
kalabalıkların tepkisi değil, hakikatin kendisidir.

Ayet İnsanların Onayına Bağımlı Olmamayı mı Öğretiyor
Bu yönde önemli bir ders çıkarılabilir.İnsan psikolojik olarak kabul görmek ister.
Beğenilmek ister.
Dışlanmak istemez.
Fakat bazen doğru bildiği şeyi söylemesi, toplumun hoşuna gitmeyebilir.
Ayet, insanın bütün değerlerini:
başkalarının onayına
bağlamaması gerektiğini düşündürür.
Çünkü insan yalnızca insanların ne düşündüğüne göre yaşarsa kendi vicdanını kaybedebilir.

Vahyin Taşınması Neden Bir Sorumluluktur
Kur’an bilgiyi yalnızca teorik bir bilgi olarak görmez.Bilgi insanın davranışını değiştirmelidir.
Bir insan adaleti öğrenmişse:
adaletli davranmalıdır.
Merhameti öğrenmişse:
merhamet göstermelidir.
Doğruluğu öğrenmişse:
doğru konuşmalıdır.
Dolayısıyla vahyi bilmek:
aynı zamanda onun ahlaki sorumluluğunu taşımaktır.

Bu Ayetin Günümüz İnsanına Mesajı Nedir
Bugün de insan çoğu zaman:“Başkaları ne der?”
sorusuyla yaşar.
Sosyal çevre,
iş hayatı,
aile,
sosyal medya,
toplumsal baskılar
insanın düşüncelerini etkileyebilir.
Ayetin ruhundan çıkarılabilecek önemli derslerden biri şudur:
Doğru olduğuna sağlam biçimde inandığın şeyi sırf insanların tepkisinden korktuğun için terk etme.
Fakat bunu yaparken de:
bilgi,
adalet,
nezaket
ve vicdanı koru.

Sonuç: A‘râf Suresi 2. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi'nin 2. ayeti vahyin yalnızca okunmak için değil:insanları uyarmak ve müminlere hatırlatmak için
indirildiğini açıklar.
Aynı zamanda Peygamber'e çok insani bir teselli verir:
“Bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.”
Çünkü hakikati taşımak kolay değildir.
İnsanların tepkisi,
reddedilme korkusu,
yalnız kalma ihtimali,
toplumsal baskı
insanın içini daraltabilir.
Fakat ayetin temel mesajı güçlüdür:
Hakikatin değeri, insanların onu alkışlayıp alkışlamamasına bağlı değildir.
İnsanın görevi herkesi ikna etmek değil:
bildiği hakikati dürüstlükle, hikmetle ve sorumlulukla ifade etmektir.
Belki de ayetin bugüne ulaşan en güçlü mesajlarından biri şudur:
İnsanların seni kabul etmesi güzel olabilir; fakat doğruyu yalnızca kabul görmek için değiştirmek insanın kendi vicdanını kaybetmesine yol açabilir.
“Doğruyu söylemek bazen insanın göğsünü daraltır; çünkü hakikat her zaman alkışlanmaz. Fakat insanın değeri herkes tarafından onaylanmasında değil, vicdanıyla çelişmeden yaşayabilmesindedir.”
Ersan Karavelioğlu