A‘râf Suresi 3. Ayette “Rabbinizden Size İndirilene Uyun; O’ndan Başka Velilere Uymayın” İfadesi Ne Anlama Gelir
A‘râf Suresi'nin 2. ayetinde Hz. Muhammed'e indirilen Kitap'tan söz edilmiş ve onunla insanları uyarması istenmişti.“İnsan bazen hakikati bilmediği için değil, alıştığı kişileri ve düşünceleri sorgulamaktan korktuğu için ondan uzaklaşır. Kur’an ise bağlılığın merkezine insanları değil, hakikati koyar.”
Ersan Karavelioğlu
- ayette ise hitap artık doğrudan insanlara yönelir:
Bu kısa ayet aslında çok büyük bir soru ortaya koyar:
İnsan hayatını kimin sözüne göre yönlendirmelidir?
Allah'ın bildirdiğine göre mi?
Yoksa toplumun, geleneğin, güçlü kişilerin veya sorgulanmadan otorite kabul edilen insanların söylediklerine göre mi?
“Rabbinizden Size İndirilene Uyun” Ne Demektir
Ayetin ilk emri son derece açıktır:“Size indirilene uyun.”
Burada yalnızca Kur’an'ı okumaktan söz edilmez.
“Uymak”:
anlamak,
benimsemek,
ölçü kabul etmek,
davranışlara yansıtmak
anlamlarını da içerir.
Çünkü bir kitabı kutsal kabul etmek başka şeydir;
hayatı gerçekten onun ilkeleri doğrultusunda yaşamaya çalışmak başka şeydir.
Ayette Neden “Rabbinizden” Deniliyor
“Rab” kelimesi yalnızca “Allah” anlamına indirgenemeyecek kadar zengin bir kavramdır.Rab:
yaratan,
yaşatan,
koruyan,
yetiştiren,
yönlendiren
anlamlarını taşır.
Dolayısıyla:
“Rabbinizden size indirilene uyun”
ifadesi insana şunu hatırlatır:
Sana yol gösteren mesaj, seni yaratan ve seni senden daha iyi bilen Allah'tan gelmektedir.
Kur’an'a Uymak Sadece İbadetleri Yerine Getirmek midir
Hayır.Kur’an'ın mesajı yalnızca namaz, oruç veya diğer ibadetlerle sınırlı değildir.
Kur’an aynı zamanda:
adaleti,
dürüstlüğü,
merhameti,
emanete sadakati,
kul hakkından kaçınmayı,
yoksulu gözetmeyi,
kibirden uzak durmayı,
doğru sözlü olmayı
öğütler.
Bu nedenle Kur’an'a uymak, insanın bütün hayatına yayılan ahlaki bir yöneliştir.
“O'ndan Başka Velilere Uymayın” Ne Demektir
Buradaki “evliyâ” kelimesi Arapçadaki “velî” kelimesinin çoğuludur.Kelime bağlama göre:
dost,
koruyucu,
yardımcı,
hami,
otorite kabul edilen kişi
gibi anlamlara gelebilir.
Bu ayette esas mesele insanların arkadaş edinmesinin yasaklanması değildir.
Uyarı daha derindir:
Allah'ın rehberliğini bir kenara bırakıp başka otoriteleri mutlak rehber hâline getirmeyin.
“Veli” Burada Bugün Kullanılan “Evliya” Anlamında mı
Tam olarak değil.Türkçede “evliya” kelimesi zamanla çoğunlukla:
Allah'a yakın olduğuna inanılan salih kişiler
anlamında kullanılmaya başlanmıştır.
Fakat Kur’an Arapçasındaki “awliyâ” kelimesinin anlam alanı daha geniştir.
Bu nedenle ayeti yalnızca:
“Evliya kabul edilen kişileri takip etmeyin.”
şeklinde anlamak eksik olur.
Ayetin konusu:
Allah'ın karşısına başka mutlak otoriteler koymamaktır.
İnsanlar Neden Başka Otoritelere Körü Körüne Bağlanır
Çünkü düşünmek ve karar vermek sorumluluk ister.Bir insanın:
“Benim yerime o düşünsün.”
demesi psikolojik olarak daha kolay olabilir.
Liderler,
din adamları,
aile büyükleri,
toplum,
siyasi veya kültürel otoriteler,
ünlü kişiler
zaman zaman sorgulanamaz hâle getirilebilir.
Ayet ise insanın Allah dışındaki hiçbir otoriteyi mutlaklaştırmaması gerektiğini hatırlatır.
Bu Ayet Âlimlere veya Bilgili İnsanlara Uymayı Yasaklıyor mu
Hayır.Bilgili insanlardan öğrenmek insan hayatının doğal bir parçasıdır.
Kur’an'ın kendisi de bilmeyen insanın bilenlere danışmasını teşvik eder.
Problem:
bir insandan bilgi almak değil, onun söylediğini sorgulanamaz hakikat hâline getirmektir.
Bir âlim hata yapabilir.
Bir öğretmen hata yapabilir.
Bir lider hata yapabilir.
Bir anne veya baba hata yapabilir.
Çünkü insan:
insandır.
Dini Bir Otorite Yanılabilir mi
Elbette.İslam düşünce tarihinde büyük âlimler bile birbirleriyle birçok konuda farklı görüşlere sahip olmuşlardır.
Bu zaten onların insan olduklarını gösterir.
Bir kişinin çok bilgili olması:
yanılmaz olduğu
anlamına gelmez.
A‘râf 3 bu açıdan önemli bir ölçü sunar:
Nihai referans kişilerin kendisi değil,
Allah'ın rehberliğidir.
Gelenek Her Zaman Doğru mudur
Kur’an'ın sık sık eleştirdiği davranışlardan biri şudur:“Atalarımızı böyle yaparken bulduk.”
İnsanlar bazen bir davranışı yalnızca:
dedeleri yaptığı,
toplum yaptığı,
yüzyıllardır sürdüğü
için doğru kabul eder.
Fakat bir şeyin eski olması onun doğru olduğunu kanıtlamaz.
Gelenek değerli olabilir.
Ama:
gelenek de sorgulanabilir.
Çoğunluk Bir Şeyi Yapıyorsa O Şey Doğru mudur
Hayır.Doğru ile yanlışın ölçüsü yalnızca insan sayısı değildir.
Tarihte milyonlarca insanın normal kabul ettiği fakat bugün ağır adaletsizlik olarak gördüğümüz uygulamalar vardır.
Dolayısıyla:
“Herkes böyle yapıyor.”
ifadesi ahlaki bir delil değildir.
A‘râf 3 insanı çoğunluk psikolojisinden çıkarıp:
ilkeye
yöneltir.

Ayet İnsan Özgürlüğünü mü Savunuyor
Bir açıdan evet.Çünkü insanın başka insanları kutsallaştırmasına karşı çıkar.
Bir başkasının:
ne düşündüğünü,
ne söylediğini,
hangi makamda bulunduğunu
sorgulamadan kabul etmek yerine insanın vahyin ölçülerini dikkate alması istenir.
Bu anlamda tevhid yalnızca:
“Allah birdir.”
demek değildir.
Aynı zamanda:
hiçbir insanı Allah'ın yerine koymamaktır.

Bir İnsanı Aşırı Yüceltmek Neden Tehlikelidir
Çünkü aşırı yüceltilen insanlar zamanla eleştirilemez hâle gelir.Sonra:
hataları savunulur,
yanlışları görmezden gelinir,
sözleri mutlaklaştırılır.
İnsan sevgisi ile insanı kutsallaştırmak arasında önemli bir fark vardır.
Bir insanı:
sevebiliriz,
sayabiliriz,
ondan öğrenebiliriz.
Ama onu:
yanılmaz kabul edemeyiz.

“Ne Kadar Az Öğüt Alıyorsunuz” Neden Söyleniyor
Ayetin sonunda çarpıcı bir ifade gelir:“Ne kadar az öğüt alıyorsunuz!”
İnsanlara hakikat gösterilmesine rağmen insanların bunu yeterince düşünmediğine dikkat çekilir.
Sorun bazen:
bilgi eksikliği değil, düşünme eksikliğidir.
İnsan gerçeği duyabilir;
ama üzerinde düşünmeyebilir.
Okuyabilir;
ama hayatına uygulamayabilir.
Bilebilir;
ama alışkanlıklarını değiştirmeyebilir.

Bilmek ile Öğüt Almak Arasında Ne Fark Vardır
Çok önemli bir fark vardır.Bilmek:
“Bunun doğru olduğunu biliyorum.”
demektir.
Öğüt almak ise:
“Bunu bildiğim için davranışımı değiştiriyorum.”
demektir.
Kur’an yalnızca zihni bilgiyle doldurmak istemez.
İnsanın:
karakterini,
davranışlarını,
vicdanını
dönüştürmek ister.

İnsan Hakikati Bildiği Hâlde Neden Uymayabilir
Çünkü insan yalnızca aklıyla hareket etmez.Çıkarları,
korkuları,
alışkanlıkları,
egosu,
toplumsal çevresi
kararlarını etkileyebilir.
İnsan bazen doğrunun ne olduğunu bilir fakat:
doğruyu uygulamak kendisine pahalı geldiği için
ondan uzaklaşır.
Kur’an'ın ahlaki mücadelesi tam da burada başlar.

Ayet Kişilik Kültüne Karşı Bir Uyarı Olarak Okunabilir mi
Ayetin genel ilkesi bu yönde de düşünülebilir.Bir insanın etrafında:
“O ne söylerse doğrudur.”
anlayışı oluştuğunda ciddi bir problem ortaya çıkar.
Çünkü Kur’an'ın merkezinde kişiler değil:
hakikat
vardır.
Bir insan hakikate uyduğu ölçüde değerlidir.
Hakikat bir kişiye göre değişmez.

İnsanları Taklit Etmeden Yaşamak Mümkün mü
İnsan toplumsal bir varlıktır ve başkalarından etkilenmesi kaçınılmazdır.Sorun etkilenmek değildir.
Sorun:
düşünme yeteneğini tamamen başkasına teslim etmektir.
Sağlıklı yaklaşım:
dinlemek,
araştırmak,
karşılaştırmak,
delilleri değerlendirmek
ve sonra karar vermektir.
Kur’an birçok yerde insanı zaten:
akletmeye ve düşünmeye
çağırır.

A‘râf Suresinin İlk Üç Ayeti Birlikte Ne Söylüyor
İlk ayet:“Elif Lâm Mîm Sâd.”
İkinci ayet:
“Bu sana indirilen bir Kitaptır…”
Üçüncü ayet:
“Rabbinizden size indirilene uyun.”
Dikkat edilirse güçlü bir sıralama vardır.
Önce:
vahyin gizemli başlangıcı.
Sonra:
Kitabın indirilişi.
Ardından:
insanın o Kitap karşısındaki sorumluluğu.
Yani Kur’an yalnızca:
“Ben vahiyim.”
demez.
İnsana:
“Şimdi bunun karşısında ne yapacaksın?”
sorusunu da yöneltir.

Sonuç: A‘râf Suresi 3. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 3. ayet çok temel bir ölçü ortaya koyar:“Rabbinizden size indirilene uyun.”
Bu ifade insanın hayatındaki nihai rehberliğin kaynağını gösterir.
Ardından:
“O'ndan başka velilere uymayın.”
buyrularak insanların, geleneklerin veya otoritelerin Allah'ın rehberliğinin önüne geçirilmemesi gerektiği hatırlatılır.
Ayet:
insanlardan bilgi almayı,
öğretmenlere saygı göstermeyi,
âlimlerden yararlanmayı
yasaklamaz.
Fakat hiçbir insanın:
mutlaklaştırılmaması
gerektiğini öğretir.
Çünkü insanlar hata yapabilir.
Toplum hata yapabilir.
Gelenek hata yapabilir.
Çoğunluk hata yapabilir.
Ama insan bütün bunları sorgulamadan takip ettiğinde kendi ahlaki sorumluluğunu başkasına devretmiş olur.
Belki de ayetin bugün için en güçlü sorusu şudur:
“Bir şeye gerçekten doğru olduğu için mi inanıyorum, yoksa bana yıllardır doğru olduğu söylendiği için mi?”
İşte Kur’an'ın istediği tefekkür tam burada başlar.
“İnsanlardan öğrenmek başka, insanları yanılmaz kabul etmek başkadır. Hakikati kişilere bağladığımızda kişiler değişince hakikat de değişir; Kur’an ise insanı kişilerin değil, ilkenin peşinden gitmeye çağırır.”
Ersan Karavelioğlu