A‘râf Suresi 6. Ayette “Kendilerine Peygamber Gönderilenlere de Peygamberlere de Mutlaka Soracağız” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Hesap yalnızca sözü duyanlara değil, sözü taşıyanlara da vardır. Çünkü sorumluluk, hem hakikatin bize ulaşıp ulaşmadığını hem de bize verilen görevi nasıl taşıdığımızı kapsar.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 5. ayetinde geçmiş toplumların gerçekle yüzleştiklerinde:
“Biz gerçekten zalimlermişiz.”
diye itirafta bulundukları anlatılmıştı.
- ayette ise sahne daha da genişler:
Bu ayet son derece önemli bir ilke ortaya koyar:
Hesap tek taraflı değildir.
Mesajı alan da sorumludur.
Mesajı taşıyan da sorumludur.
Yani Allah yalnızca:
“Size ne söylendi?”
diye sormaz.
Aynı zamanda:
“Size verilen görevi nasıl yerine getirdiniz?”
sorusu da vardır.
“Kendilerine Peygamber Gönderilenlere Soracağız” Ne Demektir
Bu ifade, vahyin muhatabı olan toplumların sorumluluğunu anlatır.Onlara:
bir peygamber geldi mi,
hakikat açıklandı mı,
uyarı ulaştırıldı mı,
kendileri nasıl karşılık verdi
bunların hesabı vardır.
Dolayısıyla insan:
“Ben bilmiyordum.”
diyebilmek için gerçekten bilmemiş olmalıdır.
Hakikat kendisine ulaştığı hâlde onu bilerek reddetmek başka bir şeydir.
İnsanlara Ne Sorulacak
Ayet ayrıntılı bir soru listesi vermez.Fakat Kur’an'ın genel anlatımından şu temel konular anlaşılır:
Peygamberin mesajı size ulaştı mı?
Onu dinlediniz mi?
Neden kabul ettiniz veya reddettiniz?
Bildiklerinizle nasıl yaşadınız?
Size verilen nimetleri nasıl kullandınız?
Yani hesap yalnızca bilgiyle değil:
davranışla da ilgilidir.
Peygamberlere Neden Sorulacak
Bu oldukça dikkat çekici bir noktadır.Peygamberler Allah'ın seçilmiş elçileridir.
Buna rağmen ayet:
“Gönderilen peygamberlere de soracağız.”
der.
Bunun anlamı, peygamberlerin de kendilerine verilen görevin tanıkları olarak sorgunun bir parçası olmalarıdır.
Onlara:
“Mesajı ulaştırdınız mı?”
sorusu yöneltilecektir.
Peygamberler de Hesap Verecekse Bu Ne Gösterir
Bu, Allah'ın adaletinin kimseyi sorumluluk dışında bırakmadığını gösterir.Makam ne kadar yüksek olursa olsun:
sorumluluk da o kadar büyüktür.
Peygamberlik büyük bir şeref olduğu kadar:
çok büyük bir görevdir.
Bu nedenle Kur’an'da peygamberlerin görevlerini titizlikle yerine getirdiği sık sık vurgulanır.
Peygamberlerin Görevi İnsanları Zorla İnandırmak mıydı
Hayır.Peygamberlerin görevi:
tebliğ etmek,
açıklamak,
uyarmak,
örnek olmak
ve hakikati insanlara ulaştırmaktır.
İnsanları zorla iman ettirmek peygamberlerin görevi değildir.
Bu nedenle sorguda temel meselelerden biri:
“Mesaj ulaştırıldı mı?”
sorusudur.
İnsan Mesajı Duyduğu Anda Sorumlu mu Olur
Burada önemli olan yalnızca fiziksel olarak bir söz duymak değildir.Bir insan mesajı:
yanlış,
çarpıtılmış,
eksik
veya tamamen güvenilmez biçimde duymuş olabilir.
İlahi adalet açısından kişinin:
ne kadar bildiği,
ne kadar anlayabildiği,
hangi şartlarda yaşadığı
gibi unsurların da önemli olduğu düşünülür.
Çünkü adalet:
herkesi aynı şartlarda değerlendirmek değildir.
Hiç Peygamber Mesajı Duymayan İnsanların Durumu Ne Olur
Bu konu İslam düşünce tarihinde uzun biçimde tartışılmıştır.Genel ilke şudur:
Allah hiç kimseye bilmediği veya kendisine ulaşmamış bir şey üzerinden haksızlık etmez.
Kur’an'da Allah'ın adaletli olduğu sürekli vurgulanır.
Dolayısıyla vahyin gerçekten ulaşmadığı insanların durumu:
Allah'ın bilgisi,
adaleti
ve merhameti çerçevesinde değerlendirilir.
Ayet “Sorumluluk Bilgiyle Artar” mı Diyor
Bu yönde önemli bir ders çıkarılabilir.İnsan ne kadar çok biliyorsa:
bildiğinin sorumluluğu da artar.
Bir insan haksızlığın yanlış olduğunu bilmiyorsa başka;
biliyor ama çıkarı için sürdürüyorsa başka bir durum söz konusudur.
Bilgi:
yalnızca ayrıcalık değil,
aynı zamanda sorumluluktur.
Bilmek Yetiyor mu
Hayır.Kur’an'ın temel mesajlarından biri budur.
İnsan:
doğruyu bilebilir
ama yapmayabilir.
Adaleti bilebilir
ama adaletsiz davranabilir.
Merhameti savunabilir
ama merhametsiz olabilir.
Dolayısıyla hesap günü yalnızca:
“Ne biliyordun?”
değil,
“Bildiğinle ne yaptın?”
sorusu da önem kazanır.
İnsan Başkasını Suçlayarak Sorumluluktan Kurtulabilir mi
Ayetin mantığı buna izin vermez.İnsan:
“Liderim böyle söyledi.”
“Toplum böyle yapıyordu.”
“Ailem böyle öğretti.”
diyebilir.
Fakat insanın kendi iradesi ve vicdanı da vardır.
Başkasının yanlış yönlendirmesi sorumluluğu etkileyebilir;
ama insanın kendi seçimini tamamen ortadan kaldırmaz.

Peygamberler Toplumlarına Şahitlik Edecek mi
Kur’an'ın başka ayetlerinde peygamberlerin toplumları hakkında şahitlik edeceği anlatılır.Bu oldukça güçlü bir sahnedir.
Peygamber:
“Ben mesajı ulaştırdım.”
diyecektir.
Toplumun davranışı da ortaya konacaktır.
Böylece ilahi hesap:
delilsiz veya keyfî bir hüküm
değil,
açık bir adalet süreci olarak tasvir edilir.

Bu Ayet Liderler İçin de Bir Ders Taşır mı
Kesinlikle önemli bir ilke taşır.Bir insanın sorumluluğu yalnızca kendi davranışlarıyla sınırlı olmayabilir.
Eğer başkalarına:
öğretiyor,
yönetiyor,
rehberlik ediyor,
karar veriyor
veya onları etkiliyorsa sorumluluğu büyür.
Çünkü artık yalnızca:
“Ben ne yaptım?”
değil,
“Etkilediğim insanlara ne yaptırdım?”
sorusu da ortaya çıkar.

Din Adamları İçin Bu Ayetin Mesajı Nedir
Dini bilgi aktaran kişinin sorumluluğu özellikle büyüktür.Çünkü yanlış bilgi:
bir kişinin değil,
çok sayıda insanın davranışını etkileyebilir.
Bu nedenle:
bilmediği konuda kesin konuşmamak,
dini kişisel çıkar için kullanmamak,
Allah adına delilsiz hükümler vermemek
son derece önemlidir.
Bilgi arttıkça sorumluluk da artar.

Öğretmenler ve Anne Babalar İçin de Benzer Bir İlke Var mı
Ayet doğrudan peygamberlerden söz eder.Fakat buradan genel bir ahlaki ilke çıkarılabilir:
Birine rehberlik eden kişi, verdiği rehberlikten sorumludur.
Anne baba çocuğuna ne öğretiyor?
Öğretmen öğrencisine ne aktarıyor?
Bir yönetici çalışanlarına nasıl davranıyor?
Bir insan çevresine hangi örneği gösteriyor?
Bütün bunlar sorumluluk alanını genişletir.

Sadece Yanlış Yapmak mı Sorumluluktur
Hayır.Bazen insanın:
yapması gerektiği hâlde yapmadığı şeyler
de sorumluluk doğurabilir.
Bir haksızlığı engelleyebilecekken susmak,
birine yardım edebilecekken görmezden gelmek,
bildiği doğruyu çıkarı için saklamak
da ahlaki açıdan değerlendirilebilir.
Yani sorumluluk yalnızca:
“Ne yaptın?”
sorusuyla bitmez.
Bazen:
“Ne yapmadın?”
sorusu da önemlidir.

Allah Zaten Her Şeyi Biliyorsa Neden Soru Soracak
Bu çok önemli bir sorudur.Allah'ın soru sorması bilgi edinmek için değildir.
Kur’an'a göre Allah zaten her şeyi bilir.
Sorgulamanın amacı:
gerçeğin ortaya çıkması,
sorumluluğun açığa çıkması,
insanın kendi yaptıklarıyla yüzleşmesi
ve adaletin açık biçimde tecelli etmesidir.
Yani soru:
Allah'ın öğrenmesi için değil,
insanın hesap vermesi içindir.

Hesap Günü Neden Şahitlikler Vardır
Kur’an'daki hesap tasvirlerinde:peygamberler,
insanın organları,
amel kayıtları
ve başka şahitlik unsurları anlatılır.
Bunların ortak mesajı şudur:
Hiçbir şey kaybolmaz.
İnsan unutabilir.
Toplum unutabilir.
Tarih unutabilir.
Ama yapılan davranışın ahlaki karşılığı yok olmaz.

A‘râf Suresinin 5. ve 6. Ayetleri Nasıl Bağlanıyor
- ayette insanlar:
diye itiraf eder.
- ayette ise:
bildirilir.
Önce yanlışın fark edilmesi…
Ardından hesabın açılması…
Bu sıralama güçlüdür.
Çünkü insan yalnızca:
“Yanlış yaptım.”
demekle kalmaz.
Aynı zamanda:
neden yaptığını ve kendisine verilen imkânları nasıl kullandığını
da açıklamak zorunda kalır.

Sonuç: A‘râf Suresi 6. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 6. ayet insanın dünyadaki sorumluluğunu son derece güçlü biçimde ortaya koyar:“Kendilerine peygamber gönderilenlere de soracağız; peygamberlere de soracağız.”
Bu ifade iki yönlü bir hesap gösterir.
Mesajı alan:
“Bana ulaşan hakikat karşısında ne yaptım?”
diye sorgulanır.
Mesajı taşıyan:
“Bana verilen görevi doğru biçimde yerine getirdim mi?”
sorusuyla karşılaşır.
Bu ilke yalnızca geçmiş peygamber toplumlarını düşünmek için değildir.
Bugün de insan:
bildiklerinden,
söylediklerinden,
başkalarına öğrettiklerinden,
elindeki güçten,
etkilediği insanlardan
sorumludur.
Belki de ayetin insana yönelttiği en temel soru şudur:
“Sana verilen bilgi, imkân ve sorumluluklarla ne yaptın?”
Çünkü insan hayatta yalnızca yaptıklarıyla değil:
kendisine emanet edilenleri nasıl taşıdığıyla da ölçülür.
“Hesap, yalnızca yanlış yapanın değil; bilenin, anlatanın, yönetenin ve sorumluluk taşıyanın da hesabıdır. Çünkü insana verilen her imkân, beraberinde bir emanet getirir.”
Ersan Karavelioğlu