A‘râf Suresi 203. Ayette “Onlara Bir Ayet Getirmediğinde ‘Onu Kendin Seçip Getirseydin Ya!’ Derler. De ki: Ben Ancak Rabbimden Bana Vahyedilene Uyarım” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Hakikatin elçisi, insanların istediği sözü üretmez; kendisine emanet edilen sözü değiştirmeden taşır. Çünkü vahiy, insan beklentisine göre şekillenen bir gösteri değil, insanın yönünü düzelten ilahî rehberliktir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin:
- ve:
- ayetlerinde:
vesvese:
karşısında:
iki:
farklı:
insan:
tavrı:
anlatılmıştı.
Takva:
sahipleri:
Allah’ı:
hatırlıyor
ve:
gerçeği:
yeniden:
görüyordu.
Diğerleri:
ise:
yanlışın:
içinde:
daha:
fazla:
ilerliyordu.
- ayette:
yeniden:
Hz. Muhammed’in:
peygamberlik:
görevine
ve:
vahyin:
kaynağına:
döner.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Onlara bir ayet getirmediğin zaman, ‘Onu kendin seçip meydana getirseydin ya!’ derler. De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uyarım. Bu Kur’an, Rabbinizden gelen basiretler, iman eden bir toplum için hidayet ve rahmettir.”
Bu ayet:
çok:
önemli:
bir:
peygamberlik:
ilkesi:
ortaya:
koyar:
Hz. Muhammed:
vahyin:
yazarı:
değildir.
Vahyin:
sahibi:
değildir.
İstediği:
zaman:
istediği:
ayeti:
üreten:
biri:
değildir.
Onun:
görevi:
kendisine vahyedilene uymaktır.
Bu:
peygamberlik:
makamını:
küçültmez.
Tam tersine:
onun:
elçilik:
vasfını:
doğru:
yerine:
koyar.
Peygamber:
mesajın:
kaynağı:
değil,
mesajın güvenilir taşıyıcısıdır.
“Onlara Bir Ayet Getirmediğinde” Ne Anlama Gelir
Ayette:“Ve izâ lem te’tihim bi-âyetin…”
ifadesi:
yer alır.
Buradaki:
ayet
kelimesi:
bağlama:
göre:
vahiy:
ayetini
veya:
onların:
talep:
ettiği:
bir:
işareti:
ifade:
edebilir.
Müşrikler:
bazen:
Peygamber’den:
kendi:
istedikleri:
zamanda:
bir:
işaret:
veya:
vahiy:
getirmesini:
bekliyorlardı.
Ayet:
bu:
beklentinin:
yanlış:
temelini:
gösterir:
Peygamber vahyi kendi iradesiyle üretmez.
“Onu Kendin Seçip Getirseydin Ya” Sözü Ne Anlama Gelir
Ayette:“levlâ’ctebeytehâ”
ifadesi:
geçer.
Bu:
ifade:
yaklaşık:
olarak:
“Onu kendin seçip derleseydin, meydana getirseydin ya!”
şeklinde:
anlaşılmıştır.
Yani:
müşriklerin:
Peygamber’e:
yönelttiği:
itiraz:
şuna:
benzer:
“Madem peygambersin, istediğimiz zaman istediğimiz ayeti getir.”
Kur’an:
bu:
beklentiyi:
reddeder.
Çünkü:
vahiy:
Peygamber’in:
kişisel:
üretimi:
değildir.
Hz. Muhammed İstediği Zaman Ayet Getirebilir miydi
Hayır.Kur’an’ın:
kendi:
anlatımına:
göre:
Hz. Muhammed:
vahyi:
kendi:
isteğiyle:
oluşturan:
biri:
değildir.
Vahiy:
Allah’tan:
gelir.
Peygamber:
onu:
alır,
tebliğ:
eder
ve:
uygular.
Bu nedenle:
“Neden şimdi yeni bir ayet getirmiyorsun?”
sorusu:
peygamberliğin:
mahiyetini:
yanlış:
anlamaya:
dayanır.
Peygamber:
vahyin:
sahibi:
değildir.
“Ben Ancak Bana Vahyedilene Uyarım” Ne Demektir
Ayet:Hz. Muhammed’e:
şöyle:
söylemesini:
emreder:
“Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uyarım.”
Bu:
çok:
önemli:
bir:
cümledir.
Çünkü:
Peygamber:
kendisini:
vahyin:
üzerinde:
değil,
vahyin takipçisi
olarak:
tanımlar.
Yani:
“Ben dini kendi arzuma göre kurmuyorum.”
“Allah’tan gelen vahye uyuyorum.”
Bu:
peygamberlik:
görevinin:
özüdür.
Peygamber Vahyin Yazarı Değilse Görevi Nedir
Peygamber’in:görevi:
vahyi:
insanlara:
ulaştırmak,
açıklamak,
yaşamak,
örnek:
olmak
ve:
insanları:
Allah’a:
çağırmaktır.
Elçi:
mesajı:
kendisi:
üretmez.
Bir:
elçi:
kendisine:
verilen:
mesajı:
değiştirirse:
artık:
güvenilir:
bir:
elçi:
olmaz.
Hz. Muhammed’in:
peygamberlik:
konumunun:
temelinde:
bu:
emanet:
bilinci:
vardır:
Kendisine gelene sadakat.
Bu Ayet Peygamber’in Kendi Sözleri ile Vahiy Arasında Ayrım Olduğunu mu Gösterir
Ayet:özellikle:
Kur’an:
vahyi:
konusunda:
kaynağın:
Allah:
olduğunu:
vurgular.
Hz. Muhammed:
bir:
insan:
olarak:
konuşur,
karar:
verir,
insanlarla:
istişare:
eder.
Ama:
Kur’an:
ayetini:
kendi:
zihninden:
üretip:
“Bu Allah’tandır.”
deme:
yetkisine:
sahip:
değildir.
Bu:
ayrım:
vahyin:
güvenilirliği:
açısından:
son derece:
önemlidir.
İnsanların İstediği Şeye Göre Vahiy Değişseydi Ne Olurdu
O zaman:vahiy:
insanı:
yönlendiren:
bir:
ölçü:
olmaktan:
çıkar,
insanın:
arzusunu:
onaylayan:
bir:
araç:
hâline:
gelirdi.
Bir:
toplum:
şunu:
isterdi.
Vahiy:
ona:
göre:
değişirdi.
Başka:
bir:
toplum:
başka:
bir:
şey:
isterdi.
Vahiy:
yeniden:
değişirdi.
O zaman:
artık:
insanın:
arzularını:
düzelten:
bir:
hakikat:
ölçüsü:
kalmazdı.
Vahyin değeri, insanın arzusundan bağımsız bir ölçü sunmasındadır.
İnsan Neden Dinin Kendi İsteğine Uymasını İsteyebilir
Çünkü:insan:
kendisini:
zorlayan:
hakikatlerle:
karşılaşmaktan:
hoşlanmayabilir.
Merhamet:
güzeldir.
Ama:
seni:
kıran:
kişiye:
karşı:
merhamet:
zor:
olabilir.
Adalet:
güzeldir.
Ama:
adalet:
senin:
aleyhine:
olduğunda:
zor:
gelebilir.
Dürüstlük:
güzeldir.
Ama:
doğruyu:
söylemek:
para:
kaybettirecekse:
zorlaşabilir.
İnsan:
bazen:
şöyle:
bir:
din:
isteyebilir:
“Ben ne yapıyorsam onu doğru saysın.”
Kur’an:
ise:
insana:
yalnız:
onay:
vermez.
Gerektiğinde:
insanı düzeltir.
Kur’an Neden İnsan Arzusuna Göre Değiştirilemez
Çünkü:ayet:
vahyin:
kaynağını:
açık:
biçimde:
Allah’a:
bağlar:
“Rabbimden bana vahyedilene uyarım.”
Eğer:
vahiy:
insanın:
isteğine:
göre:
değiştirilebilseydi:
ilahî:
ölçü:
olmaktan:
çıkar,
insan:
ürünü:
bir:
metne:
dönüşürdü.
Bu nedenle:
Peygamber:
bile:
vahyin:
hükmünü:
kendi:
zevkine:
göre:
değiştiremez.
“Bu, Rabbinizden Basiretlerdir” Ne Demektir
Ayette:“Hâzâ basâiru min rabbikum”
denir.
Basâir
kelimesi:
basîret
kelimesinin:
çoğuludur.
Görüş,
idrak,
hakikati:
fark ettiren:
deliller,
insanın:
manevi:
görüşünü:
açan:
işaretler:
anlamına:
gelir.
Kur’an:
kendisini:
yalnız:
okunacak:
bir:
metin:
olarak:
değil,
insanın hakikati daha açık görmesini sağlayan basiretler
olarak:
tanıtır.

Basiret ile Fiziksel Görmek Arasında Ne Fark Vardır
İnsan:gözüyle:
bir:
olayı:
görebilir.
Ama:
ne:
anlama:
geldiğini:
anlamayabilir.
Basiret:
yalnız:
gözün:
görmesi:
değildir.
Aklın,
vicdanın
ve:
ahlaki:
idrak:
yeteneğinin:
de:
işin:
içine:
girmesidir.
Bir:
insan:
paranın:
arttığını:
görebilir.
Basiret:
şunu:
sorar:
“Bu para nasıl kazanıldı?”
Bir:
insan:
gücün:
arttığını:
görebilir.
Basiret:
şunu:
sorar:
“Bu güç adalet için mi kullanılıyor?”
Basiret:
görünenin arkasındaki anlamı fark etmektir.

Kur’an’ın “Basiret” Olması Ne Anlama Gelir
Kur’an:insana:
yalnız:
bilgi:
vermez.
Hayata:
bakış:
ölçüsü:
kazandırır.
Örneğin:
para:
hakkında:
sadece:
“Paran var mı?”
diye:
sormaz.
Helal:
mi?
Adil:
mi?
Paylaşılıyor:
mu?
İnsan:
hakkı:
çiğneniyor:
mu?
diye:
düşündürür.
Güç:
hakkında:
yalnız:
“Ne kadar güçlüsün?”
demez.
“Gücünü ne için kullanıyorsun?”
diye:
sorar.
İşte:
bu:
bakış:
basirettir.

“Hidayet” Ne Demektir
Ayet:Kur’an’ı:
aynı zamanda:
“hüdâ”
olarak:
tanımlar.
Yani:
hidayet, yol gösterme, doğru istikamete yönlendirme.
İnsan:
bir:
yolda:
yürüyor:
olabilir.
Ama:
hangi:
yöne:
gittiğini:
bilmeyebilir.
Kur’an:
insana:
yalnız:
hareket:
etmesini:
değil,
doğru yöne hareket etmesini
öğretir.
Çünkü:
çok:
hızlı:
yürümek:
yön:
yanlışsa:
başarı:
değildir.

Kur’an’ın “Rahmet” Olması Ne Demektir
Ayet:Kur’an’ın:
bir:
başka:
özelliğini:
şöyle:
ifade:
eder:
“Rahmet.”
Rahmet:
merhamet,
iyilik,
koruma
ve:
Allah’ın:
kuluna:
lütfu:
anlamlarını:
taşır.
İlk:
bakışta:
insana:
sınır:
koyan:
bir:
emir:
zor:
görünebilir.
Ama:
o:
sınır:
insanı:
zarardan:
koruyabilir.
Tıpkı:
uçurumun:
kenarındaki:
korkuluğun:
özgürlüğü:
kısıtlamak:
için:
değil,
insanı:
korumak:
için:
bulunması:
gibi.
Bazı ilahî sınırlar da rahmetin bir biçimidir.

Hidayet ile Rahmet Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
Doğru:yolu:
bilmek:
başlı:
başına:
bir:
rahmettir.
İnsan:
yanlış:
bir:
yolda:
yıllarca:
ilerleyebilir.
Bazen:
bir:
uyarı:
onu:
çok:
büyük:
bir:
zarardan:
kurtarabilir.
Kur’an’ın:
hidayet:
oluşu:
insana:
istikamet:
göstermesidir.
Rahmet:
oluşu:
ise:
bu:
istikametin:
insanın:
iyiliğine:
yönelmiş:
olmasıdır.
Yani:
Allah’ın:
rehberliği:
insanı ezmek için değil, kurtuluş yolunu göstermek için
gelir.

“İman Eden Bir Toplum İçin” İfadesi Neden Kullanılıyor
Ayet:sonunda:
“li-kavmin yu’minûn”
der.
Yani:
“iman eden bir toplum için.”
Kur’an:
herkese:
hitap:
eder.
Ama:
ondan:
hidayet
ve:
rahmet:
olarak:
yararlanmak:
insanın:
ona:
nasıl:
yaklaştığıyla:
da:
ilişkilidir.
Bir:
insan:
metni:
yalnız:
alay:
etmek:
için:
okuyorsa:
başka:
bir:
ilişki:
kurar.
Hakikati:
aramaya:
açık:
bir:
insan:
ise:
başka:
bir:
ilişki:
kurar.
Aynı söz, farklı kalplerde farklı karşılıklar bulabilir.

Bir Ayeti Kendi İsteğimize Göre Yorumlamak ile Anlamaya Çalışmak Arasında Fark Var mıdır
Evet.İnsan:
Kur’an’ı:
anlamaya:
çalışmalıdır.
Tefsir:
yapılır.
Dil:
incelenir.
Bağlam:
araştırılır.
Farklı:
yorumlar:
karşılaştırılır.
Ama:
başka:
bir:
şey:
vardır:
Önce:
kendi:
istediğimiz:
sonucu:
belirleyip,
sonra:
ayeti:
zorlayarak:
o:
sonuca:
uydurmak.
Bu:
çok:
riskli:
bir:
yaklaşımdır.
Kur’an’a soru sorabiliriz; fakat cevabı daha baştan bizim yazmamamız gerekir.

A‘râf Suresi 201, 202 ve 203. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
sahipleri:
Allah’ı:
hatırlayıp:
yeniden görüyordu.
- ayette:
yönelişi:
izleyenler:
yanlışın:
içinde:
daha fazla ilerliyordu.
- ayette:
insanın:
gerçek:
basiret:
kaynaklarından:
biri:
gösterilir:
Allah’tan gelen vahiy.
Ve:
Kur’an:
kendisini:
şöyle:
tanımlar:
Basiretler.
Hidayet.
Rahmet.
Yani:
insanın:
vesvese:
ve:
gaflet:
içinde:
kaybettiği:
görüşün:
yeniden:
açılması:
için:
vahiy:
bir:
rehber:
olarak:
sunulur.

Sonuç: A‘râf Suresi 203. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 203. ayet:peygamberlik:
ve:
vahiy:
hakkında:
çok:
temel:
bir:
gerçeği:
ortaya:
koyar:
Peygamber vahyi üretmez; vahye uyar.
Bu:
cümle:
Hz. Muhammed’in:
konumunu:
anlamak:
açısından:
çok:
önemlidir.
Çünkü:
insan:
peygamberi:
yanlış:
iki:
uçta:
değerlendirebilir.
Bir:
uçta:
onu:
sıradan:
bir:
düşünür:
gibi:
görebilir.
Sanki:
Kur’an’ı:
oturup:
kendisinin:
yazdığı:
bir:
felsefe:
kitabıymış:
gibi:
düşünebilir.
Diğer:
uçta:
ise:
Peygamber’e:
Allah’a:
ait:
mutlak:
özellikler:
yükleyebilir.
Ayet:
iki:
yanlışı:
da:
düzeltir:
Peygamber Allah değildir.
Ama:
sıradan:
bir:
fikir:
üreticisi:
de:
değildir.
O:
vahyin elçisidir.
Bu:
nedenle:
“Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uyarım.”
cümlesi:
çok:
güçlü:
bir:
tevhid:
ifadesidir.
Peygamber:
kendisini:
vahyin:
merkezine:
değil,
Allah’ı:
merkeze:
koyar.
Bu:
bize:
din:
konusunda:
da:
çok:
önemli:
bir:
ölçü:
öğretir:
Hiçbir insan vahyin sahibi değildir.
Bir:
alim:
Kur’an’ı:
yorumlar.
Ama:
Kur’an’ın:
sahibi:
değildir.
Bir:
imam:
ayet:
anlatır.
Ama:
ayet:
onun:
değildir.
Bir:
mezhep:
Kur’an’ı:
ve:
sünneti:
anlamaya:
çalışır.
Ama:
Allah’ın:
yerine:
geçmez.
Bir:
insan:
çok:
bilgili:
olabilir.
Ama:
“Benim yorumum Allah’ın sözüyle aynıdır.”
diyemez.
Bu:
ayrım:
dinde:
çok:
önemlidir.
Çünkü:
insan:
ile:
vahiy:
birbirine:
karıştırıldığında:
insanın:
yorumu:
dokunulmaz:
hâle:
gelebilir.
Oysa:
vahiy:
ilahîdir.
Tefsir:
ise:
insani:
anlama:
çabasıdır.
Bu:
nedenle:
tefsirlerde:
farklılık:
olabilir.
Alimler:
bir:
ayette:
farklı:
ayrıntılar:
görebilir.
Bu:
her:
farklılığın:
doğru:
olduğu:
anlamına:
gelmez.
Ama:
insani:
yorum:
ile:
ilahî:
metni:
ayırt:
etmemiz:
gerektiğini:
gösterir.
Ayetin:
müşriklerin:
“Onu kendin seçip getirseydin ya!”
sözüne:
verdiği:
cevap:
da:
çok:
düşündürücüdür.
İnsanlar:
bazen:
hakikati:
kendi:
taleplerine:
göre:
şekillendirmek:
ister.
Şöyle:
bir:
din:
isterler:
Kendisini:
rahatsız:
etmesin.
Alışkanlıklarına:
dokunmasın.
Çıkarlarını:
sorgulamasın.
Yanlışlarına:
yanlış
demesin.
Sadece:
onu:
rahatlatsın.
Ama:
hakikat:
yalnız:
rahatlatmak:
için:
varsa,
insanı:
nasıl:
düzeltecek?
Bir:
doktorun:
sana:
yalnız:
duymak:
istediğin:
şeyi:
söylediğini:
düşün.
Hastalığın:
var.
Ama:
doktor:
seni:
üzmek:
istemiyor.
“Hiçbir şeyin yok.”
diyor.
Sen:
mutlu:
çıkıyorsun.
Ama:
hastalık:
devam:
ediyor.
Gerçek:
doktor:
bazen:
duymak:
istemediğin:
bir:
şeyi:
söyler.
Çünkü:
amacı:
seni:
memnun:
etmek:
değil,
gerçeği göstermek ve iyileşmene yardım etmektir.
Vahyin:
insanla:
ilişkisi:
de:
bu:
bakımdan:
düşünülebilir.
Kur’an:
bazen:
insanı:
teselli:
eder.
Bazen:
uyarır.
Bazen:
umut:
verir.
Bazen:
yanlışına:
“Yanlış.”
der.
Bazen:
sevdiğimiz:
bir:
alışkanlığı:
sorgulatır.
Bazen:
kendimizi:
haklı:
sandığımız:
yerde:
bizi:
durdurur.
İşte:
bu:
nedenle:
vahiy:
yalnız:
insanın:
arzusunu:
onaylayan:
bir:
metin:
değildir.
İnsanın arzusunu ölçen bir ölçüdür.
Bu:
çok:
önemlidir.
Çünkü:
insan:
kendi:
yorumuna:
çok:
kolay:
âşık:
olabilir.
Bir:
ayeti:
okur.
İlk:
anladığını:
mutlak:
doğru:
sayar.
Sonra:
başka:
bir:
açıklama:
duyunca:
öfkelene:
bilir.
Oysa:
Kur’an’ın:
önünde:
tevazu:
şunu:
gerektirir:
“Ben yanlış anlamış olabilir miyim?”
Bu:
soru:
imanı:
zayıflatmaz.
Tam tersine:
insanın:
kendi:
yorumunu:
Allah’ın:
sözünün:
yerine:
koymasını:
engeller.
Ayet:
Kur’an’ı:
“basâir”
olarak:
tanımlar.
Bu:
çok:
güzel:
bir:
kelimedir.
Basiret:
insanın:
yalnız:
gördüğüne:
bakmaması,
gördüğünün anlamını da fark etmesi
demektir.
Bir:
insan:
çok:
para:
kazanıyor.
Göz:
şunu:
görür:
“Zenginleşti.”
Basiret:
şunu:
sorar:
“Ne pahasına?”
Bir:
insan:
çok:
güçlü:
oldu.
Göz:
şunu:
görür:
“Güç kazandı.”
Basiret:
şunu:
sorar:
“Bu gücü kime karşı ve ne için kullanıyor?”
Bir:
insan:
bir:
tartışmayı:
kazandı.
Göz:
şunu:
görür:
“Karşısındakini susturdu.”
Basiret:
şunu:
sorar:
“Haklı mıydı, yoksa yalnız daha güçlü mü konuştu?”
Bir:
iş:
çok:
para:
kazandırıyor.
Basiret:
şunu:
sorar:
“Helal mi, adil mi, insanlara zarar veriyor mu?”
İşte:
Kur’an’ın:
basiret:
olması:
insanın:
hayata:
yalnız:
yüzeyden:
bakmamasıdır.
Çünkü:
göz:
bazen:
başarı:
görür.
Vicdan:
zulüm:
görebilir.
Göz:
bazen:
kaybetmek:
görür.
Basiret:
kurtuluş:
görebilir.
Bir:
kapı:
kapandı.
İnsan:
“Mahvoldum.”
diyebilir.
Ama:
bir:
süre:
sonra:
o:
kapının:
kapanmasının:
başka:
bir:
yol:
açtığını:
fark:
edebilir.
Burada:
her:
olayın:
arkasındaki:
ilahî:
sebebi:
kesin:
bildiğimizi:
iddia:
etmemeliyiz.
Ama:
basiret:
insana:
şunu:
öğretir:
İlk görüntü, bütün hakikat olmayabilir.
Ayet:
Kur’an’ı:
aynı zamanda:
hidayet
olarak:
tanımlar.
Hidayet:
yol:
göstermektir.
Bu:
özellikle:
bugünün:
insanı:
için:
çok:
önemlidir.
Çünkü:
bugün:
insanın:
elinde:
belki:
tarihte:
hiç:
olmadığı:
kadar:
çok:
bilgi:
vardır.
Telefonunu:
açarsın.
Milyonlarca:
sayfa:
bilgi:
önündedir.
Ama:
çok:
bilgi:
sahibi:
olmak:
doğru:
yöne:
gitmek:
demek:
değildir.
İnsan:
şunu:
bilebilir:
Nasıl daha fazla para kazanırım?
Ama:
şunu:
bilmeyebilir:
Ne kadar para bana yeter?
Şunu:
bilebilir:
Nasıl daha fazla insan beni takip eder?
Ama:
şunu:
bilmeyebilir:
Neden herkesin onayına bu kadar ihtiyacım var?
Şunu:
bilebilir:
Bir tartışmayı nasıl kazanırım?
Ama:
şunu:
bilmeyebilir:
Bu tartışmaya girmem gerekiyor mu?
Bilgi:
sana:
araç:
verebilir.
Hidayet:
hangi yönde kullanacağını
gösterir.
Bu:
ikisinin:
farkıdır.
Ayetin:
Kur’an’ı:
rahmet
olarak:
tanımlaması:
da:
çok:
anlamlıdır.
Çünkü:
insan:
bazen:
ilahî:
sınırları:
yalnız:
yasak:
olarak:
görür.
“Neden bunu yapamıyorum?”
der.
Ama:
bir:
sınırın:
neden:
konulduğunu:
düşündüğünde:
rahmet:
boyutunu:
görebilir.
Bir:
baba:
küçük:
çocuğuna:
“Yola tek başına çıkma.”
der.
Çocuk:
bunu:
özgürlüğünün:
kısıtlanması:
olarak:
görebilir.
Ama:
babanın:
amacı:
çocuğunu:
eve:
hapsetmek:
değildir.
Onu:
arabadan:
korumaktır.
Elbette:
ilahî:
hükümlerin:
tamamını:
bu:
tek:
örneğe:
indirgemek:
doğru:
olmaz.
Ama:
insana:
şunu:
düşündürür:
Her sınır düşmanlık değildir; bazen sınır korumadır.
Vahyin:
rahmeti:
yalnız:
“Allah sizi seviyor.”
mesajında:
değildir.
Bazen:
“Bunu yapma.”
uyarısında:
da:
rahmet:
vardır.
Bazen:
insanı:
koruyan:
şey:
istediğini:
elde:
etmesi:
değil,
zararlı:
bir:
isteğinden:
vazgeçmesidir.
Ayet:
bize:
din:
ile:
insan:
arzusu:
arasındaki:
ilişkiyi:
de:
çok:
güzel:
öğretir.
İnsan:
Kur’an’a:
şöyle:
yaklaşabilir:
“Kur’an benim düşündüğümü doğrulasın.”
Ya da:
şöyle:
yaklaşabilir:
“Kur’an bana ne söylüyor?”
Bu:
iki:
yaklaşım:
aynı:
değildir.
Birincisinde:
insan:
kendini:
merkeze:
koyar.
Metni:
kendisine:
uydurmaya:
çalışır.
İkincisinde:
ise:
insan:
kendini:
de:
sorgulanabilir:
kabul:
eder.
Belki:
benim:
fikrim:
yanlıştır.
Belki:
alışkanlığım:
yanlıştır.
Belki:
ailemden:
öğrendiğim:
bir:
şey:
yanlıştır.
Belki:
yıllardır:
savunduğum:
bir:
yorum:
yanlıştır.
Bu:
ihtimali:
kabul:
etmek:
çok:
büyük:
bir:
tevazu:
gerektirir.
Ama:
hakikat:
arayışı:
tam:
da:
bunu:
gerektirir.
Hakikate onu değiştirmek için değil, kendimizin değişebilme ihtimalini kabul ederek yaklaşmak.
A‘râf 203:
bu:
nedenle:
yalnız:
müşriklere:
verilmiş:
tarihsel:
bir:
cevap:
değildir.
Bugün:
Kur’an:
okuyan:
insana:
da:
çok:
önemli:
bir:
soru:
yöneltir:
Ben vahye mi uyuyorum, yoksa vahyi kendime mi uydurmaya çalışıyorum?
Bu:
soru:
çok:
zor:
bir:
sorudur.
Çünkü:
insan:
çoğu:
zaman:
kendi:
yorumunun:
etkisini:
fark:
etmez.
Bu nedenle:
ayet:
bize:
hem:
vahye:
bağlılık
hem:
yorumda:
tevazu:
öğretir.
Hz. Muhammed:
bile:
şöyle:
diyor:
“Ben ancak bana vahyedilene uyarım.”
O hâlde:
hiçbir:
insan:
Allah’ın:
sözünün:
üstünde:
bir:
konuma:
yerleştirilemez.
Ve:
hiçbir:
insanın:
kişisel:
arzusu:
vahyin:
ölçüsü:
olamaz.
Belki de A‘râf 203’ün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Allah’ın sözünü kendi istediğim sonuca göre mi okumaya çalışıyorum, yoksa onun beni de değiştirebileceğini kabul ederek mi yaklaşıyorum?
Çünkü:
vahyin:
amacı:
yalnız:
bildiğimizi:
tekrar:
etmek:
değildir.
Bazen:
bize:
yeni:
bir:
göz:
vermektir.
İşte:
basiret
budur.
Yalnız:
yolun:
varlığını:
söylemek:
değil,
yönünü:
göstermektir.
İşte:
hidayet
budur.
Ve:
insanı:
yanlışın:
sonuçlarından:
koruyacak:
bir:
rehberlik:
sunmaktır.
İşte:
rahmet
budur.
A‘râf 203’ün:
bize:
bıraktığı:
çok:
güçlü:
ölçü:
şudur:
Peygamber bile vahyi kendi isteğine göre üretmez; Rabbinden gelene uyar. Öyleyse biz de dini kendi arzularımızın onay makamına dönüştürmek yerine, vahyin bizi sorgulamasına izin vermeliyiz. Çünkü Kur’an yalnız okunacak sözler değil; gerçeği görmeye yardım eden basiret, doğru yönü gösteren hidayet ve insanı karanlıktan çıkarabilecek bir rahmettir.
“Vahyi kendi istediğin cevaba zorlamak yerine, onun sana hiç beklemediğin bir soru sormasına izin ver. Çünkü hakikat yalnız bizi onayladığında değil, gerektiğinde bizi değiştirdiğinde de rahmettir; basiret, insanın yalnız dünyaya değil kendi düşüncelerine de yeniden bakabilmesidir.”
Ersan Karavelioğlu