A‘râf Suresi 200. Ayette “Şeytandan Sana Bir Kışkırtma Gelirse Allah’a Sığın; Şüphesiz O İşitendir, Bilendir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen öfkesini kendi sesi sanır; oysa her iç dürtü peşinden gidilecek bir emir değildir. Güç, ilk tepkiyi vermekte değil, içindeki kışkırtmayı fark edip yönünü yeniden Allah’a çevirebilmektedir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 199. ayetinde:
çok güçlü:
bir:
ahlak:
ölçüsü:
verilmişti:
“Affı esas al, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.”
Fakat:
bunu:
uygulamak:
her zaman:
kolay:
değildir.
Birisi:
sana:
hakaret:
ettiğinde:
öfke:
duyabilirsin.
Seni:
küçümsediğinde:
karşılık:
vermek:
isteyebilirsin.
Haksız:
bir:
söz:
duyduğunda:
içinden:
“Ben de ona göstereceğim.”
diyebilirsin.
İşte:
- ayet:
bu:
noktada:
gelir.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Eğer şeytandan sana bir kışkırtma dokunacak olursa hemen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”
Bu:
iki:
ayetin:
yan yana:
gelmesi:
çok:
anlamlıdır.
- ayet:
söyler.
- ayet:
o davranışı:
bozmak:
isteyen:
iç:
kışkırtmayla:
nasıl:
mücadele:
edeceğini:
öğretir.
Yani:
Affetmek istiyorsun ama öfken yükseliyor.
Uzaklaşmak istiyorsun ama egon son sözü söylemek istiyor.
İyilikle cevap vermek istiyorsun ama içinden kötülükle karşılık vermek geliyor.
İşte:
ayet:
şöyle:
der:
Allah’a sığın.
Bu:
kaçmak:
değildir.
Bu:
insanın:
kendi:
içindeki:
yanlış:
dürtüyü:
tanımasıdır.
“Şeytandan Sana Bir Kışkırtma Gelirse” Ne Demektir
Ayette:“Ve immâ yenzeganneke mine’ş-şeytâni nezğun…”
ifadesi:
yer alır.
Nezğ
kelimesi:
dürtmek,
kışkırtmak,
araya:
fesat:
sokmak,
öfkelendirmek
ve:
insanı:
yanlışa:
itmeye:
çalışmak:
gibi:
anlamlar:
taşır.
Burada:
şeytanın:
insanı:
özellikle:
öfke,
kin,
kibir
ve:
ani:
tepki:
üzerinden:
yanlışa:
sürüklemeye:
çalışması:
düşünülebilir.
Fakat:
şeytan:
insanın:
iradesini:
elinden:
almaz.
Kışkırtır; zorlamaz.
Şeytan İnsanı Günaha Zorlayabilir mi
Hayır.Kur’an’ın:
sorumluluk:
anlayışında:
insan:
irade:
sahibidir.
Şeytan:
vesvese:
verebilir.
Yanlışı:
çekici:
gösterebilir.
Öfkeyi:
büyütebilir.
Kibri:
besleyebilir.
Ama:
insanın:
yerine:
karar:
vermez.
Bu nedenle:
“Şeytan yaptırdı, benim hiçbir sorumluluğum yok.”
demek:
doğru:
değildir.
Şeytan:
kapıyı:
çalabilir.
Kapıyı açıp açmamak insana bırakılmış bir sorumluluktur.
“Nezğ” ile Vesvese Aynı Şey midir
Birbirine:yakın:
kavramlardır.
Ama:
tam:
olarak:
aynı:
anlamı:
taşımayabilirler.
Vesvese
daha çok:
insanın:
içine:
fısıldanan:
düşünce,
şüphe
ve:
dürtü:
anlamında:
kullanılır.
Nezğ
ise:
özellikle:
kışkırtma,
dürtme,
öfkeyi:
veya:
çatışmayı:
harekete:
geçirme:
anlamını:
daha:
güçlü:
taşıyabilir.
A‘râf 199’dan:
hemen:
sonra:
gelmesi:
özellikle:
insanlarla çatışma anındaki kışkırtmaya
dikkat:
çektiğini:
düşündürür.
Kötü Bir Düşüncenin Aklımıza Gelmesi Bizi Günahkâr Yapar mı
Hayır.İnsanın:
aklına:
istemeden:
bir:
düşünce:
gelebilir.
Öfke:
anında:
çok:
sert:
bir:
şey:
düşünebilir.
Bir:
dürtü:
hissedebilir.
Ama:
akla:
gelen:
her:
düşünce:
insanın:
gerçek:
niyeti:
değildir.
Asıl:
önemli:
olan:
o:
düşünceye:
nasıl:
karşılık:
verdiğidir.
Bir düşüncenin zihninden geçmesi ile onu benimseyip davranışa dönüştürmek aynı şey değildir.
İnsanın İçinden Gelen Her Duyguya Güvenmesi Doğru mudur
Hayır.İnsan:
bazen:
şöyle:
düşünebilir:
“İçimden böyle geliyor, demek ki bunu yapmalıyım.”
Ama:
içimizden:
gelen:
her:
dürtü:
doğru:
değildir.
Öfke:
“Bağır.”
diyebilir.
Kibir:
“Özür dileme.”
diyebilir.
Kıskançlık:
“Onun başarısını küçümse.”
diyebilir.
İntikam:
duygusu:
“Daha fazlasını yap.”
diyebilir.
Ayet:
insana:
şunu:
öğretir:
Duygunu fark et ama duygunu efendin yapma.
“Allah’a Sığın” Ne Demektir
Ayette:“festa‘iz billâh”
denir.
Yani:
“Allah’a sığın.”
Bu:
yalnız:
bir:
kelime:
söylemek:
değildir.
İnsanın:
kendisine:
şunu:
hatırlatmasıdır:
“Şu anda içimde beni yanlışa sürükleyebilecek bir dürtü var. Rabbim, beni bundan koru.”
En:
bilinen:
ifadesiyle:
“Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm.”
denilebilir.
Ama:
sığınmanın:
asıl:
anlamı:
kalbin:
ve:
iradenin:
Allah’a:
yönelmesidir.
Sadece “Eûzü Besmele” Demek Yeterli midir
Söylemek:çok:
değerli:
bir:
hatırlatmadır.
Ama:
söz:
davranışla:
desteklenmelidir.
Mesela:
çok:
öfkelisin.
“Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm.”
dedin.
Sonra:
aynı:
öfkeyle:
hakaret:
etmeye:
devam:
ediyorsun.
Bu durumda:
dil:
sığınmış:
ama:
davranış:
henüz:
sığınmanın:
gereğini:
yerine:
getirmemiş:
olabilir.
Gerçek:
sığınma:
bazen:
susmayı, ortamdan uzaklaşmayı veya cevabı ertelemeyi
de:
gerektirebilir.
Öfke Anında Allah’a Sığınmak Neden Önemlidir
Çünkü:öfke:
insanın:
kararlarını:
çok:
hızlı:
değiştirebilir.
Normal:
zamanda:
söylemeyeceğin:
bir:
sözü:
söyleyebilirsin.
Göndermeyeceğin:
bir:
mesajı:
gönderebilirsin.
Yapmayacağın:
bir:
hareketi:
yapabilirsin.
Sonra:
öfke:
geçer.
Ama:
söz:
kalır.
İşte:
Allah’a:
sığınmak:
öfke:
ile:
eylem:
arasına:
bir durak
koyabilir.
Ve:
bazen:
insanın:
hayatını:
değiştiren:
şey:
o:
birkaç:
saniyelik:
duraktır.
Öfkenin Kendisi Günah mıdır
Hayır.Öfke:
insani:
bir:
duygudur.
Haksızlığa:
öfke:
duyabilirsin.
Bir:
yakının:
zarar:
gördüğünde:
öfke:
hissedebilirsin.
Sorun:
öfkenin:
varlığı:
değil,
öfkenin insanı kontrol etmeye başlamasıdır.
Öfke:
bazen:
adalet:
arayışını:
harekete:
geçirebilir.
Ama:
kontrolsüz:
olursa:
adalet:
arayışını:
intikama:
dönüştürebilir.
Şeytan En Çok Öfke Üzerinden mi İnsanı Etkiler
Şeytanın:insanı:
yanlışa:
itmeye:
çalışabileceği:
alanlar:
çok:
çeşitlidir.
Kibir.
Haset.
Şehvet.
Korku.
Ümitsizlik.
Açgözlülük.
Öfke.
Ama:
A‘râf 199’un:
“cahillerden yüz çevir”
emrinden:
hemen:
sonra:
- ayetin:
öfke
ve:
çatışma:
bağlantısını:
özellikle:
düşündürür.
Çünkü:
insan:
tam:
uzaklaşacakken:
içinden:
şöyle:
bir:
ses:
gelebilir:
“Hayır, son sözü sen söyle.”

“Son Sözü Söyleme” İsteği Neden Bu Kadar Güçlüdür
Çünkü:ego:
yenilmiş:
hissetmek:
istemez.
Bir:
tartışmada:
karşındaki:
son:
mesajı:
attığında:
içinden:
hemen:
cevap:
vermek:
gelebilir.
Sen:
cevap:
verirsin.
O:
bir:
daha:
yazar.
Sen:
yeniden:
cevap:
verirsin.
Ve:
tartışma:
bitmez.
Bazen:
şeytanî:
kışkırtmanın:
başarısı:
seni haklıyken haksız duruma düşürmek
olabilir.
Haklı:
başladığın:
bir:
tartışmayı:
hakaretle:
bitirebilirsin.

Susmak Her Zaman Doğru mudur
Hayır.Bazen:
konuşmak:
gerekir.
Haksızlığı:
düzeltmek:
gerekir.
Bir:
iftiraya:
cevap:
vermek:
gerekebilir.
Bir:
başkasının:
hakkını:
savunmak:
gerekebilir.
Ayet:
insanı:
pasif:
hâle:
getirmez.
Asıl:
soru:
şudur:
Ben şu anda hakkı savunuyor muyum, yoksa yalnız öfkemi mi boşaltıyorum?
Bu:
iki:
şey:
birbirine:
çok:
benzeyebilir.
Ama:
ahlaken:
aynı:
değildir.

Şeytan Bazen İyilik Görüntüsü Altında da Kışkırtabilir mi
Evet.İnsan:
bazen:
öfkesini:
“Ben sadece hakkı savunuyorum.”
diye:
meşrulaştırabilir.
Ama:
aslında:
amacı:
karşındakini:
ezmek:
olabilir.
Bir:
dini:
tartışmada:
“Hakikati savunuyorum.”
der.
Ama:
hakaret:
eder.
Bir:
aile:
tartışmasında:
“Ben doğruyu söylüyorum.”
der.
Ama:
karşısındaki:
insanın:
en:
hassas:
yerinden:
vurur.
Bu nedenle:
yalnız:
ne söylediğimiz
değil,
hangi niyetle ve hangi üslupla söylediğimiz
de:
önemlidir.

Allah’a Sığınmak Kendi Sorumluluğumuzu Ortadan Kaldırır mı
Hayır.Allah’a:
sığınmak:
sorumluluğu:
Allah’a:
devretmek:
değildir.
“Allah’ım beni koru.”
dedikten:
sonra:
insanın:
kendisi de:
doğru:
adımı:
atmalıdır.
Mesela:
bir:
tartışmanın:
seni:
kontrolden:
çıkardığını:
biliyorsan:
telefonu:
bırak.
Mesajı:
hemen:
gönderme.
Biraz:
bekle.
Ortam:
çok:
gerildiyse:
uzaklaş.
Yani:
dua ile tedbir birlikte yürür.

Şeytanın Kışkırtmasını Nasıl Fark Edebiliriz
Her:iç:
duygunun:
kaynağını:
kesin:
biçimde:
“Bu şeytandandır.”
diye:
tespit:
edemeyiz.
Ama:
bazı:
dürtüler:
konusunda:
ahlaki:
ölçü:
kullanabiliriz.
Bu:
düşünce:
beni:
daha:
kibirli:
mi:
yapıyor?
Daha:
zalim:
mi:
yapıyor?
Affedebileceğim:
yerde:
intikama:
mı:
itiyor?
Doğruyu:
söylemek:
yerine:
aşağılamaya:
mı:
itiyor?
İşte:
burada:
insanın:
kendini:
sorgulaması:
gerekir.

“Şüphesiz O İşitendir” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet:Allah’a:
sığınma:
emrinden:
sonra:
şöyle:
der:
“Şüphesiz O işitendir.”
Allah:
söylediğin:
duayı:
işitir.
Fısıltını:
işitir.
Belki:
sesli:
bile:
söylemediğin:
yardım:
arayışını:
bilir.
İnsan:
bazen:
öfke:
anında:
yalnız:
bir:
cümle:
söyleyebilir:
“Allah’ım bana sabır ver.”
Ayet:
şunu:
hatırlatır:
Bu çağrı işitilmektedir.

“Allah Bilendir” İfadesi Neden Eklenmiştir
Çünkü:Allah:
yalnız:
ağzından:
çıkan:
kelimeyi:
değil,
arkasındaki:
durumu:
da:
bilir.
Ne kadar:
kırıldığını:
bilir.
Neden:
öfkelendiğini:
bilir.
Karşındaki:
kişinin:
sana:
ne:
yaptığını:
bilir.
İçinde:
neyle:
mücadele:
ettiğini:
bilir.
Bu:
insana:
çok:
önemli:
bir:
teselli:
verebilir:
Kendini herkese açıklayamıyor olsan bile Allah durumunu bilir.

A‘râf Suresi 199. ve 200. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayet:
ahlaki:
emir:
vermişti:
Affı esas al.
İyiliği emret.
Cahillerden yüz çevir.
- ayet:
şunu:
ekliyor:
“Şeytan seni buna karşı kışkırtırsa Allah’a sığın.”
Bu:
çok:
gerçekçi:
bir:
yaklaşımdır.
Kur’an:
yalnız:
“Sakin ol.”
demiyor.
İnsanın:
sakin:
kalmak:
istediği:
hâlde:
içinde:
bir:
çatışma:
yaşayabileceğini:
de:
kabul:
ediyor.
Yani:
ahlak:
sadece:
dış:
davranış:
değildir.
İç mücadele de ahlakın bir parçasıdır.

Sonuç: A‘râf Suresi 200. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 200. ayet:insanın:
en:
zor:
mücadelelerinden:
birini:
çok:
kısa:
bir:
cümleyle:
anlatır:
İçinden gelen her dürtüye teslim olma.
Bir:
insan:
sana:
hakaret:
etti.
İlk:
tepkin:
şöyle:
olabilir:
“Ben de ona daha ağırını söyleyeceğim.”
Tam:
orada:
bir:
seçim:
başlar.
Öfke:
sana:
bir:
şey:
söylüyor.
Vicdanın:
başka:
bir:
şey:
söylüyor.
Egon:
“Susarsan ezik görünürsün.”
diyor.
Aklın:
“Bu tartışma büyüyecek.”
diyor.
İşte:
A‘râf 200:
tam:
bu:
anda:
insana:
şunu:
hatırlatır:
Allah’a sığın.
Bu:
belki:
bir:
saniye:
sürer.
Ama:
o:
bir:
saniye:
çok:
şeyi:
değiştirebilir.
Çünkü:
insanın:
hayatındaki:
büyük:
pişmanlıkların:
bazıları:
birkaç:
saniyelik:
kontrolsüz:
tepkinin:
sonucudur.
Bir:
kelime:
söylersin.
Geri:
alamazsın.
Bir:
mesaj:
gönderirsin.
Ekran:
görüntüsü:
alınır.
Bir:
hakaret:
edersin.
İlişki:
yıllarca:
onarılmaz.
Bir:
öfke:
anında:
karar:
verirsin.
Sonra:
“Keşke beş dakika bekleseydim.”
dersin.
İşte:
belki:
A‘râf 200’ün:
günlük:
hayattaki:
en:
pratik:
derslerinden:
biri:
şudur:
Öfke ile eylem arasına Allah’ı hatırlayacağın bir boşluk koy.
Hemen:
cevap:
verme.
Hemen:
karar:
verme.
Hemen:
mesaj:
gönderme.
Hemen:
köprüleri:
yakma.
Bazen:
bir:
gece:
uyumak:
bile:
çok:
şeyi:
değiştirir.
Sabah:
aynı:
cümleyi:
yazmak:
istemediğini:
fark:
edebilirsin.
Çünkü:
gece:
konuşan:
öfke:
gitmiştir.
Aklın:
yeniden:
yerine:
gelmiştir.
Bu:
zayıflık:
değildir.
Tam tersine:
kendine hâkim olabilme gücüdür.
İnsan:
çoğu:
zaman:
gücü:
dışarıdaki:
insanı:
yenmek:
olarak:
görür.
Ama:
bazen:
en:
zor:
yenilen:
kişi:
karşındaki:
değil,
kendi içindeki öfkeli benliktir.
Başkasını:
susturmak:
kolay:
olabilir.
Kendi:
egonu:
susturmak:
daha:
zordur.
Bir:
başkasını:
utandırmak:
kolay:
olabilir.
Kendi:
intikam:
duygunu:
durdurmak:
daha:
zordur.
Bir:
insana:
“Sen yanlışsın.”
demek:
kolaydır.
Kendine:
“Ben şu anda sınırı aşıyorum.”
diyebilmek:
daha:
büyük:
bir:
dürüstlük:
gerektirir.
Ayet:
işte:
bu:
iç:
dürüstlüğü:
öğretir.
Şeytanın:
kışkırtmasının:
en:
tehlikeli:
taraflarından:
biri:
belki:
şudur:
Yanlışı doğru gibi gösterebilir.
Örneğin:
intikam:
almak:
istiyorsun.
Ama:
kendine:
“Ben adalet istiyorum.”
diyorsun.
Birini:
aşağılamak:
istiyorsun.
Ama:
“Ben sadece gerçeği söylüyorum.”
diyorsun.
Kibrin:
incinmiş.
Ama:
“Onurumu koruyorum.”
diyorsun.
İşte:
insan:
bu:
noktada:
kendi:
niyetine:
karşı:
çok:
dürüst:
olmalıdır.
Gerçekten:
adalet:
mi:
istiyorum?
Yoksa:
canı:
yansın:
mı:
istiyorum?
Gerçekten:
doğruyu:
mu:
anlatıyorum?
Yoksa:
karşımdakini:
küçültmek:
mi:
istiyorum?
Gerçekten:
hakkımı:
mı:
koruyorum?
Yoksa:
egomu:
mu?
Bu:
sorular:
rahatsız:
edici:
olabilir.
Ama:
ahlaki:
olgunluk:
bazen:
insanın:
kendisini:
rahatsız:
eden:
soruları:
sormasıyla:
başlar.
Ayet:
bize:
çok:
önemli:
bir:
şey:
daha:
öğretir:
Şeytanın kışkırtmasına maruz kalmak, kötü bir insan olduğun anlamına gelmez.
İnsan:
olduğun:
için:
öfke:
duyabilirsin.
Kıskanabilirsin.
Kötü:
bir:
düşünce:
aklından:
geçebilir.
Bir:
an:
intikam:
isteyebilirsin.
Mesele:
bu:
ilk:
dürtünün:
varlığı:
değil,
ona:
ne:
yaptığındır.
Bu:
çok:
önemli:
bir:
rahatlık:
sağlayabilir.
Çünkü:
bazı:
insanlar:
zihinlerinden:
geçen:
istenmeyen:
bir:
düşünce:
nedeniyle:
kendilerini:
hemen:
kötü:
sayabilir.
Oysa:
bir:
düşüncenin:
gelmesiyle:
onu:
isteyerek:
beslemek:
ve:
davranışa:
dönüştürmek:
aynı:
şey:
değildir.
Ayet:
bize:
kışkırtmanın:
gelebileceğini:
söylüyor.
Sonra:
çare:
veriyor:
Allah’a sığın.
Yani:
mücadele:
edebilirsin.
Bu:
kapı:
açıktır.
Ayetin:
“O işitendir, bilendir.”
diye:
bitmesi:
de:
çok:
güzeldir.
Çünkü:
bazen:
bir:
insana:
haksızlık:
yapılır.
Karşılık:
vermemeyi:
seçer.
Ama:
içinde:
şöyle:
bir:
duygu:
oluşabilir:
“Kimse benim haklı olduğumu anlamadı.”
Ayet:
ona:
şunu:
hatırlatır:
Allah işitiyor.
Karşındaki:
insanın:
söylediğini:
işitiyor.
Senin:
söylemediğin:
cevabı:
da:
biliyor.
Kalbindeki:
kırgınlığı:
biliyor.
Kendini:
tutmak:
için:
verdiğin:
mücadeleyi:
biliyor.
Bu:
insana:
her:
tartışmayı:
mahkemeye:
çevirmeme:
özgürlüğü:
verebilir.
Bazen:
herkese:
kendini:
kanıtlamak:
zorunda:
değilsin.
Allah:
durumu:
biliyorsa,
bazı:
insanların:
yanlış:
anlamasıyla:
yaşamayı:
da:
öğrenebilirsin.
Bu:
her:
iftiraya:
sus:
demek:
değildir.
Ama:
her insanın zihnindeki imajını kontrol etmek zorunda değilsin.
Bu:
çok:
büyük:
bir:
özgürlüktür.
İnsan:
bazen:
ömrünü:
başkalarının:
kendisini:
nasıl:
gördüğünü:
düzeltmeye:
harcar.
“Beni yanlış anlamasın.”
“Benim hakkımda kötü düşünmesin.”
“Mutlaka cevap vermeliyim.”
Ama:
herkesi:
ikna:
edemezsin.
Herkesin:
zihnini:
yönetemezsin.
İşte:
Allah’ın:
Semî‘
ve:
Alîm
olduğunu:
bilmek:
insanı:
bu:
yükten:
biraz:
kurtarabilir.
Sen:
doğru:
olmaya:
çalış.
Gerektiğinde:
kendini:
açıkla.
Ama:
sonra:
sonsuz:
bir:
kavgaya:
girip:
ruhunu:
tüketme.
A‘râf 199:
“Cahillerden yüz çevir.”
demişti.
- ayet:
şunu:
ekliyor:
“Ama yüz çevirdiğinde şeytan seni geri döndürüp kavgayı sürdürmeye çalışabilir; o anda Allah’a sığın.”
Bu:
iki:
ayet:
birlikte:
okunduğunda:
çok:
güzel:
bir:
yaşam:
formülü:
ortaya:
çıkar:
Birisi:
yanlış:
yaptı.
Önce:
affedilebilir:
mi:
bak.
İyilikle:
söylenecek:
bir:
şey:
varsa:
söyle.
Konuşma:
artık:
cahillik:
ve:
hakaret:
düzeyine:
indiyse:
uzaklaş.
İçinden:
“Dön ve sen de hakaret et.”
diye:
bir:
dürtü:
gelirse:
Allah’a sığın.
Bu:
çok:
pratik:
bir:
ahlaktır.
Bir:
aile:
tartışmasında:
uygulanabilir.
Eşler:
arasında:
uygulanabilir.
Arkadaşlıkta:
uygulanabilir.
İş:
yerinde:
uygulanabilir.
Sosyal:
medyada:
uygulanabilir.
Bazen:
insan:
tam:
telefonu:
eline:
alıp:
öfkeyle:
bir:
mesaj:
yazacakken:
A‘râf 200’ü:
hatırlasa:
mesaj:
hiç:
gitmeyebilir.
Ve:
belki:
bir:
ilişki:
kurtulabilir.
Belki:
bir:
dostluk:
bitmeyebilir.
Belki:
bir:
aile:
kavgası:
büyümeyebilir.
Belki:
insan:
sabah:
uyandığında:
“İyi ki göndermemişim.”
der.
Küçük:
görünen:
bu:
duraklar:
bazen:
hayatın:
çok:
büyük:
kırılmalarını:
önler.
Ayet:
bize:
bir:
başka:
denge:
daha:
öğretir:
Şeytanı:
bahane:
etme.
Ama:
şeytanın:
kışkırtmasını:
da:
hafife:
alma.
Yani:
iki:
uçtan:
kaçın.
Bir:
uç:
şöyle:
der:
“Benim hiç sorumluluğum yok, şeytan yaptırdı.”
Bu:
yanlıştır.
Diğer:
uç:
ise:
“Ben bütün kötülüklerle yalnız kendi gücümle mücadele ederim, Allah’a ihtiyacım yok.”
der.
Bu da:
tevhid:
bilinciyle:
uyuşmaz.
Doğru:
denge:
şudur:
Ben sorumluyum ve Allah’tan yardım isterim.
İradeni:
kullan.
Ama:
Allah’a:
sığın.
Kendini:
kontrol:
et.
Ama:
bunu:
yalnız:
kendi:
gücünün:
başarısı:
sayma.
Kötü:
dürtüyle:
mücadele:
et.
Ama:
düştüğünde:
de:
ümitsiz:
olma.
Tövbe:
et.
Yeniden:
başla.
Çünkü:
insanın:
ahlakı:
bir:
kez:
verdiği:
mükemmel:
karardan:
değil,
yanlış dürtü karşısında tekrar tekrar doğruya dönme çabasından
oluşabilir.
Belki de A‘râf 200’ün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Beni öfkelendiren bir anda ilk dürtümün peşinden mi gidiyorum, yoksa o dürtü ile davranışım arasına Allah’ı hatırlayacağım kadar bir mesafe koyabiliyor muyum?
Çünkü:
bazen:
hayatın:
en:
önemli:
kararı:
uzun:
düşüncelerle:
değil,
bir:
öfke:
anında:
verilir.
Ve:
insan:
o:
anda:
ya:
dürtüsünün:
peşinden:
gider,
ya da:
bir:
an:
durur.
A‘râf 200:
işte:
o:
durma:
anını:
öğretir:
Dur.
Allah’a sığın.
Neden öfkelendiğini düşün.
Ne söylemek üzere olduğunu düşün.
Söyledikten sonra geri alıp alamayacağını düşün.
Ve:
sonra:
kararını:
ver.
Bu:
yavaşlık:
zayıflık:
değildir.
Bu:
iradenin gücüdür.
Ve:
A‘râf 200’ün:
bize bıraktığı:
en güçlü:
ölçü:
şudur:
İçinden gelen her sese teslim olma. Öfke seni dürttüğünde, kibir seni son söze çağırdığında ve intikam kendisini adalet gibi gösterdiğinde Allah’a sığın. Çünkü gerçek güç, kışkırtılmamak değil; kışkırtıldığını fark ettiğinde yönünü yeniden doğruya çevirebilmektir.
“Öfke sana ‘hemen cevap ver’ dediğinde biraz bekle; ego ‘son sözü sen söyle’ dediğinde susabilmeyi düşün. Çünkü şeytanın kışkırtması seni zorlayabilir ama iradeni elinden alamaz. Allah’a sığın, kendini dinle ve bir anlık öfkenin yıllarca taşıyacağın bir pişmanlığa dönüşmesine izin verme.”
Ersan Karavelioğlu