A‘râf Suresi 161. Ayette “Onlara ‘Şu Şehirde Yerleşin, Orada Dilediğiniz Yerden Yiyin, “Hıtta” Deyin ve Kapıdan Secde Ederek Girin ki Hatalarınızı Bağışlayalım; İyilik Yapanlara Daha Fazlasını Vereceğiz’ Denildi” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Nimete ulaşmak insanı büyütmemeli; tam tersine, nimetin sahibini hatırladıkça tevazusu büyümelidir. Çünkü bolluğun gerçek sınavı, sahip olduğunda nasıl davrandığındır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 160. ayetinde:
İsrailoğullarının:
on iki topluluğa ayrıldığı,
her topluluğun:
kendi su kaynağını bildiği,
onlara:
bulutlarla gölge sağlandığı,
menn ve selvâ verildiği
ve:
“Onlar bize değil, kendilerine zulmediyorlardı.”
buyurulduğu anlatılmıştı.
- ayette ise:
yerleşime,
geçici ihtiyaçların karşılanmasından:
yeni bir hayat düzenine:
geçişi düşündüren:
başka bir sahne gelir:
“Onlara: ‘Şu şehirde yerleşin, orada dilediğiniz yerden yiyin, “Hıtta” deyin ve kapıdan secde ederek girin; hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara daha fazlasını vereceğiz’ denildi.”
Bu ayet:
yalnız:
bir şehre giriş:
emri değildir.
İçinde:
nimet, bolluk, tevazu, tövbe, bağışlanma, kulluk ve iyiliğin artan karşılığı
vardır.
İnsan:
bir nimete kavuşurken:
nasıl davranmalıdır?
Kur’an’ın burada verdiği cevap:
çok anlamlıdır:
Ye.
Yaşa.
Ama kibirlenme.
Bağışlanma iste.
Tevazuyla gir.
Ve:
iyiliğini artır.
“Şu Şehirde Yerleşin” Ne Demektir
İsrailoğullarına:bir yerleşim alanında:
yaşama imkânı:
verildiği bildirilir.
Ayet:
burada şehrin:
adını açıkça:
söylemez.
Tefsirlerde:
Beytülmakdis,
Kudüs
veya:
başka yerlerle:
ilişkilendiren açıklamalar:
bulunmuştur.
Ancak:
Kur’an’ın bu ayetinde:
kesin olarak:
verilen bilgi:
kendilerine bir yerleşim alanının açılmış olmasıdır.
Şehrin Adının Verilmemesi Mesajı Değiştirir mi
Hayır.Çünkü:
ayetin temel amacı:
coğrafi harita:
çizmek değildir.
Asıl vurgu:
kendilerine verilen:
nimete:
nasıl karşılık verecekleri:
üzerindedir.
Şehir:
bir fırsattır.
Ama:
fırsatın nasıl kullanılacağı daha önemlidir.
“Orada Dilediğiniz Yerden Yiyin” Ne Anlama Gelir
Bu ifade:bolluk
ve:
genişlik:
bildirir.
İnsanlara:
dar,
tek bir seçenek:
sunulmamıştır.
Şehrin nimetlerinden:
yararlanma:
imkânı verilmiştir.
Bu:
Allah’ın:
onlara:
sağladığı:
başka bir:
rızık genişliğidir.
“Dilediğiniz Yerden Yiyin” Sınırsızlık mı Demektir
Burada:nimetin:
genişliği:
vurgulanır.
Ancak:
Kur’an’ın genel öğretisinde:
insanın:
nimeti:
israf,
haksızlık
ve:
haramla:
kullanması:
serbest değildir.
Yani:
bolluk, sorumsuzluk anlamına gelmez.
Çöldeki Rızıktan Şehirdeki Bolluğa Geçiş Ne Düşündürür
- ayette:
gölge ihtiyacı
ve:
yiyecek:
ön plandaydı.
- ayette:
bolluk
ve:
özgürce yararlanma:
öne çıkar.
Bu:
insan hayatındaki:
çok önemli bir:
değişimi gösterir:
Zorluk döneminin:
sınavı başka,
bolluk döneminin:
sınavı başkadır.
Bolluk da Bir İmtihan mıdır
Evet.İnsan:
sıkıntıda:
sabırla:
sınanabilir.
Bollukta ise:
şükürle,
ölçüyle
ve:
adaletle:
sınanabilir.
Bazen:
insan:
yoksullukta:
Allah’ı:
çok hatırlar.
Ama:
rahatlığa ulaşınca:
unutabilir.
Bu yüzden:
nimet, insanın karakterini de sınayabilir.
“Hıtta Deyin” Ne Anlama Gelir
Ayetin Arapçasında:“hıttatun”
ifadesi:
yer alır.
Kelime:
bağışlanma,
yükün kaldırılması,
günahların:
affedilmesi:
talebiyle:
ilişkilendirilmiştir.
Türkçe anlamı:
yaklaşık olarak:
“Bizi bağışla, günahlarımızı üzerimizden kaldır.”
şeklinde:
düşünülebilir.
Neden Şehre Girerken Bağışlanma İstemeleri İsteniyor
Çünkü:yeni bir:
başlangıç:
yalnız:
mekân değiştirmek:
değildir.
İnsanın:
geçmişiyle:
hesaplaşması
ve:
ahlaken:
yenilenmesi de:
gerekebilir.
Yeni şehir:
yeni hayat:
demektir.
Ama:
eski kibir,
eski yanlışlar
ve:
eski nankörlük:
aynı şekilde:
devam ederse:
mekân değişse bile:
insan değişmemiş olur.
Tövbe ile Yeni Başlangıç Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Tövbe:insanın:
geçmişi:
inkâr etmesi:
değildir.
Geçmişin:
yanlışını:
tanıyıp:
başka bir yöne:
dönmesidir.
Bu yüzden:
yeni başlangıcın:
en sağlam yollarından biri:
şudur:
“Neyi yanlış yaptım ve artık neyi farklı yapacağım?”
“Kapıdan Secde Ederek Girin” Ne Demektir
Bu ifade:teslimiyet,
tevazu
ve:
Allah karşısında:
boyun eğmeyi:
ifade eder.
Tefsirlerde:
buradaki:
“secde ederek girişin”:
fiziksel biçimi:
hakkında:
çeşitli açıklamalar:
vardır.
Fakat:
ayet açısından:
çok açık olan:
girişin kibirle değil, kulluk ve tevazuyla yapılmasıdır.

Bir Şehre Girmenin Tevazuyla İlişkisi Nedir
Çünkü:insan:
zafer,
başarı,
servet
veya:
yeni imkân:
kazandığında:
kibre:
kapılabilir.
“Bunu ben başardım.”
diyebilir.
Ayet ise:
başarı anında:
başını:
daha yukarı kaldırmayı değil,
Allah karşısında:
daha fazla tevazu göstermeyi
öğretir.

Başarı İnsanı Neden Kibre Sürükleyebilir
Çünkü:insan:
sonucu:
kendi yeteneğinin:
tamamı sanabilir.
Yardımları:
unutabilir.
Şartları:
unutabilir.
Kendisinden önce:
yol açanları:
unutabilir.
Allah’ın:
lütfunu:
unutabilir.
Başarı:
böylece:
şükür yerine:
kendini mutlaklaştırmaya
dönüşebilir.

“Hatalarınızı Bağışlayalım” Ne Anlama Gelir
Allah:onlara:
bağışlanma:
kapısı açar.
Bu:
çok önemlidir.
Geçmişte:
hatalar:
yapılmıştır.
Ama:
gelecek:
yalnız:
geçmişin cezasından:
ibaret bırakılmaz.
Tevazu,
tövbe
ve:
itaatle:
yeni bir başlangıç imkânı
sunulur.

Bağışlanma İçin Neden Bir Tavır Değişikliği İsteniyor
Çünkü:tövbe:
yalnız:
kelime:
değildir.
İnsanın:
tavrında:
bir değişiklik:
gerektirir.
“Hıtta”
demek:
dille:
bağışlanma istemekse,
secde ederek girmek
bu isteğin:
davranıştaki:
tevazu karşılığı:
gibidir.
Yani:
söz ile davranış birbirini tamamlar.

İnsan Bağışlanma İsterken Kibirli Kalabilir mi
Bu:büyük bir:
çelişki olur.
Bir insan:
“Beni affet.”
diyor
ama:
yanlışını:
asla kabul etmiyorsa,
kendini:
hep haklı:
görüyorsa,
başkalarını:
suçluyorsa:
tövbenin:
ruhu:
eksik kalabilir.
Gerçek dönüş:
bir miktar:
tevazu
gerektirir.

“İyilik Yapanlara Daha Fazlasını Vereceğiz” Ne Demektir
Ayet:yalnız:
günahların:
bağışlanmasından:
söz etmez.
Bir adım daha:
ileri gider:
muhsinlere daha fazlasının verileceğini
bildirir.
Muhsin:
iyiliği:
güzel biçimde:
yapan,
işini:
özenle:
yerine getiren:
kişi:
anlamı taşır.
Yani:
Allah’ın:
karşılığı:
yalnız:
yanlışı silmekle:
sınırlı değildir.
İyiliği artıranlara daha fazlası vardır.

Affedilmek ile Daha Fazlasına Kavuşmak Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Affedilmek:geçmişteki:
yanlışın:
bağışlanmasıdır.
İhsan ise:
gelecekte:
iyiliği:
daha güzel:
yaşamaktır.
Bir bakıma:
ayet:
iki kapı:
açar:
Geçmiş için bağışlanma.
Gelecek için artan iyilik.
Bu:
çok umut verici bir:
denge:
kurar.

A‘râf Suresi 160. ve 161. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
gölge
ve:
yiyecek:
nimetleri:
anlatılmıştı.
- ayette:
yerleşme,
orada:
bolluktan:
yararlanma
ve:
bağışlanma:
imkânı:
sunulur.
Ama:
bütün bu nimetlerin:
yanında:
iki şey:
istenir:
tevazu
ve:
itaat.
Yani:
nimet:
arttıkça:
insanın:
şükrünün de:
artması beklenir.

Sonuç: A‘râf Suresi 161. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 161. ayet:insanın:
nimetle:
nasıl ilişki kurması gerektiğini:
çok güzel biçimde:
öğretir.
İsrailoğullarına:
önce:
bir şehir:
sunulur.
Sonra:
“Dilediğiniz yerden yiyin.”
denir.
Yani:
kapılar:
açılmıştır.
Rızık:
genişlemiştir.
Hayat:
çöl şartlarından:
daha farklı:
bir düzene:
geçmektedir.
Ama:
tam da:
nimetin:
arttığı yerde:
şu emir gelir:
“Hıtta deyin.”
Yani:
bağışlanma:
isteyin.
Sonra:
“Kapıdan secde ederek girin.”
Yani:
tevazuyla:
girin.
Bu:
çok güçlü:
bir mesajdır.
Çünkü:
insan:
çoğu zaman:
sıkıntıdayken:
tevazulu:
olur.
Yardım ister.
Dua eder.
“Allah’ım beni kurtar.”
der.
Ama:
kurtulduktan sonra:
aynı insan:
değişebilir.
Maddi durumu:
düzelir.
Makama:
gelir.
Başarı:
kazanır.
İnsanlar:
onu tanır.
Ve:
bir zamanlar:
dua ederek:
istediği şey:
elindeyken:
bu kez:
kendini:
yeterli:
sanmaya başlayabilir.
İşte:
A‘râf 161:
nimetin kapısından:
nasıl girileceğini:
öğretir:
Başını büyüterek değil, tevazuyla.
Bu:
hayatın:
pek çok alanında:
geçerlidir.
Bir işe:
başlarken:
çok dua ederiz.
İşimiz:
büyüyünce:
dua etmeyi:
unutabiliriz.
Bir hastalık:
sırasında:
sağlığın:
değerini:
anlarız.
İyileşince:
bedenimizi:
yeniden:
ihmal edebiliriz.
Maddi:
zorlukta:
bir lokmanın:
değerini:
biliriz.
Bollukta:
israf etmeye:
başlayabiliriz.
Bir insanı:
kaybetmekten:
korkarken:
ona:
çok iyi davranırız.
Kendimizi:
güvende hissedince:
değerini:
unutabiliriz.
Demek ki:
nimetin:
en büyük tehlikelerinden biri:
alışmak
tır.
İnsan:
alışınca:
şükür:
zayıflayabilir.
Ayetin:
“Hıtta deyin.”
ifadesi:
bunun için:
çok anlamlıdır.
İnsan:
nimetin kapısında:
daha önce yaptığı:
yanlışları:
hatırlamalıdır.
Ama:
geçmişini:
sonsuz bir suçluluk:
olarak:
taşımak için:
değil.
Daha iyi:
bir insan:
olarak:
yeni döneme:
girmek için.
Bu:
tövbenin:
güzelliğidir.
Tövbe:
insana:
“Sen bir daha asla değişemezsin.”
demez.
Tam tersine:
“Geçmişini kabul et ama geleceğini ona teslim etme.”
der.
Ayetin:
sonundaki:
“İyilik yapanlara daha fazlasını vereceğiz.”
ifadesi ise:
bambaşka bir:
ufuk:
açar.
Allah:
yalnız:
“Sizi affedeceğim.”
demiyor.
“İyilik yapanlara daha fazlasını vereceğim.”
buyuruyor.
Yani:
din:
yalnız:
günah silme:
düzeni:
değildir.
İnsanı:
daha güzel olana doğru büyütme
çağrısıdır.
Sadece:
yanlış yapmamak:
değil,
iyilik yapmak.
Sadece:
zarar vermemek:
değil,
fayda sağlamak.
Sadece:
borcunu ödemek:
değil,
imkânın varsa:
kolaylık göstermek.
Sadece:
insanı kırmamak:
değil,
ona:
iyi bir söz:
söylemek.
Sadece:
adaletsizlik yapmamak:
değil,
adaleti:
aktif olarak:
korumak.
İşte:
ihsan
insanı:
asgari sınırın:
ötesine:
taşır.
Ayet:
bu nedenle:
çok güçlü:
bir hayat ölçüsü:
verir:
Nimet sana geldiğinde neye dönüşüyorsun?
Daha:
şükreden biri mi?
Yoksa:
daha kibirli biri mi?
Daha:
paylaşan biri mi?
Yoksa:
daha bencil biri mi?
Daha:
merhametli biri mi?
Yoksa:
sahip olduklarını:
kendi üstünlüğünün:
kanıtı:
gibi gören biri mi?
Belki de A‘râf 161’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Kapılar yüzümüze açıldığında içeri nasıl giriyoruz; “Bunu ben hak ettim” diyerek kibirle mi, yoksa “Bu da bana verilmiş bir nimet ve sorumluluktur” diyerek tevazuyla mı?
Çünkü:
insanın karakteri:
yalnız:
kapılar kapalıyken:
belli olmaz.
Bazen:
asıl karakter:
kapılar açıldığında
ortaya çıkar.
Ve:
Kur’an:
nimetin kapısında:
insana:
çok güzel bir:
duruş öğretir:
Bağışlanma iste.
Tevazuyla gir.
Nimetten yararlan.
Ve iyiliği artır.
“Kapıların açılması seni büyütmesin; şükrünü büyütsün. Çünkü gerçek başarı, nimete ulaşmak değil, nimete ulaştığında da tevazunu, adaletini ve iyiliğini kaybetmemektir.”
Ersan Karavelioğlu