📖 Yûnus Suresi 61. Ayette “Hangi İşte Bulunursan, Kur’an’dan Ne Okursan ve Siz Hangi İşi Yaparsanız Yapın, Ona Daldığınız Anda Biz Size Şahidiz | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Yûnus Suresi 61. Ayette “Hangi İşte Bulunursan, Kur’an’dan Ne Okursan ve Siz Hangi İşi Yaparsanız Yapın, Ona Daldığınız Anda Biz Size Şahidiz

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,091
2,736,258
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 61. Ayette “Hangi İşte Bulunursan, Kur’an’dan Ne Okursan ve Siz Hangi İşi Yaparsanız Yapın, Ona Daldığınız Anda Biz Size Şahidiz; Yerde ve Gökte Zerre Ağırlığınca Hiçbir Şey Rabbinden Gizli Kalmaz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan bazen kimsenin görmediği yerde yaptığının kaybolduğunu sanır. Kur’an ise çok daha derin bir bilinç kurar: Gizli iyilik de gizli kötülük de Allah’ın bilgisinin dışında değildir. Fakat Allah’ın her şeyi bilmesi, insanların birbirinin mahremiyetini gözetleme hakkına sahip olduğu anlamına gelmez.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 61. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Sen hangi işte bulunursan bulun, Kur’an’dan ne okursan oku ve siz hangi işi yaparsanız yapın, ona daldığınız sırada Biz size şahidiz. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden gizli kalmaz. Bundan daha küçüğü de daha büyüğü de yoktur ki apaçık bir kitapta bulunmasın.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve mâ tekûnu fî şe’nin ve mâ tetlû minhu min Kur’ânin ve lâ ta‘melûne min amelin illâ kunnâ aleykum şuhûden iz tufîdûne fîh. Ve mâ ya‘zubu an rabbike min miskâli zerratin fi’l-ardı ve lâ fi’s-semâi ve lâ asğara min zâlike ve lâ ekbera illâ fî kitâbin mubîn.”

Bir önceki ayette:

Allah adına yalan uyduran insanların kıyamet günü ne düşünecekleri

sorulmuştu.

Yûnus 61 bunun neden son derece ciddi olduğunu açıklar:

Çünkü Allah:

insanın sözünü, işini ve hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmaz.

2️⃣ “Sen Hangi İşte Bulunursan Bulun” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve mâ tekûnu fî şe’nin”

denilir.

“Şe’n”:

iş,

durum,

meşguliyet,

içinde bulunulan mesele

anlamlarını taşıyabilir.

Hitabın ilk yönü Hz. Muhammed’edir.

Yani Peygamber:

tebliğ yaparken,

insanlarla konuşurken,

Kur’an okurken,

toplumun meseleleriyle ilgilenirken

Allah’ın bilgisinin dışına çıkmaz.

Fakat ayetin devamında hitap çoğullaşır:

“Siz hangi işi yaparsanız...”

Böylece mesaj bütün insanları içine alan geniş bir sorumluluk bilincine dönüşür.

3️⃣ “Kur’an’dan Ne Okursan” İfadesi Neden Özellikle Geçiyor ❓​

Ayette:

“ve mâ tetlû minhu min Kur’ân”

denilir.

Yani:

“Kur’an’dan ne okursan...”

Kur’an tilaveti Hz. Muhammed’in risalet görevinin merkezindedir.

Peygamber insanlara:

kendi icadı olan bir metni değil,

kendisine vahyedilen Kur’an’ı

okumaktadır.

Allah onun:

hangi ayeti okuduğunu,

nasıl tebliğ ettiğini,

hangi işle meşgul olduğunu

bilir.

Bu ifade aynı zamanda vahyin Allah’ın gözetimi ve bilgisi altında iletildiğini vurgular.

4️⃣ Kur’an Okurken Allah’ın Şahit Olması Bize Ne Öğretir ❓​

Kur’an okumak yalnızca:

ses çıkarmak,

sayfa çevirmek,

hatim sayısını artırmak

değildir.

İnsan Kur’an okurken:

Allah’ın kelâmıyla muhatap olduğunu

hatırlamalıdır.

Bu bilinç:

okumaya saygı,

dikkat,

tefekkür

kazandırabilir.

Örneğin insan:

adalet ayetini okuyor

ama aynı anda insanlara haksızlık yapıyorsa,

merhamet ayetini okuyor

ama çevresine zalim davranıyorsa,

okuduğu ile yaşadığı arasında bir çelişki oluşur.

Ayet bize:

Kur’an okumamızın da hayatımızın da Allah’ın bilgisi içinde olduğunu

hatırlatır.

5️⃣ “Hangi İşi Yaparsanız Yapın” Ne Kadar Geniş Bir İfadedir ❓​

Ayet:

“ve lâ ta‘melûne min amelin”

der.

Yani:

“Siz herhangi bir iş yapmazsınız ki...”

Bu son derece kapsamlıdır.

İnsan:

ticaret yaparken,

çalışırken,

ailesiyle konuşurken,

yardım ederken,

haksızlık yaparken,

yalnızken,

toplum içinde yaşarken

Allah’ın bilgisinden çıkmaz.

Din yalnızca:

cami,

namaz,

oruç

anlarında var olan bir alan değildir.

Ahlaki sorumluluk:

hayatın tamamına yayılır.

6️⃣ “O İşe Daldığınız Sırada Biz Size Şahidiz” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“iz tufîdûne fîh”

ifadesi vardır.

Bu:

bir işe girişmek,

ona yoğun biçimde dalmak,

onunla meşgul olmak

anlamlarında açıklanmıştır.

Ardından:

“illâ kunnâ aleykum şuhûdâ”

yani:

“Biz sizin üzerinizde şahidiz.”

buyurulur.

Allah insanların yaptığı şeyleri:

sonradan başkasından öğrenen biri

değildir.

İnsan eylemi gerçekleşirken de Allah’ın bilgisi içindedir.

Allah’ın şahitliği eksiksiz bilgiyi ifade eder.

7️⃣ Ayette Neden “Biz Şahidiz” Deniliyor; Birden Fazla Tanrı mı Kastediliyor ❓​

Hayır.

Kur’an’da Allah bazen:

“Ben”

bazen de:

“Biz”

ifadesini kullanır.

Buradaki çoğul ifade İslam’ın tevhid anlayışında:

birden fazla ilah bulunduğunu

göstermez.

Arapçada ve Kur’an’ın üslubunda bu tür kullanım:

azameti, kudreti ve yüceliği ifade eden çoğul

olarak anlaşılır.

Kur’an’ın bütünlüğünde Allah:

tektir.

Dolayısıyla:

“Biz şahidiz” ≠ birden fazla tanrı.

8️⃣ Allah’ın Şahit Olması İnsanların Birbirini Gözetlemesine İzin Verir mi ❓​

Hayır.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

Allah’ın:

her şeyi bilmesi,

gizliyi bilmesi,

insanların yaptıklarına şahit olması

O’nun ilahî sıfatıdır.

Bundan:

“O hâlde insanların özel hayatını gizlice izleyebiliriz.”

sonucu çıkarılamaz.

İnsanların:

mahremiyeti,

özel hayatı,

onuru

korunmalıdır.

Allah’ın omniscience yani her şeyi bilmesi ≠ insanlara sınırsız gözetleme yetkisi.

Bir devletin,

şirketin,

eşin,

arkadaşın

bu ayeti kullanarak:

“Allah zaten görüyor, ben de telefonunu gizlice kontrol edebilirim.”

demesi doğru değildir.

9️⃣ Allah’ın Her Şeyi Bilmesi Mahremiyeti Anlamsız mı Kılar ❓​

Hayır.

Mahremiyet:

insanın Allah’tan bir şey saklayabilmesi

anlamına gelmez.

Mahremiyet:

diğer insanların senin özel alanına hangi ölçülerde girebileceğiyle

ilgilidir.

Allah’ın bilgisi:

yaratılmışların bilgisiyle aynı değildir.

Allah’ın bir şeyi bilmesi için:

kamera kurması,

telefon dinlemesi,

şifre kırması

gerekmez.

Dolayısıyla ilahî bilgi ile insan gözetimi aynı kategori değildir.

🔟 “Rabbinden Hiçbir Şey Gizli Kalmaz” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve mâ ya‘zubu an rabbik”

denilir.

Yani:

“Rabbinden uzak kalmaz / gizlenmez / O’nun bilgisinin dışında kalmaz.”

İnsan:

bir şeyi saklayabilir.

Dosyayı silebilir.

Şahidi olmayabilir.

Gece kimsenin bulunmadığı yerde bir şey yapabilir.

Ama:

Allah’ın bilgisinden çıkaramaz.

Bu özellikle ahlaki sorumluluk açısından çok güçlüdür.

Dünyadaki hukuk:

delil bulamayabilir.

İnsanlar gerçeği öğrenemeyebilir.

Fakat ilahî hesap:

eksik bilgi üzerine kurulmaz.

1️⃣1️⃣ “Zerre Ağırlığınca” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“min miskâli zerrah”

ifadesi geçer.

“Misqal”:

ağırlık,

ölçü

anlamındadır.

“Zerre” ise klasik Arapçada:

son derece küçük şey,

çok küçük parçacık,

toz zerresi

gibi anlamlarda kullanılmıştır.

Bazı eski açıklamalarda çok küçük karınca benzetmeleri de görülür.

Temel vurgu şudur:

En küçük şey bile Allah’ın bilgisinden kaçmaz.

1️⃣2️⃣ Ayetteki “Zerre” Bugünkü Fizikteki Atom mudur ❓​

Bunu kesin biçimde:

“Kur’an modern atom fiziğini burada açıklıyor.”

diye sunmak doğru değildir.

“Zerre” tarihsel kullanımında:

çok küçük şey

anlamını taşır.

Modern bilimde “atom” ise belirli fiziksel tanımı olan teknik bir kavramdır.

Üstelik modern fizik:

atomun da:

proton,

nötron,

elektron

ve daha temel parçacık yapıları bulunduğunu göstermiştir.

Kur’an’ın amacı burada parçacık fiziği dersi vermek değildir.

Ayetin amacı:

Allah’ın bilgisinin en küçük ayrıntıyı bile kuşattığını

anlatmaktır.

1️⃣3️⃣ “Ondan Daha Küçüğü” İfadesi Modern Bilimsel Mucize midir ❓​

Ayet:

“ve lâ asğara min zâlike ve lâ ekber”

der.

Yani:

“Bundan daha küçüğü de daha büyüğü de...”

Bu ifade gerçekten de küçüklüğün daha da altındaki şeylerin Allah’ın bilgisinden çıkmayacağını söyler.

Ancak buradan:

“Kur’an kuarkları, elektronları veya belirli parçacıkları 1400 yıl önce teknik olarak açıklamıştır.”

demek gereksiz bir zorlamadır.

Ayetin dili çok daha geniştir:

Ne kadar küçük olursa olsun.

Ne kadar büyük olursa olsun.


Allah’ın bilgisinin dışında değildir.

Bu mesaj modern bilim geliştikçe geçerliliğini kaybetmez; fakat ayeti fizik ders kitabına çevirmemek gerekir.

1️⃣4️⃣ “Yerde ve Gökte” İfadesi Neyi Kapsıyor ❓​

Ayet:

“fi’l-ardı ve lâ fi’s-semâ”

der.

Yani:

“yerde de gökte de...”

Bu ifade Allah’ın bilgisinin:

belli bir bölgeyle,

Dünya ile,

insan toplumlarıyla

sınırlı olmadığını gösterir.

İster:

yer altında,

ister denizde,

ister gökyüzünde,

ister insanın göremediği uzaklıklarda

olsun:

varlığın hiçbir alanı Allah’ın bilgisinin dışında değildir.

Bugün insan milyarlarca ışık yılı uzaktaki gökadaları araştırabilir.

Kur’an’ın teolojik mesajı değişmez:

Uzaklık Allah’ın bilgisine engel değildir.

1️⃣5️⃣ “Daha Küçüğü ve Daha Büyüğü” Bize Ne Öğretiyor ❓​

İnsan çoğu zaman:

büyük olayları önemser,

küçük davranışları önemsiz görür.

“Bir küçük yalanın ne önemi var?”

“Bir kişinin hakkını biraz yesem ne olur?”

“Kimse görmedi.”

diye düşünebilir.

Ayetin:

küçüğü ve büyüğü

birlikte zikretmesi ahlaki açıdan da düşündürücüdür.

Çünkü küçük davranışlar:

tekrarlanarak karakter oluşturabilir.

Bir küçük iyilik de:

bir insanın hayatını değiştirebilir.

Allah katında:

gizli ve küçük olduğu için iyilik kaybolmaz.

Bu ayet yalnızca kötülük yapanı korkutmaz; gizlice iyilik yapanı da teselli eder.

1️⃣6️⃣ Kimse Görmediği Bir İyilik Boşa Gider mi ❓​

Hayır.

Ayetin en güzel yönlerinden biri budur.

Birisine yardım ettin.

Kimse öğrenmedi.

Bir ihtiyaç sahibine gizlice para verdin.

İnsanlar seni alkışlamadı.

Bir kötülük yapabilecekken Allah için vazgeçtin.

Bunu kimse bilmiyor.

Dışarıdan bakıldığında:

“Boşuna mı yaptım?”

diye düşünülebilir.

Yûnus 61’in cevabı:

Allah biliyor.

İyilik yalnızca:

beğeni,

alkış,

takipçi,

teşekkür

aldığında değerli değildir.

Bazen en samimi iyilik:

kimse görmezken yapılan iyiliktir.

1️⃣7️⃣ “Apaçık Bir Kitapta” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda:

“illâ fî kitâbin mubîn”

denilir.

Yani:

“Apaçık bir kitapta bulunmaksızın hiçbir şey yoktur.”

“Kitâb-ı mubîn” hakkında tefsirlerde:

Allah’ın eksiksiz ilmindeki kayıt,

Levh-i Mahfûz

gibi açıklamalar yapılmıştır.

Buradaki ana fikir:

varlıkta olan hiçbir şeyin Allah açısından kaybolmuş, unutulmuş veya kayıt dışı olmadığıdır.

Ancak bunu:

insanların kullandığı bilgisayar veri tabanı

gibi düşünmek doğru değildir.

Allah’ın:

hatırlamak için fiziksel bir arşive ihtiyacı yoktur.

1️⃣8️⃣ Allah Her Şeyi Zaten Biliyorsa “Kitapta Yazılması” Neden Gerekir ❓​

Allah’ın unutmasını önlemek için değildir.

Çünkü Allah:

unutkan,

eksik bilgi sahibi

bir varlık değildir.

Kayıt kavramı:

ilahî bilginin,

takdirin,

hesabın

eksiksizliğini gösterir.

İnsan mahkemelerinde kayıt önemlidir çünkü:

insan unutabilir,

delil kaybolabilir,

şahit yanılabilir.

Allah hakkında ise:

kayıt, bilgi eksikliğini tamamlama aracı olarak düşünülmez.

Bu tür ifadeleri Allah’ı insana benzetmeden anlamak gerekir.

Allah’ın bilgisi yaratılmış hafıza sistemlerine benzemez.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 61. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 61. ayet insanın hayatındaki en temel sorulardan birine cevap verir:

Kimse görmediğinde gerçekten yalnız mıyım?

Kur’an'ın cevabı:

İnsanlardan uzak olabilirsin.

Ama Allah’ın bilgisinden uzak değilsin.

Ayet önce Hz. Muhammed’e:

“Hangi işte bulunursan...”

diyor.

Sonra:

“Kur’an’dan ne okursan...”

diyor.

Ardından hitabı genişletiyor:

“Siz hangi işi yaparsanız...”

Ve insan hayatının tamamını:

Allah’ın şahitliği

altında düşünmemizi istiyor.

Bu anlayış insanın ahlakını çok derinden değiştirebilir.

Çünkü insanların çoğu yalnızca:

yakalandıklarında

hesap vereceklerini düşünürse,

ahlak kolayca denetim sistemine dönüşebilir.

Kamera varsa:

kurala uyar.

Polis varsa:

hızını düşürür.

Patron varsa:

çalışır.

Kimse yoksa:

istediğini yapar.

Kur’an ise daha derin bir ahlak önerir:

Doğru olanı, yalnızca insanlar seni gördüğü için değil, doğru olduğu için yap.

Ve mümin için:

Allah’ın seni bildiğinin bilinciyle yaşa.

Bu, korku içinde sürekli:

“Allah beni izliyor.”

diye psikolojik baskı altında yaşamak anlamına gelmemelidir.

Çünkü Allah’ın şahitliği yalnızca:

“Seni cezalandırmak için hata arıyor.”

demek değildir.

Allah:

senin iyiliğini de bilir.

Sabrettiğin anı bilir.

Kimseye söylemediğin duanı bilir.

Gizlice yaptığın yardımı bilir.

İnsanların yanlış anladığı ama senin samimi olduğun bir durumda gerçek niyetini bilir.

Dolayısıyla ilahî bilgi:

yalnızca korku değil,

teselli de üretir.

Bazen insan şöyle düşünür:

“Kimse benim ne yaşadığımı bilmiyor.”

Belki gerçekten de çevrendeki insanlar bilmiyor.

Ama inanan insan için:

Allah’ın bilmesi

önemli bir teselli kaynağıdır.

Yine de bu düşünce:

“İnsanlardan hiç yardım istemeyeyim.”

anlamına gelmez.

Bir sorun yaşıyorsan:

doktorla,

uzmanla,

güvendiğin insanlarla

konuşabilirsin.

Allah’ın bilmesi, insanlar arasındaki yardımlaşmayı gereksiz kılmaz.

Ayetin:

“zerre ağırlığınca”

ifadesi ise Allah’ın bilgisinin ayrıntısını vurgular.

İnsan:

çok küçük şeyleri unutur.

Bir gün:

binlerce şey yaşar.

Yıllar geçer.

Bazı hatıralar silinir.

Ama ilahî bilgi:

büyük olayları bilip küçükleri kaçıran

bir bilgi değildir.

En küçük de en büyük de Allah’ın bilgisi içindedir.

Bu özellikle adalet açısından çok önemlidir.

Bir insan büyük bir suç işlememiş olabilir ama yıllarca:

küçük haksızlıklar,

küçük yalanlar,

küçük aşağılamalar

biriktirmiş olabilir.

Bunlar:

“Küçüktü.”

diye tamamen önemsizleşmez.

Aynı şekilde:

küçük iyilikler de küçümsenmemelidir.

Birine:

gülümsemek.

Bir insanı dinlemek.

Bir hayvana su vermek.

Bir borçlunun işini kolaylaştırmak.

Birinin onurunu korumak.

Bir hatayı örtmek gerektiği yerde ifşa etmemek.

Bunların bazıları insana küçük görünebilir.

Ama Allah katındaki değerini:

biz her zaman ölçemeyiz.

Bu nedenle ayet insana hem:

küçük kötülüğü küçümseme

hem de:

küçük iyiliği değersiz görme

mesajı verir.

Yûnus 61’in günümüzde özellikle dikkat edilmesi gereken bir yönü de gözetleme meselesidir.

Bugün teknoloji:

insanların nerede olduğunu,

ne aradığını,

ne satın aldığını,

hangi sitelere girdiğini

izleyebilecek büyük imkânlar oluşturdu.

Devletler,

şirketler,

uygulamalar

çok büyük veri toplayabilir.

Bir insan bu ayeti okuyup:

“Allah her şeyi biliyor, o hâlde insanların mahremiyetinin önemi yok.”

diyemez.

Tam tersine:

Allah’ın bilgisi ilahîdir.

İnsan ise:

ahlaki ve hukukî sınırları olan

yaratılmış bir varlıktır.

İnsan başkasının:

özel mesajını,

telefonunu,

evini,

kişisel verilerini

sırf merak ettiği için araştırma hakkına sahip değildir.

İlahî omniscience insan gözetiminin meşruiyet belgesi değildir.

Bu ayrım çağımızda çok önemlidir.

Ayet ayrıca Allah’ın bilgisini:

kamera,

uydu,

veri merkezi

gibi düşünmememizi gerektirir.

Allah:

bir şeyi görmek için ışığa ihtiyaç duymaz.

Bir sesi duymak için mikrofona ihtiyaç duymaz.

Bir veriyi saklamak için sabit diske ihtiyaç duymaz.

Bunların hepsi:

yaratılmış araçlardır.

Allah’ın sıfatlarını:

yaratılmış teknolojiler üzerinden birebir tasavvur etmek O’nu yaratılmışlara benzetme tehlikesi doğurabilir.

Allah’ın bilgisi araçsız, eksiksiz ve yaratılmış bilgi biçimlerinden farklıdır.

Ayetin sonundaki:

“apaçık bir kitap”

ifadesi de:

hiçbir şeyin kaybolmadığını

gösterir.

Dünyada bir insan:

dosyaları silebilir.

Kanıtı ortadan kaldırabilir.

Geçmişini yeniden anlatabilir.

İnsanları kandırabilir.

Ama Allah’a karşı:

gerçekliği yeniden yazamaz.

Bu zalim için ciddi bir uyarıdır.

Fakat mazlum için aynı zamanda güçlü bir umuttur.

Hakkın yenmiş olabilir.

Olayı gören kimse olmayabilir.

Delil bulunamamış olabilir.

İnsanlar seni yanlış anlamış olabilir.

Bu ayet:

“Allah’tan gizlenmedi.”

der.

Fakat bunun anlamı yine:

dünyadaki hukuk ve delil düzenini terk etmek değildir.

Dünyada:

ispat,

mahkeme,

şahit,

hukuk

gereklidir.

İnsanlar Allah gibi gaybı bilemez.

Bu yüzden bir kişinin:

“Allah biliyor, sen de bana inanmak zorundasın.”

demesi insan mahkemelerinde yeterli delil değildir.

Bu çok önemli bir dengedir:

Allah tam olarak bilir; insanlar delille hükmeder.

Ayet ayrıca niyet ve görünüş konusunda bizi mütevazı olmaya çağırır.

İnsan:

bir başkasının dış davranışını görebilir.

Ama kalbinin tamamını bilemez.

Bu nedenle:

“Ben senin gerçek niyetini biliyorum.”

diye kesin konuşmak çoğu zaman haddimizi aşabilir.

Allah:

görünüşün arkasındaki hakikati bilir.

Biz ise:

gördüğümüz,

duyduğumuz,

kanıtlayabildiğimiz

şey üzerinden değerlendirme yapmak zorundayız.

Bu yüzden Yûnus 61:

insanı hem:

ahlaki sorumluluğa

hem de:

epistemik tevazuya

çağırır.

Kendi davranışın konusunda:

“Allah biliyor.”

de ve dikkatli ol.

Başkalarının kalbi konusunda ise:

“Allah daha iyi bilir.”

de ve haddini bil.

Ayetin önceki iki ayetle bağlantısı da çok güçlüdür.

Yûnus 59:

Allah adına keyfî helâl ve haram üretmeyin

dedi.

Yûnus 60:

Allah’a yalan uyduranlar kıyamet gününü ne sanıyorlar?

diye sordu.

Yûnus 61 ise adeta cevabı veriyor:

Söylediğin hiçbir şey Allah’tan gizli değildir.

Hangi meselede bulunursan bulun.

Hangi ayeti okursan oku.

Hangi işi yaparsan yap.

En küçük ayrıntı bile:

Allah’ın bilgisinin dışına çıkmaz.

Bu yüzden din adına konuşurken:

Allah’ı kandıramazsın.

İnsanları kandırabilirsin.

Kaynağı bilmeyenleri ikna edebilirsin.

Kalabalık oluşturabilirsin.

Ama:

Allah senin ne söylediğini ve neden söylediğini bilir.

Bu düşünce dinî otoriteyi de son derece ciddi bir sorumluluğa çağırır.

İnsanların önünde:

Allah adına konuşuyorsan,

sözünü kontrol et.

Bir yanlış biliyorsan:

düzelt.

Bir şeyi bilmiyorsan:

“Bilmiyorum.”

de.

Çünkü küçük veya büyük hiçbir söz Allah’ın bilgisinin dışında değildir.

Ama bu ayetin en güzel taraflarından biri yine şudur:

İyiliğin de kaybolmuyor.

İnsanlar seni unutabilir.

Yaptığın iyiliğe teşekkür etmeyebilir.

Hatta iyiliğini kötülük gibi anlayabilirler.

Ama gerçekten samimiysen:

Allah bilir.

Bu nedenle müminin ahlakı yalnızca:

insanlardan karşılık almak

üzerine kurulmaz.

Yaptığın iyiliğin karşılığını herkes vermese bile iyilik anlamsızlaşmaz.

Belki Yûnus Suresi 61. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Kimsenin görmediği anlarda da aynı insan olarak kalabiliyor muyuz; insanların alkışlamadığı iyilikleri yapmaya, kimsenin yakalamayacağını bildiğimiz kötülüklerden uzak durmaya ve Allah’ın her şeyi bilmesini başkalarının mahremiyetini ihlal etmek için değil, kendi vicdanımızı ve sorumluluğumuzu güçlendirmek için anlamaya hazır mıyız?

“İnsanlardan saklayabilirsin ama Allah’tan gizleyemezsin; insanların görmediği iyiliği de Allah kaybetmez. Bu bilgiyi başkalarını gözetlemek için değil, kendi vicdanını diri tutmak için kullan. Küçük iyiliği küçümseme, küçük haksızlığı önemsiz sanma; çünkü yerde ve gökte hiçbir ayrıntı Rabbinin bilgisinin dışında değildir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt