📖 Nisâ Suresi 150. Ayette “Allah’ı ve Peygamberlerini İnkâr Eden, Allah ile Peygamberlerinin Arasını Ayırmak İsteyen ve ‘Bir Kısmına İnanır,

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,308
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nisâ Suresi 150. Ayette “Allah’ı ve Peygamberlerini İnkâr Eden, Allah ile Peygamberlerinin Arasını Ayırmak İsteyen ve ‘Bir Kısmına İnanır, Bir Kısmını İnkâr Ederiz’ Diyenler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“Nisâ 150, vahyi insanın yalnızca hoşuna giden parçalarını seçtiği bir inanç menüsüne dönüştürmesini sorgular. Kur’an’ın bakışında Allah’a iman ile O’nun gönderdiği elçileri bütünüyle reddetme arasında tutarlı bir bağ kurulamaz.”
Ersan Karavelioğlu

Nisâ Suresi’nin 150. ayeti, önceki ayetlerde ele alınan iman, nifak, samimiyet, tövbe ve Allah’a bağlılık konularının ardından bu kez peygamberlere iman meselesini gündeme getirir.


Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:


“Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler, ‘Bir kısmına inanır, bir kısmını inkâr ederiz’ diyenler ve iman ile inkâr arasında bir yol tutmak isteyenler…”


Cümle bir sonraki ayette tamamlanır.


  1. ayette bu tavrın Kur’an açısından gerçek bir iman yolu oluşturmadığı açıklanacaktır.

Dolayısıyla Nisâ 150’nin merkezindeki mesele şudur:


Allah’ın vahiy ve peygamberlik düzenini insanın keyfine göre parçalamak mümkün müdür?


1️⃣ Nisâ Suresi 150. Ayetin Temel Mesajı Nedir ❓


Ayet, Allah’a iman ettiğini söyleyip Allah’ın gönderdiği elçilerden bazılarını reddeden bir inanç anlayışını eleştirir.


Kur’an’a göre peygamberler birbirinden bağımsız rakip dinlerin kurucuları gibi sunulmaz.


Onlar farklı dönemlerde gönderilmiş fakat aynı temel ilahî çağrının taşıyıcılarıdır.


Bu nedenle peygamberlik zincirini keyfî biçimde bölmek, vahyin bütünlüğünü de parçalar.


2️⃣ “Allah’ı ve Peygamberlerini İnkâr Edenler” Kimlerdir ❓


Ayet ilk olarak açık inkârı zikreder.


Yani Allah’ı ve gönderdiği peygamberleri reddedenlerden söz eder.


Fakat ardından daha ince bir problem ele alınır:


Bir kişi Allah’a inandığını söyleyebilir ama peygamberleri seçerek kabul edebilir.


Kur’an, bunun da ciddi bir tutarsızlık oluşturduğunu söyler.


3️⃣ “Allah ile Peygamberlerinin Arasını Ayırmak” Ne Demektir ❓


Buradaki ayrım fiziksel bir ayrım değildir.


İnanç bakımından bir kopuşu ifade eder.


Kişi şöyle diyebilir:


“Allah’a inanıyorum ama O’nun gönderdiği elçileri kabul etmiyorum.”


Kur’an ise şu mantığı kurar:


Eğer Allah insanlara vahiy göndermişse, vahyi taşıyan elçileri bütünüyle reddetmek Allah’ın bildirdiği düzenin bir bölümünü reddetmek anlamına gelir.


4️⃣ Allah’a İnanıp Peygambere İnanmamak Neden Problem Olarak Görülüyor ❓


Çünkü peygamberlik, Kur’an’ın vahiy anlayışının temel unsurudur.


Allah insanlara mesajını peygamberler aracılığıyla ulaştırır.


Dolayısıyla:


“Allah’a inanıyorum ama O’nun hiçbir elçi göndermediğine inanıyorum.”


demek, Kur’an’ın sunduğu Allah tasavvurundan farklı bir inanç meydana getirir.


Mesele sadece isimleri kabul etmek değil, vahyin insanlığa geliş biçimini kabul etmektir.


5️⃣ “Bir Kısmına İnanır, Bir Kısmını İnkâr Ederiz” Ne Anlama Gelir ❓


Bu ifade bazı peygamberlerin kabul edilip diğerlerinin reddedilmesini anlatır.


Kur’an, peygamberleri birbirine karşı yarıştırmaz.


İbrahim,


Musa,


İsa,


Muhammed


ve diğer peygamberler


aynı ilahî geleneğin farklı dönemlerdeki elçileri olarak sunulur.


Bu nedenle:


“Bu peygamber gerçek ama diğeri kesinlikle Allah’ın elçisi değildir.”


şeklindeki seçici yaklaşım Kur’an’ın peygamberlik anlayışıyla uyuşmaz.


6️⃣ Müslümanın Bütün Peygamberlere İman Etmesi Neden Gereklidir ❓


Çünkü Kur’an, Allah’ın insanlık tarihi boyunca birçok peygamber gönderdiğini bildirir.


Müslüman yalnızca Hz. Muhammed’e değil;


Hz. İbrahim’e,


Hz. Musa’ya,


Hz. İsa’ya,


Hz. Nuh’a


ve Allah’ın gönderdiği diğer peygamberlere de iman eder.


Bu, İslam’ın peygamberlik anlayışını tarihsel bir süreklilik içine yerleştirir.


7️⃣ Bütün Peygamberlere İman Etmek Hepsinin Şeriatının Aynı Olduğunu mu Gösterir ❓


Hayır.


Temel tevhid ve ahlâk çağrısında süreklilik bulunabilir.


Fakat farklı dönemlerde farklı topluluklara gönderilmiş hukukî düzenlemeler ve uygulamalar bulunmuştur.


Dolayısıyla:


Peygamberlerin kaynağının bir olması


ile


bütün tarihsel hükümlerin aynı olması


aynı şey değildir.


Kur’an hem sürekliliği hem tarihsel farklılıkları kabul eder.


8️⃣ Peygamberlerden Birini Sevmemek veya Eleştirel Soru Sormak İnkâr mıdır ❓


Her soru veya zihinsel güçlük inkâr değildir.


İnsan;


peygamberlerin hayatını araştırabilir,


tarihsel rivayetleri sorgulayabilir,


bir anlatının doğruluğunu inceleyebilir.


Bunlarla, Allah’ın gönderdiği bir peygamberi bilinçli biçimde reddetmek aynı şey değildir.


Özellikle peygamberler hakkında aktarılan her tarihsel rivayetin doğrudan vahiy olmadığını da ayırmak gerekir.


9️⃣ Ayet Özellikle Hangi Tarihsel Tartışmalara İşaret Eder ❓


Klasik tefsirlerde ayet özellikle bazı toplulukların kimi peygamberleri kabul edip kimilerini reddetmesi bağlamında açıklanmıştır.


Örneğin Kur’an’ın bakış açısından;


Musa’yı kabul edip İsa’yı veya Muhammed’i reddetmek,


ya da bazı peygamberleri tanıyıp diğerlerini dışlamak


vahiy zincirini parçalamak olarak değerlendirilir.


Ancak ayetin ilkesi bundan daha geniştir:


İlahî vahyi keyfî biçimde parçalara ayırmamak.


🔟 “İman ile İnkâr Arasında Bir Yol Tutmak” Ne Demektir ❓


Ayetin en dikkat çekici bölümlerinden biri budur.


Bazı insanlar şöyle bir ara konum oluşturmaya çalışabilir:


“Allah’a inanırım ama vahyin bazı bölümlerini reddederim.”


“Bazı peygamberleri kabul ederim ama diğerlerini kabul etmem.”


Böylece kendilerince iman ile inkâr arasında üçüncü bir yol oluşturmak isterler.


Kur’an ise bu seçiciliğin, iman kavramının iç bütünlüğünü bozduğunu belirtir.


1️⃣1️⃣ Dinî İnançta Hiçbir Şeyi Sorgulamamak mı Gerekir ❓


Hayır.


Sorgulama ile seçmeci inkâr aynı şey değildir.


İnsan bir ayetin anlamını araştırabilir.


Bir hükmün hikmetini sorabilir.


Bir tarihsel meseleyi inceleyebilir.


Kur’an’ın kendisi insanı düşünmeye ve akletmeye çağırır.


Sorun şu değildir:


“Bu konuyu anlamaya çalışıyorum.”


Sorun:


“Ben sadece işime gelen kısmı ilahî kabul ederim.”


şeklindeki tavırdır.


1️⃣2️⃣ İnsan Dinin Sadece Hoşuna Giden Bölümlerini Kabul Ederse Ne Olur ❓


Din kişinin kendi arzularının aynasına dönüşebilir.


Merhameti kabul eder.


Ama sorumluluğu reddeder.


Affı sever.


Ama adaleti istemez.


Haklarını öne çıkarır.


Ama yükümlülüklerini görmez.


Böylece insan hakikatin kendisine meydan okumasına izin vermek yerine, kendi istediği dini üretmeye başlayabilir.


Nisâ 150 bu seçici bağlılığı sorgular.


1️⃣3️⃣ Bu Ayet Mezhep veya Yorum Farklılıklarını mı Yasaklıyor ❓


Hayır.


Bir ayetin nasıl anlaşılacağı konusunda farklı yorumlar bulunabilir.


Fıkıh mezhepleri farklı sonuçlara ulaşabilir.


Müfessirler bazı ifadeleri farklı yorumlayabilir.


Bunlar peygamberleri veya vahyin temelini reddetmekle aynı şey değildir.


Yorum farklılığı ile vahyin kaynağını inkâr etmek birbirinden ayrılmalıdır.


1️⃣4️⃣ Peygamberlere İman Onları İlahlaştırmak Anlamına Gelir mi ❓


Hayır.


Kur’an peygamberleri Allah’ın kulları ve elçileri olarak sunar.


Onlara iman edilir fakat ibadet edilmez.


Bu nedenle peygamberlere iman:


onların ilah olduğunu kabul etmek değil,


Allah tarafından gönderilmiş elçiler olduklarını kabul etmektir.


Tevhid burada da korunur.


1️⃣5️⃣ Bu Ayet Dinler Arası İlişkiler Açısından Nasıl Okunmalıdır ❓


Ayet teolojik bir inanç sınırı ortaya koyar.


Fakat bundan farklı inançtaki insanlara haksızlık yapılabileceği sonucu çıkarılamaz.


Kur’an başka yerlerde adaleti güçlü biçimde emreder.


Bir insanın teolojik görüşüne katılmamak ile ona;


hakaret etmek,


zulmetmek


veya temel haklarını çiğnemek


aynı şey değildir.


İnanç farklılığı adaleti ortadan kaldırmaz.


1️⃣6️⃣ Nisâ 136 ile Nisâ 150 Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır ❓


  1. ayette müminlere;

Allah’a,


peygamberine,


kitaplara,


meleklere


ve ahiret gününe


iman etmeleri hatırlatılmıştı.


  1. ayet bunun tersini gösterir:

İmanın unsurlarını parçalamak.


Biri iman bütünlüğünü kurar.


Diğeri bu bütünlüğün seçici biçimde parçalanmasını eleştirir.


1️⃣7️⃣ Nisâ 150 Bize Tutarlılık Hakkında Ne Öğretir ❓


İnançta olduğu gibi ahlâkta da seçicilik kolaydır.


İnsan kendisine yarayan yerde adaleti savunur.


Kendi aleyhine gelince unutabilir.


Kendisine merhamet ister.


Ama başkasına merhamet göstermeyebilir.


Ayetin temel mantığı daha geniş bir ahlâk sorusu da doğurur:


İlkelerim gerçekten ilke mi, yoksa işime geldiğinde kullandığım araçlar mı?


1️⃣8️⃣ Nisâ 150 Günümüz İnsanına Ne Söyler ❓


Modern insan çoğu zaman her şeyi kişisel tercihlerine göre düzenlemeye alışmıştır.


Beğendiğini seçer.


Beğenmediğini kaldırır.


Bu tüketim mantığı dine de taşınabilir:


“Şu kısmı seviyorum.”


“Şunu istemiyorum.”


“Bunu kabul ederim.”


“Bunu tamamen çıkarıyorum.”


Nisâ 150 insanı daha ciddi bir ilişkiye çağırır:


Hakikat sadece seni onaylayan şey değildir.


Bazen seni değişmeye zorlayan şeydir.


1️⃣9️⃣ Nisâ 150’nin En Derin Mesajı Nedir ❓


Nisâ Suresi 150. ayet insanın hakikat karşısındaki seçiciliğini sorgular.


Çünkü insanın doğal eğilimlerinden biri, kendisine uygun olanı kabul etmektir.


Bizi rahatlatan sözü severiz.


Bizi eleştiren sözden uzaklaşırız.


Haklarımızı anlatan hükmü sahipleniriz.


Sorumluluğumuzu hatırlatan hükmü görmezden gelebiliriz.


Peygamberlerden kendi dünya görüşümüze uygun olanı yüceltip diğerini reddedebiliriz.


Kur’an ise peygamberlik zincirine parçalanmış bir yapı olarak bakmaz.


Allah aynı Allah’tır.


Vahyin kaynağı aynıdır.


Peygamberler farklı çağlarda fakat aynı büyük hakikat çizgisinde yer alırlar.


Bu yüzden:


“Bir kısmına inanırım, bir kısmını reddederim.”


tavrı yalnızca birkaç ismi seçmek meselesi değildir.


Daha derinde şu soruyu ortaya çıkarır:


Hakikati ben mi belirleyeceğim, yoksa hakikat gerektiğinde beni de düzeltebilecek mi?


İman yalnızca insanın zaten sevdiği şeyleri onaylayan bir sistem hâline gelirse, artık insan hakikate değil kendi yansımasına inanıyor olabilir.


Belki de Nisâ 150’nin bugünün insanına bıraktığı en güçlü soru şudur:


İnandığımı söylediğim hakikati gerçekten bütünlüğü içinde anlamaya mı çalışıyorum, yoksa yalnızca bana uygun gelen parçalarını seçip geri kalanını görmezden mi geliyorum?


“Hakikat, yalnızca bizi rahatlatan parçaları seçtiğimiz bir menü değildir. Gerçek iman, hoşumuza giden sözleri kabul etmekten öte, gerektiğinde bizi değiştiren hakikate de açık kalabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt