📖 Müddessir Suresi 52. Ayette “Onlardan Her Biri Kendisine Açılmış Sayfalar Verilmesini İster” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
50,955
2,724,946
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Müddessir Suresi 52. Ayette “Onlardan Her Biri Kendisine Açılmış Sayfalar Verilmesini İster” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“Hakikati kabul etmek istemeyen insan bazen delil aramaz; hiçbir delilin karşılayamayacağı şartlar ileri sürer. Çünkü amacı inanmak değilse, gökten sayfalar inse bile başka bir bahane bulabilir.”
Ersan Karavelioğlu

Müddessir Suresi’nin elli ikinci ayetinde şöyle buyrulur:


“Aksine onlardan her biri, kendisine açılmış sayfalar verilmesini ister.”


Ayetin Arapçası:


بَلْ يُرِيدُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ أَنْ يُؤْتَى صُحُفًا مُنَشَّرَةً


Okunuşu:


“Bel yurîdu kullu’mriin minhum en yu’tâ suhufen muneşşerah.”


Önceki ayetlerde inkârcıların Kur’an’ın öğüdünden, aslandan kaçan ürkmüş yaban eşekleri gibi uzaklaştıkları anlatılmıştı.


Bu ayette onların yalnızca delil yetersizliği nedeniyle inanmadıkları iddiası sorgulanmaktadır. Onlardan her biri, kendisine gökten özel olarak gönderilmiş ve açılmış sayfalar verilmesini istemektedir.


Klasik tefsirlerde bu talep, Mekke’deki inkârcıların her birine Allah tarafından adına yazılmış özel bir belge veya vahiy verilmesini istemeleri şeklinde açıklanır.


Fakat ayetin devamı, onların asıl sorununun delil eksikliği değil, ahiret sorumluluğundan kaçmaları olduğunu gösterecektir.


1️⃣ “Aksine” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


Ayette geçen “bel” kelimesi:


Aksine, hayır, durum sandığınız gibi değildir


anlamlarını taşır.


İnkârcılar sanki yeterli delil görmedikleri için Kur’an’dan uzaklaşıyorlarmış gibi davranmaktadırlar.


Ayet ise onların gerçek tutumunu açığa çıkarır:


Onlar mevcut delilleri değerlendirmek yerine kişiye özel olağanüstü belgeler istemektedirler.


Bu nedenle sorun, vahyin açıklığından çok insanın kabul etmek istemeyen tavrındadır.


2️⃣ “Onlardan Her Biri” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


Bu ifade, inkârcıların yalnızca toplu bir talepte bulunmadıklarını, her kişinin kendisi için özel bir ayrıcalık beklediğini anlatır.


Her biri sanki şöyle demektedir:


“Allah bana doğrudan hitap etsin, benim adıma özel bir belge göndersin ve ancak o zaman inanayım.”


Bu tavır, hakikati araştırmaktan çok kişinin kendisini özel ve ayrıcalıklı görmesini yansıtabilir.


İnsan, herkes için gelen vahyi yeterli bulmayıp kendisine özel bir muamele beklemektedir.


3️⃣ Ayette Geçen “İmriin” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓


“İmriin” kelimesi:


Kişi, insan ve fert


anlamına gelir.


Ayet, topluluğun içindeki her bireyin kişisel talebini vurgular.


Onlar ortak bir hakikate teslim olmak yerine her biri kendi benliğini merkeze koymaktadır.


Bu tavırda:


“Ben neden doğrudan muhatap alınmadım?”


şeklinde kibirli bir beklenti bulunabilir.


4️⃣ “Suhuf” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓


Suhuf, sahife kelimesinin çoğuludur.


Şu anlamları taşır:


Sayfalar, yazılı belgeler, sahifeler ve içinde mesaj bulunan yazılı metinler.


İnkârcılar sözlü olarak okunan Kur’an ayetlerini yeterli görmemiş, kendilerine gökten indirilmiş yazılı belgeler verilmesini istemişlerdir.


Buradaki talep sıradan bir kitap isteği değil, olağanüstü ve kişiye özel bir ilahi belge beklentisidir.


5️⃣ “Müneşşere” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓


Ayetteki “müneşşere” kelimesi:


Açılmış, yayılmış, okunmaya hazır hâle getirilmiş ve içeriği açıkça görülebilen


anlamlarına gelir.


İnkârcılar kapalı veya bilinmeyen belgeler değil, kendilerine sunulmuş açık sayfalar istemektedirler.


Klasik yorumlarda bu sayfalarda:


Allah’tan kendilerine doğrudan hitap eden ve Hz. Muhammed’e iman etmelerini söyleyen özel bir mesaj


bulunmasını bekledikleri belirtilir.


6️⃣ İnkârcılar Gerçekten Gökten Sayfalar mı İstemişlerdir ❓


Klasik tefsirlerde ayet, onların her birine gökten kişisel bir belge indirilmesini istedikleri şeklinde açıklanır.


Bu belge üzerinde:


Kişinin adı, Allah’tan özel bir hitap veya Hz. Muhammed’in peygamberliğini doğrulayan bir açıklama


bulunmasını talep etmiş olabilirler.


Ancak bu istek samimi bir iman arayışından çok, gerçekleşmesi olağanüstü şartlara bağlanan bir meydan okuma niteliğindedir.


7️⃣ Böyle Bir Sayfa Verilseydi İnanırlar mıydı ❓


Ayetlerin genel bağlamı onların asıl sorununun delil azlığı olmadığını gösterir.


İnsan inanmak istemiyorsa olağanüstü bir olay gördüğünde bile:


Büyü, göz yanılması, hile veya başka bir açıklama


ileri sürebilir.


Bu nedenle yeni bir delil her zaman imanı doğurmaz.


Delilin yanında insanın dürüstlüğü, tevazusu ve gerçeği kabul etmeye hazır olması da gerekir.


8️⃣ Delil İstemek Yanlış mıdır ❓


Hayır.


İnanç, düşünce ve hayatla ilgili önemli konularda delil istemek son derece doğaldır.


Kur’an da insanı:


Düşünmeye, gözlemlemeye, sorgulamaya ve körü körüne ataları takip etmemeye


çağırır.


Burada eleştirilen şey samimi biçimde delil istemek değildir.


Eleştirilen tavır, mevcut delilleri değerlendirmeden sürekli yeni ve gerçekleşmesi zor şartlar ileri sürmektir.


9️⃣ Samimi Delil Talebi İle Bahane Aramak Arasında Ne Fark Vardır ❓


Samimi insan kendisine sunulan delilleri dikkatle inceler.


Görüşünün yanlış olabileceğini kabul eder ve yeterli kanıtla karşılaştığında fikrini değiştirmeye açıktır.


Bahane arayan kişi ise:


Bir talebi karşılandığında başka bir şart ileri sürer.


Amacı gerçeğe ulaşmak değil, verdiği ret kararını korumaktır.


Bu nedenle aynı soru dışarıdan mantıklı görünse bile arkasındaki niyet sonucu değiştirebilir.


🔟 Kişiye Özel Vahiy İstemek Neden Kibirli Bir Tavır Olabilir ❓


Peygamber aracılığıyla bütün insanlara gönderilen mesajı yeterli bulmayıp:


“Allah doğrudan bana hitap etmeden inanmam.”


demek kişinin kendisini vahiy düzeninin merkezine koyması olabilir.


Bu tavırda insan, hakikatin kendisine değil, kendisinin özel kabul edilmesine önem verir.


Oysa hakikatin değeri, kişinin egosunu ne kadar yücelttiğiyle değil, doğru olup olmadığıyla ölçülür.


1️⃣1️⃣ Her İnsana Ayrı Bir Kitap Gönderilmesi Gerekir miydi ❓


Bir mesajın doğru olabilmesi için her insana ayrı ayrı gönderilmesi gerekmez.


İnsanlar bilimsel ve tarihsel bilgileri de güvenilir yollarla öğrenirler.


Her kişi her olayı doğrudan yaşamaz.


Önemli olan:


Mesajın güvenilir biçimde aktarılması, korunması ve incelenebilir delillere sahip olmasıdır.


Peygamberlik, ilahi mesajın insanlar arasından seçilmiş elçiler aracılığıyla ulaştırılmasıdır.


1️⃣2️⃣ Peygamberin İnsan Olmasını Küçümsemeleri Bu Taleple İlişkili midir ❓


Mekkeli inkârcılar Hz. Muhammed’in kendileri gibi bir insan olmasını küçümsemişlerdir.


Onun:


Yemek yemesini, çarşılarda dolaşmasını ve toplumun içinde yaşamasını


peygamberliğe karşı bir itiraz olarak kullanmışlardır.


Kendilerine özel sahifeler istemeleri de vahyin sıradan gördükleri bir insan aracılığıyla gelmesini kabul etmek istememeleriyle bağlantılıdır.


Oysa insanlara örnek olacak peygamberin insan olması mesajın uygulanabilirliğini gösterir.


1️⃣3️⃣ İnsan Neden Kendisine Özel İşaret Bekler ❓


İnsan kendisini diğerlerinden farklı ve ayrıcalıklı görmek isteyebilir.


Şöyle düşünebilir:


“Allah benim için özel bir işaret göstermeli.”


“Bana doğrudan cevap verilirse inanırım.”



Fakat insan her olayın kendi isteğine göre gerçekleşmesini beklediğinde hakikati değil, kendi önem duygusunu arıyor olabilir.


Gerçek tevazu, insanın kendisine verilen ortak işaretleri de dikkatle değerlendirmesidir.


1️⃣4️⃣ Olağanüstü Mucizeler İmanı Zorunlu Hâle Getirir mi ❓


Hayır.


Kur’an’da geçmiş toplumların mucizeler gördükleri hâlde inkâr etmeye devam ettikleri anlatılır.


Çünkü iman yalnızca gözle görülen olağanüstü bir olayın sonucu değildir.


İnsan:


Gördüğü şeyi nasıl yorumlayacağını, hangi açıklamayı kabul edeceğini ve kibirli tutumunu sürdürüp sürdürmeyeceğini


seçebilir.


Mucize güçlü bir işaret olabilir; fakat kalbini kapatmış kişiyi zorla samimi bir mümine dönüştürmez.


1️⃣5️⃣ Kur’an İnsan İçin Yeterli Bir Öğüt müdür ❓


Kur’an kendisini:


Öğüt, rehber, uyarı ve doğruyu yanlıştan ayıran bir kitap


olarak tanıtır.


İnsan Kur’an’ın vahiy iddiasını; içeriğini, bütünlüğünü, dilini, tarihsel bağlamını ve ortaya koyduğu ahlaki mesajı inceleyebilir.


Kişiye özel gökten belge istemeden önce elindeki kitabı dürüstçe değerlendirmelidir.


Okumadığı bir kitabın yetersiz olduğunu söylemek gerçek bir araştırma değildir.


1️⃣6️⃣ İnsan Elindeki Delilleri Neden Küçümser ❓


Sürekli karşılaşılan şeyler zamanla sıradan görünebilir.


İnsan:


Hayatı, bilinci, evrenin düzenini, vicdanı ve Kur’an’ın mesajını


alıştığı için önemsiz sayabilir.


Ardından ancak olağanüstü ve kişisel bir olayın kendisini ikna edeceğini düşünebilir.


Oysa büyük işaretler her zaman gürültülü biçimde ortaya çıkmaz.


Bazen insanın her gün gördüğü gerçekler, istediği mucizeden daha derin anlamlar taşır.


1️⃣7️⃣ Günümüz İnsanına Bu Ayet Ne Söyler ❓


Günümüzde de insanlar şöyle diyebilir:


“Allah bana açıkça görünse inanırım.”


“Bana kişisel bir mucize gönderilirse kabul ederim.”


“Duama tam istediğim şekilde cevap verilirse iman ederim.”



Bu şartlar, bazen hakikati araştırmaktan çok Allah’ın insanın taleplerine göre hareket etmesini beklemek anlamına gelebilir.


Ayet günümüz insanına, sürekli yeni işaret istemeden önce sahip olduğu aklı, vicdanı, hayatı ve mevcut delilleri değerlendirmesini öğretir.


1️⃣8️⃣ Ayetin En Derin Anlamı Nedir ❓


Ayetin en derin anlamı, insanın hakikate teslim olmak yerine hakikati kendi şartlarına teslim etmeye çalışmasıdır.


İnkârcılar:


“Bize özel sayfalar verilirse inanırız.”


diyerek Allah’ın vahiy yöntemini kendileri belirlemek istemişlerdir.


Onlar mesaj karşısında öğrenciler gibi durmak yerine, mesajın hangi biçimde gelmesi gerektiğini belirleyen makam gibi davranmışlardır.


Bu tutumun temelinde bilgi eksikliğinden çok kibir ve sorumluluktan kaçış bulunabilir.


1️⃣9️⃣ Sonuç: Sürekli Yeni Delil İstemek Bazen İnanmamanın Bahanesine Dönüşür​


Müddessir Suresi’nin elli ikinci ayetinde şöyle buyrulur:


“Aksine onlardan her biri, kendisine açılmış sayfalar verilmesini ister.”


Bu talep, onların yalnızca yeterli açıklama bulamadıkları için inanmadıklarını göstermez.


Onlar kendilerine:


Gökten indirilmiş, açık, kişisel ve doğrudan hitap eden özel belgeler


verilmesini istemektedirler.


Ayet bugünün insanına şu soruları yöneltir:


Gerçekten delil mi arıyorum, yoksa inanmamak için sürekli yeni şartlar mı ileri sürüyorum?


Bana sunulan işaretleri incelemeden kişisel bir mucize mi bekliyorum?


Hakikati kendi koşullarımla kabul etmeye çalışarak kendimi merkeze mi koyuyorum?


Bir talebim karşılansa başka bir bahane üretir miydim?


Kur’an’ı yetersiz bulmadan önce onu gerçekten okuyup anlamaya çalıştım mı?



İnsan samimi biçimde soru sormalı ve delil aramalıdır.


Fakat araştırma hiçbir zaman sona ermeyen bir kaçış yoluna dönüşmemelidir.


Bazen insanın ihtiyacı yeni bir delil değil, elindeki delillere daha dürüst ve daha mütevazı biçimde bakabilmektir.


“Hakikat her insana adına yazılmış ayrı bir mektup göndermek zorunda değildir. Bazen mektup herkesin önündedir; fakat insan kendisini özel hissettirmediği için onu açıp okumaz. Delil eksikliği sandığımız şey, kimi zaman tevazu eksikliğidir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt