Müddessir Suresi 23. Ayette “Sonra Arkasını Döndü Ve Büyüklük Tasladı” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan hakikate cevap veremediğinde bazen ona sırtını döner; yanlışını kabul edemediğinde ise kibriyle kendisini üstün göstermeye çalışır. Oysa hakikatten yüz çevirmek, gerçeği küçültmez; yalnızca insanın kendi vicdanıyla arasına mesafe koyar.”
Ersan Karavelioğlu
Müddessir Suresi’nin yirmi üçüncü ayetinde şöyle buyrulur:
“Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı.”
Ayetin Arapçası:
ثُمَّ أَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَ
Okunuşu:
“Sümme edbere vestekber.”
Önceki ayetlerde söz konusu kişinin Kur’an hakkında düşündüğü, ölçüp biçtiği, dikkatle baktığı, kaşlarını çattığı ve yüzünü ekşittiği anlatılmıştı. Bu ayette ise onun iç dünyasında gelişen inkârın açık bir davranışa dönüştüğü bildirilmektedir.
Klasik tefsirlerde bu kişinin Velîd bin Muğîre olduğu belirtilir. Kur’an’ın sıradan bir söz olmadığını fark ettiği hâlde çıkarlarını ve toplumdaki konumunu korumak için hakikate sırtını dönmüş, ardından kibirli bir tavırla onu reddetmiştir.
“Arkasını Döndü” İfadesi Ne Anlama Gelir
Arkasını dönmek, fiziksel olarak bir yerden uzaklaşmak anlamına gelebilir.
Ancak ayetteki ifade daha geniş biçimde:
Hakikati dinlemekten vazgeçmek, onun çağrısını reddetmek ve bilinçli olarak uzaklaşmak
anlamını taşır.
Söz konusu kişi Kur’an’ı hiç duymamış değildir. Onu dinlemiş, üzerinde düşünmüş ve etkisini fark etmiştir.
Buna rağmen yüzünü hakikate çevirmek yerine arkasını dönmeyi seçmiştir.
Ayette Geçen “Edbera” Kelimesi Ne Anlama Gelir
Ayetteki “edbera” kelimesi:
Geri dönmek, arkasını çevirmek, uzaklaşmak ve kabul etmeyerek gitmek
anlamlarını taşır.
Bu kelime yalnızca bedensel uzaklaşmayı değil, insanın ahlaki ve zihinsel tavrını da anlatabilir.
Kişi bir gerçeği duyduğu hâlde onun üzerinde düşünmekten vazgeçebilir, sorumluluğunu reddedebilir ve eski alışkanlıklarına geri dönebilir.
Bu durumda insan bedeniyle değilse bile kalbiyle hakikate arkasını dönmüş olur.
“Büyüklük Tasladı” İfadesi Ne Anlama Gelir
Büyüklük taslamak, insanın kendisini gerçekte olduğundan üstün görmesi ve hakikati kabul etmeyi kendi konumuna yakıştıramamasıdır.
Kibirli kişi:
Kendisini sorgulanamaz, başkalarını ise değersiz
görebilir.
Velîd bin Muğîre’nin zenginliği, ailesi ve toplumdaki etkisi, onun Hz. Muhammed’in getirdiği mesajı kabul etmesini zorlaştırmış olabilir.
Hakikati kabul etmek ona göre toplumsal makamından aşağı inmek gibi görünmüştür.
Ayette Geçen “İstekbera” Kelimesi Ne Demektir
“İstekbera” kelimesi; büyüklük taslamak, kendisini büyük görmek, kibirlenmek ve hakikati küçümseyerek reddetmek anlamlarına gelir.
Bu kelimede insanın gerçekte sahip olmadığı mutlak bir büyüklüğü kendisine yakıştırması vardır.
İnsan:
Serveti, bilgisi, makamı veya ailesi nedeniyle
kendini diğer insanlardan üstün görebilir.
Fakat bütün insanlar yaratılmış, sınırlı ve ölümlüdür.
Bu nedenle kibir, insanın kendi gerçekliğini unutmasıdır.
İnsan Hakikate Neden Sırtını Döner
İnsan hakikati anlamadığı için uzaklaşabilir; fakat bazen asıl sebep hakikatin kendisinden istediği değişikliktir.
Gerçeği kabul etmek:
Yanlışını itiraf etmeyi, çıkarından vazgeçmeyi, özür dilemeyi veya hayatını yeniden düzenlemeyi
gerektirebilir.
Bu bedeli ödemek istemeyen kişi, hakikati tartışmak yerine ondan uzaklaşabilir.
Böylece arkasını dönmek, düşünsel bir yetersizlikten çok ahlaki bir kaçışa dönüşür.
Velîd Bin Muğîre Neden Büyüklük Taslamıştır
Klasik kaynaklarda Velîd bin Muğîre’nin Mekke’nin en zengin ve etkili kişilerinden biri olduğu anlatılır.
Geniş serveti, çok sayıda evladı ve güçlü toplumsal çevresi bulunuyordu.
Böyle bir kişinin yetim büyümüş Hz. Muhammed’in getirdiği mesaja teslim olması, kendi üstünlük anlayışını sarsabilirdi.
O hakikatin değerini, mesajın içeriğiyle değil:
Mesajı getiren kişinin toplumdaki konumuyla
ölçmüş olabilir.
Bu tavır, kibrin hakikati görmeye nasıl engel olduğunu gösterir.
Kibir İnsanın Gerçeği Kabul Etmesini Nasıl Engeller
Kibirli insan yanılabileceğini kabul etmekte zorlanır.
Kendi düşüncesini değiştirmeyi yenilgi, özür dilemeyi küçülme ve başkasından öğrenmeyi zayıflık olarak görebilir.
Bu nedenle açık deliller karşısında bile:
Bahaneler üretir, karşısındakini küçümser ve konuyu kişisel üstünlük yarışına dönüştürür.
Kibir, insanın yalnızca başkalarına karşı tavrını değil, gerçekle kurduğu ilişkiyi de bozar.
Arkasını Dönmek Sorunu Ortadan Kaldırır mı
İnsan hoşuna gitmeyen bir gerçeği görmezden geldiğinde onun ortadan kalktığını sanabilir.
Fakat:
Ölüm, sorumluluk, yapılan haksızlıklar ve davranışların sonuçları
insan onları düşünmediği için yok olmaz.
Bir borca sırtını dönmek borcu silmez. Bir hastalığı görmezden gelmek hastalığı iyileştirmez.
Aynı şekilde hakikate sırtını dönmek de insanı onun sonuçlarından kurtarmaz.
Yüz Çevirmek İle Şüphe Duymak Aynı Şey midir
Şüphe duyan insan samimi biçimde soru sorabilir ve araştırabilir.
Henüz ikna olmaması, onun mutlaka kibirli veya kötü niyetli olduğu anlamına gelmez.
Yüz çeviren kişi ise çoğu zaman:
Dinlemeyi, düşünmeyi ve değerlendirmeyi bilinçli olarak bırakır.
Sonucunu baştan belirlemiş, hakikate karşı kapılarını kapatmıştır.
Kur’an samimi araştırmayı değil, bilinçli biçimde gerçeğe sırt çevirmeyi eleştirir.
Büyüklük Taslamak İle Kendine Güvenmek Aynı Şey midir
Kendine güvenmek, insanın yeteneklerini ve değerini bilmesidir.
Kibir ise kendi değerini kabul etmekten öte, başkalarını aşağı görmektir.
Kendine güvenen kişi:
Yanılabileceğini kabul eder, öğrenmeye açıktır ve başkalarının başarısından rahatsız olmaz.
Kibirli kişi ise sürekli üstünlüğünü kanıtlamaya çalışır.
Dolayısıyla tevazu insanın kendisini değersiz görmesi değildir. Gerçek gücünü bilirken sınırlarını da kabul etmesidir.

İnsan Serveti Nedeniyle Kibirlenebilir mi
Servet insana güç, rahatlık ve toplumsal etki kazandırabilir.
Kişi zamanla parasının kendisini diğer insanlardan daha değerli yaptığını düşünebilir.
Yoksulları küçümseyebilir, çalışanlarının emeğini önemsiz görebilir ve istediği her şeyi yapabileceğini sanabilir.
Oysa servet:
İnsanın ahlaki üstünlüğünü değil, sorumluluğunun büyüklüğünü
gösterir.
Malın çokluğu insanı büyük yapmaz; mal karşısındaki tavrı karakterini ortaya çıkarır.

Soy Ve Aile Gücü Kibre Dönüşebilir mi
İnsan ailesi, soyu veya ait olduğu topluluk nedeniyle kendisini ayrıcalıklı görebilir.
Atalarının başarılarını kendi kişisel üstünlüğünün kanıtı gibi kullanabilir.
Fakat insan:
Hangi ailede doğacağını, hangi soydan geleceğini ve hangi toplumun içinde büyüyeceğini
kendisi seçmez.
Kendi seçmediği bir özellik üzerinden başkasını küçümsemek anlamsızdır.
İnsanın değeri soyunda değil, kendi ahlakı ve davranışlarındadır.

Bilgi İnsanı Kibirli Yapabilir mi
Bilgi insanı olgunlaştırabileceği gibi kibirli de yapabilir.
Kişi öğrendikçe bilmediklerinin büyüklüğünü fark ediyorsa bilgi onu tevazuya yöneltir.
Fakat bilgisini insanları küçümsemek ve sürekli üstünlük göstermek için kullanıyorsa bilgi egosunu besler.
Gerçek bilginin işareti:
Her şeyi bildiğini sanmak değil, öğrenmeye devam etme ihtiyacını fark etmektir.
Bilgili olmak hakikate karşı kibirlenme hakkı vermez.

İnsan Hakikati Söyleyen Kişiyi Neden Küçümser
Bazen insan söylenen sözün doğruluğunu değerlendirmek yerine onu kimin söylediğine bakar.
Sözü söyleyen kişi:
Yoksul, genç, eğitimsiz veya toplumda etkisiz
görülüyorsa haklı olamayacağını düşünebilir.
Oysa bir sözün değeri söyleyen kişinin serveti ve makamıyla değil, taşıdığı hakikatle ölçülür.
Kibirli insan mesajı değerlendirmek yerine mesajı getireni küçümseyerek sorumluluktan kaçmaya çalışır.

Kibir İnsan İlişkilerini Nasıl Bozar
Kibirli kişi sürekli haklı olmak ve üstün görünmek ister.
Karşısındaki insanları dinlemez, onların duygularını önemsemez ve hatalarını kabul etmez.
Bu tavır:
Ailede, arkadaşlıkta, iş hayatında ve toplumda güvenin zayıflamasına
neden olur.
İnsanlar sürekli küçümsendikleri bir kişinin yanında kendilerini rahat ve değerli hissedemez.
Kibir yalnızca sahibinin iç dünyasını değil, çevresindeki insanların hayatını da yaralar.

Hakikatten Yüz Çevirmek Zamanla Alışkanlığa Dönüşür mü
İnsan bir gerçeği ilk reddettiğinde vicdanında rahatsızlık hissedebilir.
Fakat sürekli yüz çevirdikçe bu tavra alışabilir.
Zamanla:
Yanlışı normal, eleştiriyi düşmanlık ve doğruyu tehdit
olarak görmeye başlayabilir.
Böylece geçici bir reddediş kalıcı bir karaktere dönüşür.
Bu nedenle insan vicdanının ilk uyarılarını önemsemeli ve yanlışında ısrar etmemelidir.

Günümüz İnsanına Bu Ayet Ne Söyler
Modern insan hoşuna gitmeyen düşünceleri yalnızca bir düğmeyle engelleyebilir, farklı görüşleri görmezden gelebilir ve yalnızca kendi fikrini tekrar eden çevrelerde yaşayabilir.
Bu durum insanın:
Eleştiriye kapanmasına, kendi görüşünü mutlaklaştırmasına ve farklı düşünenleri küçümsemesine
yol açabilir.
Ayet günümüz insanına, rahatsız olduğu her sözden hemen kaçmak yerine onun doğruluk payını dürüstçe değerlendirmesini öğretir.
Bir düşünceden hoşlanmamak, onun yanlış olduğunun kanıtı değildir.

Ayetin En Derin Anlamı Nedir
Ayetin en derin anlamı, hakikatin zihinde reddedilmesinin sonunda davranışa dönüştüğünü göstermesidir.
Söz konusu kişi önce:
Düşünmüş, ölçüp biçmiş, bakmış, kaşlarını çatmış ve yüzünü ekşitmiştir.
Ardından hakikate arkasını dönmüş ve büyüklük taslamıştır.
Bu sıralama, kötülüğün bir anda ortaya çıkmadığını gösterir.
Yanlış düşünce beslenmiş, duyguya dönüşmüş ve sonunda açık bir tavır hâline gelmiştir.

Sonuç: Hakikate Sırt Dönmek Kibirden Kurtarmaz
Müddessir Suresi’nin yirmi üçüncü ayeti, Kur’an’ın etkisini fark ettiği hâlde onu reddetmeye karar veren kişinin tavrını şöyle anlatır:
“Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı.”
Bu insanın sorunu delil görememesi değildir.
Ona:
Düşünme gücü, servet, aile desteği ve toplumsal imkânlar
verilmiş; fakat o bunları tevazu ve hakikat için değil, kendi üstünlük iddiasını korumak için kullanmıştır.
Ayet bugünün insanına şu soruları yöneltir:
Doğruyu duyduğumda onu düşünmeden arkamı mı dönüyorum?
Yanlışımı kabul etmeyi küçülmek olarak mı görüyorum?
Servetim, bilgim veya makamım nedeniyle başkalarını küçümsüyor muyum?
Bir sözü içeriğine göre mi, söyleyen kişinin konumuna göre mi değerlendiriyorum?
Hakikati mi savunuyorum, yoksa yalnızca kendi büyüklük anlayışımı mı koruyorum?
İnsan hakikate arkasını dönerek ondan kurtulamaz.
Yalnızca ışığa sırtını döndüğü için kendi önüne düşen gölgeyi büyütür.
Gerçek büyüklük, hiçbir zaman yanılmadığını iddia etmek değil; doğruyu gördüğünde kibrini aşarak ona yönelmektir.
“İnsan hakikate sırtını döndüğünde hakikat arkasında kalmaz; onunla birlikte yürümeye devam eder ve bir gün yeniden karşısına çıkar. Tevazu, insanın küçülmesi değil, gerçeğin karşısında sahte büyüklüklerinden vazgeçmesidir.”
Ersan Karavelioğlu