Leyl Suresi 20. Ayette “Ancak Yüce Rabbinin Rızasını Aramak İçin Verir” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Allah Rızası, İhlas, Niyet, Karşılıksız İyilik, Manevi Arınma, Gösterişten Uzaklık Ve Ahlaki Özgürlük Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İyiliğin en yüksek mertebelerinden biri, yaptığımız güzel şeyin insanlar tarafından görülüp görülmediğini önemsemeyecek kadar niyetimizi görünenden özgürleştirebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
“إِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْأَعْلَىٰ — İllâ İbtiğâe Vechi Rabbihi’l A‘lâ” Ne Demektir
Leyl Suresi’nin yirminci ayetinde şöyle buyrulur:
إِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْأَعْلَىٰ
Anlam olarak:
“Ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için verir.”
(Leyl Suresi, 92/20)
Bir önceki ayette bu takva sahibi insanın yaptığı iyiliğin, bir başkasından aldığı nimetin karşılığını ödeme amacı taşımadığı belirtilmişti.
Şimdi onun asıl amacı açıklanır:
Allah’ın rızasını aramak.
Böylece surenin cömertlik anlatısı doğrudan ihlasın merkezine ulaşır.
“İbtiğâ” Ne Anlama Gelmektedir
İbtiğâ kelimesi:
aramak,
istemek,
bir şeyi bilinçli biçimde talep etmek,
ona yönelmek
anlamlarını taşır.
Bu kelime pasif bir bekleyiş ifade etmez.
İnsan:
Allah’ın rızasını arar.
Yani hayatındaki tercihlerini belirli bir yöne doğru düzenlemeye çalışır.
Bu açıdan Allah rızası, yalnız bir duygu değil, hayatın yönünü belirleyen amaç hâline gelir.
“Vechi Rabbihî” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet kelime olarak:
“Rabbinin vechini aramak”
ifadesini kullanır.
Kur’an dilinde “vech” kelimesinin bu tür kullanımları, klasik yorumlarda Allah’a yönelmek, O’nun rızasını istemek ve yalnız O’nun için davranmak şeklinde açıklanmıştır.
Bu nedenle Türkçe meallerde çoğunlukla:
“Rabbinin rızasını aramak”
şeklinde çevrilir.
Buradaki vurgu Allah’ı yaratılmışlara benzetmek değil, iyiliğin yöneldiği en yüce amacı ifade etmektir.
“Rabbihi’l A‘lâ — Yüce Rabbi” İfadesi Neden Özellikle Kullanılmıştır
El A‘lâ:
en yüce,
en üstün
anlamına gelir.
Bu ifade insanın niyetindeki bütün dünyevi makamların üzerine başka bir ölçü koyar.
İnsan:
zenginlerin,
yöneticilerin,
toplumun,
kalabalıkların
takdirini arayabilir.
Fakat ayetteki kişi daha yüksek bir değerlendirmeyi önemser:
Yüce Rabbinin rızasını.
Bu, insanın niyetini toplumsal alkıştan özgürleştiren büyük bir perspektiftir.
Allah’ın Rızasını Aramak Ne Demektir
Allah’ın rızasını aramak, insanın davranışlarında:
“Allah’ın hoşnut olacağı doğru nedir?”
sorusunu önemsemesidir.
Bu:
adalet,
merhamet,
dürüstlük,
cömertlik,
emanete riayet
gibi ahlaki değerlerle somutlaşır.
Yalnız:
“Ben iyi niyetliyim.”
demek yeterli değildir.
Allah rızasını arama iddiası, davranışta ahlaki sorumluluğa dönüşmelidir.
İhlas Nedir
İhlas, bir davranışın niyetini mümkün olduğunca:
gösterişten,
çıkar hesabından,
insanların övgüsünden
arındırmaktır.
İnsan:
iyilik yapar,
ama insanların kendisini büyük görmesini asıl hedef hâline getirmez.
İbadet eder,
ama üstünlük göstergesine dönüştürmez.
Verir,
ama yardım ettiği insanı kendisine borçlu kılmak istemez.
İhlas, insanın yaptığı iyiliği egosunun reklamına çevirmemesidir.
Gösteriş İle Allah Rızasını Aramak Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Gösterişte merkezde:
“İnsanlar benim hakkımda ne düşünecek?”
sorusu vardır.
İhlasta ise:
“Bu gerçekten doğru ve Allah’ın hoşnut olacağı bir davranış mı?”
sorusu öne çıkar.
İki insan aynı yardımı yapabilir.
Biri:
alkış için.
Diğeri:
Allah rızası için.
Dışarıdan eylem aynı görünebilir.
Ama ahlaki merkezleri farklıdır.
Gizli Yapılan İyilik Neden Özel Bir Değer Taşıyabilir
Çünkü gizlilik gösteriş ihtimalini azaltabilir.
İnsan bir iyiliği kimsenin bilmediği şekilde yaptığında:
alkış,
itibar,
teşekkür
kazanma ihtimali azalır.
Bu durumda kişi kendi niyetiyle daha doğrudan karşılaşır:
“Kimse öğrenmeyecekse yine yapacak mıyım?”
Bu soru ihlasın güçlü sınavlarından biridir.
Ancak açık yapılan her iyilik de gösteriş değildir; bazen örnek olmak veya toplumsal fayda için açık davranmak gerekli olabilir.
İnsan Kendi Niyetini Tam Olarak Bilebilir mi
Her zaman kolay değildir.
İnsan niyetleri karmaşık olabilir.
Aynı davranışın içinde:
yardım etme arzusu,
takdir edilme isteği,
vicdan rahatlatma ihtiyacı
bir arada bulunabilir.
Bu nedenle ihlas, bir kez kazanılıp biten bir durum değil, niyeti sürekli gözden geçirme çabasıdır.
İnsan kendisine:
“Bu davranıştan egom ne kazanmak istiyor?”
diye sorabilir.
Allah Rızası İçin Vermek Karşılık Beklememek midir
İnsanlardan karşılık beklememektir.
Fakat Allah’tan güzel karşılık ummak, ayetin imanî çerçevesinin parçasıdır.
Bu iki durum birbirinden farklıdır.
İnsan:
“Sana yardım ettim, şimdi sen bana borçlusun.”
demez.
Fakat:
“Allah katında doğru olanı yapmaya çalışıyorum.”
diyebilir.
Böylece yardım edilen insan üzerindeki borç baskısından kurtulur.

Mal Vermek Neden İhlas İçin Güçlü Bir Sınavdır
Çünkü mal insan için somut değerdir.
İnsan onu kazanmak için:
zaman,
emek,
enerji
harcamış olabilir.
Böyle bir şeyi verdiğinde niyet daha görünür hâle gelir.
Eğer karşılığında:
şöhret,
güç,
itaat
beklemiyorsa verme eylemi nefsin güçlü bağlarından birini kırabilir.
Bu nedenle cömertlik ile ihlas birleştiğinde tezkiyenin güçlü bir biçimi ortaya çıkar.

İyilik Yapıp Sonra Sürekli Anlatmak İhlası Zedeleyebilir mi
Niyete bağlı olarak zedeleyebilir.
İnsan bazen başkalarını teşvik etmek amacıyla yaptığı iyiliği anlatabilir.
Ama sürekli:
“Ben şuna şu kadar yardım ettim.”
“Ben olmasaydım bunu yapamazdı.”
gibi ifadeler kullanmak nefsin üstünlük duygusunu besleyebilir.
İyiliği yaptıktan sonra onu sürekli kendi kimliğinin vitrini hâline getirmek, arınma amacıyla çelişebilir.
Bazen iyilikten sonra yapılabilecek en güzel şey sessizce geri çekilmektir.

Allah Rızası İçin Yapıldığını Söylemek Davranışı Otomatik Olarak Doğru Yapar mı
Hayır.
Bu çok önemlidir.
Bir insan:
“Ben bunu Allah için yapıyorum.”
diyerek haksızlığı meşrulaştıramaz.
İyi niyet:
zulmü,
başkasının hakkını çiğnemeyi,
yanlış yöntemi
otomatik olarak doğru hâle getirmez.
İhlas, hem:
niyetin temizliğini
hem de:
davranışın ahlaki doğruluğunu
gerektirir.

Allah Rızasını Merkeze Almak İnsanın Karakterini Nasıl Değiştirebilir
İnsan sürekli:
“Doğru olan nedir?”
sorusuna göre yaşamaya çalışırsa zamanla:
daha az gösterişçi,
daha az çıkarcı,
daha tutarlı
bir karakter geliştirebilir.
Başkalarının alkışına olan bağımlılığı azalabilir.
Bu önemli bir ahlaki özgürlüktür.
Çünkü sürekli insanların onayını arayan kişi, kendi hayatının yönünü kolayca kalabalığın eline bırakabilir.

İnsanların Beğenisinden Özgürleşmek Neden Önemlidir
İnsanların düşüncelerini tamamen önemsememek sağlıklı değildir.
Eleştiri ve geri bildirim değerlidir.
Fakat insan bütün değerini:
beğeniye,
alkışa,
takipçi sayısına,
toplumsal statüye
bağlarsa kendi ahlaki pusulasını kaybedebilir.
Allah rızasını merkeze almak, insanın:
“Herkes alkışlasa bile yanlışsa yapmam; herkes küçümsese bile doğruysa yapmaya çalışırım.”
diyebilecek bir iç bağımsızlık geliştirmesidir.

İhlas Toplumsal Hayatta Nasıl Görünebilir
İhlas yalnız bireysel ibadet alanında değildir.
Bir kişi:
görevini dürüstçe yaparken,
emaneti korurken,
kimse görmediği hâlde haksızlıktan kaçınırken,
birine yardım edip bunu reklam etmezken
de ihlas gösterebilir.
Bu nedenle ihlas hayatın görünmeyen ahlakıdır.
İnsan dışarıdan denetlenmediğinde bile doğru olanı yapmaya çalışır.

18, 19 Ve 20. Ayetler Birlikte Nasıl Bir Bütün Oluşturur
Bu üç ayet cömertliğin iç yapısını olağanüstü bir sırayla açıklar:
18. Ayet:
Eylem ve tezkiye.
19. Ayet:
İnsanlardan karşılık beklememe.
20. Ayet:
Asıl amaç.
Böylece iyilik:
eylem → beklentiden arınma → ihlas
şeklinde derinleşir.

Bir Sonraki Ayette Ne Anlatılacaktır
Leyl Suresi’nin yirmi birinci ve son ayetinde şöyle buyrulacaktır:
وَلَسَوْفَ يَرْضَىٰ
“Ve elbette kendisi de hoşnut olacaktır.”
Bu son derece zarif bir kapanıştır.
Takva sahibi kişi:
malını verir,
arınmaya çalışır,
insanlardan karşılık beklemez,
yalnız Rabbinin rızasını arar.
Ve sonunda:
kendisi de razı olacaktır.
Böylece Allah’ın rızasını arayan insanın yolculuğu hoşnutlukla tamamlanacaktır.

Sonuç: İhlas, İyiliği İnsanların Gözünden Kurtarıp Yüce Bir Amaca Bağlamak Ve Verirken Yalnız Maldan Değil, Alkış İhtiyacından da Özgürleşebilmektir
Leyl Suresi’nin yirminci ayetindeki:
“Ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için…”
ifadesi, surenin cömertlik anlatısının zirvelerinden biridir.
İnsan:
Ve bütün bunların merkezinde:
Allah’ın rızasını aramak
vardır.
Bu çok derin bir özgürlük anlayışıdır.
Çünkü insan artık iyiliğinin değerini:
kaç kişinin gördüğüne,
kaç kişinin teşekkür ettiğine,
kaç kişinin kendisini övdüğüne
bağlamaz.
İyilik değerini hakikatinden alır.
İnsanların alkışı gelebilir veya gelmeyebilir.
Teşekkür edilebilir veya edilmeyebilir.
İyilik unutulabilir.
Fakat kişinin asıl amacı bunlar değilse davranışının anlamı değişmez.
Belki de ihlasın en güçlü sınavlarından biri budur:
Kimsenin görmediği yerde de aynı insan olabilmek.
İnsanların önünde dürüst,
yalnızken başka biri olmamak.
Övülürken cömert,
unutulduğunda cimri hâle gelmemek.
İhlas, insanın görünür hayatı ile görünmeyen hayatı arasındaki mesafeyi azaltır.
Ve Leyl Suresi şimdi son ayetine ulaşacaktır:
“Ve elbette kendisi de hoşnut olacaktır.”
Surenin başında:
farklı yollar
vardı.
Sonunda ise Allah’ın rızasını arayan insan için:
rıza ve hoşnutluk
vardır.
Böylece bütün sure, insanın hangi yolda yürüdüğünün sonunda nasıl bir kalp ve nasıl bir akıbet ürettiğini göstererek tamamlanmaya hazırlanır.
“İhlas, iyiliği kimsenin görmediği yerde de yapabilmek ve kimse teşekkür etmediğinde de onun değerinden şüphe etmemektir. İnsan alkış ihtiyacından özgürleştiği ölçüde, yaptığı iyiliğin gerçek sahibini de kendi egosu olmaktan çıkarabilir.”
Ersan Karavelioğlu