Leyl Suresi 18. Ayette “O, Malını Arınmak İçin Verir” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Cömertlik, Tezkiye, Malın Ahlakı, Niyet, Gösterişten Uzaklık, Manevi Arınma, Paylaşma Ve Gerçek Zenginlik Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsan bazen verdiği şeyle yalnız başkasının yükünü hafifletmez; aynı anda kendi nefsindeki bencilliği, sahip olma tutkusunu ve üstünlük duygusunu da azaltmaya başlar.”
Ersan Karavelioğlu
“الَّذِي يُؤْتِي مَالَهُ يَتَزَكَّىٰ — Ellezî Yü’tî Mâlehû Yetezekkâ” Ne Demektir
Leyl Suresi’nin on sekizinci ayetinde şöyle buyrulur:
الَّذِي يُؤْتِي مَالَهُ يَتَزَكَّىٰ
Anlam olarak:
“O, malını arınmak için verir.”
(Leyl Suresi, 92/18)
Bir önceki ayette:
“En çok sakınan kimse o ateşten uzak tutulacaktır.”
buyrulmuştu.
Şimdi bu takva sahibi insanın önemli bir özelliği açıklanır:
Böylece takvanın soyut bir düşünce değil, somut davranışa dönüşen bir bilinç olduğu gösterilir.
“Yü’tî Mâlehû — Malını Verir” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet insanın:
kendi malından vermesini
özellikle vurgular.
Bu önemlidir.
Çünkü vermenin gerçek bedeli, kişinin kendisine ait ve değer verdiği bir şeyden vazgeçebilmesinde ortaya çıkar.
İnsan:
parasını,
imkânını,
kaynağını
başkasının yararına kullanır.
Bu davranış yalnız ekonomik bir transfer değildir.
Aynı zamanda insanın:
“Her şey yalnız benim için değildir.”
diyebilmesidir.
“Yetezekkâ — Arınmak İçin” Ne Anlama Gelmektedir
Yetezekkâ, tezkiye kökünden gelir.
Tezkiye:
arınmak,
temizlenmek,
gelişmek,
ahlaki bakımdan olgunlaşmak
anlamlarını taşır.
Dolayısıyla ayetteki insanın vermesi yalnız başkasına yardım etmek değildir.
Verme davranışı aynı zamanda kendisini dönüştürür.
Cimrilikten arınır.
Bencillikten uzaklaşır.
Mal bağımlılığını sınırlar.
Merhametini büyütür.
Mal Vermek İnsanı Nasıl Arındırabilir
Çünkü mal insanın nefsine güçlü biçimde bağlanabilir.
İnsan sahip olduklarını:
güvenlik,
statü,
güç,
başarı
ile özdeşleştirebilir.
Vermek ise nefsin şu iddiasını sınar:
“Ne kadar çok tutarsam o kadar güçlüyüm.”
İnsan başkası için verebildiğinde malın kendi üzerinde mutlak otorite kurmasına izin vermediğini gösterir.
Bu nedenle cömertlik, sahip olma tutkusunun terbiyesidir.
Tezkiye Yalnız Günahlardan Temizlenmek midir
Hayır.
Tezkiye daha geniştir.
Yalnız kötülüğü terk etmek değil, iyiliği büyütmek de tezkiyenin parçasıdır.
Örneğin:
cimrilikten uzaklaşmak,
cömertliği geliştirmek,
kibirden uzaklaşmak,
tevazuyu büyütmek,
merhametsizlikten uzaklaşmak,
şefkati artırmak
tezkiye sürecinin parçaları olabilir.
Yani insan yalnız eksiltmez; aynı zamanda geliştirir.
Vermenin Merhametle Nasıl Bir Bağı Vardır
İnsan bir başkasının ihtiyacını fark ettiğinde kendi dünyasının dışına çıkar.
Yalnız:
“Ben ne istiyorum?”
sorusunu değil,
“Başkasının neye ihtiyacı var?”
sorusunu da sormaya başlar.
Bu değişim çok önemlidir.
Çünkü bencillik insanın dünyasını daraltır.
Merhamet ise genişletir.
Vermek, bu genişlemenin davranışa dönüşmüş hâli olabilir.
Gösteriş İçin Verilen Mal İnsanı Aynı Şekilde Arındırır mı
Ayetin ilerleyen bağlamı niyet meselesini daha da belirginleştirecektir.
Bir insan:
övülmek,
itibar kazanmak,
borçlu hissettirmek
için verebilir.
Bu durumda dışarıdaki yardım gerçek olabilir.
Ama içerideki niyet arınma yerine egoyu büyütebilir.
Bu nedenle İslam ahlakında yalnız:
“Ne verdin?”
değil,
“Neden verdin?”
sorusu da önemlidir.
Niyet Neden Vermenin Ahlaki Değerini Değiştirir
Çünkü aynı davranış farklı amaçlara hizmet edebilir.
İki kişi aynı miktarı verebilir.
Birisi:
yardım etmek için,
diğeri:
üstün görünmek için.
Dışarıdaki miktar aynıdır.
Ama iç dünyadaki yön farklıdır.
Tezkiye insanın yalnız elini değil, niyetini de temizlemeyi gerektirir.
Bu yüzden gerçek cömertlik, yardım edilen insanı kendi egosunun dekoruna dönüştürmemelidir.
Yardım Ederken İhtiyaç Sahibinin Onurunu Korumak Neden Önemlidir
Çünkü yardım edilen insan yalnız bir “ihtiyaç” değildir.
O da:
kişiliği,
onuru,
duyguları
olan bir insandır.
Birine yardım edip sonra:
küçümsemek,
minnet altında bırakmak,
herkese anlatmak
yardımın ahlaki güzelliğini zedeleyebilir.
Gerçek cömertlik yalnız mal vermez.
İnsanın onurunu da korur.
Malı Tutmak İle Mala Bağlanmak Aynı Şey midir
Hayır.
İnsan malını:
gelecek,
ailesi,
ihtiyaçları
için koruyabilir.
Bu normaldir.
Sorun malın insanın kimliğinin merkezi hâline gelmesidir.
İnsan:
kaybetmekten aşırı korkuyor,
paylaşamıyor,
değerini servetiyle ölçüyorsa
bağımlılık gelişebilir.
Cömertlik burada insanın mala karşı:
“Sana sahibim ama sana ait değilim.”
diyebilmesidir.

Küçük Miktarda Vermek de Tezkiye Olabilir mi
Evet.
Tezkiye miktara bağlı değildir.
Az imkânı olan bir insanın küçük yardımı, onun için büyük bir fedakârlık olabilir.
Bu yüzden ahlaki değer yalnız rakamla ölçülmez.
İnsanın:
imkânı,
niyeti,
fedakârlığı
da önemlidir.
Bazen çok küçük görünen bir yardım, insanın iç dünyasında çok büyük bir dönüşümün başlangıcı olabilir.

Düzenli Vermek Karakteri Değiştirebilir mi
Evet.
Bir insan paylaşmayı düzenli hâle getirdiğinde:
vermeye karşı direnci azalabilir,
başkalarının ihtiyaçlarını daha hızlı fark edebilir,
sahip olduklarına daha farklı bakabilir.
Böylece cömertlik tek seferlik davranış olmaktan çıkar.
Karakter özelliğine dönüşür.
Tezkiye de tam olarak böyle işler:
Bir iyi seçim başka bir iyi seçimi kolaylaştırabilir.

Gerçek Zenginlik İle Çok Mala Sahip Olmak Aynı Şey midir
Her zaman değil.
İnsan çok mala sahip olabilir ama:
hiç paylaşamıyorsa,
sürekli kaybetme korkusu yaşıyorsa,
servetiyle insanları küçümsüyorsa
iç dünyası yoksullaşabilir.
Başka biri daha az mala sahip olsa bile:
şükreden,
paylaşan,
kanaat eden
bir karakter geliştirebilir.
Bu nedenle gerçek zenginlik yalnız:
“Ne kadar sahibim?”
değil,
“Sahip olduklarımla nasıl bir ilişkim var?”
sorusuyla da ölçülür.

Vermek Toplumu da Arındırabilir mi
Bireysel cömertliğin toplumsal etkileri olabilir.
Paylaşma:
yoksulluğun etkisini azaltabilir,
dayanışmayı artırabilir,
insanlar arasındaki güveni güçlendirebilir.
Fakat yalnız yardım yeterli değildir.
Toplumsal adalet için:
hakların korunması,
adil fırsatlar,
sömürünün engellenmesi
de önemlidir.
Cömertlik bireyi arındırırken, adalet toplumsal yapıyı düzeltmeye çalışır.

Vermek İnsanın Dünyaya Bakışını Nasıl Değiştirebilir
İnsan düzenli olarak verdiğinde sahip olduklarını farklı görmeye başlayabilir.
Para artık yalnız:
“Benim tüketim gücüm.”
değildir.
Aynı zamanda:
bir öğrenciye eğitim,
bir aç insana yemek,
bir hastaya destek,
bir aileye nefes
olabilir.
Böylece malın değeri yalnız sahibine sağladığı hazla değil, başkalarının hayatında üretebildiği iyilikle de ölçülmeye başlanır.

Leyl Suresi’nde Cimrilik Ve Cömertlik Nasıl Tam Bir Karşıtlık Oluşturur
Surenin önceki ayetlerinde:
denilmişti.
Şimdi ise:
buyrulur.
Birinci insan:
malı tutarak kendini ihtiyaçsız görür.
İkinci insan:
malı vererek arınmaya çalışır.
Birisi için mal:
benliği büyütme aracıdır.
Diğeri için:
nefsi terbiye etme aracıdır.
Aynı mal iki farklı karakterde tamamen farklı bir ahlaki anlam kazanabilir.

Bu Ayet Şems Suresindeki “Nefsini Arındıran Kurtuluşa Ermiştir” İlkesiyle Nasıl İlişkilendirilebilir
Şems Suresi’nde:
“Nefsini arındıran gerçekten kurtuluşa ermiştir.”
buyrulmuştu.
Leyl Suresi ise bu arınmanın somut yollarından birini gösterir:
Malını vererek arınmak.
Şems genel ilkeyi ortaya koymuştu.
Leyl ise günlük hayattaki uygulamalardan birini gösterir.
Yani tezkiye yalnız zihinsel veya soyut değildir.
Parayla kurduğumuz ilişkide bile görünür olabilir.

Bir Sonraki Ayette Ne Anlatılacaktır
Leyl Suresi’nin on dokuzuncu ayetinde şöyle buyrulacaktır:
“Onun yanında, karşılığı verilecek hiçbir kimsenin nimeti yoktur.”
Bu ifade, vermenin niyetini daha da netleştirecektir.
Yani takva sahibi kişi malını:
bir borcu ödemek,
karşılık satın almak,
birinin iyiliğine misilleme yapmak
için vermemektedir.
Onun verme davranışının arkasında daha saf ve daha yüksek bir amaç vardır.
Bu amaç sonraki ayette daha da açık biçimde ifade edilecektir.

Sonuç: Malını Arınmak İçin Vermek, Başkasına Bir Şey Bırakırken Kendi Nefsinden Cimriliği, Kibri Ve Sahiplik Tutkusunu Eksiltebilmektir
Leyl Suresi’nin on sekizinci ayetindeki:
“O, malını arınmak için verir.”
ifadesi, cömertliğin en derin boyutlarından birini ortaya koyar.
İnsan verirken dışarıda bir şey azalır:
Ama içeride başka şeyler büyüyebilir:
Aynı anda bazı şeyler de küçülebilir:
Bu yüzden Kur’an’ın anlattığı verme, yalnız fakirin ihtiyacını karşılayan ekonomik hareket değildir.
Veren insanın kendisini de dönüştüren ahlaki bir eylemdir.
İnsan malını verebilir ama egosunu büyütebilir.
Bu gerçek tezkiye değildir.
İnsan verir ve kimsenin bilmesini istemez.
İhtiyaç sahibini küçümsemez.
Karşılık beklemez.
Kendi üstünlüğünü sergilemez.
İşte o zaman verme davranışı insanın iç dünyasında daha derin bir anlam kazanır.
Asıl mesele:
“Ne kadar verdim?”
sorusundan önce:
“Verirken neye dönüştüm?”
sorusudur.
Malın insan üzerindeki en büyük sınavı belki de budur:
İnsan servet sahibi olabilir.
Ama servetin sahibi olarak kalabilecek mi?
Yoksa servet onun kalbinin sahibi mi olacak?
Leyl Suresi’nin cevabı, vermeyi bilen insanda görünür:
Mal elinde bulunabilir; fakat kalbini bütünüyle ele geçiremez.
Ve bir sonraki ayette bu cömertliğin ne kadar karşılıksız ve temiz bir niyet taşıdığı anlatılacaktır:
“Onun yanında, karşılığı verilecek hiçbir kimsenin nimeti yoktur.”
Böylece sure cömertlikten ihlasın derinliklerine doğru ilerleyecektir.
“Gerçek cömertlik yalnız başkasına verdiğimiz miktarla ölçülmez; verdiğimiz anda kendi içimizde neyi azalttığımızla da ölçülür. Bir lokma paylaşırken cimriliği, bir mal verirken kibri eksiltebiliyorsak, verdiğimiz şey başkasına ulaşırken bizi de arındırmaya başlamış demektir.”
Ersan Karavelioğlu