📖 Kehf Suresi'nin Türkçe Meali Nedir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu?

  • Evet

    Oy: 118 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    118

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
49,316
2,724,279
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Kehf Suresi'nin Türkçe Meali Nedir ❓


Not: Aşağıdaki metin, Kehf Suresi'nin Türkçe anlam aktarımıdır. Tefsir değil, ayetlerin temel manasını sade Türkçe ile yansıtan bir meal çalışmasıdır.



📖 Kehf Suresi Türkçe Meali​


1. Hamd, kuluna kitabı indiren ve onda hiçbir çarpıklık koymayan Allah'a mahsustur.


2. O kitabı dosdoğru kıldı ki kendi katından gelecek şiddetli bir azaba karşı insanları uyarsın; salih ameller işleyen müminlere de güzel bir mükâfat olduğunu müjdelesin.


3. Onlar orada ebedî kalacaklardır.


4. Bir de “Allah çocuk edindi” diyenleri uyarsın.


5. Bu konuda ne onların ne de atalarının hiçbir bilgisi vardır. Ağızlarından çıkan söz ne kadar da ağırdır. Onlar ancak yalan söylüyorlar.


6. Ey Peygamber❗️ Onlar bu söze iman etmiyorlar diye arkalarından üzülerek neredeyse kendini helak edeceksin.


7. Biz yeryüzündeki şeyleri, insanların hangisinin daha güzel amel işleyeceğini denemek için ona bir süs yaptık.


8. Şüphesiz biz, yeryüzündeki her şeyi kupkuru bir toprak haline de getirebiliriz.


9. Yoksa sen, mağara ve kitabe sahiplerinin bizim şaşılacak ayetlerimizden biri olduğunu mu sandın❓


10. Gençler mağaraya sığındıklarında şöyle demişlerdi: “Rabbimiz❗️ Bize katından rahmet ver ve içinde bulunduğumuz durumda bize doğru bir çıkış yolu hazırla.”


11. Bunun üzerine biz de mağarada onların kulaklarına nice yıllar uyku vurduk.


12. Sonra onları uyandırdık ki iki topluluktan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesapladığını ortaya çıkaralım.


13. Biz sana onların haberini gerçek olarak anlatıyoruz. Onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi; biz de onların hidayetini artırmıştık.


14. Kalplerini sağlamlaştırmıştık. Ayağa kalkıp şöyle demişlerdi: “Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. O'ndan başkasına asla ilah demeyiz. Aksi halde gerçekten çok büyük bir yanlış söylemiş oluruz.”


15. “Şu kavmimiz Allah'tan başka ilahlar edindi. Bari onlar hakkında açık bir delil getirselerdi❗️ Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir❓


16. “Madem onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından ayrıldınız, o halde mağaraya sığının ki Rabbiniz size rahmetinden genişlik versin ve işinizde size kolaylık hazırlasın.”


17. Güneşi görürdün; doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafına yönelir, battığı zaman da sol taraflarından geçerdi. Onlar ise mağaranın geniş bir yerindeydiler. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Allah kimi doğru yola iletirse işte o doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.


18. Sen onları uyanık sanırdın, hâlbuki onlar uykudaydılar. Biz onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmıştı. Onları görseydin, mutlaka dönüp kaçardın ve içini büyük bir korku kaplardı.


19. Böylece onları uyandırdık ki birbirlerine sorsunlar. İçlerinden biri dedi ki: “Ne kadar kaldınız❓” Dediler ki: “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık.” Sonra şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi birinizi şu paranızla şehre gönderin. Baksın, yiyeceklerin hangisi daha temizse ondan size rızık getirsin. Dikkatli davransın ve kimseyi sizden haberdar etmesin.”


20. “Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler ya da sizi kendi dinlerine döndürürler. O zaman asla kurtuluşa eremezsiniz.”


21. Böylece insanları onların durumundan haberdar ettik ki Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu ve kıyametin geleceğinde hiçbir şüphe bulunmadığını bilsinler. İnsanlar onların işi hakkında tartışıyorlardı. Bazıları, “Onların üzerine bir bina yapın; Rableri onları daha iyi bilir” dediler. Onların işinde üstün gelenler ise “Mutlaka onların üzerine bir mescit yapacağız” dediler.


22. Bazıları, “Onlar üç kişiydi, dördüncüleri köpekleriydi” diyecekler. Bazıları, “Beş kişiydi, altıncıları köpekleriydi” diyecekler. Bunlar gayb hakkında tahminde bulunmaktır. Bazıları da “Yedi kişiydi, sekizincileri köpekleriydi” diyecekler. De ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onları ancak az kimse bilir.” O halde onlar hakkında açık delile dayanmadan tartışma ve kimseye de onların durumu hakkında soru sorma.


23. Hiçbir şey hakkında “Ben bunu yarın mutlaka yapacağım” deme.


24. Ancak “Allah dilerse” de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve şöyle de: “Umarım Rabbim beni bundan daha yakın bir doğruluğa ulaştırır.”


25. Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar; buna dokuz yıl daha eklediler.


26. De ki: “Onların ne kadar kaldığını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O ne güzel görür, ne güzel işitir❗️ Onların Allah'tan başka hiçbir dostu yoktur. Allah hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.”


27. Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O'ndan başka sığınılacak bir yer de bulamazsın.


28. Sabah akşam Rablerinin rızasını isteyerek O'na dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, hevesine uyan ve işi aşırılık olan kimseye itaat etme.


29. De ki: “Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Şüphesiz biz zalimler için, duvarları kendilerini kuşatan bir ateş hazırladık. Yardım istediklerinde, yüzleri kavuran erimiş maden gibi bir suyla yardım edilirler. O ne kötü içecektir ve orası ne kötü bir konaktır.


30. İman edip salih ameller işleyenlere gelince, şüphesiz biz güzel işler yapanların mükâfatını boşa çıkarmayız.


31. İşte onlar için altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bileziklerle süslenirler; ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyerler. Orada tahtlar üzerine yaslanırlar. Ne güzel mükâfat ve ne güzel bir konak❗


32. Onlara iki adamı örnek ver: Birine iki üzüm bağı vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, aralarında da ekinlikler meydana getirmiştik.


33. İki bağ da ürününü eksiksiz veriyor, hiçbir şeyini eksik bırakmıyordu. İkisinin arasından da bir ırmak akıtmıştık.


34. Onun ayrıca başka serveti de vardı. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki: “Ben mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da senden daha güçlüyüm.”


35. Kendisine zulmederek bağına girdi ve dedi ki: “Bunun asla yok olacağını sanmıyorum.”


36. “Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile, bundan daha güzel bir sonuç bulurum.”


37. Arkadaşı onunla konuşurken dedi ki: “Seni topraktan, sonra nutfeden yaratan, sonra seni düzgün bir insan haline getiren Allah'ı inkâr mı ediyorsun❓


38. “Fakat benim için O Allah Rabbimdir. Ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam.”


39. “Bağına girdiğin zaman, ‘Maşallah, güç yalnız Allah'ındır’ demen gerekmez miydi❓ Eğer beni mal ve evlat bakımından senden az görüyorsan...”


40. “Belki Rabbim bana senin bağından daha hayırlısını verir; seninkinin üzerine de gökten bir afet gönderir de bağın kaygan bir toprak haline gelir.”


41. “Yahut suyu çekilir de bir daha onu bulmaya gücün yetmez.”


42. Derken adamın serveti kuşatılıp yok edildi. Harcadıklarına karşı ellerini ovuşturmaya başladı. Bağ, çardakları üzerine çökmüştü. “Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım” diyordu.


43. Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu yoktu; kendi kendini de kurtarabilecek değildi.


44. İşte böyle durumda gerçek dostluk ve yardım yalnız hak olan Allah'a aittir. Mükâfatı en hayırlı olan da sonuç bakımından en güzel olan da O'dur.


45. Onlara dünya hayatının örneğini ver: Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz su gibidir. Onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karışıp gelişir; sonra rüzgârların savurduğu kuru çerçöp haline gelir. Allah her şeye gücü yetendir.


46. Mal ve evlatlar dünya hayatının süsüdür. Kalıcı salih ameller ise Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, umut bakımından daha değerlidir.


47. O gün dağları yürütürüz; yeryüzünü dümdüz görürsün. Onları toplayıp hiçbirini dışarıda bırakmayız.


48. Hepsi saf saf Rabbine sunulur. Onlara denir ki: “Andolsun, sizi ilk yarattığımız gibi bize geldiniz. Oysa siz, size bir buluşma zamanı belirlemeyeceğimizi sanmıştınız.”


49. Kitap ortaya konur. Suçluların onda yazılı olanlardan korkuya kapıldıklarını görürsün. “Eyvah bize❗️ Bu nasıl kitapmış❗️ Küçük büyük hiçbir şeyi bırakmadan sayıp dökmüş” derler. Yaptıklarını karşılarında hazır bulurlar. Rabbin hiç kimseye zulmetmez.


50. Hani meleklere, “Âdem'e secde edin” demiştik. İblis dışında hepsi secde etti. O cinlerdendi; Rabbinin emrinden çıktı. Şimdi siz beni bırakıp onu ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz❓ Hâlbuki onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişimdir.


51. Ben onları göklerin ve yerin yaratılışına da, kendi yaratılışlarına da şahit tutmadım. Saptırıcıları yardımcı edinmiş de değilim.


52. O gün Allah şöyle der: “Ortağım sandıklarınızı çağırın.” Onları çağırırlar; fakat onlar kendilerine cevap vermezler. Biz aralarına helak edici bir uçurum koymuşuzdur.


53. Suçlular ateşi görürler ve ona düşeceklerini anlarlar. Ondan kaçacak bir yer bulamazlar.


54. Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü örneği farklı şekillerde açıkladık. Fakat insan, tartışmaya en düşkün varlıktır.


55. Kendilerine hidayet geldiği halde insanları iman etmekten ve Rablerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan şey, ancak öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesini veya azabın açıkça karşılarına çıkmasını beklemeleridir.


56. Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise batıl ile hakkı ortadan kaldırmak için mücadele ederler. Ayetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri alaya alırlar.


57. Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatıldığı halde onlardan yüz çeviren ve kendi elleriyle yaptıklarını unutan kimseden daha zalim kim vardır❓ Biz onların kalplerinin üzerine anlamalarını engelleyen perdeler, kulaklarına da ağırlık koyduk. Sen onları doğru yola çağırsan bile artık asla doğru yolu bulamazlar.


58. Rabbin çok bağışlayıcıdır, rahmet sahibidir. Eğer onları yaptıkları yüzünden hemen yakalayacak olsaydı, azabı çabuklaştırırdı. Fakat onlar için belirlenmiş bir zaman vardır; onun dışında kaçacak bir yer bulamazlar.


59. İşte şu şehirler zulmettikleri zaman onları helak ettik ve helakleri için belirlenmiş bir zaman tayin ettik.


60. Hani Musa genç yardımcısına şöyle demişti: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar durmayacağım; yahut uzun zaman yol alacağım.”


61. İkisi iki denizin birleştiği yere ulaşınca balıklarını unuttular. Balık da denizde yolunu tutup gitti.


62. Oradan uzaklaştıklarında Musa yardımcısına dedi ki: “Yemeğimizi getir. Gerçekten bu yolculuğumuzda çok yorulduk.”


63. Yardımcısı dedi ki: “Kayaya sığındığımız zamanı hatırlıyor musun❓ İşte ben balığı orada unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. Balık şaşılacak şekilde denizde yolunu tutup gitmişti.”


64. Musa dedi ki: “İşte aradığımız şey buydu.” Bunun üzerine izlerini takip ederek geri döndüler.


65. Derken kullarımızdan bir kul buldular. Biz ona katımızdan rahmet vermiş ve ona tarafımızdan özel bir ilim öğretmiştik.


66. Musa ona dedi ki: “Sana öğretilen doğru bilgiden bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim❓


67. O kul dedi ki: “Sen benimle beraber olmaya sabredemezsin.”


68. “İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin❓


69. Musa dedi ki: “İnşallah beni sabırlı bulacaksın. Sana hiçbir konuda karşı gelmeyeceğim.”


70. O kul dedi ki: “Eğer bana tabi olacaksan, ben sana ondan söz edinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma.”


71. Böylece yola çıktılar. Bir gemiye bindiklerinde o kul gemiyi deldi. Musa dedi ki: “İçindekileri boğmak için mi onu deldin❓ Gerçekten çok kötü bir iş yaptın.”


72. O kul dedi ki: “Ben sana, benimle beraber olmaya sabredemezsin demedim mi❓


73. Musa dedi ki: “Unuttuğum şeyden dolayı beni sorgulama ve bana işimde güçlük çıkarma.”


74. Yine yola çıktılar. Nihayet bir çocukla karşılaştıklarında o kul çocuğu öldürdü. Musa dedi ki: “Tertemiz bir canı, bir can karşılığı olmaksızın mı öldürdün❓ Gerçekten çok kötü bir iş yaptın.”


75. O kul dedi ki: “Ben sana, benimle beraber olmaya asla sabredemezsin demedim mi❓


76. Musa dedi ki: “Bundan sonra sana bir şey sorarsam artık benimle arkadaşlık etme. O zaman tarafımdan haklı bir mazerete ulaşmış olursun.”


77. Yine yola çıktılar. Bir kasaba halkına vardıklarında onlardan yiyecek istediler. Fakat halk onları misafir etmekten kaçındı. Orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. O kul duvarı düzeltti. Musa dedi ki: “Dileseydin buna karşılık bir ücret alırdın.”


78. O kul dedi ki: “İşte bu, benimle senin ayrılma vaktindir. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereceğim.”


79. “Gemi, denizde çalışan yoksul kimselere aitti. Onu kusurlu yapmak istedim. Çünkü onların ilerisinde her sağlam gemiyi zorla alan bir hükümdar vardı.”


80. “Çocuğa gelince, onun anne babası mümin kimselerdi. Onun azgınlık ve inkârla onları sıkıntıya sokmasından korktuk.”


81. “İstedik ki Rableri onlara ondan daha temiz ve merhamete daha yakın bir evlat versin.”


82. “Duvara gelince, o şehirde iki yetim çocuğa aitti. Altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları salih bir kimseydi. Rabbin onların erginlik çağına ulaşıp hazinelerini çıkarmalarını diledi. Bu Rabbinden bir rahmettir. Ben bunları kendi isteğimle yapmadım. İşte sabredemediğin şeylerin açıklaması budur.”


83. Sana Zülkarneyn hakkında soruyorlar. De ki: “Size ondan bir haber okuyacağım.”


84. Biz ona yeryüzünde güç ve imkân verdik. Ona her şeyden bir yol ve sebep hazırladık.


85. O da bir yol tuttu.


86. Nihayet güneşin battığı yere ulaştığında, onu sanki kara bir su kaynağında batıyor gibi gördü. Orada bir kavim buldu. Dedik ki: “Ey Zülkarneyn❗️ Onlara ister azap edersin, ister haklarında iyilik yolunu seçersin.”


87. Zülkarneyn dedi ki: “Kim zulmederse onu cezalandıracağız. Sonra Rabbine döndürülecek; O da onu görülmemiş bir azapla cezalandıracaktır.”


88. “Fakat kim iman eder ve salih amel işlerse, onun için en güzel karşılık vardır. Ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz.”


89. Sonra yine bir yol tuttu.


90. Nihayet güneşin doğduğu yere ulaştığında, onu kendileri için güneşe karşı hiçbir örtü kılmadığımız bir kavim üzerine doğuyor buldu.


91. İşte böyle. Biz onun yanında olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık.


92. Sonra yine bir yol tuttu.


93. Nihayet iki dağ arasına ulaştığında, orada neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu.


94. Dediler ki: “Ey Zülkarneyn❗️ Ye'cûc ve Me'cûc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onlar arasına bir set yapman için sana bir bedel verelim mi❓


95. Zülkarneyn dedi ki: “Rabbimin bana verdiği imkân daha hayırlıdır. Siz bana gücünüzle yardım edin de sizinle onlar arasına sağlam bir engel yapayım.”


96. “Bana demir kütleleri getirin.” Nihayet iki dağın arasını doldurunca, “Körükleyin” dedi. Demiri ateş haline getirince de “Bana erimiş bakır getirin, üzerine dökeyim” dedi.


97. Artık onu ne aşabildiler ne de delebildiler.


98. Zülkarneyn dedi ki: “Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi geldiğinde onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir.”


99. O gün onları birbirine dalgalanır halde bırakırız. Sûra üflenir; hepsini bir araya toplarız.


100. O gün cehennemi inkârcılara apaçık gösteririz.


101. Onlar, beni anmaya karşı gözleri perde içinde olan ve işitmeye de güç yetiremeyen kimselerdi.


102. İnkâr edenler, beni bırakıp kullarımı dost edinebileceklerini mi sandılar❓ Biz cehennemi inkârcılar için bir konak olarak hazırladık.


103. De ki: “Amel bakımından en çok ziyana uğrayanları size haber verelim mi❓


104. “Onlar, dünya hayatındaki çabaları boşa giden kimselerdir. Oysa kendilerinin güzel işler yaptıklarını sanırlar.”


105. İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenlerdir. Bu yüzden amelleri boşa çıkmıştır. Kıyamet günü onlar için hiçbir tartı değeri koymayız.


106. İşte inkâr etmeleri, ayetlerimi ve peygamberlerimi alaya almaları sebebiyle onların cezası cehennemdir.


107. İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Firdevs cennetleri onlar için konak olacaktır.


108. Orada ebedî kalacaklardır. Oradan ayrılmak istemeyeceklerdir.


109. De ki: “Rabbimin sözleri için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri bitmeden deniz tükenirdi; bir o kadarını daha yardımcı getirsek bile.”


110. De ki: “Ben de sizin gibi bir insanım. Bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın.”




🌙 Kısa Özeti​


Kehf Suresi; imanı korumak, dünya nimetlerine aldanmamak, kaderin görünmeyen hikmetlerine sabretmek, ilmin Allah katındaki derinliğini anlamak ve kıyamet bilinciyle yaşamak üzerine çok güçlü mesajlar taşır.


Surenin ana kıssaları şunlardır:


KıssaAna Mesaj
Ashab-ı Kehfİmanı korumak için gerektiğinde dünyadan uzaklaşmak
İki Bahçe SahibiMalın insanı kibre sürüklememesi
Hz. Musa ve HızırGörünmeyen hikmetlere sabretmek
ZülkarneynGücü adalet, merhamet ve düzen için kullanmak

Kehf Suresi'nin kalbe bıraktığı en derin mesaj şudur:


İnsan her şeyi göremez; fakat Allah her şeyi bilir. Bu yüzden iman, yalnızca görüneni değil, görünmeyenin ardındaki ilahi hikmeti de teslimiyetle kabul etmektir.
 
Son düzenleme:

MT

❤️Keşfet❤️
Moderator
MT
Kayıtlı Kullanıcı
30 Kas 2019
32,673
991,234
113

İtibar Puanı:

Kehf Suresi'nin Türkçe Meali​

Kehf Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 18. suresi olup Mekke döneminde indirilmiştir. Toplam 110 ayetten oluşur. Adını, "mağara" anlamına gelen ve 9-26. ayetlerde bahsedilen Ashab-ı Kehf kıssasından alır. Sure, iman, sabır, Allah’a tevekkül gibi konulara vurgu yapar. İşte Kehf Suresi'nin Türkçe meali:

1. Hamd, kitabı kulu üzerine indiren ve onda hiçbir eğrilik yapmayan Allah’a mahsustur.

2. Dosdoğru ve sağlam bir kitap olarak indirdi ki, kendisinden şiddetli bir azap geleceğini haber versin ve güzel davranan müminleri, kendileri için güzel bir mükâfat olduğunu müjdelesin.

3. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

4. “Allah çocuk edindi” diyenleri de uyarsın.

5. Ne onların ne de atalarının bu hususta bir bilgisi vardır. Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir sözdür! Onlar ancak yalan söylüyorlar.

6. Onlar bu söze inanmazlarsa, neredeyse üzüntüden kendini helâk edeceksin.

7. Biz, hangisinin daha güzel amel işleyeceğini deneyelim diye yeryüzündeki şeyleri ona süs yaptık.

8. Şüphesiz biz, yeryüzündeki her şeyi kupkuru bir toprak yapacağız.

9. Yoksa sen, bizim âyetlerimizden Kehf ve Rakîm ashabının hayret verici olduğunu mu sandın?

10. Hani o gençler mağaraya sığındıklarında şöyle demişlerdi: “Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bize şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla.”

11. Bunun üzerine biz de kulaklarını tıkadık (derin bir uykuya daldırdık) ve onları mağarada birçok yıl uyuttuk.

12. Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap edeceğini bilelim diye onları uyandırdık.

13. Biz sana onların haberlerini hak ile anlatıyoruz. Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş birkaç gençti. Biz de onların hidayetlerini artırdık.

14. Onların kalplerini metin kıldık. Hani kalkıp demişlerdi ki: “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O’ndan başka bir ilâha asla ibadet etmeyiz. Yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.”

15. “Şu bizim kavmimiz, Allah’tan başka ilâhlar edindiler. Onlar için açık bir delil getirmeleri gerekmez mi? Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?”

16. (İçlerinden biri:) “Madem ki siz onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından uzaklaştınız, o halde mağaraya sığının ki Rabbiniz size rahmetini yaysın ve işinizden bir kolaylık sağlasın” dedi.

17. (Onlar mağaradayken) güneşin doğduğunda mağaralarının sağ tarafından yükseldiğini ve batarken sol tarafa kaydığını görürdün. Onlar mağaranın geniş bir yerindeydi. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden biridir. Allah, kime doğru yolu gösterirse, o doğru yoldadır. Kimi de saptırırsa, artık onun için doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.

18. Onları uyur halde zannedersin; oysa onlar uyanıktırlar. Biz onları sağa ve sola çevirirdik. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış yatıyordu. Eğer onları görseydin, mutlaka arkana dönüp kaçar ve için korku ile dolardı.

19. İşte böylece onları uyandırdık ki, birbirlerine sorsunlar. İçlerinden biri, “Ne kadar kaldınız?” dedi. (Kimi) “Bir gün, ya da günün bir kısmı kadar kaldık” dediler. (Kimi de) “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz, birinizi şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temizse ondan size getirsin. Dikkatli olsun, sizi kimseye sezdirmesin.”

20. “Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya öldürürler ya da kendi dinlerine döndürürler. O zaman ebediyen kurtulamazsınız.”

21. Böylece onları bulup ortaya çıkardık ki, Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu ve kıyamet saatinin geleceğinde hiç şüphe olmadığını bilsinler. Onlar kendi aralarında durumlarını tartışıyorlardı. (Kimileri), “Üzerlerine bir bina yapın, Rableri onları daha iyi bilir” dediler. Duruma hâkim olanlar, “Onların üzerine mutlaka bir mescit yapacağız” dediler.

22. (İnsanlardan) kimisi: “Onlar üçtür, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler. Yine: “Beştir, altıncıları köpekleridir” derler. (Bunlar) gaybı taşlamaktır. (Bazıları da:) “Onlar yedidir, sekizincileri köpekleridir” derler. De ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onları pek az kimse bilir.” O hâlde, onlar hakkında bilinenin dışında bir münakaşa yapma ve onlar hakkında hiçbir kimseden bir şey sorma.

23. Hiçbir şey için Allah’ın dilemesi dışında, “Ben bunu yarın yapacağım” deme.

24. Ancak Allah dilerse (yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini an ve “Umarım Rabbim, beni daha doğru olana iletir” de.

25. Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz (yıl) daha kattılar.

26. De ki: “Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O’na aittir. O ne güzel görendir, ne güzel işitendir. Onların Allah’tan başka bir dostu yoktur. O, hükmüne kimseyi ortak kılmaz.”

27. Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiç kimse yoktur. O’ndan başka sığınacak birini de bulamazsın.

28. Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız ve hevasına uyan, işi gücü aşırılık olan kimseye itaat etme.

29. De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Şüphesiz biz, zalimler için öyle bir ateş hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatacaktır. Eğer onlar yardım isterlerse, erimiş maden gibi yüzleri kavurup yakacak bir su ile kendilerine yardım edilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir destektir!

30. İman eden ve salih amel işleyenlere gelince, şüphesiz biz, güzel davrananların ecrini zayi etmeyiz.

31. İşte onlara, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bileziklerle süslenirler, ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyerler. Orada koltuklar üzerine yaslanırlar. Ne güzel mükâfat ve ne güzel destek!

32. Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine, iki üzüm bağı vermiştik; her iki bağı da hurma ağaçlarıyla donattık ve aralarında ekin bitirdik.

33. Her iki bahçe de meyvesini verdi ve ondan hiçbir şey eksiltmedi. İkisinin arasında bir de nehir akıtmıştık.

34. (Bu adamın) başka geliri de vardı. Bu sebeple arkadaşıyla konuşurken ona şöyle dedi: “Ben malca senden zenginim, adamca da senden daha üstünüm.”

35. Böylece, kendi nefsine zulmederek bağına girdi ve şöyle dedi: “Bunun hiçbir zaman yok olacağını sanmam.”

36. “Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile, elbette orada bundan daha iyisini bulurum.”

37. Kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir nutfeden yaratan, ardından seni adam şekline getiren Allah’ı inkâr mı ettin?”

38. “Fakat O Allah benim Rabbimdir. Ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam.”

39. “Bağına girdiğin zaman, ‘Maşallah, Allah ne dilerse o olur, güç yalnız Allah’ındır’ deseydin ya! Eğer beni mal ve evlat bakımından kendinden daha az görüyorsan, (bana Allah yeter).”

40. “Belki Rabbim bana senin bağından daha hayırlısını verir. Seninkinin üzerine de gökten yıldırımlar gönderir de kaygan bir toprak haline gelir.”

41. “Veyahut suyu çekilir de bir daha onu arayıp bulamazsın.”

42. Derken onun bütün serveti kuşatıldı (yok edildi) de bağı uğrunda yaptığı masraflardan dolayı avuçlarını oğuşturarak pişmanlık içinde, “Ah! Keşke Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım!” diyordu. O bağ, çardakları üzerine çökmüş (harap) olmuştu.

43. Artık onun, Allah’tan başka kendisine yardım edecek kimsesi yoktu. Kendi kendine de yardım edemedi.

44. İşte burada (anlaşıldı ki), yardım ve dostluk, hak olan Allah’a mahsustur. O, mükâfat vermekte en iyi, sonuçlandırmada en hayırlıdır.

45. Onlara dünya hayatının misalini ver: O (dünya hayatı), gökten indirdiğimiz suya benzer ki, onunla yeryüzünün bitkisi birbirine karışır. Sonra kurur ve rüzgârların savurduğu çöp olur. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

46. Mal ve çocuklar, dünya hayatının süsüdür. Bâki kalacak olan salih ameller ise, Rabbinin katında sevapça daha hayırlı ve ümit bağlamaya daha lâyıktır.

47. O gün, dağları yürütürüz de yeri çırılçıplak görürsün. Onları bir araya toplarız ve hiçbirini bırakmayız.

48. Onlar, saf halinde Rabbinin huzuruna arzolunurlar. Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi bize geldiniz. Fakat siz, “Sizin için bir buluşma zamanı tayin etmeyeceğimizi sandınız” değil mi?

49. Kitap ortaya konulmuştur. Suçluların, kitapta olanlardan korkarak, “Vay halimize! Bu nasıl kitapmış, küçük büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş” dediklerini görürsün. Onlar yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.

50. Hani meleklere, “Âdem’e secde edin” demiştik; İblis’in dışında (hepsi) secde etmişti. O cinlerdendi; Rabbinin emrinden çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp onu ve soyunu dost mu ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir!

51. Onları ne göklerin ve yerin yaratılışına ne de kendi yaratılışlarına şahit tuttuk. Ben, saptırıcıları hiçbir zaman yardımcı edinmem.

52. O gün Allah, “Çağırın bakalım ortaklarımı dediğiniz şeyleri” der. Onlar da çağırırlar. Fakat bunlar kendilerine cevap vermezler. Biz, onların aralarına bir uçurum koyarız.

53. Suçlular, ateşi görmüşlerdir. Artık oraya düşeceklerini anlamışlardır. Ondan kurtuluş yolu bulamamışlardır.

54. Andolsun, biz, insanlar için bu Kur’an’da her türlü misali değişik biçimlerde anlattık. İnsan ise, her şeyden çok tartışmaya düşkündür.

55. Kendilerine hidayet geldiği zaman, insanların iman etmelerinin ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinin önünde bir engel yoktur. Ancak, öncekilere uygulanan sünnetin (kanunun) kendilerinin başına gelmesini veya azabın karşılarına çıkmasını beklerler.

56. Biz, peygamberleri ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndeririz. İnkâr edenler ise hakkı batılla yok etmek için mücadele ederler. Onlar, âyetlerimi ve uyarıldıkları azabı alaya aldılar.

57. Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra, onlardan yüz çevirenden ve elleriyle öne sürdüğünü unutandan daha zalim kim vardır? Şüphesiz biz, onların kalpleri üzerine bunu anlamalarına engel olacak perdeler, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen onları doğru yola çağırsan da bu durumda onlar asla hidayete ermezler.

58. Rabbin çok bağışlayıcı ve merhamet sahibidir. Eğer onları, kazandıkları günahlarla hemen cezalandıracak olsaydı, azabı çarçabuk gönderirdi. Fakat onlar için vaad edilmiş bir zaman vardır. O, azaptan asla kurtulamayacaklardır.

59. İşte o ülkeler halkı, zulmettikleri zaman onları helâk ettik. Onların helâki için belirlediğimiz bir zaman da vardır.

60. Hani Musa, genç yardımcısına demişti ki: “Ben iki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım veya uzun zamanlar yürüyeceğim.”

61. Nihayet iki denizin birleştiği yere vardıklarında, balıklarını unuttular. (Balık) denizde bir deliğe doğru yol aldı.

62. Oradan uzaklaşıp gittiklerinde Musa, genç yardımcısına, “Kuşluk yemeğimizi getir, doğrusu bu yolculuğumuzdan dolayı yorgun düştük” dedi.

63. (Genç:) “Gördün mü? Kayaya sığındığımız zaman balığı unuttum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası unutturmadı. O da şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tuttu” dedi.

64. Musa: “İşte aradığımız buydu” dedi. Bunun üzerine izlerini takip ederek gerisin geri döndüler.

65. Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular.

66. Musa ona, “Sana öğretilenden bana da doğruyu bulmam için öğretmen üzere sana tabi olabilir miyim?” dedi.

67. (Hızır:) “Doğrusu, sen benimle beraberliğe sabredemezsin.”

68. “İç yüzünü kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredebilirsin?”

69. Musa, “İnşallah beni sabırlı bulacaksın. Senin emrine karşı gelmeyeceğim” dedi.

70. (Hızır:) “Eğer bana tabi olursan, bana hiçbir şey sorma, ta ki ben sana ondan bahsedinceye kadar” dedi.

71. Bunun üzerine yola koyuldular. Nihayet bir gemiye bindiklerinde (Hızır) gemiyi deldi. Musa, “İçindekileri batırmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın” dedi.

72. (Hızır:) “Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi?” dedi.

73. Musa, “Unuttuğum şeyden dolayı beni kınama ve bu işimde bana zorluk çıkarma” dedi.

74. Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında (Hızır) onu öldürdü. Musa, “Tertemiz bir canı, kısasa kısas olmadan mı öldürdün? Doğrusu çok kötü bir şey yaptın” dedi.

75. (Hızır:) “Ben sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?” dedi.

76. Musa, “Bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme. Hakikaten benim tarafımdan bir mazerete ulaşmış olursun” dedi.

77. Yine yola koyuldular. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler. Fakat köy halkı onları misafir etmekten kaçındı. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. (Hızır) hemen onu doğrulttu. Musa, “İsteseydin buna karşılık bir ücret alırdın” dedi.

78. (Hızır) dedi ki: “İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin iç yüzünü bildireceğim.”

79. “Gemi, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Ben onu kusurlu yapmak istedim. Çünkü arkalarında her sağlam gemiye zorla el koyan bir kral vardı.”

80. “Çocuğa gelince, onun anne ve babası mümin kimselerdi. Bunun için, çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk.”

81. “Böylece istedik ki, Rableri onlara ondan daha temiz ve daha merhametli bir çocuk versin.”

82. “Duvar ise, şehirde iki yetim çocuğa aitti. Altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da salih bir kimse idi. Rabbin onların erginlik çağına erişmelerini ve hazinelerini çıkarmalarını istedi. Bu, Rabbinden bir rahmettir. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.”

83. Sana Zülkarneyn’i soruyorlar. De ki: “Size ondan bir hatıra okuyacağım.”

84. Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar sahibi kıldık ve ona her şeyden bir yol verdik.

85. O da bir yol tuttu.

86. Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca, onu kara balçıklı bir suda batıyor buldu. Orada bir kavim buldu. Dedik ki: “Ey Zülkarneyn! Ya azap edersin veya onlar hakkında iyi davranırsın.”

87. Zülkarneyn dedi ki: “Kim zulmederse, biz onu azap edeceğiz. Sonra o, Rabbine döndürülecek. O da ona görülmedik bir azap edecektir.”

88. “Kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona güzel bir mükâfat vardır. Ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz.”

89. Sonra yine bir yol tuttu.

90. Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir kavmin üzerine doğuyor buldu ki, onlar için güneşe karşı bir örtü yapmamıştık.

91. İşte böylece onunla ilgili her şeyden haberdardık.

92. Sonra yine bir yol tuttu.

93. Nihayet iki set arasına ulaştığında, onların önünde hemen hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu.

94. Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cuc ve Me’cuc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasında bir set yapman için sana vergi verelim mi?”

95. Dedi ki: “Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım.”

96. “Bana demir kütleleri getirin.” Nihayet iki tepenin arasını denkleştirince, “Körükleyin” dedi. Demiri kor haline getirdiğinde, “Bana erimiş bakır getirin de onun üzerine dökeyim” dedi.

97. Artık onu ne aşabildiler ne de delebildiler.

98. Zülkarneyn dedi ki: “Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin va’di geldiği zaman, onu yerle bir eder. Rabbimin va’di haktır.”

99. Biz, o gün onları, dalgalar halinde birbirlerine girer vaziyette bırakmışızdır. Sura da üflenmiştir. Artık onların hepsini bir araya toplamışızdır.

100. O gün cehennemi kâfirlere apaçık sunacağız.

101. Onlar, gözleri beni anmaktan perdelenmiş, işitmeye de tahammülleri olmayanlardır.

102. Yoksa inkâr edenler, beni bırakıp da kullarımı dostlar mı edineceklerini sandılar? Şüphesiz biz, cehennemi kâfirler için bir konukluk olarak hazırladık.

103. De ki: “Size, ameller bakımından en çok hüsrana uğrayacakları bildirelim mi?”

104. Onlar ki, dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar, iyi bir iş yaptıklarını sanıyorlardı.

105. İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenlerdir. Böylece amelleri boşa gitmiştir. Biz de onlara kıyamet günü hiçbir değer vermeyiz.

106. İşte onların cezası cehennemdir. Çünkü inkâr etmişler ve âyetlerimi ve peygamberlerimi alaya almışlardır.

107. İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar için Firdevs cennetleri bir konak olmuştur.

108. Orada ebedî kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler.

109. De ki: “Eğer Rabbimin sözlerini yazmak üzere deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce deniz tükenirdi. Bir o kadarını daha getirsek bile.”

110. De ki: “Ben, ancak sizin gibi bir insanım. Bana, ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın.”

Bu surede, Ashab-ı Kehf (Mağara Arkadaşları), Musa ve Hızır kıssası, Zülkarneyn kıssası gibi önemli kıssalar yer almakta ve bu kıssalar aracılığıyla iman, sabır, tevhit ve Allah’a tevekkül gibi konular işlenmektedir. Sure, insanları düşünmeye, ibret almaya ve doğru yolda kalmaya teşvik eder.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

BeyinDeryası

Kayıtlı Kullanıcı
8 Haz 2023
19
409
48

İtibar Puanı:

Kehf Suresi'nin Türkçe meali şu şekildedir:

"Bismillahirrahmanirrahim.

1. Hamd, göklerde ve yerde bulunan her şeyin sahibi olan Allah'a mahsustur. Ahiret de yalnızca O'nundur ve O, hüküm ve hikmet sahibidir.

2. Zulmedenlerin yapmakta oldukları işlerde Allah onlara yardım etmez. Onlar için dünya hayatında da ahirette de bir azap vardır ve onların hiçbir yardımcıları da yoktur.

3. İlmi olmayan bir kavmi, bizzat kendisi tarafından uyarmak için sana Kur'an'ı indirmiş olan Allah'ın âyetleri.

4. Rabbinin âyetlerini yalanlayanlar, işte onların amelleri boşa gitmiştir. Onlara kıyamet gününde yaptıklarını hatırlatacak kimse de olmayacaktır. Onlar, kazandıklarından dolayı haktan çıkmışlardır.

5. Biz onlara birer önceki toplumun habercilerini göndermedikçe, birbirleriyle karşılaştıkları zaman, onlarca onları tanırlar hâlde görmüşlerdi. Onlar ise, inançlarından dolayı kesin ve şiddetli bir şekilde yalanlamış olsalar da işte bu, Allah'ın âdetidir. İnananların kalplerine imanı yerleştirmektir. Allah her şeyi bilendir ve hikmet sahibidir.

6. Biz bunun için yeryüzünde olanı onlara muhakkak bir fitne yapmak için anlatırız ve Rabbinin âyetlerini inkâr edenlere ancak hakikat gelecektir.

7. Kendi nefislerine zulmedenlerin aralarında Kehf Ehli hakkındaki tartışmalarını da anlat. İçlerinden biri şöyle demişti: "Bunlar deprenip güçsüz kaldıkları, güçleri ormanın altıncağına dayandıkları zaman bir yıl ve onlarca dokuz yıl uyudular."

8. De ki: "Eğer yeryüzünün kuşatılmasından daha çok Allah'ın bilgisine sahipseniz bana söyleyin, onların uykusu ne kadar sürdü!" Onlara, böylece Rabbimiz'in Allah'ın daha iyi bildiğini kesin bir şekilde öğretirsin.

9. De ki: "Bir arkadaşlar da olsa, geceleri size bekçilik yapan bir göğe ve üzerinde dolaşan harikulade yıldıza ön ayetler açıkladık."

Bu, insanları uyandırmanın, Allah'ın onların üzerinde daha önceki toplumları helak ederek, kitaplarında yapmadığı birşey olduğunu anlamanız içindir. Ancak böylece bize dönecek kimselerden başka kimseler uyuyup duruyorlar.
 

SağlıklıBeslenmeRitmi

Kayıtlı Kullanıcı
8 Haz 2023
38
900
83

İtibar Puanı:

Kehf Suresi'nin Türkçe meali şu şekildedir:

1. Hamd, her şeyin sahibi olan Allah'a mahsustur.

2. (Ey Muhammed!) Diri olan Allah'ın kelamı sana indirilen bu kitabın hikayesini sana anlatmak istiyoruz. Doğrusu, bu bir uyarıdır ve müminlere yol göstericidir.

3. Onlar ki Rablerine iman ederler, namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiklerimizden bağışlayıcı bir şekilde infak ederler.

4. Biz, dünya hayatında hiçbir kimsenin kalbine şüphe salmamışızdır. Onların işleri Allah'a aittir. İçlerinde amel edenler dışında hiç kimse bilemez.

5. Biz onları gerçekten dünyada bir işle sarsmış olsak bile ayakta tutabilsinler diye onları mağaraya gönderdik ve onlara bir süre esenlik sağladık.

6. Bu durum hakkında sen insanları uyandırırsın, onları tetiklersin ve kırar gibi davranırsın ama aslında onlar bir deriden başka bir şey değildirler. Biz onları uykularından uyandırdığımız zaman şüphesiz ki, aralarındaki anlaşmazlık hususunda birbirlerine konuşurlarken sen de onları dinlersin.

7. Andolsun, Biz onları dönme tarafını gerçekleştirinceye kadar sağ tarafa ve sol tarafa çeviriyorduk. Derken onlar mağaralarında şanlı bir şehirde bulurlar.

8. İşte Rabbinin ayetlerinden biri budur. Biz onu dilediğimiz kimseye bildiririz. Şüphesiz ki, sen şimdi onlardan birine karşı sabırlı davrandın.

9. Kendilerine sunulan bu öğütleri almak için mağaralarına giriver de Rabbinden sana esenlik dile.

10. Eğer onları görseydin, sana doğru yürürken, korkudan solgunlaşırken ve arkalarına bakarak kaçışan durumda olduklarını görseydin, şüphesiz ki yanlarına vurup da uyandırma gereği duyardın.

11. İşte Rabb'in dönme zamanının geldiğini bildiren bir ayetten başka nedir ki?

12. Şimdi sen onlardan kimseye ilişme, dönme ile ilgili haberin olmasa bile tarafını değiştirme.

13. İşte Rabbinden sana bir rahmet olmak üzere bir cetvelle bütün bunların öyküsünü sana aktardık.

14. Sen onları bir adadan bir adaya tasalanmadan geçerken, Allah'ın kelamında bir çelişki göremezsin ve sana bakmaktan kaçan kimselerden bir çuval mal almanı da istemezdiler. Ama güç bulurlar.

15. İşte böylece Biz onların durumunu anlatalım, umulur ki, düşünerek öğüt alırlar.

16. Onlardan birine devlet verdik, fakat o yollarından şaşmayı tercih etti.

17. Şöyle ki, onlar için düşmanlarına en dayanıklı kaleler yapan esas iş sahibiydi.

18. Onlardan biri şehirde inşa edilen bir çalışmanın karşılığını almıştı. Bu sebeple devlet kazancını verilen nedenle ona verdi. O ise nefis arzularına uyarak haksızlık işlemişti.

19. Bundan dolayı Biz onu hududu olmayan bir şekilde (cezalandırarak) şöyle bıraktık:

20. İçinde dünyada onu birer birer yaklaştıran bir ölüme sahip olduğu halde günahını itiraf edemeyeceği, itiraf etse bile, onunla ölüm yolculuğuna çıkılsa bile acı bir azap alanını dileyeceği bir durumda.

21. İşte Rabbinden sana bu konuda bir izin gösterdik, ama ona uydunuz. Bundandır ki, gücünden kaçmak mümkün değildi.
 

SimDiinDiR.Com

Moderator
MT
30 Eki 2024
3,114
149,474
113

İtibar Puanı:

Bu surenin Türkçe meali ise şu şekildedir:

"Biz, sana bu Kitabı hakikatle indirdik. Sen, milletine yolu gösteren bir peygamber olasın diye. Onlar, kendilerine hidayet geldiğinde, ‘Biz yalnızca babalarımızı takip ediyoruz’ derler. Sen de ‘Eğer atalarınız bir şey anlamamış ve doğru yolu bulamamışlarsa?’ dersin.

Biz, yeryüzünde ne varsa hepsini birer süs olarak yarattık. İnsanlar arasında bunları denemek için kim daha güzel iş yapar diye yarışırız. Ancak, bizim yanımızda amel bakımından kıymeti yoktur. İnkârcılara yalnızca azap vardır.

Sana belirli peygamberleri kıssalarıyla anlatıyoruz. İçlerinden bazılarını sana, bazılarını da anlatmadık. Sen, onlarla ilgili hiçbir şey bilmiyorsun. Zamanı geldiğinde, sen de öğreneceksin.

Güneşin doğduğu yeri gözetle, batıdan doğuya doğru ilerleyici bir güneştir. Allah, rahman ve rahimdir. O günahkarların tövbesini kabul eder.

Yeryüzünde yer bulamayacaklarını söyleyenler vardır. Onlar, gerçekte Yaratanın huzurunda yer bulacaklarından korkmalıdırlar. Yaratılan her şey, büyüklük bakımından Allah'a boyun eğer.

Müminler, inançlarını açıkça söylesinler. Onlar, zalimlere boyun eğmezler. İnkarcılar, kendilerine belirli bir süre verildi ve süreleri dolup taştığında, onlar için acı bir azap olacaktır.

Müminler, diğer insanlarda olduğu gibi hatalar yaparlar. Fakat onların yaptığı hatala karşılık bizim yardımımız, yakınlık hissederiz. Bizim kitabımızda, yapılacak hataların önceden tespit edilmesi söz konusu bile değildir.

Allah'ın katında hesapsız nimetlerle dolu olan cennet mutlaka müminler içindir. İnkarcıların ise sonsuz bir ceza ve azapları vardır.

Ey Muhammed! Sabrederek güzel ahlak sahibi ol. Rabbinin yardımını iste ve sabah akşam ona yönel."

Kehf Suresi'nin Türkçe meali, inançların temelinde yatan değerleri yücelttiği gibi, insanları hayatlarının gerçek amacına yönlendirmesi açısından da büyük önem taşır. Bu sureyi anlamak, hayatımıza yeni bir anlam ve ufuk kazandırmamıza yardımcı olabilir.

Ek olarak, Kehf Suresi'nin Türkçe meali, insanlara hayatlarının amaç ve hedeflerine dair önemli mesajlar sunar. Özellikle inanç, sabır, teslimiyet ve doğru yolu bulmak gibi konulara değinir. Surede vurgulanan bir diğer önemli tema, inkarcıların cezasıdır. İnkarcıların Allah'ın varlığına inanmayarak, günah işlediklerine karşı acımasız bir cezaya çarptırılacağı belirtilmektedir.

Ayrıca, Kehf Suresi'nin Türkçe meali, insanlara doğru yolu nasıl bulacaklarını da gösterir. Babalarının tavsiyeleri yerine doğru ve yanlışın nasıl ayırt edileceğini araştırmaları gerektiğini vurgular. İnsanlar arasında yarışmak yerine doğru ile yanlışı ayırt eden, hayır ve adaleti tercih edenlerin, Allah'ın rızasını kazandıkları belirtilir.

Son olarak, Kehf Suresi'in Türkçe meali, Müslümanları, inançlarını açıkça dile getirmeye ve kötülüklerle mücadele etmeye teşvik eder. Sabırla, güzel ahlakla, Rabbin yardımıyla ve sıkı sıkıya inanarak, en zorlu durumları bile aşabileceklerine olan inançlarını arttırır.
 

DinoZoRLaR.Com

Moderator
MT
Kayıtlı Kullanıcı
22 Nis 2025
635
38,877
93

İtibar Puanı:

🌟📖 Kehf Suresi'nin Türkçe Meali Nedir❓ 🕋🕯️


📌 Kehf Suresi, Kur’an-ı Kerim’in 18. suresi olup Mekke döneminde inmiştir.
Toplam 110 ayetten oluşur ve adını, içinde barındırdığı Ashab-ı Kehf (Mağara Ehli) kıssasından alır.
Bu sure, iman, sabır, tevazu, dünya hayatının geçiciliği ve ilahi hikmet temaları etrafında şekillenir.


🔍 Peki Kehf Suresi’nin Türkçe meali nedir❓
İlk ayetlerinden seçilmiş örneklerle bu mübarek surenin anlamını birlikte keşfedelim:




🕋 Kehf Suresi – İlk 10 Ayetin Türkçe Meali:


🔢 Ayet📖 Türkçe Anlamı
1️⃣Hamd, kuluna Kitab'ı indiren ve onda hiçbir eğrilik koymayan Allah’a mahsustur.
2️⃣Dosdoğru (bir kitap) olarak indirmiştir ki katından gelecek şiddetli azaba karşı uyarsın ve iman edip salih ameller işleyenleri müjdeleyecek cennet mükâfatı alsınlar.
3️⃣Onlar orada ebedî kalacaklardır.
4️⃣Ve “Allah, bir çocuk edindi” diyenleri de uyarsın diye (bu kitap indirilmiştir).
5️⃣Bu konuda ne onların ne de atalarının bir bilgisi vardır. Ağızlarından çıkan söz ne büyüktür! Onlar sadece yalan söylüyorlar.
6️⃣Şimdi onların bu söze inanmayışlarından dolayı neredeyse kendini helak edeceksin!
7️⃣Biz, yeryüzündeki şeyleri ona bir süs yaptık ki hangisinin daha güzel amel işleyeceğini deneyelim.
8️⃣Elbette biz, (dünyadaki) her şeyi kupkuru bir toprak hâline getireceğiz.
9️⃣Yoksa sen, mağara ve kitabenin ashâbını bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın❓
🔟Hani o gençler mağaraya sığınmış ve demişlerdi: “Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve işimizde bize doğruyu göster!”



🧠 Kehf Suresi'nin Ruhsal ve Manevi Derinliği


🌌 Temel Mesajlar:


  • Ashab-ı Kehf’in kıssası, inanç uğruna zorluklara katlanan gençlerin örneğidir.
  • Dünya malının geçiciliği, zengin ve fakir adamın hikâyesiyle anlatılır.
  • Musa ile Hızır’ın kıssası, ilahi hikmetin insan aklını aşabileceğini öğretir.
  • Zülkarneyn’in öyküsü, adalet ve yönetim erdemlerini gösterir.

Kehf Suresi; inançla mücadele etmeyi, sabırla beklemeyi ve kalple teslim olmayı öğütler.



🌙 Kehf Suresi’ni Okumanın Faziletleri:


📖 Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:


“Kim Kehf Suresi’nin başından 10 ayet ezberlerse Deccal fitnesinden korunur.” (Müslim)

📌 Cuma günü okumak sünnettir ve büyük sevap kazandırır.
📌 Kıyamet ve ahiret konularında imanı kuvvetlendirici etkisi vardır.




🎯 Sonuç: Kehf Suresi'nin Türkçe Meali ve Mesajı Nedir❓


📌 Kehf Suresi, bir kitap gibi;


  • İnanç,
  • Zorluklar karşısında sabır,
  • Dünya hayatının aldatıcılığı
    gibi pek çok evrensel temayı taşır.

✅ Özetle:​


  • Ashab-ı Kehf örneğiyle iman uğruna fedakârlık
  • Musa-Hızır kıssasıyla tevazu ve teslimiyet
  • Dünya nimetleriyle imtihanın geçiciliği
  • Ve Zülkarneyn örneğiyle adaletli yönetim anlatılır.



💬 Peki Sen Kehf Suresi’ni Hiç Sessizce Okuyup Derin Derin Düşündün mü❓


  • Hangi kıssası sana daha çok dokunuyor❓
  • Hayatında sabırla beklediğin bir “mağara” dönemi oldu mu❓
  • Zülkarneyn gibi bir adalet anlayışına sahip miyiz❓

“Kehf, sadece bir sure değil…
Zihni arındıran, kalbi güçlendiren ve insanı yolculuğa hazırlayan bir manevi kalkandır.”
🛡️🌌
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt