📖 Kehf Suresi 39. Ayette “Bahçene Girdiğinde ‘Maşallah, Allah’ın Dilediği Olur; Kuvvet Ancak Allah’ın Yardımıyladır’ Deseydin ya” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,905
2,736,294
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Kehf Suresi 39. Ayette “Bahçene Girdiğinde ‘Maşallah, Allah’ın Dilediği Olur; Kuvvet Ancak Allah’ın Yardımıyladır’ Deseydin ya” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nimetin en güzel hâli yalnız elinde bulunması değil, kalbinde şükre dönüşmesidir. İnsan evine, işine, bahçesine, ailesine veya başarısına bakarken ‘Bunların hepsi yalnız benim gücümle oldu’ dediğinde nimet kibri besleyebilir; fakat ‘Maşallah, güç ancak Allah’ın verdiğidir’ dediğinde aynı nimet kulluğu hatırlatan bir işarete dönüşür. Şükür nimeti küçültmez; nimetin gerçek kaynağını doğru yere koyar.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Kehf Suresi 39. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

Kehf Suresi'nin 39. ayeti, iki bahçe sahibinin kıssasında iman sahibi arkadaşın zengin adama verdiği nasihatin en güzel bölümlerinden biridir. Zengin adam malıyla övünmüş, bahçesinin yok olmayacağını düşünmüş ve ahiret konusunda şüphe ifade etmişti. Arkadaşı ise önce ona yaratılışını hatırlatmış, ardından “Allah benim Rabbimdir ve Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam” diyerek tevhidini ilan etmişti.

Şimdi ise bu iman anlayışının nimet karşısında nasıl bir dile ve kalp hâline dönüşmesi gerektiğini göstermektedir.

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Bahçene girdiğin zaman, ‘Maşallah; Allah’ın dilediği olur. Kuvvet ancak Allah’ın yardımıyladır’ deseydin ya! Eğer beni mal ve evlat bakımından kendinden daha az görüyorsan…”
Kehf Suresi, 18:39
Bu ayette verilen öğüt yalnız bir cümlenin ezberlenmesi değildir. Asıl mesaj, insanın sahip olduğu nimeti Allah'tan bağımsız bir kişisel güç gösterisine dönüştürmemesi, onu Allah'ın lütfu olarak görmesi ve kendi gücünün sınırını bilmesidir.

2️⃣ “Bahçene Girdiğinde Maşallah Deseydin ya” Ne Anlama Gelir ❓​

Zengin adam bahçesine girdiğinde gördüğü manzara gerçekten etkileyiciydi. İki üzüm bağı vardı, çevresinde hurmalar bulunuyordu, aralarında ekinler yetişiyordu ve su akıyordu. Üstelik bağları ürünlerini eksiksiz veriyordu.

Böyle bir manzara karşısında söylenmesi gereken söz:

“Bu benim gücümün kanıtıdır.”

değil,

“Maşallah.”

olmalıydı.

“Maşallah” ifadesi burada nimetin varlığını Allah'ın dilemesi ve yaratmasıyla ilişkilendiren bir şükür bilincidir. İnsan güzel şeyi görür, onun güzelliğini inkâr etmez, sevincini bastırmaz; fakat nimetin kaynağını yalnız kendi nefsine yazmaz.

Bu nedenle ayetin öğrettiği tavır:

“Bahçeni beğenme.”

değildir.

Tam tersine bahçeni beğen, sev, kıymetini bil; fakat onu görürken Allah'ı unutma.

3️⃣ “Maşallah” Kelimesi Tam Olarak Ne Anlama Gelir ❓​

“Maşallah” ifadesi genel olarak “Allah ne dilediyse o olmuştur”, “Bu Allah’ın dilemesiyle gerçekleşmiştir” anlam alanını taşır.

Günlük Türkçede çoğu zaman güzel bir insan, çocuk, ev, araba, başarı veya başka bir nimet görüldüğünde söylenir.

Bu kullanım, ayetin ruhuyla uyumludur; çünkü insan güzelliği görürken Allah'ı hatırlamaktadır.

Ancak “Maşallah” yalnız başkasının sahip olduğu şeyler için söylenecek bir söz değildir. Kehf 39'un bağlamında adam kendi bahçesine girmektedir.

Bu çok önemlidir.

İnsan kendi evine bakıp:

“Maşallah.”

diyebilir.

Çocuğunun başarısına bakıp söyleyebilir.

İşine, sağlığına, bahçesine veya kendisine verilmiş başka bir nimete bakıp söyleyebilir.

Böylece “Maşallah” yalnız nazardan korunmak için kullanılan kültürel bir kelime değil, nimeti Allah'a bağlayan bir şükür ifadesi hâline gelir.

4️⃣ “Kuvvet Ancak Allah’ın Yardımıyladır” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin ikinci büyük ifadesi:

“Lâ kuvvete illâ billâh.”

sözüdür.

Anlamı genel olarak “Kuvvet ancak Allah ile, Allah’ın vermesi ve yardımıyladır” şeklinde ifade edilebilir.

Bu söz insanın hiçbir gücü olmadığını söylemez.

İnsanın gerçekten gücü vardır.

Çalışabilir.

Taşıyabilir.

Düşünebilir.

Plan yapabilir.

Şirket yönetebilir.

Toprağı işleyebilir.

Ancak insanın bütün bu güçleri yaratılmış ve sınırlı güçlerdir.

İnsan sağlıkla çalışır; sağlığı değişebilir. Akılla plan yapar; yanılabilir. Parayla yatırım yapar; ekonomik şartlar değişebilir.

Bu nedenle:

“Kuvvet ancak Allah iledir.”

demek kendi emeğini yok saymak değil, sahip olduğun gücün kaynağını ve sınırını bilmektir.

5️⃣ Bu Ayet İnsan Emeğini Küçümsüyor mu ❓​

Hayır.

İki bahçenin sahibinin emek vermiş olması mümkündür. Tarım yapılmıştır, bağlar kurulmuştur, ürün yetiştirilmiştir. İnsan emeğini tamamen yok sayıp:

“Sen hiçbir şey yapmadın.”

demek ayetin amacı değildir.

Asıl problem insanın:

“Bütün bunlar yalnız benim gücümle oldu.”

demesidir.

Mümin iki hakikati aynı anda kabul edebilir:

“Çalıştım.”

ve

“Allah bana çalışabilecek gücü ve imkânı verdi.”

Bu iki cümle birbirine karşı değildir.

Bir çiftçi yıllarca tarlasına emek verebilir. Bir iş insanı risk alabilir. Bir öğrenci yıllarca çalışıp başarılı olabilir. Bunların hepsi gerçek emektir.

Fakat insan aklını, sağlığını, zamanını ve hayatını kendisi yaratmadığı için başarıya şükürle bakar.

Bu, tembelliği değil daha sağlıklı bir başarı anlayışını üretir.

6️⃣ Maşallah Demek Nimetin Yok Olmasını Kesin Olarak Engeller mi ❓​

Ayet böyle otomatik bir garanti vermemektedir.

Burada çok önemli bir yanlış anlamadan kaçınmak gerekir.

Bir insan:

“Maşallah dedim, artık bu mala hiçbir şey olmaz.”

derse ayetin ruhuyla çelişen başka bir mutlak güven üretmiş olabilir.

“Maşallah” büyülü bir parola değildir.

Bir evi yangından, bir arabayı kazadan, bir şirketi iflastan veya bir insanı bütün hastalıklardan otomatik olarak koruyan mekanik bir formül gibi görülmemelidir.

Ayetin temel mesajı insanın nimet karşısındaki kalbini düzeltmektir.

İnsan:

“Bu Allah’ın nimeti ve dilemesiyledir.”

der.

Sonra tedbirini de alır.

Evini sigortalar.

Arabasını dikkatli kullanır.

İşini iyi yönetir.

Sağlığına dikkat eder.

Şükür ile tedbir birbirinin alternatifi değildir.

7️⃣ Maşallah Sözü Nazarla İlgili midir ❓​

Günlük kültürde “Maşallah” sözü çoğu zaman nazarla ilişkilendirilir. İslam geleneğinde nazar meselesi ayrıca ele alınmış olmakla birlikte Kehf 39'un doğrudan bağlamı zengin adamın kendi nimetine kibirle bakmasıdır.

Bu nedenle ayeti yalnız:

“Bir şeye Maşallah demezsen nazar değer.”

şeklinde daraltmak doğru değildir.

Buradaki daha büyük ders şudur:

Nimeti görünce Allah’ı hatırla.

Bu elbette güzel bir şey gördüğümüzde “Maşallah” dememize engel değildir. Aksine güzel bir kulluk adabıdır.

Fakat kelimeyi bir tür otomatik koruma büyüsüne dönüştürmemek gerekir.

İslam'daki dua ve zikir, Allah'a yöneliştir.

Kelimenin kendisi bağımsız güç sahibi değildir; güç Allah'a aittir.

Zaten ayetin devamındaki “Kuvvet ancak Allah iledir” ifadesi de tam olarak bunu hatırlatmaktadır.

8️⃣ Bir Başkasının Nimeti İçin Maşallah Demek Neden Güzel Bir Davranıştır ❓​

Bir başkasının güzel bir nimete sahip olduğunu gördüğümüzde iki farklı kalp hâli ortaya çıkabilir.

Birincisi hasettir:

“Keşke onda olmasaydı.”

İkincisi ise hayranlık ve iyi dilektir:

“Maşallah, Allah güzel vermiş.”

İkinci tavır insanın kalbini kıskançlıktan korumaya yardımcı olabilir.

Arkadaşının güzel evi olabilir.

Çocuğu başarılı olabilir.

İşi iyi gidiyor olabilir.

Bir insan bunları görünce kendi hayatını küçümsemek zorunda değildir.

Başkasının nimetine sevinip kendi nimetine de şükredebilir.

Bu nedenle “Maşallah” yalnız ağızdan çıkan bir kelime değil, doğru yaşandığında kalbi başkasının nimeti karşısında temiz tutmaya yardımcı olan bir bakış açısıdır.

9️⃣ İnsan Kendi Başarısına Maşallah Diyebilir mi ❓​

Evet.

Kehf 39 bunun çok açık örneklerinden biridir; çünkü söz konusu kişi kendi bahçesine girmektedir.

İnsan:

“Maşallah, işimiz çok güzel büyüdü.”

diyebilir.

“Maşallah, çocuklarımız güzel yetişiyor.”

“Maşallah, bu yıl mahsul çok iyi.”

“Maşallah, sağlığım iyi.”

Bu söz kişinin kendi başarısını inkâr ettiği anlamına gelmez.

Tam tersine başarısını görürken onu Allah'ın verdiği imkânların içinde değerlendirdiğini gösterir.

Burada insanın kendi emeğini tamamen silmesine gerek yoktur.

Daha dengeli cümle şöyledir:

“Çok emek verdik; Allah da nasip etti, Maşallah.”

Bu yaklaşım hem emeği hem şükrü korur.

🔟 “Maşallah” Söyleyip Kibirli Davranmak Mümkün müdür ❓​

Evet.

İnsan dilinde:

“Maşallah.”

diyebilir ama kalbinde:

“Ben herkesten üstünüm.”

diye düşünebilir.

Bu durumda söz var ama ayetin öğrettiği ruh eksiktir.

Kur’an yalnız kelimeleri değil, kelimelerin taşıması gereken bilinci de önemser.

Bir insan her yeni malında:

“Maşallah.”

diyebilir; sonra maddi durumu düşük insanlara tepeden bakabilir.

Bu gerçek şükürle uyumlu değildir.

Çünkü şükür insanı nimetin sahibine yöneltirken kibir insanı kendi nefsine hayran bırakır.

Bu nedenle ayetin amacı yalnız doğru kelimeyi öğretmek değildir.

Asıl amaç doğru kalbi inşa etmektir.

Maşallah dilde, tevazu davranışta görünmelidir.

1️⃣1️⃣ “Kuvvet Ancak Allah İledir” Demek İnsanı Pasif Hâle Getirir mi ❓​

Hayır.

Bu ifade:

“Ben hiçbir şey yapmayayım.”

anlamına gelmez.

İnsan çalışmaya devam eder.

Üretir.

Plan yapar.

Yatırım yapar.

Eğitim alır.

Tedavi olur.

Güvenlik tedbirleri alır.

Bütün bunları yaparken kendi kapasitesini mutlaklaştırmaz.

İslam'daki tevekkül anlayışında sebebe sarılmak ile Allah'a güvenmek birlikte yürür.

Çiftçi:

“Kuvvet ancak Allah iledir.”

der ama tarlayı sulamazsa ürün beklemesi doğru değildir.

İş insanı aynı sözü söyler ama şirketin hesaplarını kontrol etmezse bu tevekkül değil ihmal olabilir.

İnsan duasını yapar, ardından sorumluluğunu yerine getirir.

Tevekkül çalışmanın alternatifi değil, çalışmanın Allah bilinciyle yapılmasıdır.

1️⃣2️⃣ Bu Ayet Şükür ile Tevazu Arasında Nasıl Bir Bağ Kurar ❓​

Şükür ve tevazu birbirini besler.

Şükreden insan:

“Bu nimetin tamamının kaynağı yalnız ben değilim.”

der.

Bu düşünce kibri azaltır.

Tevazu da insanın nimeti daha doğru görmesini sağlar.

Kibirli kişi kendisini nimetin tek üreticisi gibi görebilir.

Tevazulu insan ise kendi emeğini kabul ederken Allah'ın lütfunu ve çevresindeki insanların katkısını da görür.

Örneğin bir şirket sahibi başarısını yalnız kendisine yazmaz.

Çalışanların emeğini görür.

Müşterileri görür.

Toplumsal altyapıyı görür.

Sağlığını görür.

Ve bunların üzerinde Allah'ın verdiği imkânları hatırlar.

Böylece:

“Ben başardım.”

cümlesi,

“Elhamdülillah, çalıştık ve Allah nasip etti.”

şeklinde daha bütünlüklü hâle gelir.

1️⃣3️⃣ “Eğer Beni Mal ve Evlat Bakımından Kendinden Az Görüyorsan” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin ikinci kısmında iman sahibi arkadaş zengin adamın kendisini maddi açıdan küçümsediğini doğrudan kabul etmektedir.

Yani:

“Evet, beni senden daha az mal ve evlat sahibi görebilirsin.”

demektedir.

Bu son derece dikkat çekicidir.

Arkadaş ekonomik gerçeği inkâr etmiyor.

“Hayır, aslında senden daha zenginim.”

demiyor.

Maddi açıdan daha az şeye sahip olduğunu kabul ediyor.

Fakat daha az mala sahip olmanın daha az değerli insan olmak anlamına gelmediğini biliyor.

Bu büyük bir iç güçtür.

İnsan kendisinden daha zengin birinin yanında ezilmeden:

“Evet, senin malın daha fazla olabilir ama benim insanlık değerim banka hesabımla ölçülmez.”

diyebilir.

Kehf 39 bize hem zengine tevazu hem daha az mala sahip insana onurlu bir duruş öğretir.

1️⃣4️⃣ Evlat Çokluğu Neden Güç ve Nimet Olarak Görülüyordu ❓​

Tarihsel toplumlarda geniş aile, evlat ve insan sayısı önemli bir sosyal ve ekonomik güç oluşturabiliyordu. Daha çok insan, daha fazla iş gücü, sosyal destek ve toplumsal güç anlamına gelebilirdi.

Zengin adam da önceki ayette:

“İnsan sayısı bakımından senden daha güçlüyüm.”

demişti.

İman sahibi arkadaş şimdi bunu cevaplandırmaktadır.

Ancak Kur’an'ın verdiği ders şudur:

Evlat nimettir.

Aile nimettir.

Ama bunlar insanın Allah katındaki değerini otomatik olarak belirlemez.

Çocuğu çok olan daha üstün değildir.

Çocuğu olmayan insan değersiz değildir.

Aynı şekilde çocukların başarısını kendi üstünlüğümüzün vitrini hâline getirmek de doğru değildir.

Evlat sahip olunan bir statü sembolü değil, emanet ve sorumluluktur.

1️⃣5️⃣ Kehf 39 Zenginlik ile Fakirlik Arasında Nasıl Bir Denge Kurar ❓​

Ayet ne zenginliği kötülemekte ne de daha az mala sahip olmayı idealize etmektedir.

Zengin adamın problemi serveti değil, servetiyle kurduğu yanlış ilişkidir.

İman sahibi arkadaşın üstünlüğü de fakir veya daha az zengin olması değildir; tevhid ve şükür bilincidir.

Bu ayrım çok önemlidir.

Bir insan zengin ve şükreden olabilir.

Başka biri az mala sahip ve haset içinde olabilir.

Dolayısıyla:

“Zengin kötü, fakir iyi.”

gibi basit bir sınıflandırma Kur’an'ın verdiği daha derin ahlaki mesajı kaçırır.

Asıl soru şudur:

Sana verilenle nasıl bir insan oldun?

Servetin varsa şükrediyor musun?

Azsa sabır ve gayret taşıyor musun?

Başkasının nimetine haset ediyor musun?

Kendi nimetinle kibirleniyor musun?

Ayet bizi mal miktarından çok kalbin tavrına yöneltir.

1️⃣6️⃣ Kehf 39 Günlük Hayatımızda Nasıl Uygulanabilir ❓​

Bu ayetin günlük hayatta uygulanması son derece doğaldır.

Yeni bir eve girdin.

“Maşallah, Allah nasip etti.”

diyebilirsin.

İşin büyüdü.

Şükredebilirsin.

Çocuğunun güzel bir başarısını gördün.

Allah'a hamdedebilirsin.

Bahçenden iyi mahsul aldın.

Nimetin sahibini hatırlayabilirsin.

Fakat ayetin hayatımıza girmesi yalnız bu kelimeleri söylemekle tamamlanmaz.

Şükür davranışa da yansımalıdır.

İşin büyüdüyse çalışanına zulmetme.

Paran arttıysa kibirlenme.

Evin güzelleştiyse evi olmayanı küçümseme.

Çocuğun başarılıysa başka çocukları değersiz görme.

Gerçek “Maşallah”, nimeti gördüğünde dilin Allah’ı anarken davranışının da insanlara karşı güzelleşmesidir.

1️⃣7️⃣ Kehf Suresi 38–40. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

  1. ayette iman sahibi arkadaş:
“O Allah benim Rabbimdir ve Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam.”

diyerek tevhidini açıkça ilan etmişti.

  1. ayette bu tevhid artık somut hayata iner. Arkadaşına bahçesine girdiğinde:
“Maşallah, kuvvet ancak Allah iledir.”

demesi gerektiğini öğretmektedir.

Yani tevhid yalnız:

“Allah birdir.”

cümlesi olarak kalmaz; insanın nimet karşısındaki diline, şükrüne ve tavrına dönüşür.

  1. ayette ise arkadaş dünya nimetinin değişebilirliğini hatırlatacak ve Allah'ın kendisine zengin adamın bahçesinden daha hayırlısını verebileceğini, diğer bahçeye ise gökten bir afet gelebileceğini söyleyecektir.
Böylece üç ayette çok güçlü bir akış vardır:

38. ayette tevhid, 39. ayette şükür ve Allah’a dayanma, 40. ayette ise dünyanın nimetlerinin faniliğini bilme.

İman düşünce olarak başlar, söze dönüşür ve hayatı yorumlama biçimini değiştirir.

1️⃣8️⃣ Kehf Suresi 39. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Nimeti görürken nimetin sahibini unutma.

İnsan büyük bir başarı elde ettiğinde kendisini alkışlayabilir.

Bu doğal olabilir.

Fakat kalbin bir yerinde:

“Allah nasip etti.”

diyebilmek çok değerlidir.

Bu cümle insanın emeğini küçültmez.

Başarının gerçek boyutunu gösterir.

İnsan çalıştı.

Ama yaşayabildiği için çalıştı.

Aklı olduğu için planladı.

Fırsat bulduğu için ilerledi.

Allah bütün bunların gerçekleşmesine izin verdi.

Bu nedenle:

“Maşallah, kuvvet ancak Allah iledir.”

sözü, insanın başarısının karşısında küçülmesi değil, başarısının içinde kulluğunu kaybetmemesidir.

1️⃣9️⃣ Kehf Suresi 39. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

Kehf Suresi'nin 39. ayeti iki bahçe kıssasında belki de uygulanması en kolay, fakat anlamı en derin öğütlerden birini vermektedir:

“Bahçene girdiğinde Maşallah deseydin ya.”

İlk bakışta çok basit bir cümledir.

Fakat arkasında bütün bir hayat anlayışı vardır.

Zengin adam bahçesine girdi.

Ne gördü?

Kendi başarısını.

İman sahibi arkadaşı ise aynı bahçeye bakıldığında ne görülmesi gerektiğini öğretiyor:

Allah’ın nimeti.

İşte iki bakış arasındaki fark budur.

Bahçe aynı bahçe.

Üzüm aynı üzüm.

Irmak aynı ırmak.

Fakat bir kalpte kibir doğuyor, diğer bakışta şükür.

Demek ki insanı bozan her zaman nimet değildir.

Nimete verdiği anlamdır.

Bir insan yeni bir araba alabilir.

Arabayı gördüğünde:

“Ben artık senden üstünüm.”

diyebilir.

Başka biri aynı arabayı alır:

“Allah nasip etti, kazasız belasız kullanmayı nasip etsin.”

der.

Mal aynı olabilir.

Kalp aynı değildir.

Bir insan güzel bir ev sahibi olur.

Misafir geldiğinde eviyle başkasını ezmeye çalışır.

Başka biri:

“Rabbime şükür, güzel bir yuva nasip oldu.”

der ve misafirini ağırlamak için kullanır.

Ev aynı tür nimettir.

Ama birinde üstünlük aracı, diğerinde şükür vesilesidir.

Kehf 39 tam olarak bu ayrımı öğretmektedir.

Nimetin ahlaki değeri, insanın onunla kurduğu ilişkiyle şekillenir.

Bu nedenle “Maşallah” yalnız ağız alışkanlığı hâline gelmemelidir.

İnsan bazen kelimeyi söyler ama anlamını hiç düşünmez.

Bir araba görür:

“Maşallah.”

Bir çocuk görür:

“Maşallah.”

Bir ev görür:

“Maşallah.”

Bu güzel bir gelenektir.

Ama Kehf 39 bize kelimenin arkasındaki büyük düşünceyi yeniden öğretir:

“Bu güzellik Allah’ın dilemesiyle var oldu.”

Bu düşünce gerçekten kalbe indiğinde insanın davranışı değişebilir.

Başkasının nimetine daha az haset eder.

Kendi nimetiyle daha az kibirlenir.

Kaybettiğinde de Allah'a isyan etmek yerine faniliği daha iyi anlayabilir.

Bu yüzden “Maşallah” çok kısa bir kelime olsa da içinde tevhid, şükür ve tevazu birlikte bulunabilir.

Ayetin:

“Kuvvet ancak Allah iledir.”

bölümü ise bu bilinci daha da derinleştirir.

İnsan bazen nimetin Allah'tan geldiğini kabul eder ama kendi gücünü bağımsız görmeye devam edebilir.

“Evet Allah verdi ama ben zaten çok güçlüyüm.”

diyebilir.

İşte ayetin ikinci bölümü bunu da düzeltir.

Senin gücün de sana verilmiştir.

Bugün 20 saat çalışabilecek enerjin olabilir.

Yarın hastalanabilirsin.

Bugün çok keskin bir zihnin olabilir.

Yaşlandığında bazı şeyleri unutabilirsin.

Bugün bir şirket yönetiyorsun.

Yarın şartlar tamamen değişebilir.

Bu gerçek insanı çalışmaktan soğutmamalıdır.

Tam tersine bugünkü gücün kıymetini bilmeyi öğretmelidir.

Sağlığın varsa kullan.

Aklın varsa öğren.

Paran varsa hayır yap.

Zamanın varsa değerlendir.

Çünkü gücün varlığı bile bir nimettir.

Bu nedenle:

“Kuvvet ancak Allah iledir.”

sözü tembellik değil, güç için şükürdür.

İnsan bazen:

“Ben güçlü olduğum için başardım.”

der.

Kehf 39 ona:

“Peki gücünü nereden aldın?”

diye sorar.

Bu soru insanı başarısız yapmaz.

Başarı hikâyesini daha bütünlüklü yapar.

Bir sporcu çok başarılıdır.

Yıllarca antrenman yapmıştır.

Emeği gerçektir.

Ama bedeninin çalışabilmesi de nimettir.

Bir bilim insanı yıllarca araştırır.

Çalışması gerçektir.

Ama düşünebilecek zihni ve öğrenebilecek kapasitesi de nimettir.

Bir iş insanı gece gündüz çalışır.

Çabası gerçektir.

Ama karşısına çıkan fırsatları, içinde yaşadığı sistemi ve hayatını bütünüyle kendisi yaratmamıştır.

Bu nedenle gerçek şükür:

Emeği inkâr etmek değil, emeğin üzerinde Allah’ın lütfunu görebilmektir.

Kehf 39 ayrıca başarı sonrasında insanın kendisini koruması için çok güçlü bir manevi yöntem sunar.

Başarı ilk geldiğinde insan genellikle şükreder.

İlk büyük kazanç.

İlk ev.

İlk şirket.

İlk büyük başarı.

İnsan çok heyecanlanır ve:

“Allah'ıma şükür.”

der.

Fakat yıllar geçtikçe nimet sıradanlaşabilir.

İnsan artık:

“Bunlar zaten benim.”

diye düşünmeye başlayabilir.

İşte “Maşallah” bilinci burada önemlidir.

Her gün nimete ilk defa görüyormuş gibi bakabilmek.

Bu çok değerlidir.

Yıllardır aynı eşin yanında olabilir.

Bir gün durup:

“Allah bana ne güzel bir eş nasip etmiş.”

diyebilir.

Anne-babası yıllardır yanındadır.

Bir gün:

“Ne büyük nimet.”

diye düşünebilir.

Sağlıklıdır.

Her sabah kalkıp yürüyebilmektedir.

Bunu sıradan görmek yerine şükredebilir.

Şükür, sıradanlaşmış nimeti yeniden görebilme sanatıdır.

Zengin adamın problemi tam olarak bunun tersidir.

Bahçenin büyüklüğünü görüyor ama nimet oluşunu göremiyor.

Üzümleri görüyor.

Irmağı görüyor.

Hurmalıkları görüyor.

Ama bütün bu görüntünün arkasındaki Allah'ın lütfunu unutuyor.

İnsan bazen çok şeye sahip olduğu hâlde nimeti göremeyebilir.

Çünkü nimeti yalnız sahip olmadıklarıyla karşılaştırmaya başlar.

İki evi vardır ama üçüncüsü olmadığı için mutsuzdur.

İyi arabası vardır ama arkadaşının arabası daha pahalıdır.

Şirketi büyüktür ama rakibinki daha büyüktür.

Bu durumda insanın nimeti artar ama şükrü azalabilir.

Kehf 39 tam bu döngüyü kırmak için:

“Maşallah.”

bilincini öğretir.

Elindekini gör.

Başkasının sahip olduğu şeyle değil, sana verilenin kıymetiyle ilgilen.

Bu yaklaşım gelişme arzusunu öldürmez.

İnsan üçüncü evi almak isteyebilir.

Şirketini büyütebilir.

Daha iyi araba alabilir.

Ama bunları yaparken bugün sahip olduklarını değersiz görmemelidir.

Hedef sahibi olmak ile şükürsüz olmak aynı şey değildir.

İnsan hem:

“Daha iyisini yapacağım.”

diyebilir,

hem:

“Elimdeki için Allah'a şükür.”

diyebilir.

Bu ikisi birlikte çok sağlıklı bir hayat anlayışı oluşturur.

Kehf 39'un:

“Eğer beni mal ve evlat bakımından senden az görüyorsan...”

bölümü ise kıssaya başka bir derinlik kazandırır.

İman sahibi arkadaş aşağılandığını fark etmektedir.

Ama cevabı:

“Ben de senden daha zengin olacağım.”

değildir.

Kimliğini zengin arkadaşının ölçüsüne teslim etmemektedir.

Bu çok önemlidir.

Bir insan seni paran üzerinden küçümsüyorsa onun değer sistemini kabul etmek zorunda değilsin.

Biri:

“Benim evim daha büyük.”

diyor.

Senin cevabın mutlaka:

“Bir gün benimki daha büyük olacak.”

olmak zorunda değildir.

Belki:

“Güle güle kullan; benim insanlık değerim evimin metrekaresiyle ölçülmüyor.”

diyebilirsin.

İşte iman sahibi arkadaşın duruşu buna benzer.

Maddi farkı inkâr etmiyor.

Ama maddi farkı manevi hiyerarşi olarak kabul etmiyor.

Bu, insanın özgüveni açısından son derece değerlidir.

Modern dünyada insanlar sürekli başkalarının hayatıyla karşılaştırılıyor.

Gelir.

Ev.

Araba.

Tatil.

Güzellik.

Eğitim.

Takipçi.

Bütün bunlar bir yarışa dönüşebilir.

Kehf 39 ise insana şunu öğretir:

Başkası senden daha çok şeye sahip olabilir ve sen yine de değersiz olmazsın.

Bu cümle insanın iç huzuru için çok güçlüdür.

Aynı şekilde sen başkasından daha çok şeye sahip olabilirsin ve bu da seni daha değerli insan yapmaz.

Böylece ayet iki tarafı da korur.

Zengini kibirden.

Daha az mala sahip olanı aşağılık duygusundan.

Bu, Kur’an'ın çok dengeli insan anlayışıdır.

Kehf 39'un iş hayatına mesajı da çok açıktır.

Bir şirket büyüdüğünde:

“Maşallah, işler çok iyi gidiyor.”

demek yalnız dinî bir söz değildir; arkasında güçlü bir yönetim bilinci de olabilir.

Çünkü bu söz yöneticiye:

“Bugünkü başarıyı garanti görme.”

hatırlatması yapar.

Başarıyı kutla.

Ama tedbiri bırakma.

Ekibini küçümseme.

Müşteriyi cepte görme.

Piyasanın hiç değişmeyeceğini sanma.

Bu anlamda tevazu stratejik bir avantaj olabilir.

Kibir:

“Biz artık çok büyüğüz, bize bir şey olmaz.”

der.

Tevazu:

“Çok iyi gidiyoruz, Elhamdülillah; şimdi bunu nasıl koruyacağımızı düşünelim.”

der.

İkinci yaklaşım hem iman hem yönetim açısından daha sağlıklıdır.

Kehf kıssasındaki zengin adamın en büyük hatalarından biri başarıyı süreklilik garantisine dönüştürmesiydi.

Kehf 39 bunun karşı ilacını verir:

“Allah'ın dilediği olur.”

Bu söz insana belirsizliği kabul etmeyi öğretir.

Bu, hayatın kontrolünü bırakmak değildir.

Kontrol edebildiğin alanla edemediğin alanı ayırmaktır.

Ben tarlayı sulayabilirim.

Ama bütün iklimi kontrol edemem.

İşletmemi iyi yönetebilirim.

Ama küresel ekonominin bütününü kontrol edemem.

Sağlığıma dikkat edebilirim.

Ama bütün hastalık ihtimallerini sıfırlayamam.

Çocuğuma güzel eğitim verebilirim.

Ama onun hayatındaki her kararı ben veremem.

Bu ayrımı kabul etmek büyük bir psikolojik rahatlık da getirebilir.

Çünkü insan bazen kontrol edemediği şeyleri de kontrol etmeye çalıştığı için yorulur.

Kehf 39:

“Gücünün sınırını bil.”

der.

Elinden geleni yap.

Sonra Allah'a güven.

Bu, tevekkülün en olgun hâllerinden biridir.

Ayetin bir başka mesajı, nimetle birlikte Allah'ı anmanın zamanlamasıdır.

İnsan yalnız nimet kaybolduktan sonra:

“Keşke kıymetini bilseydim.”

dememelidir.

Bahçe henüz ayaktayken Allah'ı hatırlamalıydı.

Ürünler henüz bolken.

Su henüz akarken.

İşler henüz iyiyken.

Bu çok büyük bir derstir.

Allah'ı yalnız kriz anında hatırlamak eksik bir kulluk olabilir.

İnsan hastalanınca dua eder.

Peki sağlıklıyken?

İşi bozulunca dua eder.

Peki işler çok iyiyken?

Para azalınca Allah'ı hatırlar.

Peki servet artarken?

Kehf 39 tam olarak bollukta Allah'ı hatırlama ayetlerinden biridir.

Bunun için insanın başına felaket gelmesi gerekmez.

Nimetin içindeyken de Allah'a dönebilir.

Bu çok daha güzel bir kulluktur.

İnsan:

“Rabbim, bunu kaybetmeden önce kıymetini bilmeyi nasip et.”

diyebilir.

Çünkü çoğumuz nimetin kıymetini kaybedince daha net fark ederiz.

Sağlık gider.

Sağlığın kıymeti anlaşılır.

Sevdiğimiz insan gider.

Birlikte geçirilen zamanın değeri anlaşılır.

Para azalır.

Rahatlığın değeri anlaşılır.

Kehf 39 ise bize kayıptan önce şükretmeyi öğretir.

Bu yüzden ayet yalnız zengin adama değil, bugün herhangi bir nimete sahip olan herkese hitap eder.

Belki iki üzüm bağımız yok.

Ama başka bahçelerimiz var.

Ailemiz.

Sağlığımız.

İşimiz.

Evimiz.

Dostlarımız.

İmanımız.

Zamanımız.

Bilgimiz.

Bunların her biri kendi türünde bir “bahçe” olabilir.

İnsan bu bahçelere girerken kalbinde:

“Maşallah, kuvvet ancak Allah iledir.”

bilincini taşıyabilir.

Bu bakış hayatı değersizleştirmez.

Tam tersine güzelliğini artırır.

Çünkü nimeti yalnız tüketmezsin.

Fark edersin.

Fark ettiğin nimet daha anlamlı olur.

Şükrettiğin nimet daha derin yaşanır.

Kehf 39'un dua ve zikir anlayışı açısından da önemli bir dengesi vardır.

Bazı insanlar kelimelerin kendisine bağımsız bir güç yükleyebilir.

Şu sözü söyledim, kesin şu olacak.

Şu cümleyi üç defa söyledim, artık hiçbir şey olmaz.

Bu tür mekanik düşünceler İslam'daki tevhid bilinciyle dikkatle değerlendirilmelidir.

Zikir değerlidir.

Dua değerlidir.

“Maşallah” değerlidir.

Ama bütün gücün kaynağı Allah'tır.

Zaten ayetin kendisi:

“Kuvvet ancak Allah iledir.”

diyerek bunu açıkça öğretmektedir.

Kelime bizi Allah'a yöneltir.

Kelimenin kendisi Allah'ın yerine geçmez.

Bu ayrım çok önemlidir.

Dolayısıyla insan “Maşallah” der ve yine de tedbir alır.

Dua eder ve doktora gider.

Allah'a güvenir ve emniyet kemerini takar.

Tevekkül eder ve şirketinin yedeğini alır.

Bahçesini Allah'a emanet eder ve sulama sistemini kontrol eder.

İman tedbiri iptal etmez; tedbire kulluk etmemeyi öğretir.

Kehf 39 ayrıca çocuklarımızla ilgili başarı anlayışımızı da düzeltir.

Çocuğumuz başarılı olabilir.

İyi bir okula girebilir.

Güzel bir meslek sahibi olabilir.

Bununla sevinmek çok doğaldır.

“Maşallah.”

deriz.

Fakat çocuğun başarısını başka aileleri küçümsemenin aracına dönüştürmemek gerekir.

“Benim çocuğum böyle, seninki ne yaptı?”

gibi karşılaştırmalar, nimeti kibire dönüştürebilir.

Evlat nimettir.

Ama çocuğun başarısı anne-babanın insanlık derecesi değildir.

Aynı şekilde çocuğu zorluk yaşayan bir aile de değersiz değildir.

Kehf 39'un mal ve evlat ifadesi bu açıdan bugün de çok güçlüdür:

Malın ve evladın üzerinden insanlık üstünlüğü kurma.

Nimetin varsa şükret.

Başkasını ezme.

Ayet insanın kendisini başkasından az gördüğünde nasıl davranacağı konusunda da güzel bir ders verir.

İman sahibi arkadaş:

“Beni senden daha az görüyorsan...”

diyor.

Yani gerçeği kabul ediyor.

Bu büyük bir psikolojik olgunluktur.

Bazı insanlar başkasının daha başarılı olduğunu kabul etmekte zorlanır.

Haset eder.

Başarısını küçümser.

“Şanslıydı.”

der.

Belki gerçekten emek vermiştir.

İman sahibi yaklaşım ise başka olabilir:

“Evet, Allah ona benden daha fazla mal vermiş olabilir; Allah bereket versin.”

Bu cümle insanı rahatlatır.

Başkasının nimeti bizim kaybımız değildir.

Dünyada herkesin aynı miktarda mala sahip olması gerekmiyor.

Asıl mesele bu farklılıkların kibir ve ezilmişlik üretmemesidir.

Zengin şükretsin.

Daha az mala sahip insan onurunu korusun.

İkisi de Allah'ın kulu olduğunu hatırlasın.

Kehf 39'un asıl dengesi budur.

Ayet aynı zamanda “Maşallah” ile “Elhamdülillah” arasındaki manevi yakınlığı da düşündürür.

“Maşallah” nimetin Allah'ın dilemesiyle var olduğunu hatırlatır.

“Elhamdülillah” nimet için Allah'a hamdi ifade eder.

İnsan günlük hayatında her ikisini de bilinçli biçimde kullanabilir.

Bir güzellik gördüğünde:

“Maşallah.”

Bir nimet için:

“Elhamdülillah.”

Bir işte gücünün sınırlılığını hatırladığında:

“Lâ kuvvete illâ billâh.”

Böylece günlük dil bile insanın imanını hatırlatan küçük duraklara dönüşebilir.

Fakat yine asıl mesele kelimeleri çoğaltmak değil, kelimelerin anlamını hayata taşımaktır.

“Maşallah” deyip kibirlenmemek.

“Elhamdülillah” deyip nankörlük etmemek.

“Kuvvet Allah'tandır” deyip tembellik yapmamak.

İşte gerçek denge budur.

Kehf Suresi'nin 39. ayeti bugün bize şu soruları sordurur: Nimet gördüğümde Allah'ı hatırlıyor muyum? Başarımı yalnız kendime mi yazıyorum? “Maşallah” sözünü bilinçle mi söylüyorum, yoksa yalnız alışkanlık olarak mı? Sebepleri kullanırken onları mutlak güç sahibi mi görüyorum? Benden daha çok mala sahip insanları kıskanıyor, benden az mala sahip insanları küçümsüyor muyum?

Bu sorular ayetin yalnız bahçeye girerken söylenen bir cümleyi öğretmediğini; şükür, tevhid, başarı, emek, tevekkül, haset, servet ve insan onuru hakkında çok kapsamlı bir hayat anlayışı sunduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak Kehf 39 bize şunu öğretmektedir: Nimeti sev, geliştir ve kullan; fakat nimeti verirken Allah’ı unutma. Başarını inkâr etme ama başarının bütün kaynağını kendine yazma. “Maşallah” diyerek nimetin Allah’ın dilemesiyle var olduğunu, “Kuvvet ancak Allah iledir” diyerek sahip olduğun gücün de sana verilmiş olduğunu hatırla.

Bahçe güzeldi.

Ürün boldu.

Su akıyordu.

Yanlış olan bunların hiçbiri değildi.

Yanlış olan, bütün bunlara bakıp nimetin sahibini unutmaktı.

Ve ayetin kalbe bıraktığı en güzel ölçü belki de şudur:

Nimet büyüdükçe yalnız malın değil, şükrün de büyüsün.

⠀

🌿 Son Söz​

“Evin güzel olduğunda, işin büyüdüğünde, mahsulün bol geldiğinde, çocuğun başarılı olduğunda veya sağlığın yerinde olduğunda sevincini yaşa; fakat sevincinin içine şükrü de koy. ‘Maşallah’ demek nimeti küçültmek değil, onun gerçek kaynağını unutmamaktır. Çalıştığını inkâr etme, fakat çalışabilecek gücünün bile Allah’ın nimeti olduğunu hatırla. Çünkü nimet insanın elinde büyürken şükür kalbinde büyümüyorsa, insan sahip olduklarının içinde kaybolabilir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt