📖 Hicr Suresi 86. Ayette “Şüphesiz Rabbin Her Şeyi Yaratan ve Her Şeyi Bilendir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,553
2,736,296
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 86. Ayette “Şüphesiz Rabbin Her Şeyi Yaratan ve Her Şeyi Bilendir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 85. ayette göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hak ile yaratıldığı, kıyametin mutlaka geleceği ve Hz. Peygamber’e ‘güzelce bağışla’ buyurulduğu bildirilmişti. 86. ayet ise bu büyük güvenin neden mümkün olduğunu açıklar: ‘Şüphesiz Rabbin, her şeyi yaratan ve her şeyi bilendir.’ Ayette geçen ‘el-Hallâk’, yaratmanın Allah’a ait oluşunu güçlü biçimde vurgularken; ‘el-Alîm’, O’nun bilgisinin eksiksizliğini ifade eder. Allah insan gibi deneyerek öğrenmez, unutarak yeniden hatırlamaz ve bilgi toplamak için gözlem yapmak zorunda değildir. Ancak ‘Allah her şeyi biliyor’ inancı insanlara başkalarının mahremiyetini ihlal etme, gizlice gözetleme veya delilsiz biçimde kalpler hakkında hüküm verme yetkisi sağlamaz. Allah’ın bilgisi sınırsızdır; insanın bilgisi ise sınırlı ve sorumlulukla çevrilidir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 86. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “İnne rabbeke hüve’l-hallâku’l-alîm.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Şüphesiz Rabbin, her şeyi yaratan ve her şeyi bilendir.” diye ifade edilebilir.

Ayet çok kısa olmasına rağmen Allah’ın iki büyük niteliğini aynı cümlede birleştirir:

Yaratmak.

Ve:

Bilmek.

Bu iki özellik, bir önceki ayetteki yaratılış, kıyamet ve bağışlama temasını tamamlar.

Çünkü yaratılış başıboş değildir; onu yaratan Allah, yarattığını da eksiksiz biçimde bilir.

2️⃣ “Rabbin” İfadesi Neden Özellikle Kullanılıyor ❓​

Ayette “Rabbeke”, yani “senin Rabbin” denir.

“Rab” kelimesi yalnız yaratan anlamına gelmez.

Aynı zamanda:

Terbiye eden.

Yöneten.

Gözeten.

Nimet veren.

Varlığı aşama aşama geliştiren.

anlam alanlarına sahiptir.

Dolayısıyla ayette yalnız:

“Allah yarattı.”

denmiyor.

Aynı zamanda insanın hayatının Allah’ın rubûbiyyeti, yani yönetimi ve terbiyesi altında olduğu hatırlatılıyor.

Bu, insanın kendisini sahipsiz görmemesi açısından son derece önemlidir.

3️⃣ “El-Hallâk” Ne Anlama Gelir ❓​

“El-Hallâk”, yaratmayı güçlü ve yoğun biçimde ifade eden bir isimdir.

Kelime, Allah’ın yaratmasının:

Tesadüfi.

Sınırlı.

Tek seferlik.

Başka bir güce bağımlı.

olmadığını düşündürür.

Allah yaratandır.

Yaratılışın nihai kaynağı O’dur.

İnsan da bir şeyler “üretir”; fakat insanın üretimi hazır malzemeyi, enerjiyi, bilgiyi ve araçları kullanmaya dayanır.

Allah’ın yaratması ise insan üretimine benzemez.

4️⃣ İnsan da “Yaratıyor” Denebilir mi ❓​

Günlük dilde:

“Bir tasarım yarattı.”

“Yeni bir fikir yarattı.”


gibi ifadeler kullanılabilir.

Ancak bu, Allah’ın yaratmasıyla aynı anlamda değildir.

İnsan:

Var olan malzemeyi işler.

Bilgiyi birleştirir.

Yeni biçimler oluşturur.

Allah ise varlığın nihai kaynağıdır.

Bu nedenle İslamî anlamda mutlak yaratma Allah’a aittir.

İnsanın “yaratıcılığı” mecazi veya sınırlı üretim anlamında kullanılabilir; ilahî yaratmayla eşitlenmez.

5️⃣ Allah’ın Yaratması Bir Defa Olup Bitmiş midir ❓​

İslam düşüncesinde Allah yalnız başlangıçta yaratıp sonra tamamen çekilmiş bir varlık olarak görülmez.

Varlık Allah’ın kudreti ve iradesiyle devam eder.

İnsan doğar.

Bitki büyür.

Hücreler yenilenir.

Yeni yıldızlar oluşur.

Doğada sürekli süreçler meydana gelir.

Bunların bilimsel mekanizmalarını araştırmak mümkündür.

Ama mümin açısından bütün bu varlık düzeninin nihai varlık kaynağı yine Allah’tır.

Süreçleri bilmek, Yaratanı gereksiz hâle getirmek zorunda değildir.

6️⃣ Bilim Bir Şeyin Nasıl Oluştuğunu Açıklarsa Allah’ın Yaratması Reddedilmiş Olur mu ❓​

Hayır.

Örneğin bir bebeğin gelişimini embriyoloji açıklar.

Hücre bölünmesi.

Genetik.

Hormonal süreçler.

Bunların tamamı bilimsel olarak incelenebilir.

Mümin:

“Bu süreçleri Allah yaratmıştır.”

diyebilir.

Bilim:

“Nasıl gerçekleşiyor?”

sorusunu inceler.

İman ise daha temel düzeyde:

“Bu varlığın nihai kaynağı nedir?”

sorusunu sorabilir.

Bu nedenle bilimsel açıklama ile Allah’ın yaratması zorunlu olarak birbirini dışlamaz.

7️⃣ “El-Alîm” Ne Anlama Gelir ❓​

“El-Alîm”, her şeyi eksiksiz bilen anlamındadır.

Allah’ın bilgisi:

Eksik değildir.

Unutkanlığa uğramaz.

Tahmine dayanmaz.

Zaman içinde tamamlanmaz.

Dışarıdan öğrenilmiş değildir.

İnsan bilgisi ise farklıdır.

Biz:

Öğreniriz.

Unuturuz.

Yanılırız.

Tahmin ederiz.

Yeni delille fikrimizi değiştiririz.

Bu nedenle Allah’ın bilgisi ile insan bilgisi aynı seviyede değildir.

8️⃣ Allah Bir Şeyi Sonradan Öğrenir mi ❓​

Hayır.

İnsan:

“Bunu bugün öğrendim.”

der.

Çünkü dün bilmiyordu.

Allah hakkında böyle bir bilgi eksikliği düşünülemez.

Allah’ın bilgisi sonradan oluşmaz.

Kur’an’da Allah’ın bir şeyi “bilmesi” anlatıldığında bunu insanın yeni bilgi edinmesi gibi anlamamak gerekir.

Allah’ın bilgisi ezelî ve kuşatıcıdır.

Dolayısıyla:

“Allah sonucu görmek için insanı sınava sokuyor çünkü ne yapacağını bilmiyor.”

şeklinde bir anlayış doğru değildir.

9️⃣ Allah Ne Yapacağımızı Biliyorsa Özgür İrade Var mı ❓​

Bu çok önemli bir sorudur.

Allah’ın bir şeyi önceden bilmesi, insanı o şeyi yapmaya zorladığı anlamına gelmez.

Bilmek ile zorlamak farklı şeylerdir.

İnsan kendi kapasitesi ve şartları içinde seçim yapar.

Allah ise o seçimi eksiksiz bilir.

Basit insan benzetmeleri Allah’ın bilgisine tam uymaz; fakat mantıksal ayrımı görmek mümkündür:

Bir davranışın biliniyor olması, o davranışın zorla yaptırıldığı anlamına gelmez.

Bu nedenle ilahî bilgi insan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

🔟 “Allah Zaten Biliyor, O Hâlde Sınav Neden Var” Sorusu Nasıl Anlaşılmalıdır ❓​

Dünya hayatındaki sınav Allah’ın bilgi kazanması için değildir.

Sınav, insanın tercihinin fiilen ortaya çıkması, sorumluluğun yaşanması ve adaletin görünür hâle gelmesiyle ilişkilidir.

İnsan:

Seçer.

Davranır.

Sonuç üretir.

Sorumluluk taşır.

Allah zaten bilir.

Ama insanın:

“Ben aslında şöyle yapardım.”

diyebileceği soyut ihtimal yerine, yaşanmış seçim ortaya çıkar.

Bu nedenle sınav Allah’ın öğrenmesi için değil, insanın yaşadığı sorumluluk alanıdır.

1️⃣1️⃣ Allah’ın Her Şeyi Bilmesi Mahremiyetimizin Olmadığı Anlamına mı Gelir ❓​

Allah açısından hiçbir şey gizli değildir.

Ama bundan:

“O hâlde insanların birbirinin mahremiyetini araştırması normaldir.”

sonucu çıkmaz.

Allah’ın bilgisi ilahîdir.

İnsan ise başka insanın mahremiyetine saygı göstermekle yükümlüdür.

Bir kişinin:

Telefonunu gizlice karıştırmak.

Mesajlarını izinsiz okumak.

Evini gözetlemek.

Özel hayatını araştırmak.

bunların hiçbiri:

“Allah zaten biliyor.”

diyerek meşrulaştırılamaz.

Allah’ın bilgisi, insan gözetiminin ruhsatı değildir.

1️⃣2️⃣ “Allah Kalpleri Biliyor” Diyerek İnsanlar Hakkında Kesin Hüküm Verebilir miyiz ❓​

Hayır.

Tam tersine Allah’ın kalpleri bildiğini kabul etmek, insanın kendi sınırını bilmesini gerektirir.

Bir kişi:

“Senin niyetin kesin kötü.”

diyebilir.

Ama bunu gerçekten biliyor mu?

Belki davranıştan güçlü bir tahmin çıkarabilir.

Fakat kalpteki niyeti Allah kadar kesin bilemez.

Bu nedenle:

Davranışı değerlendirebiliriz.

Delili değerlendirebiliriz.

Sözü değerlendirebiliriz.

Ama insanın iç dünyası hakkında mutlak hüküm verirken dikkatli olmalıyız.

1️⃣3️⃣ Bir Mahkemede “Allah Biliyor ki Suçlu” Demek Delil Yerine Geçer mi ❓​

Hayır.

Allah bilir.

Ama mahkeme insanların ulaşabildiği delille karar verir.

Tanık.

Kayıt.

Belge.

Uzman incelemesi.

Maddi delil.

Bunlar gerekir.

Bir hakim:

“Ben kalben onun suçlu olduğunu hissediyorum.”

diye ceza veremez.

Bu, adaletin temel ilkelerine aykırı olur.

İlahî bilgi ile insan hukukunun delil düzeni birbirine karıştırılmamalıdır.

1️⃣4️⃣ Allah’ın Bilmesi İnsana Teselli Verebilir mi ❓​

Evet.

Özellikle anlaşılmadığımız zamanlarda bu düşünce güçlü bir teselli olabilir.

Bir iyilik yaptın.

Kimse bilmedi.

Allah bilir.

Haksızlığa uğradın.

Kimse inanmadı.

Allah bilir.

Bir şeyi gerçekten iyi niyetle yaptın ama yanlış anlaşıldın.

Allah bilir.

Bu:

“İnsanlara hiçbir açıklama yapmaya gerek yok.”

anlamına gelmez.

Ama kişinin bütün değerini insanların kanaatine bağlamamasına yardımcı olabilir.

İnsanların bilmediğini Allah’ın bilmesi, yalnızlık hissini azaltabilir.

1️⃣5️⃣ “Allah Biliyor” Deyip İnsanlara Hesap Vermekten Kaçılabilir mi ❓​

Hayır.

Birisi senden açıklama istiyor.

Sen:

“Benim niyetimi Allah biliyor.”

diyorsun.

Bu tek başına yeterli olmayabilir.

Örneğin:

Bir şirket parasında eksik var.

Bir yönetici:

“Allah şahidim, ben dürüstüm.”

diyor.

Yine de hesaplar incelenir.

Bir eş:

“Allah biliyor, ben bir şey yapmadım.”

diyor.

Duruma göre gerçek veriler konuşulabilir.

Allah’ın bilgisine sığınmak, insani hesap verebilirliğin yerine geçmez.

1️⃣6️⃣ Allah’ın Yaratması ile Allah’ın Bilmesi Neden Aynı Ayette Birlikte Anılıyor ❓​

Çünkü yaratanın yarattığını bilmesi son derece güçlü bir bütünlük ifade eder.

Allah:

İnsanı yaratır.

İnsanın yapısını bilir.

İhtiyaçlarını bilir.

Zaaflarını bilir.

Gücünü bilir.

Niyetini bilir.

Bu nedenle ilahî hüküm kör veya eksik bilgiye dayanmaz.

Bir önceki ayette kıyamet ve güzel bağışlama anlatılmıştı.

Şimdi bunun temelinde:

Yaratan ve bilen Allah vardır.

Yani nihai adalet bilgisiz bir otoritenin elinde değildir.

1️⃣7️⃣ Allah’ın Her Şeyi Bilmesi İnsanda Sürekli Korku mu Üretmelidir ❓​

Hayır.

Bu bilgi yalnız korku üretmek için değildir.

Aynı zamanda:

Güven.

Teselli.

Sorumluluk.

Samimiyet.

üretebilir.

İnsan:

“Kimse görmese de Allah görüyor.”

deyip kötülükten kaçınabilir.

Ama aynı zamanda:

“Kimse anlamasa da Allah biliyor.”

deyip iyiliğe devam edebilir.

Takvâ sürekli panik hâli değildir.

Allah’ın bilgisi hem hesap hem merhamet bilincidir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 85 ve 86. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 85. ayette:

“Gökleri ve yeri hak ile yarattık. Kıyamet gelecektir. Öyleyse güzelce bağışla.”

buyrulmuştu.

  1. ayette ise:
“Şüphesiz Rabbin, her şeyi yaratan ve her şeyi bilendir.”

denir.

Yani neden insan nihai adaleti Allah’a bırakabilir?

Çünkü Allah:

Yaratandır.

Ve:

Bilendir.

Hiçbir ayrıntı O’nun bilgisinden kaçmaz.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 87. ayette ise Hz. Peygamber’e verilen çok büyük bir nimet hatırlatılacak ve şöyle buyurulacaktır: “Andolsun, sana tekrarlanan yedi ayeti ve büyük Kur’an’ı verdik.” Bu ayeti ele alırken özellikle “seb‘an mine’l-mesânî” ifadesinin ne anlama geldiği, yaygın görüşe göre bunun Fâtiha Suresi oluşu, Fâtiha’nın yedi ayeti, ‘mesânî’ kelimesinin tekrar edilen/övgüyle anılan anlamları, namazlarda Fâtiha’nın tekrar edilmesi, farklı tefsir görüşlerinin bulunması ve ‘yedi’ sayısından gizli numerolojik kodlar çıkarılmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 86. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 86. ayet yalnız birkaç kelimeden oluşur:

“Şüphesiz Rabbin, her şeyi yaratan ve her şeyi bilendir.”

Ama bu kısa cümle çok büyük bir dünya görüşü kurar.

Önce:

Allah yaratandır.

Bu, insanın kendisini tamamen bağımsız varlık olarak görmesini engeller.

Biz dünyaya kendi kararımızla gelmedik.

Bedenimizi kendimiz üretmedik.

Zamanı biz yaratmadık.

Gezegeni biz kurmadık.

Doğa yasalarını biz oluşturmadık.

Elimizde olanların çok büyük kısmı önceden verilmiş bir varlık zemini üzerinde bulunur.

İnsan bunun farkına vardığında başarı karşısında daha dengeli olabilir.

Bir şirket kurdun.

Emek verdin.

Bu gerçek.

Ama o emeği verecek sağlık da nimetti.

Zekâ nimetti.

Zaman nimetti.

Fırsat nimetti.

Sana yardım eden insanlar vardı.

Altyapı vardı.

Toplum vardı.

İnsan kendi emeğini küçümsemek zorunda değildir.

Ama:

“Her şeyi sıfırdan ben yarattım.”

diyemez.

Çünkü insanın başarısı bile kendisinden önce var olan sayısız şartın üzerinde yükselir.

Bu farkındalık şükür üretir.

Şükür de insanın başarısını değersizleştirmez.

Tam tersine kibirden korur.

Ayetin ikinci büyük tarafı:

Allah bilendir.

İnsan için bu bilgi hem rahatlatıcı hem sorumluluk yüklüdür.

Rahatlatıcıdır çünkü herkes seni yanlış anlayabilir.

Allah yanlış anlamaz.

Bir iyiliğin görünmeyebilir.

Allah bilir.

İnsanlar yaptığın bir fedakârlığı fark etmeyebilir.

Allah bilir.

Bir konuda haksızlığa uğrarsın.

Delil yetersiz olduğu için dünyada hakkın tam ortaya çıkmayabilir.

Allah gerçeği bilir.

Bu, özellikle bir önceki ayetteki kıyamet ve hesap temasını tamamlar.

Nihai hesap, gerçeğin bir kısmını bilen bir hâkimin elinde değildir.

Her şeyi bilen Allah’ın huzurundadır.

Bu, ahiret adaleti açısından çok önemlidir.

Dünya mahkemeleri hata yapabilir.

Tanık yalan söyleyebilir.

Delil kaybolabilir.

Suçlu kaçabilir.

Masum yanlış anlaşılabilir.

Ama Allah’ın bilgisinde hiçbir delil kaybolmaz.

Bu düşünce mağdur için büyük teselli olabilir.

Fakat bu noktada önemli bir sınır vardır.

Bir insan:

“Allah benim suçsuz olduğumu biliyor.”

diyebilir.

Bu onun manevi inancıdır.

Ama dünyadaki bir hukuk sürecinde yine delil gerekir.

Çünkü hakim Allah değildir.

Polis Allah değildir.

Savcı Allah değildir.

Bizim bilgimiz sınırlıdır.

Bu nedenle insan hukukunda prosedür gereklidir.

Bazen dindar insanlar:

“Allah biliyor zaten.”

diyerek insanî ispat yükünü küçümseyebilir.

Bu doğru değildir.

Allah’ın bilgisinin kusursuzluğu, tam tersine bizim bilgimizin sınırlılığını hatırlatmalıdır.

Bu yüzden:

Araştır.

Delil topla.

İki tarafı dinle.

Acele hüküm verme.

İşte adalet.

Hicr 86 burada çok güçlü bir tevazu öğretir.

Allah biliyor; sen her şeyi bilmiyorsun.

Bu cümle insan ilişkilerinde çok şeyi değiştirebilir.

Bir arkadaşın hakkında bir söylenti duydun.

Hemen hüküm verme.

Bir çalışan hakkında şikâyet geldi.

Dinle.

Bir aile üyesi suçlandı.

Araştır.

Bir sosyal medya videosu gördün.

On saniyelik görüntüden bütün hayat hakkında hüküm verme.

Çünkü:

Sen her şeyi bilmiyorsun.

Bu basit cümle modern dünyada çok büyük bir ahlak ilkesidir.

Sosyal medyada insanları saniyeler içinde mahkûm ediyoruz.

Bir klip.

Bir cümle.

Bir ekran görüntüsü.

Sonra milyonlarca insan:

“Bu kişi kesin şöyle.”

diyor.

Bağlam nerede?

Öncesi?

Sonrası?

Doğrulama?

Bazen yok.

Hicr 86’nın “el-Alîm” ismi insana tam burada haddini hatırlatır.

Eksiksiz bilgi Allah’a aittir.

Sen değerlendirme yapabilirsin.

Ama mutlak bilgi iddiasında bulunma.

Ayet aynı zamanda insanın gizli hayatını gözetme merakını da sınırlamalıdır.

Bazı insanlar:

“Gerçeği öğrenmeliyim.”

diyerek başkasının telefonuna girer.

Mesajlarını okur.

Konumunu izler.

Özel dosyalarını karıştırır.

Bunu da:

“Şüphem vardı.”

diye açıklar.

Gerçek bir tehlike veya hukukî zorunluluk gibi özel durumlar ayrı değerlendirilir.

Ama genel olarak insanın mahremiyeti vardır.

Allah’ın her şeyi bilmesi, bizim de her şeyi bilme hakkımız olduğu anlamına gelmez.

Bu çok önemli bir farktır.

Allah Rabb’dir.

Biz kuluz.

Allah’ın ilahî sıfatlarını kendimize yetki gerekçesi yapamayız.

Örneğin:

Allah hesap görür.

Bu, bizim insanları istediğimiz gibi cezalandırabileceğimiz anlamına gelmez.

Allah kalpleri bilir.

Bu, bizim kalpleri okuduğumuzu iddia etme hakkı vermez.

Allah her şeyi görür.

Bu, bizim sınırsız gözetim hakkımız olduğu anlamına gelmez.

İlahi yetki ile insan yetkisi aynı değildir.

Hicr 86’nın “Allah her şeyi bilir” mesajı bazı insanlarda korku ve obsesif düşünceye de dönüşebilir.

Kişi sürekli:

“Allah şu düşüncemi de biliyor, bunu da düşündüm, günaha mı girdim?”

diye paniğe kapılabilir.

Burada önemli bir ayrım gerekir.

İnsanın zihninden istemsiz düşünceler geçebilir.

Bir düşüncenin akla gelmesi ile onu bilinçli biçimde benimsemek veya davranışa dönüştürmek aynı değildir.

İstenmeyen düşünceler özellikle kaygı ve obsesif durumlarda kişiyi çok zorlayabilir.

Allah’ın her şeyi bilmesi, insanı istemsiz düşünceleri nedeniyle sürekli suçluluk içinde yaşatmak için kullanılmamalıdır.

Allah insanın kapasitesini de bilir.

Niyetini de bilir.

Ne kadar zorlandığını da bilir.

Bu nedenle el-Alîm ismi yalnız korku değil, merhametli bir anlaşılmışlık duygusu da üretmelidir.

İnsan:

“Allah benim ne yaşadığımı biliyor.”

diyebilir.

Kimsenin görmediği mücadeleyi.

Sabretmeye çalıştığın anı.

Söylemediğin acıyı.

Kötülük yapmamak için verdiğin iç mücadeleyi.

Bunları Allah bilir.

Bu düşünce çok kıymetlidir.

Çünkü insan bazen dışarıdan başarısız görünür ama içeride büyük mücadele veriyordur.

Bir bağımlılıkla mücadele ediyor.

Düştü.

Tekrar kalkıyor.

İnsanlar:

“Yine yapmış.”

diyor.

Allah bütün süreci bilir.

Bu, sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Ama hükmün eksiksiz bilgiyle verildiğini gösterir.

Hicr 86’nın yaratma ve bilme sıfatlarını birlikte sunması burada çok anlamlıdır.

Seni yaratan Allah, yapını da bilir.

İnsan psikolojisini senden daha iyi bilir.

Zayıflığını bilir.

Gücünü bilir.

Neye ne kadar dayanabileceğini bilir.

Bu, insanı sorumluluktan kaçmaya yöneltmemelidir.

Ama Allah’ı:

“İnsanı anlamayan soğuk bir yargıç.”

gibi düşünmekten de korur.

Yaratan, yarattığını bilir.

Bu çok derin bir cümledir.

Bir üretici yaptığı cihazı iyi tanıyabilir.

Fakat Allah’ın bilgisi bununla kıyaslanamayacak kadar mutlak ve eksiksizdir.

İnsan kendi kendisini bile tam bilmez.

Bazen neden öfkelendiğini sonradan anlar.

Neden korktuğunu çözmek için yıllarca terapi görebilir.

Kendi davranışındaki örüntüyü fark etmeyebilir.

Allah ise insanı kendinden daha iyi bilir.

Bu da dua açısından çok anlamlıdır.

İnsan bazen ne isteyeceğini bilemez.

“Allah’ım benim için hayırlısını ver.”

der.

Çünkü kendi bilgisinin sınırlı olduğunu bilir.

Bir şeyi çok ister.

Belki onun için zararlıdır.

Bir şey olmaz diye üzülür.

Yıllar sonra:

“İyi ki olmamış.”

diyebilir.

Bu, her gerçekleşmeyen isteğin özel hikmetini bizim bildiğimiz anlamına gelmez.

Ama insanın bilgisinin sınırlı olduğunu gösterir.

Biz sonucu tahmin ederiz; Allah bütünü bilir.

Bu fark tevekkülün temelidir.

Hicr 86’nın başka bir önemli mesajı bilim insanının tevazusuyla ilgilidir.

Bilim çok büyük bilgiler üretmiştir.

Bu muhteşemdir.

Ama gerçek bilim insanı çoğu zaman:

“Henüz bilmiyoruz.”

diyebilir.

Bu ifade bilimin zayıflığı değil, gücüdür.

Çünkü bilim bildiği ile bilmediği arasındaki sınırı tanımaya çalışır.

Dinî alanda da aynı tevazu değerlidir.

Bir ayetin kesin anlamı konusunda farklı güçlü tefsirler varsa:

“Burada farklı görüşler vardır.”

demek mümkündür.

Her belirsizliği:

“Ben kesin çözdüm.”

diye kapatmak doğru değildir.

Allah el-Alîm’dir; biz öğrenen varlıklarız.

Bu fark insanı hem bilimde hem dinde daha dürüst yapar.

Ayetin başka bir yönü de insanın kontrol ihtiyacını sınırlar.

Her şeyi bilmek istiyoruz.

Yarın ne olacak?

İlişki bitecek mi?

İş başarılı olacak mı?

Hangi yatırım yükselecek?

Ne zaman öleceğim?

Geleceği tamamen bilsek rahatlayacağımızı sanıyoruz.

Ama insan geleceğin tamamını bilmez.

Bu belirsizlik hayatın bir parçasıdır.

Bunun için fal.

Astroloji.

Gizli işaretler.

Numeroloji.

gibi alanlara yönelmek doğru bilgi sağlamaz.

Mümin:

Gaybın tam bilgisi Allah’a aittir.

der.

Sonra kendisinin yapabileceği şeyi yapar:

Araştırır.

Planlar.

İhtimal hesaplar.

Uzman görüşü alır.

Ama:

“Geleceği kesin biliyorum.”

iddiasında bulunmaz.

Hicr 86’nın el-Alîm ismi insanı bu sahte kesinliklerden de korur.

Ayet aynı zamanda ilişki ahlakı açısından güçlü bir ders verir:

İnsan sevdiğini bile tam bilemez.

Yıllardır aynı evde yaşarsın.

Yine de onun bütün iç dünyasını bilmiyorsun.

Bu nedenle ilişkide soru sormak önemlidir.

Tahmin etmek yerine konuşmak.

“Sen kesin bunu düşündün.”

demek yerine:

“Bunu böyle yaptığında ben şöyle anladım; gerçekten ne düşündün?”

diye sormak.

Bu küçük değişiklik birçok çatışmayı önleyebilir.

Çünkü insanlar çoğu zaman karşı tarafın zihnini bildiğini sanır.

“Bunu beni sinirlendirmek için yaptı.”

Belki hayır.

“Bana değer vermiyor.”

Belki başka bir sebep var.

Tabii bazen davranış çok açık olabilir.

Ama yine de insanın zihnini mutlak biçimde okuduğumuzu sanmamak sağlıklı bir ilişkisel tevazudur.

Allah el-Alîm’dir.

Biz ise iletişim kurmak zorundayız.

Hicr Suresi 86. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Allah’ın ‘el-Hallâk’ oluşunu insanın sınırlı üretimiyle aynı görme; ‘el-Alîm’ oluşunu da Allah’ın sonradan öğrenmesi veya bilgi toplaması gibi anlama. Allah’ın her şeyi bilmesini insanlara sınırsız gözetim, kalp okuma veya delilsiz suçlama yetkisi veren bir düşünceye dönüştürme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Allah yaratandır ve yarattığını eksiksiz bilendir. İnsan ise yaratılmış, sınırlı bilgiye sahip ve yanılabilen bir varlıktır. Bu fark insana hem güven hem sorumluluk hem de tevazu kazandırmalıdır: Allah gerçeğin tamamını bilir; biz ise araştırmalı, delile dayanmalı, mahremiyete saygı göstermeli ve bilmediğimiz yerde ‘bilmiyorum’ diyebilmeliyiz.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 87. ayette, Hz. Peygamber’e verilen çok büyük bir nimet hatırlatılacak ve şöyle buyurulacaktır: “Andolsun, sana tekrarlanan yediyi ve büyük Kur’an’ı verdik.” Bu ayeti ele alırken özellikle “seb‘an mine’l-mesânî” ifadesinin ne anlama geldiği, yaygın ve güçlü görüşe göre bunun Fâtiha Suresi oluşu, Fâtiha’nın yedi ayeti, ‘mesânî’ kelimesinin tekrar edilen anlamıyla ilişkisi, namazlarda Fâtiha’nın tekrar edilmesi, farklı tefsir görüşlerinin varlığı, Kur’an’ın Fâtiha’yı ayrıca öne çıkarmasının anlamı ve ‘yedi’ sayısından gizli numerolojik kehanetler veya şifreler çıkarılmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 86. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Biz kendi bilgimizin sınırını gerçekten kabul ediyor muyuz? Bir insanın birkaç davranışından bütün niyetini bildiğimizi mi sanıyoruz? Sosyal medyada gördüğümüz kısa bir görüntüyle hayatının tamamı hakkında hüküm mü veriyoruz? “Allah biliyor” diyerek insanlara hesap vermekten mi kaçıyoruz? Allah’ın her şeyi bilmesini başkasının telefonunu, mesajlarını ve özel hayatını gözetleme bahanesine mi dönüştürüyoruz? Bilmediğimiz yerde “bilmiyorum” diyebiliyor muyuz? Ve en önemlisi, her şeyi bilen Allah’a iman ediyorsak, neden kendi sınırlı bilgimizi bazen mutlak gerçekmiş gibi savunuyoruz?

“Hicr 86, ‘Şüphesiz Rabbin, her şeyi yaratan ve her şeyi bilendir’ buyurarak Allah’ın yaratmasının ve bilgisinin sınırsızlığını hatırlatır. Allah yarattığını eksiksiz bilir; fakat O’nun her şeyi bilmesi insanlara başkalarının kalbini okuma, mahremiyetini ihlal etme veya delilsiz hüküm verme yetkisi sağlamaz. Ayetin büyük dersi şudur: Allah’ın bilgisi insana güven verirken kendi bilgisinin sınırını da hatırlatmalıdır. Gerçek bilgelik yalnız çok şey bilmek değil, nerede bilmediğini fark etmek; gerçek adalet ise Allah’ın bildiği bütüne sahip olmadığımız için insanları delille, ölçüyle ve tevazuyla değerlendirebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt