📖 Hicr Suresi 67. Ayette “Şehir Halkı Sevinerek Geldi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,534
2,736,295
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 67. Ayette “Şehir Halkı Sevinerek Geldi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 66. ayette Hz. Lût’a, kavmine yönelik ilahî hükmün sabah vakti gerçekleşeceği bildirilmişti. 67. ayette ise toplumdaki ahlaki bozulmanın ne kadar ileri gittiğini gösteren çarpıcı bir sahne anlatılır: ‘Şehir halkı sevinerek geldi.’ Bu sevinç masum bir misafirlik sevinci değildir. Kıssanın devamından, Hz. Lût’un evine gelen yabancı misafirleri öğrendikleri için topluca yöneldikleri anlaşılır. Böylece ayet çok ağır bir ahlaki çöküşü gözler önüne serer: Başkasının savunmasızlığını fırsat görmek, rızasını ve güvenliğini önemsememek, kötülüğü bireysel olmaktan çıkarıp kalabalığın eğlencesine dönüştürmek. Kalabalığın bir davranışa katılması onu doğru yapmaz; insanların başkasına zarar verme fırsatından sevinç duymaya başlaması ise vicdanın ne kadar körelebileceğini gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 67. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Ve câe ehlü’l-medîneti yestebşirûn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Şehir halkı sevinerek geldi.” diye ifade edilebilir.

Bu ayet son derece kısa olmasına rağmen kıssanın toplumsal boyutunu açık biçimde ortaya koyar. Hz. Lût’un evine gelen yabancı misafirlerin haberi şehirde yayılmış ve bazı şehir halkı sevinç içinde onun evine yönelmiştir.

Ancak bu sevincin niteliği bir sonraki ayetlerle birlikte anlaşılmalıdır. Hz. Lût onların niyetinden endişe edecek ve misafirlerine zarar vermemelerini isteyecektir.

Bu nedenle burada anlatılan sevinç masum bir karşılama sevinci değil, yanlış bir arzu ve taşkınlık karşısındaki heyecandır.

2️⃣ “Ehlü’l-Medîne” Ne Anlama Gelir ❓​

“Ehlü’l-medîne”, şehir halkı veya şehirden insanlar anlamındadır.

Burada bütün şehirde yaşayan her bireyin aynı anda Hz. Lût’un evine geldiğini düşünmek gerekmez. Kur’an dili kimi zaman bir topluluğun etkin veya temsilî kesimini topluluk adıyla ifade edebilir.

Dolayısıyla ayeti:

“Şehirde yaşayan istisnasız herkes aynı suçu işledi.”

şeklinde mekanik biçimde okumamak gerekir.

Önceki ayetlerde zaten Hz. Lût ve kurtarılacak kişiler toplumun geri kalanından ayrılmıştır.

3️⃣ “Yestebşirûn” Ne Anlama Gelir ❓​

“Yestebşirûn”, sevinmek, birbirine müjdeli haber vermek, sevindirici bir şey karşısında neşe göstermek anlam alanına sahiptir.

Normalde sevinç olumlu bir duygudur.

Fakat insanın sevindiği şey ahlaken yanlış olabilir.

Bu ayette problem sevinmek duygusunun kendisi değil, neye sevindikleridir.

İnsan başkasının zarar görme ihtimalinden, savunmasızlığından veya sömürülmesinden mutluluk duyuyorsa burada ciddi bir ahlaki sorun vardır.

4️⃣ Şehir Halkı Neden Seviniyordu ❓​

Kıssanın devamı, Hz. Lût’un yanına gelen yabancı misafirlerin şehir halkının ilgisini çektiğini gösterir.

Hz. Lût ise onların niyetini bildiği için misafirleri konusunda ciddi endişe yaşayacaktır.

Bu nedenle sevinç, yabancı misafirlere yönelik uygunsuz ve saldırgan niyetle ilişkilidir.

Burada özellikle başkasının rızasının, güvenliğinin ve mahremiyetinin önemsenmediği toplumsal bir taşkınlık görünmektedir.

5️⃣ Bir İnsanın Başkasının Savunmasızlığından Sevinmesi Neden Bu Kadar Ağırdır ❓​

Çünkü sağlıklı vicdan, savunmasız kişiyi gördüğünde onu fırsat olarak değil korunması gereken insan olarak görür.

Çocuk.

Misafir.

Yabancı.

Hasta.

Yaşlı.

Güçsüz.

Bunların savunmasızlığı insanın sömürme hakkını artırmaz; aksine sorumluluğunu artırır.

Bir toplum güçsüz kişileri fırsat olarak görmeye başladığında ahlaki düzen ciddi biçimde bozulmuş demektir.

6️⃣ Lût Kavminin Sorunu Yalnız Bireysel Arzu muydu ❓​

Kıssanın anlatımı bundan daha geniş bir toplumsal tablo gösterir.

Burada kalabalık vardır.

Açıktan hareket vardır.

Hz. Lût’un evine yönelme vardır.

Misafirlerin güvenliğini tehdit eden bir ortam vardır.

Dolayısıyla mesele yalnız özel alandaki bireysel bir arzu olarak değil, sınır tanımayan, başkasının güvenliğini yok sayan ve toplumsallaşmış bir taşkınlık olarak görünür.

7️⃣ Rıza Neden Bu Kıssayı Anlamada Önemlidir ❓​

Çünkü bir insanın arzusu diğer kişinin bedeni veya mahremiyeti üzerinde sınırsız hak oluşturmaz.

“Ben istiyorum.”

demek:

“Karşı tarafı zorlayabilirim.”

anlamına gelmez.

Rıza dışı cinsel yönelim, taciz, saldırı ve zorbalık ahlaken ciddi sorunlardır.

Kıssada da Hz. Lût’un misafirlerini korumaya çalışması, onların güvenlik ve dokunulmazlıklarının tehdit altında olduğunu gösterir.

8️⃣ Evlilik veya Yakınlık Rızayı Tamamen Ortadan Kaldırır mı ❓​

Hayır.

İnsan evli olduğunda da eşinin insanlık onurunu ve sınırlarını gözetmek zorundadır.

Evlilik, diğer insanı mülk hâline getirmez.

Aynı şekilde aile bağı, arkadaşlık veya herhangi bir yakınlık da:

“İstediğimi yapabilirim.”

yetkisi vermez.

Yakınlık sorumluluğu artırabilir; insan haklarını ortadan kaldırmaz.

9️⃣ Kalabalığın Bir Davranışa Katılması Onu Doğru Yapar mı ❓​

Hayır.

Hicr 67’nin en çarpıcı yönlerinden biri, olayın bireysel değil kalabalık hâlinde gerçekleşmesidir.

İnsan kalabalık içindeyken normalde yapmayacağı şeyleri yapabilir.

Çünkü sorumluluk duygusu dağılabilir:

“Herkes yapıyor.”

“Ben tek başıma değilim.”

“Demek ki o kadar kötü değil.”


Ancak kalabalık, bireysel sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Bin kişinin yaptığı yanlış, yanlış olmaktan çıkmaz.

🔟 Çoğunluk Ahlakın Ölçüsü müdür ❓​

Hayır.

Bir davranışın toplumda yaygın olması onun doğru olduğunu kanıtlamaz.

Tarih boyunca bazı ağır haksızlıklar toplumların önemli kesimleri tarafından normal karşılanmıştır.

Kölelik.

Irk ayrımcılığı.

Kadınlara yönelik sistematik ayrımcılık.

Çocuk işçiliği.

İşkence.

Bunların bazıları belirli dönemlerde olağan görülmüştür.

Yaygınlık ahlaki doğruluğun garantisi değildir.

Ancak azınlıkta olmak da otomatik doğruluk kanıtı değildir. Ölçü, delil ve ahlaki ilkedir.

1️⃣1️⃣ Kötülüğün Eğlenceye Dönüşmesi Neden Tehlikelidir ❓​

Çünkü insan başlangıçta yanlış gördüğü şeyi zamanla seyirlik veya eğlencelik hâle getirebilir.

Bir insanın aşağılanmasını izlemek.

Bir kavganın videosuna gülmek.

Bir mağdurun acısıyla eğlenmek.

Bir kişinin utandırılmasını paylaşmak.

Bütün bunlar vicdanın duyarsızlaşmasına yol açabilir.

Hz. Lût’un kavminde de yanlış davranışın gizlice yapılıp utanılan bir şey olmaktan çıkıp sevinçle karşılanan toplumsal olaya dönüşmesi dikkat çekicidir.

1️⃣2️⃣ Sosyal Medyada Başkasının Rezil Olmasına Sevinmek Bu Ayetin Düşündürdüğü Bir Sorun mudur ❓​

Doğrudan ayetin tarihsel konusu sosyal medya değildir. Fakat ahlaki açıdan benzer bir soru sorulabilir.

Bir insan hata yaptığında milyonlarca kişi onun çöküşünü eğlenceye dönüştürebilir.

Haklı eleştiri başka şeydir.

Bir insanın acısından zevk almak başka şeydir.

Suç gerçekten varsa hesap verilmesi gerekebilir. Fakat adalet istemek ile insanın aşağılanmasından haz almak aynı değildir.

Vicdanın sınırı burada ortaya çıkar.

1️⃣3️⃣ Bir Suçlunun Cezalandırılmasına Sevinmek Her Zaman Yanlış mıdır ❓​

Mağdurun adaletin gerçekleşmesiyle rahatlama hissetmesi anlaşılabilir.

Bir failin durdurulması toplum için de güven verici olabilir.

Ancak adalet duygusunun sadistik zevke dönüşmesi farklı bir meseledir.

İnsan:

“Adalet gerçekleşti.”

diye memnun olabilir.

Ama:

“Keşke daha çok acı çekseydi.”

şeklinde işkence arzusuna sürüklenmek başka bir ahlaki problemdir.

Adalet intikam hazzıyla aynı şey değildir.

1️⃣4️⃣ Şehir Halkının Toplu Hâlde Gelmesi Grup Psikolojisi Açısından Ne Düşündürür ❓​

İnsan grup içinde kimliğini kalabalığa bırakabilir.

Tek başına çekineceği bir davranışı kalabalığın koruması altında kolayca yapabilir.

Bu yüzden linç ortamları son derece tehlikelidir.

Bir söylenti çıkar.

Kalabalık oluşur.

Delil araştırılmadan suçlu ilan edilir.

Sonra herkes:

“Diğerleri de yapıyordu.”

diyebilir.

Fakat ahlaki sorumluluk kaybolmaz.

Kalabalık vicdanın yerine geçemez.

1️⃣5️⃣ Linç Kültürü Neden Adalet Değildir ❓​

Çünkü linçte çoğu zaman delil, savunma hakkı ve tarafsız değerlendirme ortadan kalkar.

Bir insan gerçekten suçlu olabilir.

Ama suçun gerçekliği hukukî süreçle ortaya konulmalıdır.

Kalabalığın öfkesi ise yanlış kişiye yönelebilir.

Söylentiye dayanabilir.

Abartılabilir.

Adalet yavaş olabilir; fakat hız uğruna doğruluğu terk etmek yeni mağduriyetler yaratabilir.

Lût kavmi kıssasındaki kalabalık hareket de kontrolsüz toplumsal taşkınlığın tehlikesini düşündürür.

1️⃣6️⃣ Misafirlerin Yabancı Olması Onları Daha Savunmasız mı Yapıyordu ❓​

Evet, bağlamda yabancı olmaları onları yerel toplum karşısında daha savunmasız gösterir.

Bulundukları yeri bilmiyor olabilirler.

Yerel ilişkileri olmayabilir.

Kimin güvenilir olduğunu bilmiyor olabilirler.

İşte tam bu nedenle bir toplumun yabancıya davranışı önemli bir ahlaki ölçüdür.

Yabancının savunmasızlığı onu istismar fırsatı değil, koruma sorumluluğu hâline getirmelidir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Modern Kimlik Gruplarına Karşı Nefret İçin Kullanılabilir mi ❓​

Hayır.

Lût kavmi kıssasının ahlaki ve teolojik değerlendirmesi yapılabilir; ancak ayetten günümüzdeki herhangi bir insan grubuna yönelik hakaret, şiddet veya ayrımcılık ruhsatı çıkarılamaz.

İnsan bir davranışı dinî açıdan yanlış değerlendirebilir.

Fakat bundan:

“Bu kişilerin temel hakları yoktur.”

sonucu çıkmaz.

Ahlaki görüş ayrılığı, insan onurunu ortadan kaldırmaz.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 66 ve 67. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 66. ayette kavmin sonunun sabah vakti geleceği bildirilmişti.

  1. ayette ise onların o son yaklaşırken bile:
“Sevinerek geldikleri”

anlatılır.

Bu, trajik bir karşıtlıktır.

Onlar kendi bakışlarına göre sevindirici bir fırsata doğru koşarken aslında çok ağır bir sonuca doğru ilerlemektedirler.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 68. ayette Hz. Lût onlara doğrudan seslenecek ve “Bunlar benim misafirlerimdir; beni mahcup etmeyin” diyecektir. Bu ayeti ele alırken özellikle misafir hakkı, ev sahibinin koruma sorumluluğu, başkasının güvenliğine sahip çıkmak, ‘beni mahcup etmeyin’ ifadesinin yalnız kişisel itibar değil misafire yapılacak kötülüğe karşı itiraz oluşu, onur kavramının mağduru susturmak için kullanılmaması ve Hz. Lût’un tehdit karşısındaki ahlaki direnişi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 67. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 67. ayet son derece kısa bir cümle kurar:

“Şehir halkı sevinerek geldi.”

Fakat belki de kıssanın ahlaki açıdan en rahatsız edici cümlelerinden biridir.

Çünkü burada kötülük yalnız yapılmıyor.

Kötülük ihtimali insanları sevindiriyor.

Bu çok ileri bir vicdan bozulmasına işaret eder.

İnsan yanlış yaptığında en azından içinde rahatsızlık duyuyorsa vicdan hâlâ konuşuyor olabilir.

Yanlış yapar.

Pişman olur.

Utanç duyar.

Düzeltmeye çalışır.

Bunların hepsi geri dönüş ihtimalini gösterir.

Fakat insan kötülükten sevinç duymaya başlarsa durum daha ağırlaşır.

Birisini kandırdığı için gururlanır.

Birini aşağıladığı için arkadaşlarına anlatır.

Birini taciz etmeyi başarı hikâyesi gibi görür.

Birinin canının yanmasından zevk alır.

Burada artık yalnız davranış değil, değer sistemi de bozulmaya başlamıştır.

Hicr 67 bunun çok çarpıcı örneğidir.

Şehir halkından bir grup Hz. Lût’un evine yabancılar geldiğini öğreniyor.

Normal bir toplumda ne beklenir?

Misafirlerin güvenliği.

Yabancıya yardım.

En azından zarar vermeme.

Fakat burada tam tersi gerçekleşiyor.

Savunmasızlık fırsata dönüşüyor.

Bu çok temel bir ahlaki ayrımdır.

İyi insan savunmasız kişiye baktığında:

“Nasıl koruyabilirim?”

diye düşünür.

Zalim zihniyet ise:

“Bundan nasıl yararlanabilirim?”

diye sorabilir.

İşte medeniyet ile zorbalık arasındaki farklardan biri burada ortaya çıkar.

Bir çocuk yalnızsa onu korur musun?

Yoksa kandırır mısın?

Bir turist yolu bilmiyorsa yardımcı olur musun?

Yoksa fazla para mı alırsın?

Yaşlı biri teknolojiyi bilmiyorsa yardım mı edersin?

Yoksa dolandırır mısın?

Bir çalışan ekonomik olarak sana bağımlıysa hakkını mı korursun?

Yoksa bu bağımlılığı sömürür müsün?

Ahlak çoğu zaman güç eşit olmadığında belli olur.

İki eşit güç karşı karşıyayken herkes ölçülü davranabilir.

Asıl karakter, karşındaki senden daha güçsüz olduğunda ortaya çıkar.

Lût kavmi kıssasında da güç dengesi önemlidir.

Bir tarafta şehrin kalabalığı.

Diğer tarafta yabancı misafirler.

Ve onların güvenliğinden endişe eden Hz. Lût.

Bu tablo, yalnız cinsel ahlak değil güç ahlakı hakkında da son derece önemlidir.

Bir insanın arzu sahibi olması doğal olabilir.

Ama arzu, başkasının haklarını ortadan kaldırmaz.

İnsan:

“Çok istiyorum.”

diyebilir.

Yine de:

“Hayır.”

cevabına saygı duymalıdır.

Bu, insan ilişkilerinin temelidir.

Birisinin seni sevmesini isteyebilirsin.

Zorlayamazsın.

Birisinin seninle ilişki kurmasını isteyebilirsin.

Zorlayamazsın.

Birisinin sana özel bilgisini vermesini isteyebilirsin.

Zorlayamazsın.

Bir çalışanın fazladan çalışmasını isteyebilirsin.

Hukuk ve hak sınırlarını yok sayamazsın.

İstek hak üretmez.

Hicr 67’nin kıssa içindeki en güçlü ahlaki derslerinden biri budur.

Ayet aynı zamanda kalabalığın insan vicdanını nasıl değiştirebildiğini düşündürür.

Tek başına insan çekinebilir.

Ama grup içinde cesaretlenebilir.

Bu cesaret her zaman iyi değildir.

Bir linç kalabalığında insanlar normalde yapmayacakları şiddeti uygulayabilir.

Bir stadyum kalabalığında normalde söylemeyeceği hakareti bağırabilir.

Sosyal medyada binlerce kişi bir insanı hedef alırken kişi:

“Ben sadece bir yorum yazdım.”

diyebilir.

Ama binlerce “sadece bir yorum” birleştiğinde bir insanın hayatını mahvedebilir.

Toplu davranış, bireysel sorumluluğu silmez.

Bu yüzden:

“Herkes yapıyordu.”

ahlaki mazeret değildir.

Hicr 67’nin “şehir halkı” ve “sevinerek” kelimeleri birlikte okunduğunda kötülüğün toplumsallaşması son derece görünür hâle gelir.

İnsanların birbirlerini frenlemesi beklenirken birbirlerini teşvik etmeleri söz konusudur.

Bu da toplumların ahlaki sağlığında çevrenin önemini gösterir.

İyi çevre insanı iyiye teşvik edebilir.

Kötü çevre kötülüğü normalleştirebilir.

Fakat çevre bireysel sorumluluğu tamamen ortadan kaldırmaz.

İnsan:

“Arkadaşlarım yaptı.”

diyebilir.

Ama kendisi de seçim yapmıştır.

Elbette baskı ve korku sorumluluğun derecesini etkileyebilir.

Allah bütün ayrıntıları bilir.

Biz ise insan olarak mümkün olduğunca davranış ve koşulları ayrı ayrı değerlendirmeliyiz.

Ayetin başka önemli mesajı sevinç duygusunun ahlaki olarak nötr olmadığıdır.

İnsan neye sevindiğine bakmalıdır.

Bir arkadaşımız başarı kazandı.

Sevindin mi?

Güzel.

Bir düşmanın hata yaptı.

İçinden:

“Oh olsun.”

dedin mi?

Bu duygu insani olabilir ama üzerinde düşünmeye değer.

Bir rakibin hastalandığında seviniyor musun?

Bir siyasi rakibin ailesine zarar geldiğinde kutluyor musun?

Bir ünlü rezil olduğunda bundan eğlence çıkarıyor musun?

Bu sorular insanın kalbindeki merhameti ölçebilir.

Başkasının acısı eğlenceye dönüştüğünde insan kendi vicdanından bir şey kaybedebilir.

Bu, suçlular için bile tamamen sınırsız değildir.

Bir kişi ağır bir suç işlemişse adalet uygulanmalıdır.

Mağdur korunmalıdır.

Fakat failin insan olduğunu unutmak başka bir şeydir.

Ceza adil olabilir.

İşkence arzusu adalet değildir.

Bir hükümlünün aşağılanmasından zevk almak bizi daha ahlaklı yapmaz.

Adaletin amacı insanın acısından haz almak değildir.

Bu ayrım Lût kavmi kıssasında özellikle önem kazanır; çünkü Kur’an birazdan onların ağır sonucunu anlatacaktır.

Okuyucu bu sonucu:

“Ne güzel, yok oldular.”

duygusuyla değil:

“İnsan nasıl bu noktaya gelir?”

sorusuyla okumalıdır.

Kur’an kıssasının ahlaki faydası başkasının helakinden keyif almak değil, aynı ahlaki bozulmanın tohumlarını kendi hayatımızda tanımaktır.

Ben başkasının sınırını ne kadar önemsiyorum?

Güçsüz gördüğüm kişiye nasıl davranıyorum?

Kalabalık yanlış yaparken ben ne yapıyorum?

Bir insanın utanç yaşamasından eğleniyor muyum?

Bunlar çok daha önemli sorulardır.

Hicr 67 aynı zamanda mahremiyetin toplumsal olarak ihlal edilmesini düşündürür.

Bir evde misafir vardır.

Bu bilgi yayılır.

Kalabalık onların peşine düşer.

Günümüzde teknoloji insanların mahremiyetini çok daha kırılgan hâle getirmiştir.

Birinin özel fotoğrafı sızabilir.

Özel mesajları yayılabilir.

Konumu paylaşılabilir.

Ve insanlar merakla bunun üzerine hücum edebilir.

İnsan:

“Zaten internete düşmüş.”

diyerek başkasının mahremiyet ihlaline katkıda bulunabilir.

Oysa yayılan şeyin zaten internette olması onu paylaşmayı otomatik olarak ahlaklı yapmaz.

Başkasının mahremiyetinin ihlali eğlence malzemesi değildir.

Özellikle cinsel mahremiyet söz konusuysa bu daha da önemlidir.

Rıza olmadan özel görüntü paylaşmak, tehdit etmek veya yaymak ciddi bir haksızlıktır.

Kişinin geçmişte görüntüyü birine kendi rızasıyla göndermiş olması, onun bütün dünyaya yayılmasına rıza gösterdiği anlamına gelmez.

Bir kişiye verilen rıza herkese verilmiş rıza değildir.

Bu çağdaş ilke, kıssanın mahremiyet ve sınır meselesiyle güçlü biçimde örtüşen bir ahlaki düşüncedir.

Ayet ayrıca haberin nasıl yayıldığını ayrıntılı anlatmaz.

Bu nedenle:

“Şu kişi kesin haber verdi.”

gibi ayetin söylemediği ayrıntıları eklememek gerekir.

Tefsir rivayetleri bulunabilir; ancak Kur’an’ın açık metni burada yalnız şehir halkının sevinerek geldiğini söyler.

Bu da yorum disiplinini hatırlatır:

Metnin söylediğini söyle.

Metnin söylemediği ayrıntıyı kesinlik diliyle anlatma.

Bu özellikle dinî içerik üretirken önemlidir.

İnsan dramatik bir hikâye oluşturmak için ayete ayrıntılar ekleyebilir.

Okuyucu bunları Kur’an’ın kendisi sanabilir.

Bu doğru değildir.

Kur’an’ın anlatımındaki boşluğu hayal gücüyle vahiy gibi doldurmamak gerekir.

Hicr 67’nin en önemli toplumsal derslerinden biri de bir toplumun kötülüğü alkışlamaya başlamasının tehlikesidir.

Bir yanlış gizli yapılıyorsa bile kötüdür.

Ama toplum onu alkışlıyorsa sorun daha da derinleşir.

Çünkü artık sosyal ödül sistemi tersine dönmüştür.

Doğru yapan insan dışlanabilir.

Yanlış yapan övülebilir.

Zorbalık güç göstergesi sayılabilir.

Dolandırıcılık:

“Uyanıklık.”

diye övülebilir.

Vergi kaçırmak:

“Akıllılık.”

sayılabilir.

Birini kandırmak:

“Çapkınlık.”

diye anlatılabilir.

Şiddet:

“Erkeklik.”

olarak sunulabilir.

İşte kültürel çürüme bazen kelimelerle başlar.

Yanlışa güzel isim verilir.

Sonra vicdanın direnci azaltılır.

Bu nedenle hangi davranışların toplumda ödüllendirildiğine bakmak önemlidir.

Çocuklar yalnız söylediklerimizi değil, neyi alkışladığımızı da öğrenirler.

Bir baba:

“Yalan söyleme.”

deyip telefonda çocuğuna:

“Beni sorarlarsa evde yok de.”

derse çocuk hangi mesajı alır?

Bir toplum:

“Dürüstlük önemlidir.”

deyip dolandırıcının zenginliğine hayran olursa hangi değer aktarılır?

Ahlak yalnız öğütlerde değil, alkışlarımızda da görünür.

Hicr 67’nin “sevinerek geldiler” ifadesi bu nedenle çok güçlüdür.

Onların sevinci, toplumdaki değer ölçüsünün tersine döndüğünü göstermektedir.

Bu ayeti modern kimlik tartışmalarına indirgemek ise mesajın büyük bölümünü kaçırır.

Lût kavmi kıssası İslamî gelenekte cinsel ahlak açısından elbette değerlendirilmiştir. Fakat Kur’an’ın sahnesinde aynı zamanda zorbalık, toplu baskı, misafir güvenliğini tehdit, rıza ihlali, taşkınlık ve kötülüğün toplumsallaşması vardır.

Bunları silip yalnız bir etikete odaklanmak kıssanın ahlaki derinliğini azaltabilir.

Aynı şekilde kıssayı günümüzde belirli insanlara karşı nefret üretmek için kullanmak da ayetin amacını tersine çevirebilir.

Çünkü insan:

“Onlar kötü.”

diyerek kendisi hakaret, saldırı veya zulüm yapmaya başlarsa kıssadan ahlak değil yeni bir zorbalık üretmiş olur.

Bir davranışı günah görmek başka.

O davranışı yapan insana saldırmayı meşru görmek başka.

Dinî değerlendirme şiddet yetkisi değildir.

İnsan hata yapan kişiye bile adaletli davranmak zorundadır.

Bu, kendi inancımızdan vazgeçmek değildir.

Tam tersine kendi ahlaki ilkelerimize sadık kalmaktır.

Hz. Lût da birazdan kavmi karşısında duracak ve misafirlerini korumaya çalışacaktır.

Kalabalığın baskısına rağmen:

“Bunlar benim misafirlerim.”

diyecektir.

Bu çok önemli bir cesaret biçimidir.

Cesaret her zaman fiziksel güçle kazanmak değildir.

Bazen kalabalık yanlış yaparken:

“Hayır.”

diyebilmektir.

Bir işyerinde herkes bir çalışana mobbing uygularken buna katılmamak.

Arkadaş grubu birini aşağılıyorken gülmemek.

İnternette herkes bir insanı linç ederken delil beklemek.

Aile mağduru susturmaya çalışırken:

“Bu doğru değil.”

diyebilmek.

Bunların hepsi ahlaki cesaret örnekleridir.

Kalabalığa karşı vicdanını koruyabilmek kolay değildir.

Hz. Lût kıssası bunu çok güçlü biçimde gösterir.

Hicr 67’nin başka bir mesajı haber karşısındaki duygumuzu kontrol etmektir.

İnsan bazen duyduğu haberin doğruluğunu araştırmadan sevinebilir.

Özellikle rakibi hakkında olumsuz bir haber geldiğinde hemen paylaşmak isteyebilir.

Çünkü haber kendi önyargısını doğrulamaktadır.

Buna modern psikolojide doğrulama eğilimi denebilir.

İnsan inanmak istediği şeyi daha kolay kabul eder.

Bu yüzden özellikle hoşumuza giden haberlerde bile:

“Bu doğru mu?”

diye sormak gerekir.

Rakibimizin skandalı bizi sevindirdi diye bilgi gerçek olmaz.

Düşman gördüğümüz biri hakkında söylenti çıkınca hemen yaymak ahlaki değildir.

Doğruluk, yalnız sevmediğimiz haberlere değil hoşumuza giden haberlere de uygulanmalıdır.

Bir önceki ayette melekler:

“Biz doğru söyleyenleriz.”

demişti.

Bu ayette şehir halkı sevinerek geliyor.

Bu iki sahne yan yana düşünülünce ilginç bir karşıtlık oluşur:

Bir tarafta hak ve doğruluk.

Diğer tarafta yanlış amaç için duyulan heyecan.

İnsan yalnız duygusuna göre değil hakikate göre hareket etmelidir.

Bir şey beni sevindirdi diye doğru olmaz.

Bir şey beni üzdü diye yanlış olmaz.

Duygu pusuladır ama mahkeme değildir.

Hicr 67’nin belki en sarsıcı tarafı ise insanların sonlarına çok yaklaşmışken bunu fark etmiyor oluşudur.

Bir önceki ayette sabah hükmün gerçekleşeceği bildirilmiştir.

Fakat şehir halkı bunu bilmiyor veya ciddiye almıyor.

Onlar sevinerek Hz. Lût’un evine doğru geliyor.

Kendi gözlerinde fırsata doğru ilerliyorlar.

Gerçekte ise hesaba doğru ilerliyorlar.

Bu durum insanın kısa vadeli hazzı ile uzun vadeli sonucu arasındaki ilişkiyi düşündürür.

İnsan bazen o an keyif aldığı şeyi yapar.

Sonrasını düşünmez.

Bağımlılıkta böyle olabilir.

Borçta.

Öfkede.

İhanette.

Suçta.

O an:

“Bunu istiyorum.”

duygusu çok güçlüdür.

Ama her istek takip edilmesi gereken emir değildir.

Olgunluk, bazen insana:

“İstiyorum ama yapmayacağım; çünkü sonucu yanlış.”

diyebilme gücü verir.

Özgürlük her arzunun peşinden gitmek değil, gerektiğinde arzuya hayır diyebilmektir.

Bu, ayetin çağdaş insana düşündürdüğü önemli ahlaki ilkelerden biridir.

Hicr Suresi 67. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Şehir halkının sevincini masum bir karşılama gibi okuma. Kalabalığın bir davranışa katılmasını doğruluk delili sanma. Başkasının savunmasızlığını fırsat görmekten, rıza ve güvenlik sınırlarını yok saymaktan ve insan acısını eğlenceye dönüştürmekten sakın. Lût kavmi kıssasını bugünkü insanlara karşı nefret ve şiddet ruhsatına dönüştürme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Ahlaki çöküş yalnız yanlış yapmakla değil, yanlışın artık utanılacak değil sevinilecek ve topluca teşvik edilecek bir şey hâline gelmesiyle derinleşir. Gerçek vicdan ise kalabalık yanlış yöne koşarken bile savunmasız insanın hakkını, rızasını ve güvenliğini koruyabilmektir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 68. ayette, Hz. Lût kalabalığın karşısına çıkacak ve şöyle diyecektir: “Bunlar benim misafirlerimdir; beni mahcup etmeyin.” Bu ayeti ele alırken özellikle misafir hakkı, Hz. Lût’un koruma sorumluluğu, ‘beni mahcup etmeyin’ sözünün yalnız kişisel utanç değil misafire yapılacak saldırıya karşı ahlaki itiraz oluşu, başkasının güvenliğini korumak için kalabalığa karşı durabilmek, toplumsal baskı karşısında ahlaki cesaret, namus ve onur kavramlarının mağduru susturma aracına dönüştürülmemesi ve misafirin rızasına yönelik tehdidin önlenmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 67. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Biz neye seviniyoruz? Başkasının başarısına mı, yoksa düşüşüne mi? Bir insanın rezil edilmesi eğlencemize mi dönüşüyor? Kalabalık birini hedef aldığında gerçeği araştırmadan katılıyor muyuz? Savunmasız birini gördüğümüzde yardım mı düşünüyoruz, fırsat mı? Kendi arzumuzu karşı tarafın rızasından daha önemli mi görüyoruz? “Herkes yapıyor” diyerek vicdanımızı susturuyor muyuz? Ve en önemlisi, Lût kavminin insanlara zarar verme fırsatını sevinçle karşılaması ahlaki çöküşün göstergesiyse, bizim de başkasının acısından, mahcubiyetinden veya güçsüzlüğünden eğlence çıkardığımız anlarda kendi vicdanımızı sorgulamamız gerekmez mi?

“Hicr 67, ‘Şehir halkı sevinerek geldi’ buyurarak kötülüğün yalnız bireysel davranış olmaktan çıkıp kalabalık tarafından heyecanla karşılandığı tehlikeli bir ahlaki aşamayı gösterir. Sorun yalnız arzu değildir; başkasının rızasını, mahremiyetini ve güvenliğini hiçe sayan arzunun toplumsal taşkınlığa dönüşmesidir. Ayetin büyük dersi şudur: Kalabalığın alkışı yanlışı doğru yapmaz. Gerçek ahlak, güçsüz ve yabancı insanı fırsat olarak değil emanet olarak görmek; herkes yanlış yöne koşarken bile başkasının onurunu, sınırını ve güvenliğini koruyabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt