En‘âm Suresi 111. Ayette “Biz Onlara Melekleri İndirseydik, Ölüler Kendileriyle Konuşsaydı ve Her Şeyi Karşılarında Toplasaydık, Allah Dilemedikçe Yine de İnanmazlardı; Fakat Onların Çoğu Bilmez” İfadesi Ne Anlama Gelir
En‘âm Suresi 111. ayet, 109 ve 110. ayetlerde başlayan çok önemli bir konuyu zirveye taşır:“En‘âm Suresi 111. ayet, delilin büyüklüğünün tek başına imanı garanti etmediğini gösterir. İnsan hakikate kapalıysa, olağanüstü işaretler bile onun iç direncini otomatik olarak ortadan kaldırmayabilir.”
Ersan Karavelioğlu
Mucize görmek gerçekten herkesi inandırır mı?
Ayet son derece çarpıcı örnekler verir.
Melekler inse.
Ölüler konuşsa.
İstenen bütün olağanüstü işaretler bir araya gelse.
Yine de bazı insanlar inanmayabilir.
Bu, insanın yalnız gözleriyle değil, niyeti ve iç yönelişiyle de gördüğünü anlatır.
“Melekleri Onlara İndirseydik” Ne Demektir
Bazı insanlar peygamberden olağanüstü deliller talep ediyordu.Melek görmek bunlardan biri olabilirdi.
Ayet:
“Farz edelim ki istedikleri kadar olağanüstü bir işaret gerçekleşti.”
şeklinde güçlü bir varsayım kurar.
Ama sonuç yine garanti değildir.
Melek Görmek Neden İmanı Otomatik Olarak Sağlamaz
Çünkü insan gördüğü şeyi yorumlamak zorundadır.Bir kişi:
“Bu gerçekten melek.”
diyebilir.
Başka biri:
“Bu bir yanılsama.”
“Bu bir büyü.”
“Bu bir oyun.”
diyebilir.
Görmek, yorumlama sürecini ortadan kaldırmaz.
“Ölüler Kendileriyle Konuşsaydı” İfadesi Ne Anlatır
Bu, son derece güçlü bir olağanüstülük örneğidir.İnsanların:
“Böyle bir şey görsek artık kesin inanırız.”
diyebileceği türden bir olaydır.
Ayet ise insanın inatçı reddedişinin, böylesine olağanüstü bir olay karşısında bile devam edebileceğini söyler.
Ayet Gerçekten Ölülerin Konuşabileceğini mi Söylüyor
Burada amaç, böyle bir olayın normal hayatta gerçekleşeceğini haber vermek değildir.Ayet şartlı bir örnek kurar:
“Böyle bir şey bile olsa…”
Yani mümkün olan en güçlü deliller tasvir edilerek insanın iç direncinin büyüklüğü anlatılır.
“Her Şeyi Karşılarında Toplasaydık” Ne Demektir
Bu ifade, talep edilebilecek bütün işaretlerin bir araya getirilmesi anlamında anlaşılabilir.Yani:
tek bir delil değil,
çok sayıda delil,
olağanüstü olayların bütünü.
Ama ayet yine de:
“İman garanti değildir.”
der.
Delil ile İman Arasında Neden Otomatik Bir Bağ Yoktur
Çünkü iman sadece bilgi işlemi değildir.İçinde:
akıl,
irade,
niyet,
tevazu,
ahlaki yöneliş
vardır.
Bir insan bir gerçeği anlayabilir ama kabul etmek istemeyebilir.
İnsan Açık Bir Gerçeği Neden Reddedebilir
Çünkü gerçeği kabul etmek bazen bedel ister.Kibrini bırakmak.
Alışkanlığını değiştirmek.
Statüsünü kaybetmek.
Hata yaptığını kabul etmek.
Bu nedenle bazı insanlar delile değil, delilin sonuçlarına direnebilir.
“Allah Dilemedikçe Yine de İnanmazlardı” Ne Demektir
Bu ifade Allah’ın mutlak iradesini vurgular.Hidayet, yalnız insanın zihinsel performansına indirgenmez.
Ama bu, insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Kur’an aynı zamanda insanı:
düşünmeye,
seçmeye,
cevap vermeye
çağırır.
Bu iki boyut birlikte ele alınmalıdır.
Allah Dilemeden İnsan Hiçbir Şey Yapamaz mı
İslam düşüncesinde ilahî irade ile insan iradesi birlikte ele alınmıştır.İnsan gerçek seçimler yapar.
Ama varlığı, imkânları ve seçim yapma gücü Allah’ın yaratması içindedir.
Dolayısıyla insan bağımsız bir mutlak güç değildir.
Ama kukla da değildir.
Bu Ayet İnsan Sorumluluğunu Ortadan Kaldırır mı
Hayır.Eğer ortadan kaldırsaydı:
uyarı,
davet,
hesap,
ödül,
ceza
anlamsız hâle gelirdi.
Kur’an’ın genel öğretisi, insanın seçimlerinden sorumlu olduğunu açıkça ortaya koyar.

“Fakat Onların Çoğu Bilmez” Ne Demektir
İnsan bazen kendi iç direncinin farkında olmayabilir.Gerçekten şöyle düşünebilir:
“Bir mucize görsem hemen inanırım.”
Ama ayet, insanın kendisini her zaman doğru tanımadığını gösterir.
Bazen sorun sandığımız yerde değildir.

İnsan Kendi Niyetini Yanlış Tanıyabilir mi
Evet.İnsan:
“Ben sadece delil arıyorum.”
diyebilir.
Ama gerçekte:
fikrini değiştirmek istemiyor,
kimliğini koruyor,
kaybetmekten korkuyor
olabilir.
Bu yüzden insanın kendi iç dünyasını sorgulaması önemlidir.

Bu Ayet Akıl ve Bilimi Küçümsüyor mu
Hayır.Ayet delili küçümsemiyor.
Tam tersine delilin insan hayatındaki yerini daha gerçekçi biçimde anlatıyor.
Bilim bize olguları gösterebilir.
Ama insanın o olgular karşısında:
ahlaki,
felsefi,
varoluşsal
sonuçları nasıl değerlendireceği ayrıca önemlidir.

Çok Fazla Delil Her Zaman Daha Fazla İman mı Üretir
Hayır.Bazen insan yüzlerce bilgi arasında bile kendi kanaatini güçlendirenleri seçer.
Bu davranış bugün psikolojide doğrulama yanlılığı gibi kavramlarla incelenir.
Yani insan sadece bilgi toplamaz.
Bilgiyi seçer ve yorumlar.

En‘âm 109, 110 ve 111 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
- ayet:
iddiasını aktarır.
- ayet:
- ayet ise:
sonucuna ulaşır.
Üç ayet birlikte çok güçlü bir psikolojik tablo oluşturur.

Bu Ayet İnsanlara Delil Sunmayı Gereksiz mi Kılıyor
Hayır.Delil gereklidir.
Kur’an zaten sürekli delil sunar.
Yaratılıştan.
Tarihten.
Vicdandan.
Akıldan.
Ama ayet şunu öğretir:
Delil sunmak senin görevin olabilir; kabul ettirmek senin kontrolünde değildir.

Bu Ayet Dinî Tartışmalarda Ne Öğretir
Bir noktadan sonra tartışmanın delil eksikliğinden mi, yoksa karşı tarafın kapalı tutumundan mı kaynaklandığını fark etmek gerekir.Sürekli:
yeni delil,
yeni kanıt,
yeni tartışma
üretmek bazen hiçbir sonucu değiştirmez.
Bu noktada zorlamak yerine sınır koymak gerekebilir.

Bu Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir
Belki de şu:Kendine hangi delilin fikrini gerçekten değiştirebileceğini sor.
Eğer cevap:
“Hiçbiri.”
ise, artık hakikat aramıyorsun demektir.
Gerçek arayış, yanlış çıkma ihtimalini kabul eder.

En‘âm Suresi 111. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
En‘âm Suresi 111. ayet, insanın delille ilişkisine dair çok derin bir gerçeği ortaya koyar:Sorun her zaman kanıtın azlığı değildir.
Bazen insanın iç dünyası, hiçbir kanıtı yeterli kabul etmeyecek biçimde kapanabilir.
Düşün:
Melekler geliyor.
Ölüler konuşuyor.
İstenen bütün olağanüstü şeyler gerçekleşiyor.
Ama insan yine:
“Bu başka bir şeydir.”
“Bu beni ikna etmez.”
“Başka delil isterim.”
diyebiliyor.
Bu durum bize şunu öğretir:
Hakikat arayışının en önemli şartlarından biri, fikrini değiştirebilme cesaretidir.
Eğer insan hiçbir şart altında fikrini değiştirmeyecekse, artık araştırma yapmıyor; sadece mevcut kanaatini koruyor demektir.
Bu ders yalnız din için geçerli değildir.
İnsan ilişkilerinde de böyledir.
Bir arkadaşın sana hata yaptığını gösterir.
Kabul etmezsin.
Başka biri söyler.
Yine kabul etmezsin.
Video gösterilir.
Mesaj gösterilir.
Şahit gelir.
Ama sen hâlâ başka bir açıklama ararsın.
Bir noktadan sonra sorun delil değil, egodur.
Ayet aynı zamanda peygamberi de ağır bir yükten kurtarır.
Sen bütün mucizeleri göstermek zorunda değilsin.
Sen insanların kalplerini zorla çevirmek zorunda değilsin.
Çünkü hidayet, yalnız dışarıdaki gösterinin değil, insanın içindeki açıklığın da meselesidir.
Ve belki En‘âm 111’in bugün için en güçlü cümlesi şudur:
Hakikate ulaşmanın önündeki en büyük engel bazen delil yokluğu değil, hiçbir delilin bizi değiştirmesine izin vermeyecek kadar kendimize kapanmış olmamızdır. Gerçek arayış, sadece “bana kanıt göster” demek değil, “kanıt gelirse ben de değişmeye hazırım” diyebilmektir.
“En‘âm Suresi 111. ayet, olağanüstü işaretlerin bile insanı zorla iman ettiremeyeceğini gösterir. Delil önemlidir; fakat hakikati kabul etmek için insanın zihninin, iradesinin ve kalbinin de açık olması gerekir. En büyük mucize bile, görmek istemeyen kişiye otomatik olarak basiret vermez.”
Ersan Karavelioğlu