Eğer Hafızandaki Her Şey Değiştirilseydi, Yine Aynı İnsan Olur Muydun
“İnsan kendisini yalnızca adıyla, bedeniyle veya geçmişiyle tanımlamaz. Hatırladığımız insanlar, yaşadığımız acılar, öğrendiğimiz dersler ve kendimiz hakkında kurduğumuz hikâyeler kimliğimizin büyük bölümünü oluşturur. Eğer bütün anılarımız değiştirilseydi, bedenimiz aynı kalsa bile ‘ben’ dediğimiz şeyin ne kadarının değişeceği sorusu, insan kimliğinin en derin problemlerinden biridir.”
Ersan Karavelioğlu
Hafıza Kimliğimizin Ne Kadarını Oluşturur
Hafıza, kişisel kimliğin en önemli parçalarından biridir.
Çünkü insan kendisini:
çocukluğu,
ailesi,
başarıları,
hayal kırıklıkları,
sevdikleri,
kaybettikleri
ve geçmişte yaptığı seçimler
üzerinden tanır.
“Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz cevapların büyük bölümü aslında:
“Ben neler yaşadım?”
sorusuna verdiğimiz cevaplarla bağlantılıdır.
Bu nedenle hafıza değiştiğinde:
benlik algısı da ciddi biçimde değişebilir.
Bütün Anıların Silinseydi Hâlâ Aynı Kişi Olur Muydun
Bedenin aynı kalabilir.
DNA’n aynı olur.
Parmak izin değişmez.
Yüzün yine aynı görünür.
Ama sen:
aileni tanımazsan,
çocukluğunu hatırlamazsan,
sevdiğin insanları bilmezsen,
hayatındaki kararları unutursan,
kendini neye dayanarak:
“aynı kişi”
olarak tanımlarsın?
Bu yüzden fiziksel süreklilik ile:
psikolojik süreklilik
aynı şey değildir.
John Locke’a Göre Kişisel Kimlik Neye Bağlıdır
Filozof John Locke, kişisel kimliği büyük ölçüde:
bilinç ve hafıza sürekliliğiyle
ilişkilendirmiştir.
Basitçe ifade edersek:
Bir insan geçmişte yaptığı bir eylemi:
kendi deneyimi olarak hatırlıyorsa
o geçmiş kişiyle bugünkü kişi arasında psikolojik bir devamlılık vardır.
Bu düşünce çok güçlü bir soru doğurur:
Hatırlamadığın geçmiş gerçekten “senin” geçmişin midir?
Ama Hafıza Hatasız Değilse Locke’un Görüşü Sorunlu Değil Mi
Evet.
İnsan hafızası:
kamera kaydı değildir.
Anıları yeniden kurarız.
Bazı ayrıntıları unuturuz.
Bazılarını yanlış hatırlarız.
Sonradan öğrendiğimiz bilgiler:
eski anılarımızı değiştirebilir.
Hatta hiç yaşanmamış olaylara dair:
yanlış anılar
oluşabilir.
O hâlde kimliğimizi hafızaya dayandırıyorsak:
kimliğimiz de sandığımız kadar sabit olmayabilir.
Bir Anının Değişmesi Seni Değiştirir Mi
Küçük bir anının değişmesi muhtemelen:
bütün kişiliğini değiştirmez.
Ama bazı anılar kimliğin merkezindedir.
Örneğin:
“Çocukken ailem beni hiç sevmedi.”
inancıyla yaşayan biriyle:
“Çocukken çok sevildim.”
diye hatırlayan biri
aynı olaylara:
çok farklı anlamlar
yükleyebilir.
Bir anının değişmesi bazen yalnız geçmişi değil:
bugünkü davranışları da
değiştirebilir.
Ya Bütün Çocukluk Anıların Değiştirilseydi
Bu çok daha radikal bir durum olurdu.
Diyelim ki sana:
aslında hiç yaşamadığın mutlu bir çocukluk
hatırlatıldı.
Sevmediğin insanları sevdiğini,
hiç gitmediğin yerlere gittiğini,
hiç yaşamamış olduğun olayları yaşadığını
hatırlıyorsun.
Sen bu anıları:
gerçek sanıyorsun.
Bu durumda bugünkü “sen” büyük ölçüde:
hiç yaşanmamış bir geçmişin üzerine
kurulabilir.
O kişi hâlâ sen midir?
Sahte Bir Hafıza Gerçek Bir Duygu Üretebilir Mi
Evet.
Bir anının gerçekte yaşanmış olmasıyla:
insanın onu gerçek sanması
aynı şey değildir.
Eğer kişi bir olayı gerçekten yaşadığına inanıyorsa:
o anıya bağlı:
korku,
sevgi,
öfke,
özlem
ve suçluluk
duyguları gerçek olabilir.
Yani:
anının kaynağı sahte olsa bile duygusal sonucu gerçek olabilir.
Bu da benlik problemini daha karmaşık hâle getirir.
Sevdiğin İnsanları Unutsaydın Onları Hâlâ Seviyor Olur Muydun
Bu çok zor bir sorudur.
Sevgi yalnızca:
hatırlanan bilgilerden
oluşmaz.
Bazı duygusal bağlar:
alışkanlık,
bedensel tepki,
duygusal öğrenme
ve bilinç dışı çağrışımlarla
sürdürülebilir.
Bir kişi bir yakınının adını hatırlamayabilir ama:
yanında huzur hissedebilir.
Bu durum sevginin:
hafızadan daha derin katmanları olabileceğini
düşündürür.
Hafıza Kaybolsa Karakter De Kaybolur Mu
Her zaman tamamen değil.
Bazı kişilik özellikleri:
genetik eğilimler,
erken gelişim,
sinir sistemi özellikleri
ve uzun süreli öğrenmeyle
ilişkilidir.
Bir insan geçmişini unutsa bile:
sakin,
dürtüsel,
utangaç
veya meraklı
olmaya devam edebilir.
Bu nedenle kimlik:
yalnızca hatıralardan oluşmaz.
Bedenin Aynı Kalması Seni Aynı İnsan Yapmaya Yeter Mi
Bu konuda iki temel yaklaşım vardır.
Birinci yaklaşım:
biyolojik süreklilik.
Aynı yaşayan organizma devam ettiği sürece:
aynı insansın.
İkinci yaklaşım:
psikolojik süreklilik.
Düşüncelerin,
anıların,
niyetlerin
ve kişiliğin
devam ediyorsa:
aynı kişisin.
Fakat bu iki yaklaşım bazen birbirinden ayrılır.
Aynı beden içerisinde:
tamamen farklı bir psikolojik kişi
ortaya çıkabilir mi?
İşte problem burada başlar.

Eğer Sana Başka Birinin Anıları Yüklenseydi Ne Olurdu
Düşünelim:
Sen kendi bedenindesin.
Ama başka bir insanın:
çocukluğunu,
ailesini,
aşklarını,
korkularını,
başarılarını
kendi geçmişinmiş gibi hatırlıyorsun.
Uyandığında:
hangi kişinin “sen” olduğunu düşünürdün?
Bedenine mi inanırdın?
Yoksa:
hatırladığın hayata mı?
Bu düşünce deneyi kişisel kimliğin ne kadar karmaşık olduğunu gösterir.

İki İnsan Aynı Anılara Sahip Olsa Aynı Kişi Mi Olurlar
Hayır.
Diyelim ki teknolojik olarak:
bir insanın bütün anıları
iki farklı kişiye aktarıldı.
İkisi de:
aynı çocukluğu,
aynı arkadaşları,
aynı hayatı
hatırlıyor.
Hangisi:
“gerçek kişi”
olur?
İkisi birden aynı kişi olamaz gibi görünür.
Bu sorun hafıza teorisinin sınırlarını gösterir.
Kimlik için yalnız hafıza değil:
süreklilik ve tekillik
de gerekir.

“Ben” Belki Bir Hikâye Midir
Modern psikoloji ve felsefede güçlü fikirlerden biri:
anlatısal benlik
kavramıdır.
İnsan yaşadıklarını:
rastgele olaylar olarak değil,
bir hikâyenin parçaları olarak
birleştirir.
“Ben küçüklüğümden beri…”
“Hayatımın dönüm noktası…”
“Beni değiştiren olay…”
gibi cümlelerle:
kendi biyografimizi yaratırız.
Belki “ben” dediğimiz şeyin önemli bir kısmı:
kendimiz hakkında sürekli anlattığımız hikâyedir.

Ama Hikâyemiz Değişirse Benliğimiz De Değişir Mi
Evet.
Aynı geçmiş olay:
farklı yaşlarda
farklı anlamlara sahip olabilir.
Yirmi yaşında:
“Hayatımı mahvetti.”
dediğin bir olay için kırk yaşında:
“Beni değiştiren şey buydu.”
diyebilirsin.
Olay değişmedi.
Ama:
hikâyedeki anlamı değişti.
Bu da kimliğin yalnızca olaylardan değil:
olaylara verdiğimiz anlamlardan
oluştuğunu gösterir.

Unutmak Da Kimliğin Bir Parçası Mıdır
Evet.
İnsan yalnızca:
hatırladıklarıyla
değil,
unuttuklarıyla
da şekillenir.
Her şeyi hatırlasaydık:
psikolojik yaşam çok farklı olurdu.
Bazı ayrıntıların silinmesi:
zihnin dünyayı sadeleştirmesine
yardımcı olur.
Ayrıca bazı acıların zamanla yoğunluğunu kaybetmesi:
hayatın devam edebilmesini
kolaylaştırabilir.
Bu nedenle unutmak her zaman:
bir kusur
değildir.

Eğer Hafızan Değişse Ahlâkî Sorumluluğun Da Değişir Mi
Bu çok ciddi bir sorudur.
Bir insan geçmişte yaptığı bir suçu:
hiç hatırlamıyorsa
o suçtan aynı anlamda sorumlu mudur?
Hukuken çoğu durumda:
evet.
Çünkü eylemi gerçekten yapan aynı biyolojik kişidir.
Ama psikolojik olarak mesele karmaşıktır.
Bugünkü insan geçmişteki kişiyle:
hiçbir psikolojik bağ taşımıyorsa
cezanın anlamı ne olur?
Bu problem:
hukuk,
ahlâk
ve kişisel kimliğin
kesiştiği çok zor bir alandır.

Gerçek “Sen” Hafızanın Altında Başka Bir Yerde Olabilir Mi
Belki.
Hafızanın altında:
mizaç,
bedensel eğilimler,
duygusal tepkiler,
değer oluşturma biçimleri
ve bilinç
gibi başka katmanlar vardır.
Belki insan:
anılarının toplamından fazlasıdır.
Hafızayı değiştirsek bile:
bir tür temel psikolojik yapı
kalmaya devam edebilir.
Fakat bunun ne kadarının:
“gerçek benlik”
olduğu hâlâ tartışmalıdır.

Aynı İnsan Olmak İçin Ne Kadarının Aynı Kalması Gerekir
Bunun kesin bir cevabı yoktur.
Beden mi?
Beyin mi?
Hafıza mı?
Karakter mi?
Değerler mi?
Bilinç mi?
Hepsinden biraz mı?
Belki kişisel kimlik:
tek bir anahtarla açılan kapı değildir.
Birçok sürekliliğin:
birlikte devam etmesi
sonucunda oluşur.
Ve bu süreklilikler zaman içinde yavaşça değiştiği için biz kendimizi:
aynı insan
olarak deneyimleriz.

Sonuç: Hafızandaki Her Şey Değiştirilseydi Yine Aynı İnsan Olur Muydun
Dışarıdan bakıldığında:
evet.
Aynı yüz.
Aynı beden.
Aynı DNA.
Aynı parmak izi.
Aynı doğum tarihi.
Ama içeriden:
belki hayır.
Çünkü artık:
başka insanları seviyor olabilirsin.
Başka şeylerden korkuyor olabilirsin.
Başka bir çocukluk hatırlıyor olabilirsin.
Başka seçimlerin olduğuna inanıyor olabilirsin.
Kendin hakkında:
tamamen başka bir hikâye
anlatıyor olabilirsin.
İşte kişisel kimliğin büyük bilmecesi burada ortaya çıkar.
İnsan yalnızca:
bir beden
değildir.
Ama yalnızca:
bir hafıza
da değildir.
Belki “sen”:
bedenin,
hafızan,
karakterin,
bilincin,
ilişkilerin,
değerlerin
ve zaman içerisindeki sürekliliğinin
oluşturduğu:
hareket hâlindeki bir bütündür.
Bu yüzden hafızadaki her şey değiştirildiğinde ortaya çıkan kişi:
biyolojik olarak sen olabilir.
Hukuken sen olabilir.
Başkalarının gözünde sen olabilir.
Ama kendi gözünde:
bambaşka biri
olabilir.
Ve burada çok daha rahatsız edici bir ihtimal doğar:
Ya bugün hatırladığın bazı şeyler zaten:
tam olarak yaşandığı gibi değilse?
O zaman bugün “gerçek benliğim” dediğin kişi bile:
kısmen gerçek olaylardan,
kısmen unutulanlardan,
kısmen yeniden yorumlananlardan
ve kısmen zihnin tamamladığı boşluklardan
oluşuyor olabilir.
Belki insan kimliğinin en şaşırtıcı gerçeği budur:
Biz geçmişimizi yalnız hatırlamıyoruz; onu her hatırladığımızda bir ölçüde yeniden kuruyoruz.
Bu durumda gerçek “sen” belki geçmişin kusursuz kaydı değildir.
Gerçek “sen”:
bugün elinde bulunan geçmişle ne yaptığındır.
Ve soru artık daha derin hâle gelir:
Eğer seni sen yapan anılarının gerçekliğinden yüzde yüz emin olamıyorsan, “ben” dediğin şey gerçekten nerede başlar ve nerede biter?
“Hafızamızı geçmişin kusursuz arşivi sanıyoruz; oysa insan her hatırlayışında geçmişine yeniden anlam verir. Eğer bütün anılarım değişseydi bedenim hâlâ bana ait olabilirdi, fakat içimde yaşayan hayat başka birine dönüşebilirdi. Belki ‘ben’ dediğimiz şey, yalnız hatırladıklarımız değil; hatırladıklarımızdan bugün hangi insanı kurduğumuzdur.”
Ersan Karavelioğlu