İnsan Kendini Gerçekten Tanıyabilir Mi, Yoksa Kendimiz Hakkında Da Bir Hikâye Mi Anlatıyoruz
“İnsan başkaları hakkında yanılabildiğini kolayca kabul eder; fakat kendisi hakkındaki yanılgılarını fark etmek çok daha zordur. ‘Ben böyle biriyim’ dediğimizde çoğu zaman yalnızca gerçeği tarif etmeyiz; geçmişimizi seçer, bazı anıları öne çıkarır, bazılarını unutur ve kendimize tutarlı bir hikâye kurarız. Belki kendini tanımak, kendimiz hakkında kesin bir cevap bulmak değil; anlattığımız hikâyeyle yaşadığımız gerçek arasındaki mesafeyi dürüstçe görebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
İnsan Kendini Gerçekten Tanıyabilir Mi
Bir ölçüde evet.
Ama muhtemelen:
tam ve kusursuz biçimde değil.
İnsan kendi:
düşüncelerine,
anılarına,
arzularına,
korkularına
ve niyetlerine
başkalarından daha doğrudan erişebilir.
Bu nedenle kendimiz hakkında önemli bir bilgi avantajımız vardır.
Fakat aynı zamanda kendi zihnimizin:
en büyük yanılgılarının da içindeyiz.
Yani kendimizi en yakından gören kişi biz olabiliriz.
Ama:
en tarafsız gören kişi olduğumuz söylenemez.
“Ben Böyle Biriyim” Dediğimizde Aslında Ne Söylüyoruz
İnsan sık sık kendisini birkaç cümleyle tanımlar:
“Ben sakin biriyim.”
“Ben kimseye kötülük yapmam.”
“Ben kolay güvenmem.”
“Ben çok sabırlıyım.”
Fakat bu cümleler gerçeğin tamamı değildir.
Bunlar:
kendimiz hakkında oluşturduğumuz özetlerdir.
Bir insan kendisini sabırlı görebilir ama yalnızca işler istediği gibi giderken sabırlı olabilir.
Kendisini cömert görebilir ama paylaşmak gerçekten bedel gerektirdiğinde değişebilir.
Dolayısıyla kimlik cümlelerimiz:
test edilmemiş varsayımlar da olabilir.
İnsan Neden Kendisi Hakkında Bir Hikâye Kurar
Çünkü hayat:
dağınık olaylardan
oluşur.
Çocukluk.
Başarılar.
Utançlar.
Aşklar.
Kayıplar.
Yanlış kararlar.
Tesadüfler.
İnsan bütün bunları birbirinden kopuk bırakmak yerine:
bir anlatının parçalarına dönüştürür.
“Benim hayatım böyle oldu çünkü…”
dediğimiz anda:
hikâye kurmaya başlarız.
Bu hikâye bize kimlik ve süreklilik hissi verir.
Bu Hikâye Tamamen Uydurma Mıdır
Hayır.
Kendimiz hakkında anlattığımız hikâyenin içinde:
gerçek olaylar
vardır.
Fakat onları nasıl seçtiğimiz ve yorumladığımız önemlidir.
İki insan benzer bir başarısızlık yaşayabilir.
Biri:
“Ben yetersizim.”
sonucunu çıkarabilir.
Diğeri:
“Yanlış bir yöntem kullandım.”
diyebilir.
Olay aynı olabilir.
Ama oluşturulan kimlik:
tamamen farklıdır.
Demek ki insan yalnızca yaşadıklarıyla değil:
yaşadıklarına verdiği anlamla
da şekillenir.
Hafızamız Kendimiz Hakkındaki Hikâyeyi Ne Kadar Etkiler
Çok fazla.
Çünkü geçmişimize ulaşırken kullandığımız temel araç:
hafızadır.
Fakat hafıza kusursuz bir kayıt cihazı değildir.
Bazı olayları unuturuz.
Bazı ayrıntıları değiştiririz.
Sonradan öğrendiğimiz bilgiler eski anılarımıza karışabilir.
Aynı olayı yıllar sonra:
başka biçimde yorumlayabiliriz.
Bu durumda kendimiz hakkındaki hikâyemizin malzemesi bile:
tamamen sabit değildir.
İnsan Kendi Geçmişini Fark Etmeden Yeniden Yazabilir Mi
Evet.
Örneğin bugün mutlu bir ilişkimiz varsa geçmişte yaşadığımız bazı olayları:
daha sıcak
hatırlayabiliriz.
Bugün birine öfkeliysek geçmişte onunla ilgili olumsuz anıları:
daha kolay hatırlayabiliriz.
Böylece bugünkü duygularımız:
dünkü hikâyemizi yeniden düzenleyebilir.
İnsan geçmişi değiştiremez.
Ama geçmişin bugün zihnindeki anlamı:
değişebilir.
Kendimiz Hakkında Neden İyi Düşünmek İsteriz
Çünkü insanın benlik saygısını koruma ihtiyacı vardır.
Kendisini:
tamamen kötü,
başarısız,
yanlış
veya değersiz
görmek psikolojik açıdan ağır olabilir.
Bu nedenle zihin bazen:
kendini koruyan açıklamalar
üretebilir.
Başarılı olduğumuzda:
“Ben başardım.”
deriz.
Başarısız olduğumuzda ise bazen:
“Şartlar kötüydü.”
demeye daha yatkın olabiliriz.
Bu eğilim kendimizi olduğumuzdan:
daha tutarlı ve haklı
görmemize yol açabilir.
İnsan Kendi Kusurlarını Neden Başkalarının Kusurlarından Daha Kolay Affeder
Çünkü kendi davranışımızın:
niyetini
biliriz.
Başkalarının ise daha çok:
davranışını
görürüz.
Biz geç kaldığımızda:
“Trafik vardı.”
deriz.
Başka biri geç kaldığında:
“Ne kadar sorumsuz.”
diyebiliriz.
Biz kırıcı konuştuğumuzda:
“Çok sinirliydim.”
deriz.
Başkası kırıcı konuştuğunda:
“Kötü biri.”
sonucuna varabiliriz.
Bu fark kendimizi tanımayı zorlaştırır.
Çünkü kendi davranışlarımızı sürekli:
mazeretlerimizin içinden
görürüz.
Niyetimizi Bilmek Kendimizi Daha İyi Tanımamızı Sağlamaz Mı
Sağlar.
Ama niyet:
tek başına yeterli değildir.
Bir insan:
“Ben onu incitmek istemedim.”
diyebilir.
Bu doğru olabilir.
Ama karşısındaki kişi gerçekten incinmiştir.
Bu nedenle kendimizi tanımak için iki şeye bakmak gerekir:
Ne yapmak istedim?
ve:
Gerçekte ne yaptım?
Gerçek karakter bazen:
niyet ile sonuç arasındaki farkı kabul edebildiğimizde
daha görünür hâle gelir.
Başkaları Bizi Bizden Daha İyi Tanıyabilir Mi
Bazı yönlerimizde:
evet.
Başkaları bizim fark etmediğimiz tekrar eden davranışları görebilir.
Bir insan kendisini:
çok iyi bir dinleyici
olarak görebilir.
Ama herkes onun sürekli söz kestiğini söylüyorsa:
bu geri bildirimi ciddiye almak gerekir.
Bir başkası:
“Ben hiç kibirli değilim.”
diyebilir.
Ama çevresindeki insanlar sürekli küçümsendiklerini hissediyorsa:
ortada araştırılması gereken bir şey vardır.
Başkaları içimizi bilmez.
Ama:
dışarıya bıraktığımız izi
bizden daha iyi görebilirler.

O Hâlde Gerçek Benlik Başkalarının Gözünde Midir
Hayır.
Bu da diğer uç olur.
İnsanların bizi algılaması:
kendi geçmişlerinden,
önyargılarından,
beklentilerinden
ve ilişkilerinden
etkilenir.
Aynı insan:
birine sıcak,
başkasına mesafeli,
bir başkasına güçlü
görünebilir.
Dolayısıyla başkalarının fikri:
değerli bir veri olabilir.
Ama:
nihai hakikat değildir.

İnsan Kendisine Bilinçli Olarak Yalan Söyler Mi
Bazen evet.
Ama daha ilginç olan:
farkında olmadan kendisini kandırabilmesidir.
Bir ilişkide mutsuz olduğunu bilir ama:
“Her şey iyi.”
der.
Bir işi sırf para için yaptığını düşünmek istemez ve:
“Bunu seviyorum.”
diye kendisini ikna edebilir.
Birine kıskançlık duyduğunu kabul etmek yerine:
“Ben sadece gerçekçiyim.”
diyebilir.
Kendini aldatmanın gücü:
yalan söyleyenle yalana inananın aynı kişi olmasıdır.

Kendini Tanımanın Önündeki En Büyük Engel Nedir
Belki:
kendimiz hakkında kurduğumuz imajı koruma isteği.
İnsan yıllarca:
“Ben adil bir insanım.”
diye düşünmüşse adaletsiz davrandığını kabul etmek zordur.
Çünkü tek bir davranışı değil:
kendi kimlik hikâyesini
tehdit eder.
Bu nedenle bazen insan hatasını savunur.
Çünkü hatasını kabul ederse:
kendisi hakkında oluşturduğu bütün anlatının bazı bölümlerini yeniden yazması
gerekecektir.

Kendimizi En Çok Hangi Anlarda Tanırız
Rahat zamanlardan çok:
zor seçimlerde.
Çünkü değerler bedelsizken onları savunmak kolaydır.
Asıl soru:
Güç eline geçtiğinde ne yapıyorsun?
Kaybetme ihtimali olduğunda adaletli kalıyor musun?
Kimse görmüyorken aynı insan mısın?
Korktuğunda hangi ilkeni bırakıyorsun?
Çıkarınla vicdanın karşı karşıya geldiğinde:
hangisini seçiyorsun?
İnsan çoğu zaman kendisini:
sınırlarında
tanır.

Kimse Görmezken Yaptıklarımız Gerçek Benliğimizi Gösterir Mi
Önemli ölçüde.
Çünkü sosyal onay ortadan kalktığında:
davranışımızın gerçek motivasyonu
daha açık olabilir.
İnsan başkalarının yanında cömert davranabilir.
Ama kimse bilmeyecekse yardım ediyor mu?
Toplum önünde dürüst olabilir.
Ama yakalanma ihtimali olmadığında:
aynı dürüstlüğü koruyor mu?
Bu tür anlar:
karakterin görünmeyen laboratuvarları
gibidir.

Kendimizi Tanımak İçin Sürekli İçimize Bakmak Yeterli Midir
Hayır.
Aşırı içe dönük analiz bazen:
kendini tanımaktan çok kendine saplanmaya
dönüşebilir.
İnsan düşünerek kendisini tanır.
Ama aynı zamanda:
yaşayarak
tanır.
Bir ilişkiye girdiğinde nasıl davrandığını görür.
Bir sorumluluk aldığında dayanıklılığını öğrenir.
Başarısız olduğunda tepkisini fark eder.
Güç kazandığında karakterini görür.
Yani insan yalnız:
kendisi hakkında düşünerek değil, hayatın içinde kendisini gözlemleyerek
de tanır.

İnsan Değişiyorsa Kendini Tanımak Nasıl Mümkün Olabilir
Çünkü kendini tanımak:
son kez yazılmış bir biyografi çıkarmak
değildir.
İnsan değişir.
Bugünkü korkusu yarın kaybolabilir.
Bugünkü düşüncesinden beş yıl sonra vazgeçebilir.
Önceden yapamadığı bir şeyi öğrenebilir.
Bu yüzden:
“Ben buyum.”
yerine:
“Şu anda böyle biriyim ve böyle davranma eğilimindeyim.”
demek daha dürüst olabilir.
Kendini tanımak:
hareket hâlindeki bir varlığı tanımaya çalışmaktır.

Gerçek Benlik Varsa Nerede Aranmalıdır
Belki tek bir yerde değil.
Gerçek benlik:
anıların,
bedenin,
değerlerin,
alışkanlıkların,
niyetlerin,
ilişkilerin,
seçimlerin
ve kendimiz hakkında kurduğumuz anlatının
kesişiminde bulunur.
Bu nedenle:
“Gerçek ben kim?”
sorusuna tek kelimelik cevap bulamayabiliriz.
Daha doğru soru belki şudur:
“Farklı koşullarda tekrar tekrar ortaya çıkan hangi özellikler benim karakterimin derin yapısını gösteriyor?”

Sonuç: İnsan Kendini Gerçekten Tanıyabilir Mi, Yoksa Kendimiz Hakkında Da Bir Hikâye Mi Anlatıyoruz
Belki ikisi de doğrudur.
İnsan:
kendini gerçekten tanıyabilir.
Ama bunu hiçbir zaman:
tamamlanmış ve kusursuz bir bilgi
hâline getiremeyebilir.
Aynı zamanda hepimiz kendimiz hakkında:
bir hikâye anlatırız.
Geçmişimizi seçeriz.
Bazı olayları merkez yaparız.
Bazılarını küçültürüz.
Bazı davranışlarımızı açıklarız.
Bazılarını görmezden geliriz.
Sonra bütün bunların üzerine:
“İşte ben buyum.”
deriz.
Ama belki en büyük yanılgı:
hikâyeyi hakikatin kendisi sanmaktır.
Gerçek benlik yalnız:
kendimiz hakkında ne düşündüğümüzde
değildir.
Yalnız başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğünde de değildir.
Gerçek bize dair daha çok şey:
ikisi arasındaki çatışmalarda
ortaya çıkar.
Ben:
“Çok sabırlıyım.”
diyorum.
Peki sabrım gerçekten sınandığında ne yapıyorum?
Ben:
“Para benim için önemli değil.”
diyorum.
Peki ciddi miktarda para ile vicdanım karşı karşıya geldiğinde hangisini seçiyorum?
Ben:
“Kimseye kin tutmam.”
diyorum.
Peki gerçekten incitildiğimde ne yapıyorum?
Ben:
“Adaletliyim.”
diyorum.
Peki adalet kendi çıkarıma ters düştüğünde hâlâ adaletli miyim?
İşte insanın kendisini tanıdığı yer:
söylediği kimlikle yaşadığı kimlik arasındaki mesafedir.
Belki kendini tanımak:
“Ben kimim?”
sorusuna kesin bir cevap vermek değil,
o cevabı sürekli sınamaktır.
Ve belki insanın kendisi hakkında söyleyebileceği en dürüst cümle:
“Kendimi tamamen bilmiyorum; ama kendime anlattığım hikâyenin nerelerde gerçeğe dönüşmediğini görmeye çalışıyorum.”
olabilir.
Çünkü kendini tanımayan insan için en büyük tehlike:
kim olduğunu bilmemek değildir.
Asıl tehlike:
kendisi hakkında yanlış bir hikâyeye kesinlikle inanıp onu gerçek sanmaktır.
Ve geriye belki bütün sorunun merkezindeki şu cümle kalır:
Eğer senin hakkındaki bütün fikirlerin, hatıraların ve açıklamaların bir anlığına susturulsaydı; yalnız davranışların konuşsaydı, anlattığın “sen” ile yaşayan “sen” gerçekten aynı kişi çıkar mıydı?
“İnsan kendisini anlatırken farkında olmadan kendi biyografisinin hem kahramanı hem yazarı olur. Sorun hikâye anlatmamız değildir; hikâyeyi gerçekle karıştırmamızdır. Belki kendini tanımak, ‘Ben buyum’ demekten çok, hayatın önümüze koyduğu her yeni durumda ‘Gerçekten söylediğim kişi gibi mi davranıyorum?’ sorusunu sorabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu