Alak Suresi 5. Ayette “İnsana Bilmediğini Öğretti” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Öğrenme, Bilginin Kaynağı, Cehaletten Bilgiye Geçiş, Eğitim, Merak, Bilim, Tevazu, Hafıza Ve İnsanlığın Gelişimi Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsan doğduğunda dünyayı bilmez; fakat öğrenebilme yeteneği sayesinde cehaleti kader olmaktan çıkar. Bilgi, insanın yalnız ne bildiğini değil, neye dönüşebileceğini de belirleyen büyük bir imkândır.”
Ersan Karavelioğlu
“عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ — Alleme’l İnsâne Mâ Lem Ya‘lem” Ne Demektir
Alak Suresi’nin beşinci ayetinde şöyle buyrulur:
عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ
Anlam olarak:
“İnsana bilmediğini öğretti.”
(Alak Suresi, 96/5)
Bir önceki ayette:
buyrulmuştu.
Şimdi öğretmenin kapsamı genişletilir.
İnsan:
doğuştan her şeyi bilen bir varlık değildir.
Ama:
Ayet insanın en büyük özelliklerinden birini öne çıkarır:
Bilmediğini öğrenebilme kapasitesi.
İnsan Doğduğunda Neden Her Şeyi Bilmez
İnsan dünyaya geldiğinde:
dili,
toplumsal kuralları,
bilimi,
mesleği,
tarihi
hazır biçimde bilmez.
Bunları zamanla öğrenir.
Bu durum bir eksiklik gibi görünebilir.
Oysa aynı zamanda büyük bir imkândır.
Çünkü insanın zihni:
öğrenmeye,
uyum sağlamaya,
yeni bilgiler kazanmaya
açıktır.
İnsan yalnız hazır bilgi taşımaz; bilgi üretebilen bir varlıktır.
Öğrenebilmek Neden İnsan Yaratılışının En Büyük Nimetlerinden Biridir
Çünkü öğrenme sayesinde insan:
hatasını düzeltebilir,
yeni beceriler kazanabilir,
çevresini anlayabilir,
geleceğini değiştirebilir.
Bir çocuk konuşmayı öğrenir.
Bir yetişkin yeni bir meslek öğrenebilir.
Bir toplum bilimsel keşiflerle hayat şartlarını değiştirebilir.
Bu nedenle öğrenme, insanın yalnız bilgi miktarını değil, yaşam imkânlarını da genişletir.
“Bilmediğini Öğretti” İfadesi İnsanın Cehaletini mi Vurgular
Evet, ama insanı küçümsemek için değil.
Ayet insanın temel gerçeğini hatırlatır:
İnsan bilmeyerek başlar.
Bu farkındalık tevazu için çok önemlidir.
Çünkü insan ne kadar bilgili olursa olsun bir zamanlar:
hiç bilmediği,
öğrenmek zorunda olduğu
bir noktadaydı.
Dolayısıyla bilgi sahibi olmak kibir sebebi değil, şükür ve sorumluluk sebebi olmalıdır.
Bilgi İnsanlara Hangi Yollarla Öğretilir
İnsan bilgiye birçok yoldan ulaşır:
Bir insanın bildiği şeylerin çok büyük kısmı başkalarından devralınmıştır.
Bu yüzden bireysel bilgi aslında büyük ölçüde insanlığın ortak mirasıdır.
Hiç kimse bütün bilgisini sıfırdan üretmez.
Kalem İle Öğretme Arasındaki Bağ Neden Bir Önceki Ayette Vurgulanmıştır
Çünkü bilginin kalıcı olması için kaydedilmesi gerekir.
İnsan bir şeyi öğrenebilir.
Ama yalnız zihninde tutarsa bilgi onunla birlikte kaybolabilir.
Kalem sayesinde:
bilgi yazılır,
saklanır,
başkalarına aktarılır.
Böylece bir insanın öğrendiği şey, başka insanların öğrenmesine de vesile olur.
Bu, bilginin bireyselden toplumsala dönüşmesi demektir.
Bilimsel Keşifler Bu Ayetin Geniş Anlamıyla Nasıl İlişkilendirilebilir
İnsan geçmişte bilmediği birçok şeyi zamanla öğrenmiştir.
Hastalıkların nedenlerini,
gezegenlerin hareketlerini,
hücrenin yapısını,
maddenin özelliklerini
araştırmıştır.
Bu bilgiler bir anda ortaya çıkmamıştır.
Nesiller boyunca:
gözlem,
deney,
yanlışlama,
düzeltme
yoluyla gelişmiştir.
Bu süreç, insanın bilmediğini öğrenebilme kapasitesinin en açık örneklerinden biridir.
Her Yeni Bilgi Kesin Ve Değişmez midir
Hayır.
İnsan bilgisi sınırlıdır.
Yeni kanıtlar geldikçe bazı görüşler:
değişebilir,
düzeltilebilir,
daha ayrıntılı hâle getirilebilir.
Bu özellikle bilimsel bilginin doğal özelliğidir.
Bilginin değişebilmesi onun değersiz olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine:
yanlışını düzeltebilmek, gerçek öğrenmenin gücüdür.
“Bilmiyorum” Diyebilmek Neden Bilgeliğin Bir Parçasıdır
Çünkü insanın en tehlikeli hatalarından biri bilmediği hâlde bildiğini sanmasıdır.
“Bilmiyorum.”
demek:
zayıflık değil,
dürüstlüktür.
İnsan bilmediğini kabul ettiğinde:
soru sorabilir,
araştırabilir,
öğrenebilir.
Bilmediğini bilmeyen insan ise öğrenmeye ihtiyaç duymadığını düşünebilir.
Bu nedenle cehaletten bilgiye giden ilk kapılardan biri:
kendi sınırını fark etmektir.
Merak Öğrenmenin Başlangıcı mıdır
Çoğu zaman evet.
İnsan:
“Neden?”
“Nasıl?”
“Bu gerçekten doğru mu?”
diye sormaya başladığında öğrenme süreci başlar.
Merak:
bilimin,
felsefenin,
sanatın,
keşfin
en güçlü motorlarından biridir.
Çocukların sürekli soru sorması bunun doğal örneğidir.
İnsanlığın büyük ilerlemelerinin çoğu, birinin sıradan görünen bir şey karşısında:
“Acaba neden?”
diye sormasıyla başlamıştır.

Hafıza Öğrenmede Nasıl Bir Rol Oynar
Öğrenmek yalnız bilgiyle karşılaşmak değildir.
Bilginin:
hatırlanması,
ilişkilendirilmesi,
gerektiğinde kullanılabilmesi
de gerekir.
Hafıza sayesinde insan:
geçmiş deneyimlerini taşır,
hatalarından ders çıkarır,
bilgiyi yeni durumlara uygular.
Bu nedenle hafıza, insanın öğrenme yeteneğinin temel parçalarından biridir.

Anlamak İle Ezberlemek Aynı Şey midir
Hayır.
İnsan bir cümleyi ezberleyebilir ama ne anlama geldiğini kavramayabilir.
Gerçek öğrenme:
bağlantı kurmayı,
nedenleri anlamayı,
bilgiyi yeni bir durumda kullanabilmeyi
gerektirir.
Bu nedenle eğitim yalnız:
“Ne biliyorsun?”
sorusuna değil,
“Anladığın şeyi nasıl kullanabiliyorsun?”
sorusuna da cevap vermelidir.

Öğretmen Neden İnsan Hayatında Çok Önemli Bir Yere Sahiptir
Çünkü iyi bir öğretmen yalnız bilgi vermez.
Aynı zamanda:
merak uyandırır,
soru sordurur,
yanlışları düzeltir,
öğrenme yolunu gösterir.
Bazen insanın hayatını değiştiren şey bir kitap değil, o kitabı nasıl okuyacağını öğreten bir kişidir.
Bu nedenle öğretmek, bilgiyi aktarmaktan daha fazlasıdır.
Bir zihnin önünde yeni kapılar açmaktır.

İnsanlığın Bilgisi Neden Kuşaklar Boyunca Birikir
Çünkü her nesil sıfırdan başlamaz.
Önceki nesiller:
matematik,
tıp,
mühendislik,
edebiyat
alanlarında bilgi bırakır.
Yeni nesil bu birikimi devralır.
Sonra üzerine yenisini ekler.
Bu nedenle bugün bir öğrencinin kısa sürede öğrendiği bazı bilgiler, insanlığın keşfetmesinin yüzlerce yıl sürdüğü bilgiler olabilir.
İnsan uygarlığının büyük gücü, bilgiyi biriktirebilmesidir.

Bilgi Artınca Sorumluluk da Artar mı
Evet.
Bir insan bilmediğinde yapamadığı bir şeyi öğrendiğinde artık yeni bir güce sahip olur.
Bu güç:
iyilik,
zarar
için kullanılabilir.
Tıp bilgisi insan kurtarabilir.
Teknoloji hayatı kolaylaştırabilir.
Ama aynı bilgi kötü amaçlarla da kullanılabilir.
Bu yüzden:
bilgi büyüdükçe ahlaki sorumluluk da büyür.

Öğrenmek İnsanı Değiştirebilir mi
Evet.
Gerçek öğrenme yalnız zihne yeni bilgiler eklemez.
Bazen insanın:
bakışını,
kararlarını,
hayat tarzını
değiştirir.
İnsan daha önce yanlış bildiği bir şeyi öğrenebilir.
Bir önyargısından vazgeçebilir.
Başkasının durumunu daha iyi anlayabilir.
Bu açıdan bilgi yalnız zihinsel değil, ahlaki dönüşüm aracı da olabilir.

Alak Suresinin İlk Beş Ayeti Nasıl Büyük Bir Bilgi Manifestosu Oluşturur
1. Ayet:
Bilgiye çağrı.
2. Ayet:
İnsanın kökeni.
3. Ayet:
Bilginin ikram boyutu.
4. Ayet:
Bilginin kaydı.
5. Ayet:
Bilginin gelişim ve öğrenme boyutu.
Böylece ilk vahiy pasajı:
okuma → yaratılış → kerem → yazı → öğrenme
zinciri kurar.

Bir Sonraki Ayette Ne Anlatılacaktır
Alak Suresi’nin altıncı ayetinde şöyle buyrulacaktır:
كَلَّا إِنَّ الْإِنسَانَ لَيَطْغَىٰ
“Hayır! Gerçekten insan azar.”
Bu geçiş son derece çarpıcıdır.
İlk beş ayet boyunca:
anlatılmıştır.
Fakat altıncı ayette insanın karanlık ihtimali ortaya çıkacaktır:
Bilgi ve imkân arttığında insan haddini aşabilir.
Böylece sure, bilginin hemen ardından kibir ve taşkınlık tehlikesini gündeme getirecektir.

Sonuç: “İnsana Bilmediğini Öğretti” İfadesi, İnsanın Cehaletle Başlayan Fakat Öğrenme, Araştırma, Yazma, Hatırlama Ve Bilgiyi Kuşaktan Kuşağa Aktarma Yeteneği Sayesinde Sürekli Gelişebilen Bir Varlık Olduğunu Gösterir
Alak Suresi’nin beşinci ayeti:
“İnsana bilmediğini öğretti.”
diyerek insanlığın bütün bilgi serüvenini birkaç kelimeye sığdırır.
İnsan doğduğunda:
dil bilmez.
Tarih bilmez.
Matematik bilmez.
Dünyayı tanımaz.
Ama öğrenir.
Sonra öğrendiğini:
Bu süreç yüzyıllar boyunca devam eder.
Bir kuşağın keşfi sonraki kuşağın başlangıcı olur.
Bu yüzden insanlığın bugünkü bilgisi tek bir kişinin başarısı değildir.
Binlerce yıl boyunca biriken ortak bir hafızadır.
Ayet aynı zamanda insanın kibri karşısında büyük bir uyarı taşır.
Çünkü insan bugün ne kadar bilgili olursa olsun, bir zamanlar hiçbirini bilmiyordu.
Ve hâlâ bilmediği şeyler, bildiklerinden çok daha fazla olabilir.
Bu yüzden gerçek bilgi:
“Ben her şeyi biliyorum.”
demez.
Tam tersine:
“Öğrenmeye devam etmeliyim.”
der.
Alak Suresi’nin ilk beş ayeti bilgiye olağanüstü bir değer verir.
Fakat sure burada çok keskin bir dönüş yapacaktır.
İnsana:
bilgi,
kalem,
öğrenme
verildikten sonra şu tehlike gösterilecektir:
“Hayır! Gerçekten insan azar.”
Neden?
Çünkü bilgi ve güç insanı her zaman tevazuya götürmeyebilir.
Bazen tam tersine:
kendini yeterli görme
duygusu doğurabilir.
Bir sonraki ayet, insanın neden haddini aşabileceğini ve bilginin kibirle birleştiğinde nasıl tehlikeli hâle gelebileceğini inceleyecektir.
“İnsanın büyüklüğü her şeyi bilmesinde değil, bilmediğini öğrenebilmesindedir. Fakat öğrenmenin gerçek olgunluğu, bilgi arttıkça insanın kendisini daha büyük değil, sorumluluğunu daha büyük görmeye başlamasıdır.”
Ersan Karavelioğlu