📖 Bakara Suresi 39. Ayette “İnkâr Edenler Ve Ayetlerimizi Yalanlayanlar İse Ateş Halkıdır; Onlar Orada Kalıcıdırlar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,707
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 39. Ayette “İnkâr Edenler Ve Ayetlerimizi Yalanlayanlar İse Ateş Halkıdır; Onlar Orada Kalıcıdırlar” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve İnkâr, Ayetleri Yalanlamak, Bilinçli Red, İlahi Uyarı, Cehennem, Ebedilik, Adalet, Sorumluluk, İman Etmemek İle Hakikati Bilerek Reddetmek Arasındaki Fark Ve Sonsuz Ceza Problemi Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır ❓


“İnsan bazen bir hakikate ulaşamadığı için değil, ulaştığı hakikatin kendisinden bir değişim istemesini kabul edemediği için uzaklaşır. Bakara 39’un sertliği, sıradan tereddütten çok, insanın gördüğü işareti bile bile değersizleştirmesi ve sorumluluğu reddetmesi üzerine düşünmeye çağırır.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 39. Ayet Ne Söyler ❓


Bakara Suresi'nin otuz dokuzuncu ayetinde anlam olarak şöyle buyrulur:


“İnkâr eden ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise ateş halkıdır; onlar orada kalıcıdırlar.”


Bu ayet, bir önceki ayetin tam karşı kutbunu gösterir.


Bakara 38'de:


“Kim benim hidayetime uyarsa onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”


denilmişti.


Şimdi ise hidayet karşısındaki diğer tavır anlatılır:


İnkâr etmek.


Ayetleri yalanlamak.



Ve bunun nihai sonucu:


ateş.


Dolayısıyla 38 ve 39. ayetler birlikte insanın önündeki ahlaki seçimi görünür hâle getirir:


Hidayete yönelmek veya onu reddetmek.


2️⃣ “İnkâr Edenler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


Kur’an'daki küfür kelimesi günlük Türkçedeki hakaret anlamındaki “küfür” kelimesiyle aynı kullanım değildir.


Kök anlamında:


örtmek,


gizlemek,


nankörlük etmek,


hakikati reddetmek


gibi anlam alanları vardır.


Dini bağlamda ise çoğunlukla Allah'ı, vahyi veya ilahi hakikati reddeden tavrı ifade eder.


Fakat önemli bir ayrım vardır:


Her tereddüt,


her soru,


her zihinsel kararsızlık


aynı düzeyde “bilinçli inkâr” değildir.


Kur’an'ın birçok pasajında eleştirilen tavır yalnız zihinsel ikna eksikliği değil, hakikate karşı ahlaki direnç boyutu da taşıyabilir.


3️⃣ İman Etmemek İle Hakikati Bilerek Reddetmek Aynı Şey Midir ❓


Bu konuda çok dikkatli olmak gerekir.


Bir insan:


dini hiç doğru biçimde tanımamış olabilir.


Yanlış bilgilerle karşılaşmış olabilir.


İkna olmamış olabilir.


Şüpheleri olabilir.


Gerçeği araştırıyor olabilir.


Bunların hepsini:


“Hakikati bildi ama kibrinden reddetti.”


şeklinde okumak doğru değildir.


İnsanın iç dünyasını bütünüyle yalnız Allah bilir.


Dolayısıyla ayeti kullanarak belirli kişiler hakkında kolayca:


“Bu insan kesin cehennemliktir.”


hükmü vermek dini açıdan da ahlaki açıdan da son derece problemli olabilir.


4️⃣ “Ayetlerimizi Yalanlayanlar” Ne Demektir ❓


Buradaki “ayet” yalnız Kur’an'daki cümle anlamına indirgenmeyebilir.


Kur’an dilinde ayet:


işaret, delil, gösterge


anlamlarını da taşır.


İlahi vahyin ifadeleri ayettir.


Doğadaki işaretler de ayet olarak nitelenebilir.


Peygamberlere verilen deliller de bu kavramla ilişkilidir.


“Ayetleri yalanlamak” ise yalnız:


“Bu cümleyi kabul etmiyorum.”


demek değil, kendisine sunulan ilahi işaretleri reddetme tavrıdır.


Bu reddedişin niteliği, bağlamına göre:


kibir,


inat,


çıkar,


önyargı


ile birleşebilir.


5️⃣ Soru Sormak Ayetleri Yalanlamak Mıdır ❓


Hayır.


Bu ayrımı özellikle vurgulamak gerekir.


Bir insan:


“Bu ayeti anlamıyorum.”


diyebilir.


“Bunun adaletle ilişkisini nasıl açıklayabiliriz?”


diye sorabilir.


“Cehennem neden ebedi olsun?”


diye tartışabilir.


Bunlar tek başına yalanlama değildir.


Soru sormak ile:


“Bunun yanlış olduğunu biliyorum ve reddediyorum.”


tavrı aynı şey değildir.


Bakara'nın önceki ayetlerinde meleklerin de soru sorduğunu görmüştük.


Demek ki Kur’an bağlamında anlamak için sormak ile kibirle reddetmek birbirinden ayrılmalıdır.


6️⃣ Cehennem Kur’an’da Ne Anlama Gelir ❓


Cehennem Kur’an'da ilahi hesap ve cezanın güçlü sembollerinden biridir.


Ateş,


yanma,


azap,


pişmanlık


gibi imgelerle anlatılır.


Bu anlatımların amacı yalnız korkutmak değildir.


İnsan davranışlarının nihai sonuç taşıdığı fikrini vurgular.


Dünya hayatında bazı insanlar yaptıkları kötülüğün sonucundan kaçabilir.


Ama Kur’an'ın ahiret anlayışında:


nihai hesap kaçınılmazdır.


Bu nedenle cehennem aynı zamanda ahlaki sorumluluğun ciddiyetini gösterir.


7️⃣ Cehennemi İlahi İntikam Olarak Görmek Doğru Mudur ❓


Cehennemi insanî öfkenin büyütülmüş biçimi gibi düşünmek eksik ve sorunlu olur.


İslam teolojisinde Allah:


adil,


hikmet sahibi,


merhametli


olarak tanımlanır.


Dolayısıyla ceza:


“Tanrı öfkelendi ve intikam aldı.”


şeklindeki kaba bir insani psikolojiye indirgenmemelidir.


Daha çok:


ahlaki tercihlerin sonucu,


adaletin gerçekleşmesi,


hakikate karşı kalıcı yönelişin karşılığı


çerçevesinde düşünülür.


Elbette bu konu felsefi açıdan büyük sorular doğurur.


Ve bu soruları sormak meşrudur.


8️⃣ “Ateş Halkı” Ne Demektir ❓


Ayet:


“Onlar ateşin ashabıdır.”


anlamındaki bir ifade kullanır.


“Ashab” burada:


bir yere ait olan,


orada bulunan,


onunla ilişkilendirilen


anlamını taşır.


Bu ifade cehennemle insan arasında geçici bir temas değil, daha derin bir aidiyet ve sonuç ilişkisi kurar.


Ayetin sertliği tam da burada hissedilir.


Çünkü mesele küçük bir hata değil, kişinin temel yönelişinin sonucu olarak anlatılır.


9️⃣ “Orada Kalıcıdırlar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


Ayette geçen ifade:


“hâlidûne fîhâ”


yani:


“orada kalıcıdırlar”


şeklinde çevrilir.


Klasik İslam anlayışında bu ifade özellikle inkâr üzere ölenler için cehennem azabının sürekliliği veya ebediliği şeklinde yorumlanmıştır.


Bu, İslam düşüncesindeki ana görüştür.


Ancak “ebedi ceza” meselesi tarih boyunca teolojik ve felsefi tartışmalara da konu olmuştur.


Çünkü doğal olarak şu soru ortaya çıkar:


Sınırlı sürede işlenen bir yanlışın karşılığı neden sonsuz olsun?


🔟 Sonsuz Cehennem İle İlahi Adalet Nasıl Bağdaştırılır ❓


Bu mesele İslam felsefesi ve kelamında kolay olmayan sorulardan biridir.


Klasik açıklamalardan biri şudur:


Sorun yalnız belirli süre boyunca işlenen tek tek eylemler değildir.


Kişinin Allah'a ve hakikate karşı kalıcı yönelişi önemlidir.


Yani cezanın ölçüsü yalnız:


“Kaç yıl günah işledi?”


sorusuyla değil,


“Nasıl bir iradi ve varoluşsal konum içinde öldü?”


sorusuyla da ilişkilendirilmiştir.


Başka açıklamalarda ilahi adaletin insanın sınırlı kavrayışından daha kapsamlı olduğu vurgulanır.


Yine de bu konu felsefi olarak gerçekten zor bir meseledir ve basit sloganlarla geçiştirilmemelidir.


1️⃣1️⃣ Sonlu Bir Günah İçin Sonsuz Ceza Orantısız Değil Midir ❓


İlk bakışta bu güçlü bir itirazdır.


Bir insanın:


70 yıl yaşayıp


sonsuz ceza görmesi


orantı problemi doğurur.


Bu nedenle bazı düşünürler meseleyi yalnız zaman hesabıyla değerlendirmemiştir.


Bir eylemin ağırlığı süresiyle aynı değildir.


Bir cinayet birkaç dakika içinde gerçekleşebilir.


Ama etkisi hayat boyu sürebilir.


Benzer biçimde, teolojik yorumlarda inkârın sıradan tek bir davranış değil, kişinin nihai yönelişi olduğu söylenmiştir.


Fakat bu açıklama dahi bütün felsefi soruları otomatik olarak sona erdirmez.


Burada tevazu önemlidir:


İlahi adaletin bütün ayrıntılarını insan aklıyla eksiksiz çözdüğümüzü iddia etmek doğru olmaz.


1️⃣2️⃣ Allah Merhametliyse Cehennem Neden Var ❓


Merhamet ile adalet arasında denge sorusu ortaya çıkar.


Eğer hiçbir kötülüğün nihai sonucu olmasaydı:


mazlum ile zalim,


katil ile mağdur,


bilinçli kötülük ile fedakârlık


arasında nihai bir fark kalmaması başka bir adalet problemi doğururdu.


Bu nedenle dini perspektifte merhamet:


adaletin yokluğu


değildir.


Aynı şekilde adalet de:


merhametin yokluğu


değildir.


Kur’an hem:


rahmet


hem


hesap


dilini birlikte kullanır.


İnsan bu iki boyutu birbirinden kopardığında Tanrı tasavvuru da dengesizleşebilir.


1️⃣3️⃣ Sadece İnanmamak Bir İnsanı Ahlaken Kötü Yapar Mı ❓


Hayır, gündelik ahlaki değerlendirme açısından böyle basit bir eşitlik kurulamaz.


Bir insan inançsız olabilir ve:


dürüst,


yardımsever,


vicdanlı


davranabilir.


Bir insan kendisini dindar tanımlayıp:


yalancı,


zalim,


kibirli


olabilir.


Kur’an'ın ahiret hesabı ise insanın yalnız dış etiketini değil:


bilgisini,


niyetini,


imkânını,


karşılaştığı delilleri,


davranışlarını


kuşatan ilahi bilgiye dayanır.


Bu nedenle insanların nihai kaderi konusunda basit kategoriler üretmek yerine hükmü Allah'a bırakmak daha sağlıklı bir dini tutumdur.


1️⃣4️⃣ Hakikati Reddetmek Neden Ahlaki Bir Problem Olabilir ❓


Çünkü bazen insan gerçeği sadece zihinsel nedenlerle reddetmez.


Gerçek:


çıkarına zarar verebilir.


Statüsünü sarsabilir.


Hatasını kabul ettirebilir.


Hayatını değiştirmesini isteyebilir.


O zaman insan hakikate değil, kendi rahatlığına sadık kalabilir.


Örneğin kişi yaptığı haksızlığın yanlış olduğunu bilir.


Ama kabul ederse özür dilemesi gerekecektir.


Bu yüzden gerçeği inkâr eder.


İşte bu durumda inkâr yalnız epistemik değil, ahlaki bir problem hâline gelir.


1️⃣5️⃣ İnsan Kendi İnançsızlığının veya İnancının Nedenlerini Tam Olarak Bilebilir Mi ❓


Her zaman değil.


İnsan kendisini de yanlış okuyabilir.


Bir kişi:


“Ben sadece mantıksal nedenlerle böyle düşünüyorum.”


diyebilir.


Ama arka planda:


kötü deneyimler,


grup aidiyeti,


korkular,


çıkarlar


da bulunabilir.


Aynı durum inanan kişi için de geçerlidir.


Bir insan gerçekten ikna olduğu için inanabilir.


Başka biri yalnız çevresi öyle olduğu için inanabilir.


Bu nedenle dinî samimiyetin önemli sorusu şudur:


“Ben gerçekten hakikati mi arıyorum, yoksa zaten istediğim sonuca mı gerekçe topluyorum?”


1️⃣6️⃣ Cehennem Korkusu İmanın Temeli Olmalı Mıdır ❓


İman yalnız korkuya indirgenirse dini hayat sağlıksız bir hâl alabilir.


Kur’an:


korku,


umut,


sevgi,


şükür,


hayranlık


gibi farklı motivasyonları birlikte kullanır.


Cehennem uyarısı ahlaki ciddiyeti hatırlatır.


Ama insan yalnız:


“Ceza almamak için”


iyilik yapıyorsa dini ilişkinin daha derin boyutları gelişmeyebilir.


Olgun inanç:


Allah'ı sadece cezadan kaçış noktası değil,


hakikat ve iyiliğin kaynağı olarak da görmeye çalışır.


1️⃣7️⃣ Bu Ayet Mümin İçin Nasıl Bir Öz Muhasebe Olmalıdır ❓


Ayet yalnız başkalarını:


“inkârcı”


diye sınıflandırmak için okunmamalıdır.


İnsan kendisine de sorabilir:


Hakikat çıkarıma ters düştüğünde kabul edebiliyor muyum?


Yanlış olduğumu anladığımda fikrimi değiştirebiliyor muyum?


Dini yalnız başkalarını yargılamak için mi kullanıyorum?


İnanmayan insanların iç dünyaları hakkında Allah adına hüküm veriyor muyum?


Ayetleri gerçekten anlamaya mı çalışıyorum, yoksa sadece alışkanlıkla mı okuyorum?



Bu sorular ayetin yönünü dışarıdan içeriye çevirir.


1️⃣8️⃣ Modern Dünyada Bilinçli Red Nasıl Görünebilir ❓


Modern insan bilgiye çok kolay erişebilir.


Ama bilgi fazlalığı hakikate açıklığı garanti etmez.


İnsan sosyal medyada yalnız kendi fikrini doğrulayan kaynakları izleyebilir.


Karşıt kanıtları engelleyebilir.


Yanlış olduğu gösterilen bilgiyi bile grup kimliği uğruna savunabilir.


Bu sadece dini meselelerde değil:


siyaset,


bilim,


toplum,


kişisel ilişkiler


alanında da görülür.


Bu nedenle Bakara 39'un “yalanlama” kavramı modern insana şu soruyu düşündürebilir:


“Bir şeyin yanlış olduğunu öğrendiğinde gerçekten vazgeçebiliyor musun?”


1️⃣9️⃣ Hakikat Karşısındaki En Büyük Tehlike Bazen Bilmemek Değil, Bilmek İstememektir​


Bakara Suresi'nin otuz dokuzuncu ayeti kısa ama son derece serttir.


Bir tarafta hidayet vardır.


Diğer tarafta:


inkâr ve yalanlama.


Ve sonunda:


ateş.


Bu dili okurken iki büyük hatadan kaçınmak gerekir.


Birincisi:


cehennem uyarısını önemsizleştirmek.


İkincisi:


onu başkalarını kolayca mahkûm etmek için kullanmak.


Kur’an'ın ahiret dili insanın sorumluluğunu son derece ciddi görür.


Yaptıklarımızın sonucu vardır.


Niyetlerimizin sonucu vardır.


Hakikat karşısındaki tavrımızın sonucu vardır.


Ama nihai hüküm insana verilmemiştir.


Çünkü biz başka bir insanın:


ne kadar bilgiye sahip olduğunu,


ne tür bir dini anlatıyla karşılaştığını,


hangi psikolojik şartlarda yaşadığını,


kalbinin içindeki gerçek niyeti


tam olarak bilemeyiz.


Allah'ın bilgisi ise bütün bunları kuşatır.


Bu yüzden cehennem ayetleri başkalarına taş atmak için değil, önce kendi sorumluluğumuzu ciddiye almak için okunmalıdır.


Ayetin:


“Ayetlerimizi yalanlayanlar...”


ifadesi de burada çok önemlidir.


İnsan bazen hakikati reddederken bunun gerçekten aklî bir değerlendirme olduğunu düşünebilir.


Ama gerçekte başka şeyler işin içinde olabilir.


Kibir.


Çıkar.


Korku.


Alışkanlık.


Gruba sadakat.


Bir gerçeği kabul etmek bizi değiştirmeye zorlayacaksa onu reddetmek çok daha kolay gelebilir.


İblis'in hikâyesinde de benzer bir şey görmüştük.


Problem bilgi eksikliği değildi.


Teslim olmayı reddetmekti.


Bu nedenle inkâr kavramının en derin boyutlarından biri belki şudur:


İnsan bazen gerçeğin karşısına:


“Bu doğru mu?”


sorusuyla değil,


“Bu doğruysa benden ne isteyecek?”


sorusuyla çıkar.


Eğer doğruyu kabul etmek:


özür dilemesini,


gururunu bırakmasını,


alışkanlığını değiştirmesini,


haksız kazançtan vazgeçmesini


gerektiriyorsa zihni reddetmek için gerekçeler üretmeye başlayabilir.


Bu noktada hakikat problemi ahlak problemine dönüşür.


Cehennem meselesi ise burada daha derin bir anlam kazanır.


Eğer insanın seçimleri gerçekten önemliyse onların nihai sonuç taşıması da anlaşılır hâle gelir.


Ama:


“Neden sonsuz?”


sorusu yine de güçlüdür.


Bu soru bastırılmamalıdır.


Dini düşüncenin olgunluğu bazen zor soruları yok saymak değil, onları dürüst biçimde taşıyabilmektir.


Klasik İslam'ın ana görüşü, belirli inkâr durumlarında cehennem azabının kalıcı olduğudur.


Fakat bunun ilahi adalet ve merhametle nasıl tam olarak bağdaştığı üzerine derin teolojik açıklamalar yapılmıştır.


İnsanın burada bilmesi gereken önemli bir sınır vardır:


Biz ilahi yargının bütün ayrıntılarını bilmiyoruz.


Kimin hangi şartta,


hangi bilgiyle,


hangi niyetle


Allah'ın huzuruna çıkacağını biz belirlemiyoruz.


Bu yüzden bir ayeti okuyup:


“Şu kişi kesin ebediyen cehennemdedir.”


demek, ayetin insana vermediği bir hâkimlik makamını kendimize vermek olabilir.


Belki Bakara 39'un en güçlü etkisi başkasını mahkûm etmek değil, insanın kendisine şu soruyu sordurmasıdır:


“Hakikat beni değiştirmeye çağırdığında ona gerçekten açık mıyım?”


Çünkü insanın büyük sınavı her zaman gerçeği bulmak değildir.


Bazen gerçeği bulduktan sonra ona sadık kalabilmektir.


“Hakikati aramak cesaret ister; fakat bazen daha büyük cesaret, bulduğumuz hakikat kendi çıkarımıza, gururumuza ve alışkanlıklarımıza ters düştüğünde bile ona sadık kalabilmektir. İnsan gerçeği yalnız zihniyle değil, karakteriyle de kabul eder.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt