A‘râf Suresi 201. Ayette “Allah’a Karşı Gelmekten Sakınanlara Şeytandan Bir Vesvese Dokunduğunda Allah’ı Hatırlarlar; Bir de Bakarsın ki Gerçeği Görmeye Başlamışlardır” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsanı güçlü yapan, zihnine hiç kötü düşünce gelmemesi değil; yanlış bir dürtü geldiğinde onu fark edip kendisini yeniden doğru yöne çevirebilmesidir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 200. ayetinde:
şöyle:
buyurulmuştu:
“Şeytandan sana bir kışkırtma gelirse Allah’a sığın. Şüphesiz O işitendir, bilendir.”
- ayet:
bu:
emrin:
takva sahibi:
insanın:
hayatında:
nasıl:
karşılık:
bulduğunu:
anlatır.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara şeytandan bir vesvese veya kışkırtma dokunduğunda Allah’ı hatırlarlar; bir de bakarsın ki gerçeği görmeye başlamışlardır.”
Bu:
çok:
önemli:
bir:
ayet:
çünkü:
takva:
sahibi:
insanı:
hiç vesvese yaşamayan, hiç öfkelenmeyen, hiçbir kötü düşünceyle karşılaşmayan kusursuz bir insan
olarak:
tanımlamaz.
Tam tersine:
ayet:
şunu:
kabul:
eder:
Takva sahibi insana da şeytanî bir dürtü dokunabilir.
Fark:
şuradadır:
O:
dürtünün:
peşinden:
körü körüne:
gitmez.
Durur.
Hatırlar.
Fark eder.
Ve:
yeniden:
görmeye
başlar.
Yani:
takva:
insanın:
hiç:
yanlış:
dürtü:
yaşamaması:
değil,
yanlışa sürüklendiğini fark ettiğinde geri dönebilme yeteneğidir.
“Allah’a Karşı Gelmekten Sakınanlar” Kimlerdir
Ayette:“inne’llezîne’ttekav”
ifadesi:
yer alır.
Bu:
takva sahibi olanlar
demektir.
Takva:
yalnız:
korku:
olarak:
anlaşılmamalıdır.
Allah’a:
karşı:
sorumluluk:
bilinci,
günaha:
karşı:
dikkat,
ahlaki:
uyanıklık
ve:
Allah’ın:
sınırlarını:
gözetme:
anlamlarını:
taşır.
Takva sahibi:
insan:
“Canım ne isterse yaparım.”
değil,
“Bu yaptığım doğru mu?”
diye:
kendini:
sorgulayan:
insandır.
Takva Sahibi İnsan Hiç Günah İşlemez mi
Hayır.Bu ayet:
tam da:
bunun:
tersini:
gösterir.
Takva:
sahibi:
bir:
insana:
da:
şeytanî:
bir:
kışkırtma:
dokunabilir.
Öfkelenebilir.
Kıskanabilir.
Yanlış:
bir:
düşünce:
aklına:
gelebilir.
Bir:
an:
intikam:
isteyebilir.
Ama:
takvanın:
farkı:
şudur:
Yanlış dürtünün içine yerleşip onu kimliğine dönüştürmek yerine, fark edip geri dönmeye çalışır.
“Şeytandan Bir Tâif Dokunduğunda” Ne Demektir
Ayette:“izâ messehum tâifun mine’ş-şeytân”
ifadesi:
geçer.
Tâif
kelimesi:
çevresinde:
dolaşan,
gelip:
dokunan,
bir:
an:
uğrayıp:
etkileyen:
şey:
anlam:
alanlarına:
sahiptir.
Tefsirlerde:
şeytanî:
vesvese,
dürtü
ve:
kışkırtma:
şeklinde:
açıklanır.
Yani:
insanın:
zihnine:
bir:
anda:
yanlış:
bir:
düşünce:
gelebilir.
Önemli:
olan:
o ilk düşüncenin gelmesi değil, insanın onunla ne yaptığıdır.
Şeytanın Vesvesesi İnsanın İradesini Ortadan Kaldırır mı
Hayır.Şeytan:
insana:
vesvese:
verebilir.
Yanlış:
davranışı:
güzel:
gösterebilir.
Öfkeyi:
büyütebilir.
İntikamı:
haklılık:
gibi:
gösterebilir.
Ama:
insanın:
yerine:
karar:
veremez.
Bu nedenle:
“Şeytan bana yaptırdı.”
cümlesi:
insanın:
bütün:
sorumluluğunu:
ortadan:
kaldırmaz.
Şeytan:
dürtebilir.
Ama:
adımı insan atar.
İnsanın Aklına Kötü Bir Düşünce Gelmesi Günah mıdır
Tek başına:hayır.
İnsan:
istemediği:
bir:
düşünceyle:
karşılaşabilir.
Öfke:
anında:
çok:
sert:
bir:
cümle:
aklına:
gelebilir.
Bir:
başkasını:
kıskanabilir.
Bir:
an:
kötü:
bir:
şey:
düşünebilir.
Bunların:
akla:
gelmesiyle:
onları:
isteyerek:
beslemek
ve:
davranışa:
dönüştürmek:
aynı:
şey:
değildir.
Ayet:
şeytanî:
dokunuşun:
gelebileceğini:
kabul:
eder.
Ama:
sonra:
şunu:
söyler:
“Hatırlarlar.”
“Hatırlarlar” Ne Anlama Gelir
Ayette:“tezekkerû”
denir.
Bu:
hatırlamak,
kendine:
gelmek,
öğüt:
almak
ve:
unutulan:
bir:
hakikati:
yeniden:
bilince:
getirmek:
anlamlarına:
gelir.
İnsan:
öfke:
anında:
birçok:
şeyi:
unutabilir.
Allah’ı:
unutabilir.
Ahlakını:
unutabilir.
Karşısındakinin:
de:
insan:
olduğunu:
unutabilir.
Söylediği:
sözün:
sonucunu:
unutabilir.
Tezekkür:
işte:
bu:
sis:
içinde:
yeniden kendine gelmektir.
Allah’ı Hatırlamak Sadece Zikir Söylemek midir
Zikir:dille:
Allah’ı:
anmak:
elbette:
önemlidir.
Ama:
buradaki:
hatırlama:
yalnız:
kelimelerle:
sınırlı:
düşünülmemelidir.
Mesela:
öfkelisin.
Şunu:
hatırlıyorsun:
“Allah beni görüyor.”
“Bu sözden de sorumluyum.”
“Karşımdaki insana zulmetmemeliyim.”
“Bir dakika önce verdiğim karar öfkeyle verilmiş olabilir.”
Bu da:
Allah’ı:
ve:
O’nun:
ölçülerini:
hatırlamanın:
hayata:
yansımasıdır.
“Bir de Bakarsın ki Görmeye Başlamışlardır” Ne Demektir
Ayet:“fe izâ hum mubsırûn”
der.
Yani:
“Birdenbire görür hâle gelirler.”
Buradaki:
görme:
yalnız:
fiziksel:
gözle:
görmek:
değildir.
Gerçeği:
fark etmek,
yanlışı:
ayırt etmek
ve:
durumu:
daha:
açık:
görebilmek:
anlamına:
gelir.
Öfke:
insanın:
görüşünü:
daraltabilir.
Hatırlama:
ise:
bakış açısını yeniden açabilir.
Öfke İnsanın Gerçeği Görmesini Nasıl Engelleyebilir
Öfkeli:insan:
bazen:
yalnız:
kendi:
haklılığını:
görür.
Karşısındaki:
insanın:
neden:
öyle:
davrandığını:
düşünmez.
Söyleyeceği:
sözün:
sonucunu:
hesaplamaz.
Kendisinin:
de:
hatalı:
olabileceğini:
kabul:
etmez.
Düşüncesi:
daralır:
“Ben haklıyım, o haksız.”
Ama:
biraz:
sakinleşince:
şunu:
fark:
edebilir:
“Ben de fazla ileri gittim.”
İşte:
bu:
yeniden görme
hâlidir.
Takva Bir Tür Manevi Uyanıklık mıdır
Evet.Takva:
yalnız:
belirli:
ibadetleri:
yerine:
getirmek:
değildir.
İnsanın:
kendisine:
karşı:
uyanık:
olmasıdır.
Şunu:
fark:
etmesidir:
“Şu anda kibir konuşuyor olabilir.”
“Şu anda öfkem beni yönetiyor.”
“Şu anda kıskançlığım kararımı etkiliyor.”
Bu:
farkındalık:
çok:
değerlidir.
Çünkü:
insan:
fark:
etmediği:
bir:
dürtüyle:
mücadele:
edemez.

İnsan Kendi İçindeki Yanlış Dürtüyü Nasıl Fark Edebilir
Kendisine:bazı:
sorular:
sorabilir:
Bu davranışı sakin olsaydım da yapar mıydım?
Bunu Allah’ın huzurunda savunabilir miyim?
Amacım doğruyu düzeltmek mi, karşımdakinin canını yakmak mı?
Bu mesajı yarın sabah tekrar okumaktan utanır mıyım?
Ben hak mı arıyorum, intikam mı?
Bu:
sorular:
insanın:
içindeki:
dürtüyü:
ayırt:
etmesine:
yardımcı:
olabilir.

Hatırlamak Neden İnsana Birden Görüş Kazandırıyor
Çünkü:insan:
yanlış:
dürtünün:
içindeyken:
bütün:
gerçekliği:
o:
dürtünün:
penceresinden:
görebilir.
Öfkeliysen:
her:
şeyi:
hakaret:
gibi:
algılayabilirsin.
Kıskançsan:
başkasının:
başarısını:
haksızlık:
gibi:
görebilirsin.
Korkuyorsan:
küçük:
bir:
riski:
devasa:
bir:
tehdit:
gibi:
görebilirsin.
Allah’ı:
ve:
ahlaki:
ölçüyü:
hatırlamak:
insanın:
o:
dar:
pencereden:
çıkmasına:
yardımcı:
olur.

Takva Sahibi İnsan Yanlış Yaptığında Hemen Kendine Gelebilir mi
Bazen:evet.
Ama:
her:
insanda:
ve:
her:
durumda:
aynı:
hızda:
olmayabilir.
Ayet:
bir:
ideal:
tepkiyi:
gösterir:
Şeytanî:
dürtü:
gelir.
İnsan:
hatırlar.
Gerçeği:
görür.
Gerçek:
hayatta:
bazen:
insan:
yanlış:
yaptıktan:
sonra:
da:
fark:
edebilir.
Önemli:
olan:
fark:
ettiğinde:
kibirle savunmaya devam etmemektir.

Yanlışımızı Fark Ettiğimizde Ne Yapmalıyız
Eğer:yanlış:
yalnız:
Allah’la:
aramızdaysa:
tövbe:
ederiz.
Bir:
insanın:
hakkını:
çiğnediysek:
mümkünse:
hakkını:
iade:
ederiz.
Kırdıysak:
özür:
dileriz.
Yalan:
söylediysek:
doğrusunu:
düzeltmeye:
çalışırız.
Çünkü:
hatırlamak yalnız zihinsel bir farkındalık değil, davranışı düzeltmeye açılan kapıdır.

Özür Dilemek Takvaya Aykırı Bir Zayıflık mıdır
Tam tersine:yanlışını:
görebilmek:
ahlaki:
olgunluk:
gerektirir.
Ego:
şöyle:
der:
“Geri adım atma.”
Takva:
şöyle:
diyebilir:
“Yanlış yaptıysan düzelt.”
İnsan:
özür:
dilediğinde:
küçülmez.
Bazen:
asıl:
küçülme:
yanlış:
olduğunu:
bile bile:
sırf:
gurur:
nedeniyle:
ısrar:
etmektir.

Allah’ı Hatırlamak Psikolojik Bir Duraklama da Sağlayabilir mi
Evet.Ayet:
bir:
manevi:
ilke:
öğretir.
Ama:
bunun:
günlük:
hayatta:
çok:
somut:
bir:
etkisi:
olabilir.
İnsan:
öfkelendi.
Hemen:
tepki:
vermek:
yerine:
Allah’ı:
hatırladı.
Durdu.
Bir:
nefes:
aldı.
Mesajı:
göndermedi.
Odadan:
çıktı.
Biraz:
bekledi.
Böylece:
dürtü:
ile:
davranış:
arasına:
mesafe:
girdi.
Bazen:
ahlaki:
bir:
felaketi:
önleyen:
şey:
o kısa mesafedir.

Bu Ayet Vesvesesi Olan İnsanların Kendisini Suçlamasını mı İster
Hayır.Ayet:
vesvesenin:
ve:
şeytanî:
dürtünün:
insana:
dokunabileceğini:
zaten:
kabul:
eder.
Bu nedenle:
istenmeyen:
bir:
düşüncenin:
gelmesi:
tek başına:
insanın:
kötü:
olduğunu:
göstermez.
Özellikle:
istemeden:
tekrar:
eden:
rahatsız:
edici:
düşünceler:
insanın:
gerçek:
niyetiyle:
aynı:
şey:
değildir.
Ayetin:
merkezi:
“Neden böyle bir düşünce geldi?”
sorusundan:
çok:
“Geldiğinde ne yapıyorum?”
sorusudur.

A‘râf Suresi 199, 200 ve 201. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayet:
demişti:
“Affı esas al, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.”
- ayet:
ardından:
şöyle:
demişti:
“Şeytan seni kışkırtırsa Allah’a sığın.”
- ayet:
takva:
sahiplerinin:
bu:
durumda:
ne:
yaptığını:
gösterir:
“Şeytanî bir dürtü dokunduğunda hatırlarlar ve yeniden görmeye başlarlar.”
Bu:
üç:
ayet:
birlikte:
çok:
güzel:
bir:
ahlaki:
süreç:
kurar:
Doğru davranışı öğren.
Seni ondan uzaklaştıran dürtüyü fark et.
Allah’a sığın.
Hatırla.
Ve gerçeği yeniden gör.

Sonuç: A‘râf Suresi 201. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 201. ayet:insanın:
manevi:
hayatı:
hakkında:
çok:
rahatlatıcı:
bir:
gerçeği:
öğretir:
Takva sahibi olmak, zihnine hiç kötü bir düşünce gelmemesi demek değildir.
Bu:
çok:
önemlidir.
Çünkü:
insan:
bazen:
kendisinden:
imkânsız:
bir:
kusursuzluk:
bekleyebilir.
“İyi bir insan olsaydım hiç öfkelenmezdim.”
“Gerçekten imanlı olsaydım aklımdan böyle bir şey geçmezdi.”
“Takva sahibi olsaydım kıskanmazdım.”
Ama:
ayet:
şöyle:
demiyor:
“Takva sahiplerine şeytan asla yaklaşamaz.”
Tam tersine:
şöyle:
diyor:
“Şeytandan bir dokunuş geldiğinde…”
Demek ki:
dokunuş:
gelebilir.
Vesvese:
gelebilir.
Dürtü:
gelebilir.
Öfke:
yükselebilir.
Kıskançlık:
ortaya:
çıkabilir.
İntikam:
duygusu:
bir:
an:
kalbe:
gelebilir.
Fakat:
takva:
sahibinin:
özelliği:
burada:
başlar:
Hatırlar.
Bu:
tek:
kelime:
çok:
büyüktür.
Çünkü:
insan:
yanlışa:
çoğu:
zaman:
bilmediği:
için:
değil,
bildiğini o anda unuttuğu için
düşebilir.
Öfkelendiğinde:
adaleti:
biliyorsundur.
Ama:
unutursun.
Hakaretin:
yanlış:
olduğunu:
biliyorsundur.
Ama:
o:
anda:
unutursun.
Karşındaki:
insanın:
da:
bir:
kalbi:
olduğunu:
biliyorsundur.
Ama:
öfke:
sana:
unutturur.
Yarın:
pişman:
olabileceğini:
biliyorsundur.
Ama:
o:
anda:
unutursun.
İşte:
A‘râf 201:
bize:
manevi:
hayatın:
büyük:
bir:
bölümünün:
aslında:
hatırlama sanatı
olduğunu:
öğretebilir.
Doğruyu:
bir:
kez:
öğrenmek:
yetmez.
Doğruyu:
tam:
ihtiyacın:
olan:
anda:
hatırlamak:
gerekir.
Bir:
kitapta:
sabır:
hakkında:
yüz:
sayfa:
okuyabilirsin.
Ama:
biri:
sana:
hakaret:
ettiğinde:
o:
yüz:
sayfa:
aklına:
gelmiyorsa,
bilgi:
henüz:
karaktere:
tam:
dönüşmemiş:
olabilir.
Merhameti:
anlatabilirsin.
Ama:
sana:
yanlış:
yapan:
biri:
karşına:
çıktığında:
merhameti:
hatırlayabiliyor:
musun?
Adaleti:
savunabilirsin.
Ama:
sevmediğin:
bir:
insana:
karşı:
adil:
kalabiliyor:
musun?
İşte:
takva:
belki:
tam:
burada:
sınanır.
Bilginin kriz anında hatırlanıp hatırlanmadığında.
Ayet:
hatırlamanın:
ardından:
çok:
güzel:
bir:
şey:
söyler:
“Bir de bakarsın ki onlar görür hâle gelmişlerdir.”
Bu:
insanın:
öfke:
anında:
yaşadığı:
durumu:
çok:
iyi:
anlatır.
Bir:
tartışmada:
öyle:
sinirlenirsin ki:
başka:
hiçbir:
şey:
göremezsin.
Karşındaki:
insanın:
on:
iyi:
davranışını:
unutursun.
Sadece:
o:
bir:
kötü:
cümleyi:
görürsün.
Yıllarca:
sana:
yaptığı:
iyilikler:
bir anda:
kaybolur.
Çünkü:
öfke:
görüşünü:
daraltmıştır.
Biraz:
zaman:
geçer.
Sakinleşirsin.
Sonra:
şöyle:
dersin:
“Aslında o kadar da büyütülecek bir şey değilmiş.”
İşte:
bu:
yeniden:
görmedir.
Bazen:
şeytanın:
insana:
yaptığı:
en:
büyük:
kışkırtma:
yanlışı:
yaptırmak:
değil,
o anda başka hiçbir seçeneğin olmadığını düşündürmek
olabilir.
“Mutlaka cevap vermelisin.”
“Şimdi intikam almazsan ezilirsin.”
“Özür dilersen kaybedersin.”
“Onu affedersen seni zayıf sanırlar.”
Ama:
Allah’ı:
hatırladığında:
birden:
başka:
seçenekler:
görmeye:
başlayabilirsin:
“Cevap vermeyebilirim.”
“Sakin cevap verebilirim.”
“Yarın konuşabilirim.”
“Sınır koyabilirim.”
“Özür dileyebilirim.”
“Bu tartışmayı burada bitirebilirim.”
Bu:
çok:
önemli:
bir:
özgürlüktür.
Çünkü:
dürtü:
sana:
tek:
yol:
varmış:
gibi:
davranır.
Farkındalık:
ise:
seçenekleri yeniden görünür kılar.
Ayetin:
bir:
başka:
önemli:
dersi:
şudur:
İnsanın kendisini tanıması gerekir.
Seni:
en:
çok:
neyin:
kışkırttığını:
biliyor:
musun?
Küçümsenmek:
mi?
Haksız:
eleştiri:
mi?
Para:
meselesi:
mi?
Ailenle:
ilgili:
bir:
söz:
mü?
Gururunun:
incinmesi:
mi?
Bir:
insanın:
başarısı:
mı?
Eğer:
kendi:
zayıf:
noktalarını:
biliyorsan,
o:
kapıdan:
bir:
kışkırtma:
geldiğinde:
daha:
erken:
fark:
edebilirsin.
Mesela:
sen:
eleştiriye:
çok:
hassassın.
Birisi:
seni:
eleştiriyor.
İlk:
tepkin:
hemen:
savunmaya:
geçmek.
Ama:
kendini:
tanıyorsan:
şunu:
diyebilirsin:
“Ben eleştirilince hemen savunmaya geçiyorum. Bir dakika, önce gerçekten ne söylediğine bakayım.”
İşte:
bu:
tezekkür:
ve:
basiret:
arasındaki:
bağa:
çok:
güzel:
bir:
örnektir.
Hatırlarsın.
Sonra:
daha:
iyi:
görürsün.
Belki:
eleştirinin:
yüzde:
doksanı:
yanlıştır.
Ama:
yüzde:
onunda:
senin:
işine:
yarayacak:
bir:
hakikat:
vardır.
Öfkeyle:
tamamını:
reddedersen:
o:
yüzde:
onu:
da:
kaybedersin.
Ama:
sakinleşirsen:
ayırt:
edebilirsin.
Bu:
basirettir.
Ayet:
aynı zamanda:
insana:
hata:
sonrası:
umut:
verir.
Çünkü:
bazen:
insan:
“Ben yine öfkelendim, demek ki hiç değişmedim.”
diyebilir.
Ama:
değişim:
her zaman:
öfkenin:
tamamen:
yok:
olması:
değildir.
Belki:
eskiden:
üç:
gün:
öfke:
taşıyordun.
Şimdi:
üç:
saatte:
fark:
ediyorsun.
Sonra:
yarım:
saatte.
Sonra:
beş:
dakikada.
Belki:
bir:
gün:
tam:
söyleyeceğin:
anda:
kendini:
durduruyorsun.
Bu da:
ilerlemedir.
Takva:
bir:
anda:
kusursuz:
insan:
olmak:
değil,
yanlış ile doğru arasındaki farkı giderek daha erken fark edebilmek
olarak:
da:
düşünülebilir.
Bu:
nedenle:
insan:
manevi:
gelişimini:
yalnız:
“Hiç hata yapıyor muyum?”
sorusuyla:
ölçmemelidir.
Şunu:
da:
sormalıdır:
“Hata yaptığımı ne kadar erken fark ediyorum?”
“Fark ettiğimde geri dönebiliyor muyum?”
“Özür dileyebiliyor muyum?”
“Aynı hatanın tekrarını azaltabiliyor muyum?”
Bunlar:
çok:
önemli:
sorulardır.
Ayetin:
en:
güçlü:
mesajlarından:
biri:
de:
şudur:
Hatırlama görüşü düzeltir.
Allah’ı:
hatırladığında:
yalnız:
manevi:
bir:
duygu:
yaşamazsın.
Bazen:
olayı:
daha:
doğru:
görmeye:
başlarsın.
Öfkenin:
abarttığını:
fark:
edersin.
Kibrinin:
seni:
yanılttığını:
fark:
edersin.
Karşındaki:
insana:
haksızlık:
ettiğini:
fark:
edersin.
Belki:
kendi:
hakkını:
da:
daha:
net:
görürsün.
Çünkü:
takva:
insanı:
pasif:
hâle:
getirmez.
Haklı:
olduğun:
yerde:
hakkını:
savunabilirsin.
Ama:
bunu:
öfkenin:
körlüğüyle:
değil,
görebilen bir bilinçle
yapmaya:
çalışırsın.
Bu:
çok:
büyük:
bir:
farktır.
Bir:
insan:
sinirli:
olduğu:
için:
sınır:
koyabilir.
Başka:
bir:
insan:
sakin:
ve:
bilinçli:
olduğu:
için:
aynı:
sınırı:
koyabilir.
Dışarıdan:
aynı:
davranış:
gibi:
görünebilir.
Ama:
içindeki:
ahlaki:
kalite:
farklıdır.
Biri:
intikamdır.
Diğeri:
adalet:
olabilir.
Ayet:
bizi:
işte:
bu:
iç:
ayrımı:
görebilecek:
bir:
basirete:
çağırır.
Belki de A‘râf 201’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Yanlış bir dürtü beni yakaladığında, onun içindeyken kendimi haklı çıkarmaya mı çalışıyorum; yoksa Allah’ı hatırlayıp olanı yeniden görebilecek kadar durabiliyor muyum?
Çünkü:
insanın:
en:
büyük:
tehlikesi:
yalnız:
yanlış:
yapmak:
değildir.
Yanlış yaparken hâlâ kendisini tamamen haklı görebilmesidir.
İşte:
tezekkür:
bu:
perdeyi:
kaldırabilir.
İnsan:
birden:
görür:
“Ben şu anda haddimi aşıyorum.”
Bu:
farkındalık:
bir:
yenilgi:
değildir.
Tam tersine:
manevi:
bir:
uyanıştır.
Çünkü:
kendini:
görebilen:
insan:
kendini:
düzeltebilir.
Ve:
A‘râf 201:
bize:
çok:
güçlü:
bir:
ölçü:
bırakır:
Takva, hiç sarsılmamak değil; sarsıldığında neye tutunacağını bilmektir. Şeytanî bir dürtü geldiğinde Allah’ı hatırla, ilk tepkinin sisinden çık ve gerçeği yeniden gör. Çünkü insanın kurtuluşu bazen hiç yanılmamasında değil, yanıldığını fark ettiği anda doğruya dönebilmesindedir.
“Takva sahibi olmak, içine hiçbir karanlık düşüncenin uğramaması değildir; karanlık geldiğinde ışığın nerede olduğunu hatırlamaktır. Öfken, kibrin veya vesvesen görüşünü kapattığında Allah’ı hatırla; çünkü bazen doğru yol yeni bir bilgi öğrenmekle değil, zaten bildiğin hakikati tam zamanında yeniden hatırlamakla görünür.”
Ersan Karavelioğlu