Ali Şeriati'ye Göre Mazlum Ve Müstekbir Kavramları Nedir
Ezilenler, Güç Sahipleri, Tevhidî Adalet Ve Tarihin Ahlaki Mücadelesi Nasıl Açıklanır
“Mazlum, yalnızca ezilen insan değildir; hakikati elinden alınmış, sesi bastırılmış ve onuru görünmez kılınmış insandır. Müstekbir ise yalnızca güçlü olan değil; gücünü hakikatin yerine koyan insandır.”
- Ersan Karavelioğlu
Ali Şeriati'ye göre mazlum ve müstekbir kavramları, yalnızca sosyal sınıfları anlatan basit iki kelime değildir. Bu iki kavram, insanlık tarihindeki büyük ahlaki mücadeleyi, tevhid ile şirk arasındaki toplumsal gerilimi, adalet ile zulüm arasındaki çatışmayı, ezilenlerle güç sahipleri arasındaki tarihsel hesaplaşmayı ve insanın kendi iç dünyasındaki kibir ile hakikat savaşını anlamak için çok önemlidir.
Şeriati'nin düşüncesinde mazlum, sadece fakir, güçsüz veya yenilmiş insan değildir. Mazlum; hakkı alınmış, sesi bastırılmış, emeği sömürülmüş, kimliği aşağılanmış, inancı istismar edilmiş, kader adıyla susturulmuş ve onuru görünmez hale getirilmiş insandır.
Müstekbir ise sadece zengin, yönetici veya güçlü kişi değildir. Müstekbir; sahip olduğu gücü, serveti, makamı, bilgiyi, sınıfı, ırkı, ideolojiyi veya dini dili üstünlük aracı haline getiren; kendisini büyük görüp başkalarının hakkını küçülten zihniyettir.
Bu yüzden Ali Şeriati için mazlum ve müstekbir kavramları, sadece dış dünyayı değil, insanın kendi iç dünyasını da ilgilendirir. Çünkü insan bazen toplumda mazlumdan yana konuşurken kendi içinde müstekbir bir ego taşıyabilir. Bazen de mazlum görünümünde olup hakikat bilincini kaybetmiş olabilir.
Şeriati'nin asıl sorduğu soru şudur: Tarihin hangi tarafında duruyorsun
Ali Şeriati'ye Göre Mazlum Ne Demektir
Ali Şeriati'ye göre mazlum, zulme uğrayan, hakkı elinden alınan, sesi bastırılan ve insanlık onuru incitilen kişidir. Fakat mazlumluk yalnızca ekonomik yoksulluk anlamına gelmez. Mazlumluk; siyasal, kültürel, dini, toplumsal, psikolojik ve ahlaki biçimlerde de ortaya çıkabilir.
Mazlum şu şekillerde görülebilir:
Emeği sömürülen işçi,
hakkı gasp edilen yoksul,
sesi duyulmayan halk,
kimliği aşağılanan toplum,
dini duyguları istismar edilen insan,
adalet ararken susturulan kişi,
sınıf, ırk veya güç düzeni içinde ezilen topluluk.
Şeriati için mazlum, sadece acınacak biri değildir. Bu çok önemlidir. Mazlum, eğer kendi durumunun bilincine varırsa tarihin öznesi olabilir. Yani yalnızca zulme uğrayan değil; zulmü fark eden, hakkını bilen, onurunu koruyan ve adalet arayan insana dönüşebilir.
Mazlumluk, bilinçsiz kalırsa çaresizliktir. Bilinçle birleşirse direnişin başlangıcıdır.
Müstekbir Ne Demektir
Müstekbir, kendisini büyük gören, sahip olduğu gücü mutlaklaştıran ve başkalarını küçülten kişidir. Şeriati'nin yorumunda müstekbirlik yalnızca kişisel kibir değildir; aynı zamanda toplumsal bir tahakküm biçimidir.
Müstekbir şu özellikleri taşır:
Gücünü haklılık sanır.
Servetini üstünlük sebebi yapar.
Makamını kutsallaştırır.
Mazlumun acısını önemsiz görür.
Yoksulluğu kader diye açıklar ama kendi zenginliğini sorgulamaz.
Dini veya ideolojiyi kendi düzenini korumak için kullanabilir.
Eleştiriyi tehdit, adalet talebini isyan sayabilir.
Şeriati'ye göre müstekbirlik, insanın Allah karşısındaki kulluğunu unutmasıdır. Çünkü insan kendisini büyüttükçe, başkalarını küçültmeye başlar. Bu da tevhid bilincine aykırıdır.
Müstekbir, sadece başkasına zulmeden kişi değildir; kendi büyüklük yanılsamasına tapan kişidir.
Mazlum Ve Müstekbir Kavramları Neden Tarihin Anahtarıdır
Ali Şeriati'ye göre tarih yalnızca kralların, savaşların, devletlerin ve zaferlerin tarihi değildir. Tarih aynı zamanda mazlumlarla müstekbirler arasındaki büyük ahlaki mücadelenin sahnesidir.
Bir tarafta hakları ellerinden alınanlar, yoksullar, köleleştirilenler, dışlananlar, susturulanlar ve hakikat arayanlar vardır. Diğer tarafta ise gücü elinde tutan, serveti biriktiren, dini veya ideolojiyi kendi çıkarı için kullanan, toplumu hiyerarşik düzen içinde tutan yapılar bulunur.
Şeriati için tarih şu sorularla okunmalıdır:
Kim ezildi
Kim ezdi
Kim sustu
Kim konuştu
Kim hakikati savundu
Kim gücü kutsallaştırdı
Kim dini adalet için, kim iktidar için kullandı
Bu bakış açısı tarihi sadece olaylar dizisi olmaktan çıkarır. Tarihi bir vicdan alanına dönüştürür.
Tarih, Şeriati'nin gözünde yalnızca geçmiş değildir; insanlığın adalet sınavıdır.
Tevhid Bu Mücadelede Nerede Durur
Ali Şeriati'nin düşüncesinde tevhid, mazlum-müstekbir ayrımını anlamanın en önemli ilkesidir. Çünkü tevhid, Allah'tan başka hiçbir gücü mutlak kabul etmemek demektir.
Müstekbirlik ise tam tersine, Allah dışındaki bir gücü mutlaklaştırmaktır. Bu güç bazen para, bazen makam, bazen sınıf, bazen ırk, bazen devlet, bazen gelenek, bazen ideoloji, bazen de insanın kendi nefsidir.
Tevhid şunu söyler:
Hiçbir insan mutlak değildir.
Hiçbir sınıf kutsal değildir.
Hiçbir servet üstünlük sebebi değildir.
Hiçbir iktidar sorgulanamaz değildir.
Hiçbir gelenek hakikatin üstünde değildir.
Hiçbir korku Allah'ın adalet emrinden büyük değildir.
Bu yüzden tevhid, mazlumu değersizlikten kurtarır; müstekbirin sahte büyüklüğünü ise yıkar.
Tevhid, insanı Allah'a kul ederek insanın insana kulluğunu reddeder.
Şeriati'ye Göre Mazlum Bilinci Nedir
Mazlum bilinci, insanın yalnızca acı çekmesi değil; çektiği acının nedenini anlamasıdır. Şeriati'ye göre mazlum, eğer kendi durumunu kader, değersizlik veya çaresizlik olarak görürse pasifleşebilir. Fakat zulmün yapısını fark ederse bilinçlenir.
Mazlum bilinci şunları içerir:
Hakkını bilmek,
ezilmişliği doğal görmemek,
adaletsizliği kader diye kabullenmemek,
kendi onurunu fark etmek,
zalim düzenin dilini sorgulamak,
dinin pasifleştirici yorumlarına karşı uyanık olmak,
tarihteki direniş örneklerinden güç almak.
Şeriati için mazlum bilinci, devrimci bir bilinçtir. Çünkü insan kendi ezilmişliğini fark ettiği anda artık sadece acı çeken biri değildir; hak arayan, adalet isteyen ve kendisini insan olarak yeniden kuran bir özne olur.
Mazlumun uyanışı, müstekbirin düzenini sarsan ilk sestir.
Müstekbirlik Sadece Zenginlik Midir
Hayır. Şeriati'ye göre müstekbirlik yalnızca zengin olmak değildir. Bir insan zengin olabilir ama müstekbir olmayabilir; servetini sorumlulukla, infakla, adaletle ve tevazuyla yönetebilir. Aynı şekilde bir insan fakir olabilir ama içinde kibir, üstünlük arzusu ve başkasını küçümseme isteği taşıyabilir.
Müstekbirlik bir ruh halidir:
Kendini büyük görmek,
başkasını küçük görmek,
gücünü haklılık sanmak,
sahip olduklarını mutlaklaştırmak,
hesap vermekten kaçmak,
mazlumun sesini değersizleştirmek,
kendi konforunu adaletin önüne koymak.
Bu yüzden müstekbirlik makamda, servette, bilgide, dindarlık görüntüsünde, ideolojide, hatta ahlaki üstünlük iddiasında bile ortaya çıkabilir.
Şeriati'nin bu noktadaki uyarısı çok derindir: Müstekbirliği sadece dışarıda arayan insan, kendi içindeki küçük firavunu göremeyebilir.
Mazlumluk Daima Erdem Midir
Bu soru çok önemlidir. Şeriati'ye göre mazlum olmak, otomatik olarak bilinçli ve erdemli olmak anlamına gelmez. Mazlumluk, insanın uğradığı haksızlığı gösterir. Fakat bu haksızlık bilince dönüşmezse, mazlum kişi kendi durumunu içselleştirebilir veya fırsat bulduğunda kendisi de zalimleşebilir.
Mazlumluk şu iki yola gidebilir:
Bilinçsiz mazlumluk, çaresizlik, kırgınlık, suskunluk ve içe kapanma üretir.
Bilinçli mazlumluk, adalet, onur, direniş ve özgürleşme üretir.
Şeriati'nin önemsediği şey, mazlumun sadece acı çekmesi değil; acısını hakikat bilincine dönüştürmesidir.
Çünkü ezilen insan, eğer adalet bilincini geliştirmezse, güç kazandığında müstekbirin yöntemlerini taklit edebilir. Bu durumda sadece roller değişir; zulüm devam eder.
Gerçek mazlum bilinci, yalnızca kendi hakkını değil, herkesin hakkını savunmayı öğrenir.
Müstekbirliğin Dini Dili Nasıl Olabilir
Ali Şeriati'nin en sarsıcı fikirlerinden biri, zulmün bazen din dışı bir dille değil, dini bir dille de konuşabileceğidir. Müstekbirlik kendisini açıkça “ben zulmediyorum” diye sunmaz. Çoğu zaman düzen, itaat, gelenek, kader, sabır, birlik, huzur, kutsallık gibi kelimelerle kendini örtebilir.
Müstekbirliğin dini dili şöyle olabilir:
Yoksula sabır öğütler ama zengine infakı hatırlatmaz.
Adalet isteyenleri fitneci gösterir.
İtaati ahlakın yerine koyar.
Zulme karşı çıkmayı düzen bozmak sayar.
Kaderi, haksızlığı sorgulamamak için kullanır.
Dini, mazlumun değil güçlülerin huzurunu koruyan bir örtüye dönüştürür.
Şeriati'nin “dine karşı din” anlayışı burada devreye girer. Hakikatin dini mazlumdan yana durur. İktidarın dini ise bazen müstekbirin düzenini koruyabilir.
Bu yüzden kutsal kelime yetmez. O kelimenin adaletle ilişkisine bakmak gerekir.
Peygamberlerin Mücadelesi Mazlum-Müstekbir Ayrımında Nasıl Okunur
Ali Şeriati'ye göre peygamberlerin mücadelesi, yalnızca inanç öğretme mücadelesi değildir. Peygamberler aynı zamanda kendi çağlarındaki zulüm düzenlerine, putlaştırılmış iktidarlara, sınıf üstünlüklerine, ahlaki çürümeye ve insanın insana kulluğuna karşı çıkmıştır.
Peygamberlerin çağrısı şunu içerir:
Allah'tan başkasına kulluk etmeyin.
Zulme boyun eğmeyin.
Yoksulu, yetimi, mazlumu unutmayın.
Ölçüde, tartıda, malda, hakta adaletli olun.
Gücü ve serveti ilah edinmeyin.
İnsanı değersizleştirmeyin.
Şeriati için peygamberler, mazlumlara yalnızca teselli veren kişiler değildir. Onlar mazlumlara onurlarını hatırlatan, müstekbirlere sınırlarını gösteren ve toplumu tevhidî adalete çağıran büyük uyarıcılardır.
Peygamberlerin tarihi, hakikatin müstekbir düzenler karşısında yükselen sesidir.

Kerbela Mazlum Ve Müstekbir Mücadelesini Nasıl Gösterir
Şeriati'nin Kerbela yorumunda mazlum ve müstekbir ayrımı çok belirgindir. Kerbela'da Hz. Hüseyin maddi güç bakımından zayıftır, sayıca azdır, kuşatılmıştır. Fakat ahlaki olarak hakikatin tarafındadır. Yezid düzeni ise güç, ordu, resmi otorite ve korku ile hareket eder.
Kerbela şunu gösterir:
Mazlum güçsüz olabilir ama hakikatsiz değildir.
Müstekbir güçlü olabilir ama meşru değildir.
Kalabalık haklılık değildir.
Yalnızlık değersizlik değildir.
Zulüm dini sembollerle örtülse de zulümdür.
Hz. Hüseyin'in duruşu, mazlum bilincinin en yüce örneklerinden biridir. Çünkü o, zulme teslim olmayı reddeder. Yezid ise müstekbir düzenin sembolüdür; gücü hakikatin yerine koyar.
Kerbela, Şeriati için tarihin kalbine yazılmış şu cümledir: Hakikat az olabilir, ama az olduğu için yenilmiş sayılmaz.

Ebuzer Mazlum Bilincini Nasıl Temsil Eder
Ebuzer, Şeriati'nin düşüncesinde mazlum bilincinin ve sosyal adaletin en güçlü sembollerinden biridir. O, yoksulların hakkını savunur, servetin putlaşmasına karşı çıkar ve güç sahipleri karşısında susmaz.
Ebuzer'in temsil ettiği çizgi şudur:
Yoksulun acısını kader diye geçiştirmemek,
servetin ahlaki sorumluluğunu hatırlatmak,
zenginliğin kibir üretmesine karşı çıkmak,
dinin sosyal adalet boyutunu canlı tutmak,
hakikati yalnız kalsa da söylemek.
Şeriati için Ebuzer, mazlum adına konuşan bir vicdan değildir sadece; aynı zamanda toplumun uyuşmuş adalet duygusunu sarsan bir sestir.
Ebuzer'in mesajı şudur: Dindarlık, yoksulun hakkını görmeden tamamlanmaz.

Hac Mazlum-Müstekbir Ayrımını Nasıl Çözer
Ali Şeriati'nin Hac yorumunda, Hac'ın en önemli anlamlarından biri insanları Allah karşısında eşitlemesidir. İhram giyildiğinde zengin-fakir, güçlü-güçsüz, makam sahibi-sıradan insan arasındaki görünür farklar silinir.
Hac şunu öğretir:
Allah karşısında herkes kuldur.
Servet üstünlük değildir.
Makam kutsallık değildir.
Irk değer ölçüsü değildir.
Sınıf insanın hakikatini belirlemez.
Bu yönüyle Hac, müstekbirliğin sahte üstünlüklerini kıran büyük bir ibadettir. Aynı zamanda mazluma da kendi onurunu hatırlatır. Çünkü Hac'da herkes aynı çağrıya cevap verir, aynı merkeze yönelir ve aynı kulluk düzleminde buluşur.
Şeriati'ye göre Hac, tevhidî eşitliğin bedensel tecrübesidir. İnsan, orada sınıfını değil kulluğunu giyer.

Mazlum Ve Müstekbir Mücadelesi İnsanın İçinde Nasıl Yaşanır
Şeriati için mazlum ve müstekbir yalnızca dış dünyadaki iki toplumsal konum değildir. Bu mücadele insanın kendi içinde de yaşanır.
İnsanın içinde bir yan hakikati, tevazuyu, adaleti ve merhameti ister. Diğer yan ise kibri, üstünlüğü, çıkarı, hırsı ve kontrolü ister.
İçimizdeki müstekbirlik şu şekillerde görünür:
Kendini daima haklı görmek,
başkasını küçümsemek,
özür dilememek,
güç kazanınca sertleşmek,
bilgiyi kibir aracı yapmak,
dindarlığı üstünlük sebebi görmek,
mazlumun acısını kendi konforuna tehdit saymak.
İçimizdeki mazlum bilinç ise hakikati, adaleti ve onuru arar. Fakat bu bilinç pasif acı değil, uyanmış vicdan olmalıdır.
Gerçek insan, kendi içindeki müstekbiri tanıyıp onu tevhid ve ahlakla terbiye edebilen insandır.

Modern Dünyada Müstekbirlik Nasıl Görünür
Modern dünyada müstekbirlik sadece kral, sultan, diktatör veya zengin sınıf görüntüsüyle ortaya çıkmaz. Daha ince, daha görünmez ve daha yaygın biçimler alabilir.
Modern müstekbirlik şu alanlarda görülebilir:
Tüketim kültürü,
sosyal medya gösterişi,
ekonomik ayrıcalık kibri,
eğitim veya statü üzerinden üstünlük kurmak,
ırkçı ve sınıfçı bakışlar,
güçlü olanı haklı saymak,
yoksulu tembel diye etiketlemek,
başarısızlığı sadece bireysel kusur gibi görmek,
dini, ideolojiyi veya bilgiyi baskı aracına dönüştürmek.
Bugünün müstekbiri bazen sarayda değil, ekranda, markada, dilde, iş yerinde, ailede, eğitim kurumunda veya insanın kendine bakışında ortaya çıkar.
Şeriati'nin kavramı bu yüzden hâlâ günceldir. Çünkü müstekbirlik biçim değiştirir; ama özü aynı kalır: Kendini büyük görüp başkasının hakkını küçük görmek.

Modern Dünyada Mazlumluk Nasıl Görünür
Modern dünyada mazlumluk da sadece çıplak yoksullukla sınırlı değildir. İnsan birçok biçimde ezilebilir, susturulabilir, değersizleştirilebilir ve görünmez hale getirilebilir.
Modern mazlumluk örnekleri:
Ekonomik sömürü,
emek karşılığını alamamak,
göçmenlerin dışlanması,
yoksulların suçlanması,
kimliklerin aşağılanması,
çocukların, kadınların, yaşlıların ve güçsüzlerin istismarı,
medyada görünmeyen acılar,
dini duyguların istismarı,
sosyal sistemlerin insanı değersizleştirmesi.
Şeriati'nin mazlum anlayışı bugünde şunu sorar:
Kimlerin sesi duyulmuyor
Kimlerin acısı normalleştiriliyor
Kimlerin hakkı sistemin içinde kayboluyor
Kimler güç sahiplerinin konforu için görünmezleştiriliyor
Mazlumu görmek, yalnızca merhamet meselesi değildir. Aynı zamanda adalet bilincidir.

Aydın Mazlum Ve Müstekbir Karşısında Nerede Durmalıdır
Ali Şeriati'ye göre aydın, mazlum ve müstekbir mücadelesinde tarafsız kalamaz. Çünkü bazı durumlarda tarafsızlık, güçlü olanın düzenini korur. Aydın, hakikati görüp de susarsa bilgisini sorumluluğa dönüştürmemiş olur.
Aydının görevi şudur:
Mazlumun sesini duyurmak,
müstekbirin dilini sorgulamak,
dini adaletin yanına çağırmak,
halkı bilinçlendirmek,
sahte kadercilikleri bozmak,
servetin ve gücün ahlaki hesabını sormak,
zulmün normalleşmesine engel olmak.
Aydın mazlumu sadece acı nesnesi olarak göstermemeli; onun onurunu ve özne oluşunu da savunmalıdır. Aynı zamanda müstekbiri sadece kişi olarak değil, zihniyet olarak analiz etmelidir.
Şeriati'nin aydını, gücün sofrasında değil; hakikatin tarafında durur.

Mazlum-Müstekbir Ayrımı Yanlış Anlaşılırsa Ne Olur
Bu ayrım yanlış anlaşılırsa tehlikeli sonuçlar doğabilir. İnsanlar kendilerini otomatik olarak mazlum, başkalarını otomatik olarak müstekbir ilan edebilir. Bu durumda kavramlar ahlaki bir sorgulama aracı olmaktan çıkar, öfke ve kutuplaşma aracına dönüşebilir.
Yanlış anlaşılmanın tehlikeleri:
Kendi hatasını görmemek,
her güç sahibini otomatik düşman saymak,
mazlumluğu ahlaki üstünlük zannetmek,
güç elde edince aynı zulmü tekrar etmek,
kavramları adalet için değil intikam için kullanmak,
iç müstekbirliği fark etmemek.
Şeriati'nin asıl amacı kör kutuplaşma üretmek değildir. Onun amacı, insanı ve toplumu adalet açısından sorgulatmaktır.
Bu nedenle mazlum-müstekbir ayrımı bir nefret dili değil, adalet dili olarak anlaşılmalıdır.
Gerçek mesele, insanları etiketlemek değil; zulmün nerede üretildiğini ve adaletin nerede savunulması gerektiğini görmektir.

Bu Kavramlar Bugünün Müslümanına Ne Söyler
Ali Şeriati'nin mazlum ve müstekbir kavramları bugünün Müslümanına çok güçlü sorular sorar. Çünkü iman, sadece bireysel ibadetle sınırlı kalırsa toplumsal adalet alanında eksik yaşanabilir.
Bu kavramlar bugünün insanına şunu sorar:
Mazlumun yanında mısın, yoksa güçlü olanı mı haklı görüyorsun
Yoksulluğu kader diye mi açıklıyorsun, yoksa adalet sorusu olarak mı okuyorsun
Serveti sorumluluk mu sayıyorsun, üstünlük mü
Dindarlığın seni daha merhametli ve adil yapıyor mu
Kendi içindeki kibri fark ediyor musun
Tevhid seni sahte putlardan kurtarıyor mu
Şeriati'ye göre Müslüman, Allah'a iman ettiğini söylerken Allah'ın kullarının hakkını görmezden gelemez. Tevhid, sadece kalpte değil; adalette, paylaşımda, merhamette ve hakikat karşısında duruşta görünmelidir.
Mazlumun duasını duymayan dindarlık, kendi ruhunu eksik bırakır.

Son Söz: Mazlum Ve Müstekbir Ayrımı, Tarihin Vicdan Haritasıdır
Ali Şeriati'ye göre mazlum ve müstekbir kavramları, insanlık tarihindeki büyük ahlaki ayrımı anlamak için temel kavramlardır. Mazlum, yalnızca güçsüz olan değil; hakkı elinden alınan, sesi bastırılan, onuru incitilen ve adalet arayan insandır. Müstekbir ise yalnızca güçlü olan değil; gücünü hakikatin yerine koyan, kendisini büyük görüp başkasının hakkını küçülten zihniyettir.
Bu ayrım, sadece ekonomiyle, siyasetle veya sınıfla sınırlı değildir. Tevhid, adalet, insan onuru, dinin gerçek anlamı, aydın sorumluluğu, Kerbela bilinci, Ebuzer'in sesi ve Hac'ın eşitlik mesajı bu ayrımın içinde buluşur.
Şeriati bize şunu öğretir: Eğer Allah'tan başka hiçbir şey mutlak değilse, hiçbir servet, hiçbir makam, hiçbir sınıf, hiçbir iktidar ve hiçbir gelenek de insanın üzerinde ilah gibi duramaz. Tevhid, müstekbirliğin sahte büyüklüğünü yıkar; mazluma ise Allah karşısındaki onurunu hatırlatır.
Fakat bu kavramlar sadece başkalarını yargılamak için kullanılmamalıdır. Her insan kendi içine de bakmalıdır. Çünkü müstekbirlik bazen dışarıdaki güç sahibinde, bazen de insanın kendi egosunda saklanır. Mazlum bilinci ise yalnızca acı çekmek değil; acıyı adalet bilincine dönüştürmektir.
Bu yüzden mazlum ve müstekbir ayrımı, tarihin vicdan haritasıdır. İnsana her çağda aynı soruyu sorar:
Gücün kibrine mi yakınsın, yoksa hakikatin adaletine mi
“Mazlumun sesi duyulmadığında toplumun vicdanı eksilir; müstekbirin kibri sorgulanmadığında ise hakikat yavaş yavaş susturulur.”
- Ersan Karavelioğlu