A‘lâ Suresi 10. Ayette “Allah’tan Saygıyla Korkan Kimse Öğüt Alacaktır” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Haşyet, Vicdan, Ahlaki Duyarlılık, Öğüde Açıklık Ve İnsan Kalbinin Hakikate Hazır Oluşu Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“A‘lâ Suresi, öğüdün herkeste aynı etkiyi oluşturmadığını söyler ve bunun merkezine ‘haşyet’i yerleştirir. Buradaki korku, yalnız cezadan ürkmek değil; insanın kendisinden daha yüce bir hakikat karşısında sınırını bilmesi, sorumluluğunu ciddiye alması ve yanlışta ısrar etmemesidir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘lâ Suresi 10. Ayette Ne Buyrulur
A‘lâ Suresinin onuncu ayetinde anlam olarak:
“Saygıyla korkan kimse öğüt alacaktır.”
buyrulur.
Arapça ifade:
“Seyyezzekkeru men yahşâ.”
şeklindedir.
Bir önceki ayette:
“Öğüt fayda verecekse öğüt ver.”
denilmişti.
Şimdi:
bu öğütten kimlerin yararlanabileceğine:
dikkat çekilir.
Cevap:
haşyet sahibi olan kişi.
Yani hakikati:
ciddiye alacak kadar:
duyarlı olan insan.
“Yahşâ” Ne Anlama Gelir
“Yahşâ”:
“haşyet” kökünden gelir.
Korkmak,
çekinmek,
saygıyla ürpermek,
bir şeyin büyüklüğünü ve sonuçlarını kavrayarak:
tedbirli davranmak
anlam alanına sahiptir.
Bu yüzden:
haşyeti:
yalnız:
“Allah beni cezalandıracak diye korkmak”
şeklinde anlamak:
dar kalır.
Haşyette:
bilgi,
saygı,
sorumluluk
ve farkındalık
birlikte bulunur.
Haşyet İle Sıradan Korku Aynı Şey midir
Tam olarak değil.
Sıradan korku:
tehlikeden:
kaçma refleksi olabilir.
Örneğin:
ateşten korkarız.
Yüksekten düşmekten korkarız.
Haşyet ise:
daha bilinçli bir:
saygı ve sorumluluk duygusu
taşır.
Bir insan:
Allah’ın büyüklüğünü,
kendi sınırlılığını
ve eylemlerinin sonuçlarını:
ciddiye aldığı için:
yanlıştan sakınır.
Bu:
yalnız panik değil,
ahlaki uyanıklık
olarak düşünülebilir.
Öğüt Alabilmek İçin Neden Haşyet Gereklidir
Çünkü:
öğüt almak:
yalnız söz duymak değildir.
İnsan:
sözü kendisine uygulamaya:
hazır olmalıdır.
Eğer kişi:
“Ben zaten her şeyi biliyorum.”
diyorsa:
öğüt:
ona ulaşmakta zorlanabilir.
Haşyet ise:
şunu söyletir:
“Yanılıyor olabilirim.”
Bu cümle:
öğrenmenin:
en önemli kapılarından biridir.
Kibir Öğüde Neden Engel Olabilir
Çünkü kibir:
insanın kendisini:
eleştirinin üstünde görmesine:
neden olabilir.
Bir hata söylediğinizde:
hemen:
savunmaya geçer.
Yanlışını:
açıklamak yerine:
karşıdakinin hatasını arar.
Özür dilemeyi:
zayıflık sanır.
Haşyet ise:
insana:
“Hakikat benden büyük.”
dedirtebilir.
Bu yüzden:
tevazu:
öğüdün kalbe girebilmesi için:
çok önemli bir kapıdır.
Haşyet İle Vicdan Arasında Nasıl Bir Bağ Kurulabilir
Vicdan:
insanın:
yaptıklarını ahlaki açıdan değerlendirmesinde:
önemli rol oynar.
Haşyet de:
bu değerlendirmeyi:
daha büyük bir sorumluluk alanına:
taşır.
İnsan:
yalnız:
“Beni yakalarlar mı?”
diye düşünmez.
Şunu da sorar:
“Kimse görmese bile bu doğru mu?”
Bu:
ahlakın:
dış denetimden:
iç denetime geçmesidir.
Allah’tan Haşyet Duymak Sürekli Gözetlenme Kaygısı mıdır
Böyle anlaşılması:
sağlıklı olmaz.
Allah bilinci:
yalnız:
“Her an hata arayan bir gözetmen beni izliyor.”
duygusuna indirgenirse:
din:
sürekli psikolojik korkuya:
dönüşebilir.
Kur’an’daki ilahî ilişki:
adalet,
merhamet,
bağışlama,
rahmet
ve yakınlık boyutlarını da:
taşır.
Haşyet:
paranoya değil,
ciddiyet ve sorumluluk bilincidir.
Sağlıklı Haşyet İle Yıkıcı Korku Nasıl Ayrılır
Sağlıklı haşyet:
insanı:
daha dürüst,
daha merhametli,
daha dikkatli
ve daha sorumlu:
hâle getirir.
Yıkıcı korku ise:
kişiyi:
sürekli umutsuz,
değersiz,
panik içinde
ve hareketsiz:
bırakabilir.
Eğer dinî korku:
insanı:
“Benim için artık hiçbir umut yok.”
noktasına taşıyorsa:
Kur’an’ın rahmet ve tövbe dengesi:
kaybolmuş olabilir.
Haşyet Sevgiyle Birlikte Bulunabilir mi
Evet.
Sevgi ile saygılı çekinme:
birbirine zıt olmak zorunda değildir.
İnsan:
çok değer verdiği bir ilişkiyi:
kaybetmekten çekinebilir.
Sevdiği kişiyi:
incitmek istemez.
Benzer biçimde:
ilahî ilişkide:
haşyet:
yalnız cezadan kaçış değil,
Allah’ın rızasına aykırı yaşamaktan sakınma
şeklinde de düşünülebilir.
Bu:
korkuyu:
sevgiyle dengeler.
Bir İnsan Çok Bilgili Olduğu Hâlde Neden Öğüt Almayabilir
Çünkü:
bilgi ile:
ahlaki açıklık:
aynı şey değildir.
Bir insan:
çok kitap okuyabilir.
Din hakkında:
çok şey bilebilir.
Ama:
kendisine yönelik bir eleştiriyi:
kabul etmeyebilir.
Bilgi:
insanı:
otomatik olarak:
tevazu sahibi yapmaz.
Hatta bazen:
bilgi:
kibri büyütebilir.
Haşyet:
bilginin:
karaktere dönüşmesini
gerektirir.

Bilgi Haşyeti Artırmalı mıdır
İdeal olarak:
evet.
İnsan:
evrenin,
hayatın
ve kendi sınırlılığının:
ne kadar büyük olduğunu:
öğrendikçe:
kibrinin azalması:
beklenebilir.
Ne kadar çok bilirsek:
bilmediklerimizin:
ne kadar büyük olduğunu:
daha fazla fark edebiliriz.
Bu açıdan:
gerçek bilgi:
“Her şeyi biliyorum.”
yerine:
“Ne kadar sınırlıyım.”
dedirtebilir.

Öğüt Almak İnsan İçin Neden Zordur
Çünkü öğüt:
bazen:
kendimiz hakkında:
duymak istemediğimiz şeyleri:
gösterir.
Kendimizi:
iyi,
adil,
haklı
ve dürüst görmek isteriz.
Birisi:
bu görüntüye:
itiraz ettiğinde:
rahatsız olabiliriz.
Bu yüzden:
öğüt almak:
bilgi meselesinden önce:
ego meselesidir.
Haşyet:
egonun bu savunmasını:
yumuşatabilir.

Öğüt Alabilmek Bir Güç Göstergesi midir
Evet.
Yanlışını kabul etmek:
zayıflık değildir.
Tam tersine:
kişinin:
gerçeği kendi egosundan:
üstün tuttuğunu gösterir.
“Haklı değildim.”
diyebilmek:
büyük psikolojik ve ahlaki güç:
gerektirir.
A‘lâ 10:
öğüt alabilen kişiyi:
küçültmez.
Onu:
hakikate açık insan
olarak gösterir.

Her Eleştiriyi Kabul Etmek Öğüt Almak mıdır
Hayır.
Bir sözün:
“öğüt” adıyla söylenmesi:
doğru olduğu anlamına gelmez.
İnsan:
eleştiriyi:
dinlemeli,
değerlendirmeli,
kanıtına bakmalı,
adaletli olup olmadığını:
sorgulamalıdır.
Haşyet:
aklı:
devre dışı bırakmaz.
Tam tersine:
“Ben yanılabilirim ama karşımdaki de yanılabilir.”
diyen dengeli bir açıklık:
gerektirir.

Hakikate Açık Olmak Kendi İnancından Sürekli Şüphe Etmek midir
Hayır.
Açıklık ile:
kararsızlık:
aynı şey değildir.
İnsan:
bir görüşe:
güçlü biçimde inanabilir.
Ama:
yine de:
“Yanlış bir gerekçeye dayanıyor olabilir miyim?”
diye:
kendini sınayabilir.
Bu:
inançsızlık değil,
entelektüel dürüstlüktür.
Haşyet:
kesinlik iddiasını:
kibirden ayırabilir.

Haşyet İnsanların Değil Allah’ın Önünde Olmak Neden Önemlidir
Çünkü:
insanlar:
yanılabilir.
Toplum:
bugün bir şeyi:
alkışlar,
yarın başka şeyi.
Çoğunluk:
her zaman:
haklı değildir.
Eğer kişinin bütün ahlakı:
“İnsanlar ne der?”
üzerine kurulursa:
kalabalığın yönüne göre:
değişebilir.
Allah’a karşı sorumluluk fikri:
ahlaka:
insan onayından bağımsız bir merkez
kazandırır.

Haşyet Umutla Nasıl Dengelenmelidir
Korku:
tek başına:
sağlıklı dinî hayat kurmaz.
Umut da:
tek başına:
sorumsuzluğa dönüşebilir.
İslamî düşüncede:
kulun:
korku ile umut
arasında:
denge kurması:
önemli görülmüştür.
Haşyet:
yanlıştan sakındırır.
Umut:
düştüğünde:
yeniden kalkmasını sağlar.
Böylece:
insan:
ne:
“Nasıl olsa affedilirim.”
diye umursamaz olur,
ne de:
“Ben artık affedilemem.”
diye ümitsizleşir.

A‘lâ Suresi 9 Ve 10. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
- ayet:
- ayet:
Birinde:
öğüt veren.
Diğerinde:
öğüt alan.
Birinde:
iletişim.
Diğerinde:
iç hazırlık.
Bu iki ayet:
hakikatin etkili olabilmesi için:
yalnız iyi anlatıcının değil,
açık bir kalbin de
gerektiğini gösterir.

A‘lâ Suresi 10. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
A‘lâ Suresinin onuncu ayeti:
“Saygıyla korkan kimse öğüt alacaktır.”
der.
Bu kısa cümle:
insan psikolojisinin:
çok büyük bir gerçeğine:
dokunur.
Bir sözün:
doğru olması:
onu duyan kişinin:
mutlaka kabul edeceği
anlamına gelmez.
Çünkü insan:
yalnız akıldan:
oluşmaz.
Ego vardır.
Korkular vardır.
Çıkarlar vardır.
Kimlik vardır.
Alışkanlık vardır.
Bir insan:
bir gerçeğin:
doğru olduğunu:
hatta içten içe:
sezebilir.
Ama:
o gerçek:
hayatında bir şeyleri:
değiştirmesini gerektiriyorsa:
direnebilir.
Bu nedenle:
hakikate ulaşmanın önündeki engel:
her zaman:
bilgi eksikliği
değildir.
Bazen:
değişmek istememektir.
İşte:
haşyet:
bu noktada:
ahlaki bir açıklık:
oluşturur.
İnsan:
kendisine:
şunu söyler:
“Benim rahatım, hakikatten daha önemli değil.”
Bu:
çok güçlü bir cümledir.
Çünkü:
insan çoğu zaman:
hakikati:
kendi çıkarına göre:
esnetmek ister.
Kendisine yarıyorsa:
adaleti savunur.
Kendisine zarar veriyorsa:
istisna arar.
Başkasının hatasında:
sert olur.
Kendi hatasında:
mazeret üretir.
Haşyet:
işte:
bu çifte standardı:
kırmaya çalışır.
Çünkü:
insanların önünde:
kendimizi haklı gösterebiliriz.
Ama:
ilahî bilgi karşısında:
bahanelerin:
gerçekliği değiştirmediğini:
kabul ederiz.
Bu nedenle:
haşyet:
ahlakı:
seyirciden bağımsızlaştırır.
Kimse görmüyorken de:
doğru davranabilmek.
Kimse alkışlamıyorken de:
iyilik yapabilmek.
Kendi tarafımız haksız olduğunda da:
adaleti savunabilmek.
İşte:
haşyetin:
ahlaki meyvesi:
burada görülebilir.
Ama:
bu ayeti:
korku kültürünün:
gerekçesi hâline getirmek:
çok ciddi bir hata olur.
Çünkü:
Allah’tan haşyet:
insanlardan:
korkutularak üretilemez.
Bir çocuk:
sürekli:
cehennem tehditleriyle:
korkutulursa:
belki dinî kelimelerden:
korkar.
Ama:
bu:
otomatik olarak:
sağlıklı haşyet değildir.
Gerçek haşyet:
bilgiyle,
sevgiyle,
hayretle,
sorumlulukla
ve:
Allah tasavvurunun derinleşmesiyle:
oluşabilir.
Bu nedenle:
haşyet:
panik değil, uyanıklıktır.
İnsanın:
kendi sınırını bilmesidir.
Şunu kabul etmesidir:
Ben mutlak ölçü değilim.
Bu farkındalık:
insanı:
öğüde açık hâle getirir.
Çünkü:
kendini mutlak ölçü sanmayan kişi:
değişebilir.
Özür dileyebilir.
Yeni bir şey öğrenebilir.
Yanlış görüşünü:
terk edebilir.
Ve belki:
insanın olgunlaşmasının:
en önemli göstergelerinden biri:
budur.
Çocukken:
yanlışımız söylendiğinde:
savunmaya geçeriz.
Olgunlaştıkça:
şunu öğrenmemiz beklenir:
Haklı çıkmak ile doğruyu bulmak aynı şey değildir.
Haklı çıkmak:
egonun zaferi olabilir.
Doğruyu bulmak:
bazen:
kendi hatamızı kabul etmeyi:
gerektirir.
A‘lâ 10’un:
haşyet ile öğüt arasında:
bağ kurmasının:
en derin sebeplerinden biri de:
bu olabilir.
Ve belki A‘lâ Suresi 10. ayetin en derin mesajı şöyle ifade edilebilir:
Öğüt ancak insanın içinde hakikatten daha büyük olmadığını kabul eden bir alan varsa kök salabilir. Haşyet, insanı korkudan küçültmek değil; egosunu küçülterek vicdanını büyütmektir. Gerçekten Allah’tan haşyet duyan kişi, en zor cümleyi söyleyebilecek kadar özgürleşir: “Yanılmış olabilirim; doğru olanı öğrenmek istiyorum.”
“Hakikate en büyük engel her zaman bilgisizlik değildir; bazen insanın kendi haklılığına duyduğu aşırı sevgidir. Haşyet, ‘Ben yanılmam’ kibrini kırar ve yerine daha güçlü bir cümle koyar: ‘Hakikat benden büyükse, değişmeye hazırım.’ Öğüdün kalbe girebildiği yer tam da burasıdır.”
Ersan Karavelioğlu