A‘lâ Suresi 3. Ayette “O Ölçüyü Belirledi Ve Yol Gösterdi” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve “Takdir” İle “Hidayet” Kavramları Canlıların Yetenekleri, Doğal Eğilimler, Kader, Sebep Sonuç Düzeni Ve İnsanın Ahlaki Yolculuğu Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“A‘lâ Suresi yaratılışı yalnız varlık vermekle bırakmaz; ölçü ve yön kavramlarını da devreye sokar. ‘Takdir etti ve yol gösterdi’ ifadesi, varlıkların belirli kapasite, sınır ve imkânlarla yaratıldığını; ardından bu varoluşun bütünüyle başıboş bırakılmadığını düşündürür.”
Ersan Karavelioğlu
A‘lâ Suresi 3. Ayette Ne Buyrulur
A‘lâ Suresinin üçüncü ayetinde anlam olarak:
“O ölçüyü belirledi ve yol gösterdi.”
buyrulur.
Arapça ifade:
“Vellezî kaddere fe-hedâ.”
şeklindedir.
Bir önceki ayette:
“O yarattı ve düzene koydu.”
denilmişti.
Şimdi:
yaratılışın iki yeni yönü:
öne çıkar:
Takdir.
Ve:
Hidayet.
Yani:
ölçü belirlemek
ve:
yol göstermek.
“Kaddera” Ne Anlama Gelir
“Kaddera”:
ölçü koymak,
miktar belirlemek,
sınır çizmek,
oranlamak,
bir şeye belirli kapasite vermek
anlamlarına gelir.
Bu kelime:
“kader”
kelimesiyle de:
aynı kökten ilişkilidir.
Fakat burada:
yalnız:
“İnsanın başına gelecek her şeyi önceden yazmak”
anlamına daraltmak:
eksik olur.
Daha geniş biçimde:
varlıkların ölçü, kapasite ve düzen içinde belirlenmesi
kastedilebilir.
“Takdir” Neden Ölçü Kavramıyla İlişkilidir
Çünkü doğada:
her şey:
sınırsız değildir.
Bir insanın:
boyu,
bedensel kapasitesi,
ömrü,
enerjisi,
algı sınırları
vardır.
Bir hayvanın:
belirli yaşam koşulları
vardır.
Bir bitkinin:
uygun sıcaklık,
su
ve ışık ihtiyacı vardır.
Bu:
varlığın:
belirli sınırlar içinde gerçekleştiğini
gösterir.
Kur’an bunu:
ilahî takdirle:
ilişkilendirir.
Bir Tohumun “Takdir Edilmiş” Özellikleri Nasıl Görülebilir
Bir buğday tohumu:
uygun koşullarda:
buğday üretme kapasitesine sahiptir.
Bir zeytin çekirdeği:
zeytin ağacının:
genetik potansiyelini taşır.
Tohum:
sınırsız biçimde:
istediği her varlığa dönüşmez.
Belirli bir:
gelişim kapasitesi,
biyolojik yapı
ve çevresel ihtiyacı
vardır.
Bu:
ölçü ve sınır
fikrini:
çok somut biçimde gösterir.
Genetik Yapı “Takdir” Kavramıyla İlişkilendirilebilir mi
Bir mümin:
genetik yapıyı:
yaratılışta verilen:
kapasite ve ölçünün:
mekanizmalarından biri
olarak yorumlayabilir.
Genler:
bedensel gelişimi,
protein üretimini
ve birçok biyolojik özelliği:
etkiler.
Ancak:
ayet:
DNA,
gen
ve kromozom
hakkında teknik bilgi vermez.
Bunları:
ayetin bilimsel mucizesi
olarak sunmak yerine:
modern bilginin:
“ölçü ve kapasite” fikrini:
daha ayrıntılı düşünmeye yardım ettiğini
söylemek daha sağlamdır.
“Takdir” Kadercilik Anlamına mı Gelir
Hayır.
Takdir:
insanın:
hiçbir seçimi olmadığı
anlamına gelmez.
İnsan:
belirli koşullar içinde:
karar verir.
Doğduğu ülkeyi:
seçmez.
Genetik mirasını:
seçmez.
Ailesini:
seçmez.
Fakat:
birçok durumda:
bu koşullar içinde:
nasıl davranacağına dair:
seçimler yapabilir.
Bu nedenle:
verilmiş sınırlar ile ahlaki özgürlük
birlikte düşünülmelidir.
“Hedâ” Ne Anlama Gelir
“Hedâ”:
yol göstermek,
rehberlik etmek,
bir yönü bildirmek,
hedefe ulaştıracak yolu göstermek
anlamlarına gelir.
Kur’an’da:
hidayet:
farklı düzeylerde kullanılabilir.
Bazen:
insanın ahlaki ve dinî rehberliği.
Bazen:
varlıkların:
kendi yaratılışlarına uygun:
işleyişe yöneltilmesi
anlamında düşünülebilir.
A‘lâ 3:
bu iki anlam alanına da:
kapı açar.
Hayvanların Doğal Davranışları “Hidayet” Olarak Düşünülebilir mi
Evet, klasik ve teolojik düşüncede:
bu tür bir okuma yapılmıştır.
Bir arı:
kovan düzeni kurar.
Bir kuş:
yuva yapar.
Bazı hayvanlar:
göç eder.
Deniz kaplumbağaları:
belirli sahillere dönebilir.
Bunlar:
modern bilimde:
içgüdü,
genetik eğilim,
sinir sistemi
ve çevresel işaretlerle
açıklanır.
Teolojik yorumda ise:
bu mekanizmalar:
yaratılışta verilen yönlendirme
olarak görülebilir.
İçgüdü İle Hidayet Aynı Şey midir
Tam olarak değil.
İçgüdü:
biyolojinin:
gözlemlenebilir davranış mekanizmalarını
açıklamak için kullandığı bir kavramdır.
Hidayet ise:
teolojik ve anlam merkezli:
daha geniş bir kavramdır.
Bir mümin:
içgüdüsel mekanizmayı:
ilahî hidayetin:
doğal işleyiş biçimlerinden biri
olarak yorumlayabilir.
Ama:
bilimsel açıklama ile teolojik yorum aynı cümle değildir.
İnsan Da Doğal Bir Yönelimle mi Yaratılmıştır
İnsan:
bazı temel biyolojik eğilimlerle:
dünyaya gelir.
Açlık.
Susuzluk.
Korunma ihtiyacı.
Bağlanma.
Merak.
Öğrenme kapasitesi.
Fakat:
insanın ahlaki hayatı:
yalnız içgüdüyle açıklanamaz.
İnsan:
iyi ile kötü arasında:
değerlendirme yapar.
Kurallar oluşturur.
Kendi eğilimlerine:
karşı koyabilir.
Bu nedenle insan hidayeti:
biyolojik yönelimden daha geniştir.

Vahiy İnsan İçin Nasıl Bir Hidayettir
Kur’an’ın kendi iddiasına göre:
vahiy:
insana:
ahlaki ve teolojik yön gösterir.
Ne doğru?
Ne yanlış?
İnsan nedir?
Neden sorumludur?
Hayatın amacı nedir?
Ölümden sonra ne vardır?
Bu sorular:
yalnız biyolojik içgüdüyle:
cevaplanmaz.
Vahiy:
bu alanda:
bilinçli rehberlik
iddiasında bulunur.

Eğer Allah Yol Gösteriyorsa İnsan Neden Yanlış Yola Sapabilir
Çünkü:
yol göstermek ile:
zorla yürütmek
aynı şey değildir.
Bir insan:
doğru yolu:
bilebilir
ama:
başka yolu seçebilir.
Kur’an’ın ahlaki sorumluluk anlayışı:
tam da buna dayanır.
Hidayet:
insanın iradesini:
iptal eden mekanik kontrol değil,
yön gösterme
olarak anlaşılır.

Yol Gösterilmesine Rağmen Yanlış Seçmek Neden Mümkündür
Çünkü insan:
çıkar,
öfke,
korku,
alışkanlık,
grup baskısı
ve ego
gibi etkenlerle:
bildiği şeyin tersini
yapabilir.
İnsan bazen:
neyin doğru olduğunu:
bilir.
Ama:
doğruyu seçmek:
daha zor olabilir.
Bu yüzden hidayet:
yalnız bilgi meselesi değil,
irade ve karakter meselesidir.

İnsanların Farklı İmkânlarla Doğması Takdir Kavramıyla Nasıl Düşünülmelidir
İnsanlar:
aynı şartlarda doğmaz.
Bazısı:
zengin ailede.
Bazısı:
yoksulluk içinde.
Bazısı:
sağlıklı.
Bazısı:
doğuştan ciddi sağlık sorunlarıyla.
Bazısı:
iyi eğitim imkânlarıyla.
Bazısı:
çok sınırlı çevrede.
Bu gerçek:
adalet sorusunu:
gündeme getirir.
Kur’an’ın genel hesap anlayışında:
sorumluluğun:
insanın imkânları,
bilgisi
ve kapasitesiyle:
ilişkili düşünülmesi:
önemli bir ilkedir.

Takdir İnsanların Birbirini Küçümsemesine Karşı Nasıl Bir Ders Taşır
İnsan:
sahip olduğu birçok şeyi:
kendisi seçmemiştir.
Doğduğu aile.
Genetik özellikleri.
Doğduğu ülke.
İlk eğitim imkânları.
Bu nedenle:
kendi avantajlarını:
tamamen kişisel üstünlüğünün kanıtı
sayması:
yanıltıcı olabilir.
Aynı şekilde:
başkasının dezavantajını:
ahlaki değersizlik
olarak görmek:
adaletsizdir.
Takdir fikri:
tevazu
üretebilir.

Doğa Yasaları “Takdir Edilmiş Ölçü” Olarak Yorumlanabilir mi
Teolojik açıdan:
evet.
Doğada:
belirli düzenlilikler vardır.
Madde:
belirli koşullarda:
belirli davranışlar gösterir.
Gezegenler:
rastgele hareket etmez.
Kimyasal reaksiyonlar:
belirli kurallara göre işler.
Bilim:
bu düzenlilikleri:
yasalar ve modellerle:
açıklar.
Bir mümin ise:
bunları:
yaratılışta belirlenmiş ölçünün işleyişi
olarak yorumlayabilir.

“Allah Ölçü Koydu” Demek Bilimsel Araştırmayı Gereksiz mi Kılar
Hayır.
Eğer ölçü ve düzen varsa:
onu keşfetmek:
daha da anlamlı hâle gelir.
Bilim:
“Bu ölçü nasıl işliyor?”
sorusunu sorar.
Teoloji:
“Bu düzenin nihai anlamı nedir?”
sorusuyla ilgilenebilir.
Bu iki soru:
aynı değildir.
Ve biri:
diğerini:
zorunlu olarak ortadan kaldırmaz.

A‘lâ Suresi 2 Ve 3. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
- ayet:
- ayet:
Bu iki ayet:
birlikte:
dört aşamalı güçlü bir yapı oluşturur:
Yaratma.
Düzenleme.
Ölçü belirleme.
Yön gösterme.
Yani varlık:
Kur’an’ın perspektifinde:
yalnız meydana getirilmiş
ve sonra terk edilmiş:
bir şey değildir.
Bir:
ölçü ve yön düzeninin
içinde düşünülür.

A‘lâ Suresi 3. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
A‘lâ Suresinin üçüncü ayeti:
“O ölçüyü belirledi ve yol gösterdi.”
der.
Bu ayet:
insan hayatının en temel iki gerçeğini:
aynı anda düşündürür:
Sınırlarımız var.
Ve:
önümüzde yollar var.
İnsan:
her şeyi seçerek dünyaya gelmez.
Kendi doğum tarihini:
seçmez.
Genlerini:
seçmez.
Bedeninin temel özelliklerini:
seçmez.
Hangi ailede doğacağını:
seçmez.
Tarihsel dönemini:
seçmez.
Bunlar:
hayatın:
verilmiş tarafıdır.
İşte:
“takdir”
kavramı:
bu verilmişlik hakkında:
çok güçlü bir düşünce kapısı açar.
Ama insan:
yalnız verilmiş şartların:
pasif ürünü değildir.
Bir noktadan sonra:
seçer.
Öğrenir.
Karar verir.
Yanlış yapar.
Düzeltir.
Direnir.
Teslim olur.
İşte:
“hidayet”
kavramı da:
burada anlam kazanır.
Yol:
gösterilebilir.
Ama:
yolda yürümek:
insanın sorumluluğuna:
dönüşebilir.
Bu nedenle A‘lâ 3:
kader ile özgürlüğü:
birbirinin düşmanı hâline getirmek yerine:
aynı hayatın iki boyutu olarak:
düşündürür.
Seçemediğin şeyler vardır.
Ama:
seçebildiğin şeyler de vardır.
Olgunluk:
ikisini ayırabilmektir.
İnsan bazen:
değiştiremeyeceği şeyler için:
kendini tüketir.
Geçmişi değiştiremez.
Doğduğu aileyi değiştiremez.
Yaşanmış bir olayı:
geri alamaz.
Ama:
o olay karşısındaki:
bugünkü tavrını
değiştirebilir.
Bu:
çok önemli bir ahlaki ilkedir.
Takdir:
“Hiçbir şey yapamazsın.”
demek değildir.
Tam tersine:
“Neyi kontrol etmediğini bil ve kontrol edebildiğin alanda sorumluluk al.”
şeklinde:
daha dengeli okunabilir.
Ayetin başka bir muazzam tarafı:
canlıların:
kendi varoluşlarına uygun:
yönelimlerini düşündürmesidir.
Bir kuş:
yumurtadan çıktığında:
ona bir mühendis:
yuva çizimi vermiyor.
Bir arı:
matematik kitabıyla:
kovan yapmıyor.
Bir bitkinin kökü:
karanlık toprakta:
genellikle aşağıya,
filizi ise:
ışığa doğru:
yöneliyor.
Bilim:
bunların mekanizmalarını:
araştırır.
Hormonlar.
Genler.
Fototropizma.
Gravitropizma.
Sinir sistemleri.
Manyetik yönelim.
Bütün bunlar:
çok değerli açıklamalardır.
Teolojik bakış ise:
“Bu mekanizmaların kendisi neden bu şekilde işleyebiliyor?”
sorusuna:
başka bir anlam düzeyinden yaklaşır.
Ve insan söz konusu olduğunda:
hidayet:
daha da derinleşir.
Çünkü insan:
yalnız nereye gideceğini bilmek istemez.
Nasıl yaşaması gerektiğini de
sorar.
Adalet nedir?
İyi nedir?
Ölüm karşısında nasıl yaşamalıyım?
Gücümü nasıl kullanmalıyım?
Başkasına karşı sorumluluğum nedir?
Bu sorular:
yalnız biyolojik hayatta kalma mekanizmalarıyla:
tamamlanmaz.
Kur’an:
kendini:
işte bu alan için de:
hidayet
olarak sunar.
Fakat hidayet:
zihinsel tembelliğin bahanesi değildir.
“Yol gösterildi, artık düşünmeme gerek yok.”
demek:
Kur’an’ın düşünme çağrılarıyla:
uyuşmaz.
Yol gösterme:
insanın:
aklını,
vicdanını
ve iradesini:
sorumlulukla kullanmasını:
gerektirebilir.
Ve belki A‘lâ Suresi 3. ayetin en derin mesajı şöyle ifade edilebilir:
Hayat tamamen bizim seçtiğimiz bir alan değildir; ama tamamen iradesizce sürüklendiğimiz bir alan da değildir. Bize ölçüler, sınırlar ve imkânlar verilmiştir; ardından önümüze yollar açılmıştır. Bilgelik, değiştiremeyeceğimiz takdirle savaşmak değil, bize gösterilen ve seçebildiğimiz yolda nasıl bir insan olacağımızın sorumluluğunu üstlenmektir.
“İnsan hayatı iki gerçekle çevrilidir: Seçmediğimiz şartlar ve seçmek zorunda olduğumuz yollar. A‘lâ ‘ölçüyü belirledi ve yol gösterdi’ derken kaderi pasiflikten, özgürlüğü de sınırsızlık yanılsamasından kurtarır. İnsan her şeyi seçemez; fakat kendisine verilenler karşısında kim olacağını seçmekten bütünüyle kaçamaz.”
Ersan Karavelioğlu