A‘lâ Suresi 2. Ayette “O Yarattı Ve Düzene Koydu” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Yaratılışın Ölçülü, Dengeli Ve Düzenli Olması Beden, Doğa, Kozmos Ve İlahi Hikmet Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“A‘lâ Suresi ilk ayette Allah’ın yüceliğini ilan eder, ikinci ayette ise bu yüceliği yaratılış düzeninde görünür hâle getirir: ‘O yarattı ve düzene koydu.’ Böylece ilahî kudret yalnız var etmekle değil, var olana biçim, ölçü ve işleyiş kazandırmakla birlikte düşünülür.”
Ersan Karavelioğlu
A‘lâ Suresi 2. Ayette Ne Buyrulur
A‘lâ Suresinin ikinci ayetinde anlam olarak:
“O yarattı ve düzene koydu.”
buyrulur.
Arapça ifade:
“Ellezî halaka fe-sevvâ.”
şeklindedir.
İlk ayette:
“Yüce Rabbinin adını tesbih et.”
denilmişti.
Şimdi:
bu yüceliğin:
yaratılış üzerindeki tezahürlerinden biri
gösterilir.
Allah:
yalnızca:
yaratan
değil,
aynı zamanda:
yarattığını:
belirli bir düzen ve uygunluk içinde şekillendiren
olarak sunulur.
“Halaka” Kelimesi Ne Anlama Gelir
“Halaka”:
yarattı,
meydana getirdi,
varlık verdi
anlamına gelir.
Kur’an’da bu kelime:
çok geniş bağlamlarda kullanılır.
İnsan.
Hayvan.
Bitki.
Gökyüzü.
Yer.
Varlığın bütün düzeni:
yaratılış kavramıyla:
Allah’a bağlanır.
Ancak A‘lâ 2:
yaratmayı:
tek başına bırakmaz.
Hemen ardından:
“fe-sevvâ”
gelir.
“Sevvâ” Ne Anlama Gelir
“Sevvâ”:
düzene koydu,
uygun biçim verdi,
ölçülü hâle getirdi,
dengeledi,
tamamladı
gibi anlamlara gelir.
Kelimenin önemli yönü:
yalnız:
“şekil vermek”
değildir.
Bir varlığın:
işlevine uygun şekilde:
düzenlenmesini
de düşündürür.
Bu nedenle:
“yarattı ve düzenledi”
çevirisi:
ayetinin ana fikrine:
oldukça uygundur.
Yaratmak İle Düzenlemek Neden Ayrı Ayrı Vurgulanır
Çünkü:
bir şeyi var etmek
ile:
onu:
işleyen bir düzene kavuşturmak
farklı anlam katmanlarıdır.
Bir bina düşünelim.
Malzemelerin var olması:
tek başına:
bina oluşturmaz.
Belirli bir:
düzen,
oran
ve yapı
gerekir.
Ayetin teolojik iddiasında:
varlık:
yalnız ortaya çıkarılmış değil,
işleyebilecek şekilde düzenlenmiştir.
İnsan Bedeni Bu Ayetin “Düzen” Boyutuna Nasıl Örnek Olabilir
İnsan bedeni:
çok sayıda sistemin:
birlikte çalışmasıyla
yaşar.
Sinir sistemi.
Dolaşım sistemi.
Solunum sistemi.
Sindirim sistemi.
Bağışıklık sistemi.
Hormonal düzen.
Bunların:
birbirinden tamamen bağımsız çalışması
mümkün değildir.
Bir sistemdeki değişiklik:
başka sistemleri:
etkileyebilir.
Bu:
bedenin:
birbiriyle bağlantılı organizasyonunu
gösterir.
İnsan Bedeni Kusursuz mudur
Burada:
“düzen” kelimesini:
“hiçbir sorun ve hastalık bulunmaz”
şeklinde anlamamak gerekir.
İnsan bedeni:
hastalanabilir.
Genetik bozukluklar olabilir.
Organlar:
işlevini kaybedebilir.
Yaşlanma gerçekleşir.
Dolayısıyla:
yaratılıştaki düzen:
her bireyin fiziksel olarak kusursuz ve acısız olması
anlamına gelmez.
Ayetin vurgusu:
varlığın:
belirli yapı ve işleyiş içinde
oluşturulmasıdır.
Doğadaki Düzen Nasıl Görülür
Doğada:
birçok sistem:
birbiriyle ilişkilidir.
Bitkiler:
ışığı kullanır.
Hayvanlar:
besin zincirlerine katılır.
Mikroorganizmalar:
maddenin dönüşümünde rol oynar.
Su:
döngü hâlinde hareket eder.
Ekosistemlerde:
türler arasında:
karmaşık ilişkiler bulunur.
Bu:
doğanın:
tek tek bağımsız parçalar değil,
ilişkiler ağı
olduğunu gösterir.
Doğadaki Düzen Her Zaman Uyum Ve Barış Demek midir
Hayır.
Doğada:
rekabet de vardır.
Avlanma vardır.
Hastalık vardır.
Ölüm vardır.
Doğal afetler vardır.
Bu yüzden:
“düzen”i:
“hiç acı olmayan romantik doğa”
şeklinde okumak:
doğru olmaz.
Düzen:
daha çok:
belirli:
yasalar,
ilişkiler
ve süreçlerin:
istikrarlı biçimde işlemesi
anlamında düşünülebilir.
Kozmosun Düzenli Olması Ne Demektir
Modern bilim:
evrende:
belirli fizik yasalarının:
düzenli biçimde işlediğini
gözlemler.
Kütleçekim.
Elektromanyetizma.
Enerji ilişkileri.
Atomların davranışı.
Yıldızların oluşumu.
Gezegen hareketleri.
Bu düzenlilik:
bilimin yapılmasını:
mümkün kılar.
Çünkü doğa:
tamamen rastgele ve öngörülemez olsaydı:
bilimsel yasalar:
kurmak çok daha zor olurdu.
Bilimin Keşfettiği Düzen Allah’ın Varlığını Kanıtlar mı
Bu:
felsefi bir sorudur.
Bir mümin:
doğadaki düzeni:
yaratıcının hikmetine:
işaret olarak görebilir.
Bir natüralist:
aynı düzeni:
doğa yasalarının kendi işleyişiyle:
açıklayabilir.
Dolayısıyla:
düzen:
herkesin zorunlu olarak:
aynı metafizik sonucu çıkardığı:
tek başına matematiksel bir kanıt değildir.
Kur’an ise:
bu düzeni:
ilahî yaratılışın işareti
olarak yorumlar.

“Düzen” İle “Amaç” Aynı Şey midir
Tam olarak değil.
Bir şeyin:
düzenli olması:
ona mutlaka:
bilinçli bir amaç yüklenmesi gerektiğini:
bilimsel olarak tek başına göstermez.
Ancak:
teolojik düşüncede:
düzen ile:
hikmet ve amaç
ilişkilendirilebilir.
Kur’an’ın perspektifinde:
yaratılış:
başsız,
amaçsız
ve tamamen anlamsız
bir süreç olarak:
sunulmaz.
A‘lâ 2:
bu nedenle:
düzen ve hikmet
fikrini:
aynı düşünce alanına getirir.

Evrimsel Süreçler “Allah Yarattı Ve Düzenledi” İfadesiyle Çelişmek Zorunda mıdır
Zorunlu olarak değil.
Bu:
yorum çerçevesine bağlıdır.
Bazı Müslüman düşünürler:
evrimsel süreçleri:
Allah’ın yaratma yöntemlerinden biri
olarak değerlendirebilir.
Bazıları ise:
özellikle insanın yaratılışı konusunda:
farklı görüşlere sahip olabilir.
Ayet:
biyolojik türlerin:
hangi teknik mekanizmalarla oluştuğunu:
ayrıntılı biçimde açıklamaz.
Dolayısıyla:
“halaka fe-sevvâ”
ifadesini:
tek bir modern biyoloji modeline:
zorla bağlamak gerekmez.

Ölçü Ve Denge Neden Hayat İçin Önemlidir
Canlılık:
birçok hassas dengeye bağlıdır.
Vücut sıcaklığı.
Kan pH’sı.
Su dengesi.
Hormon düzeyleri.
Oksijen.
Besin.
Bu sistemlerdeki:
ciddi bozulmalar:
yaşamı tehdit edebilir.
Bu nedenle:
hayatın sürmesi:
birçok değişkenin:
belirli aralıklarda tutulmasına
bağlıdır.
Bu biyolojik gerçeklik:
düzen ve ölçü
kavramını:
daha somut düşünmemize yardımcı olabilir.

İnsan Kendi Hayatında “Sevvâ” Fikrinden Ne Öğrenebilir
Ahlaki bir çağrışım olarak:
dengeyi düşünebilir.
Çalışmak önemlidir.
Ama:
dinlenme de gerekir.
Kendini düşünmek önemlidir.
Ama:
başkasının hakkı da vardır.
Disiplin önemlidir.
Ama:
merhamet de gerekir.
İnsan hayatı:
tek bir değeri:
sınırsız büyütmekle:
sağlıklı olmayabilir.
Bu:
ayetin doğrudan literal anlamı değil,
düzen ve ölçü kavramından çıkan ahlaki bir tefekkürdür.

İnsanların Farklı Yaratılış Özellikleri Bu Ayetle Nasıl Düşünülebilir
İnsanlar:
fiziksel,
zihinsel,
duygusal
ve sosyal özellikler bakımından:
farklıdır.
Bu farklılıkları:
“Allah herkesi aynı kalıpta yaratmalıydı.”
şeklinde değerlendirmek:
insan çeşitliliğini:
anlamayı zorlaştırabilir.
Ancak:
farklılık:
insanlar arasında:
ahlaki üstünlük hiyerarşisi
kurmak için de:
kullanılmamalıdır.
Yaratılış çeşitliliği:
insan değerini eşitsizleştirmez.

Bir Tohumun Ağaca Dönüşmesi “Düzene Koyma” Fikrini Nasıl Düşündürür
Bir tohum:
küçük görünür.
Ama:
içinde:
genetik bilgi
ve gelişim kapasitesi
bulunur.
Uygun koşullarda:
kök,
gövde,
dal,
yaprak
ve çiçek
oluşabilir.
Bu süreç:
rastgele şekiller yığını değildir.
Belirli biyolojik programlar:
ve çevresel etkileşimlerle:
ilerler.
Kur’an’ın perspektifinde:
bu tür gelişimler:
yaratılış düzeninin işaretleri
olarak düşünülebilir.

“Allah Düzenledi” Demek İnsan Bilimini Gereksiz mi Kılar
Hayır.
Tam tersine:
eğer doğada düzen varsa:
onu araştırmak:
anlamlıdır.
Bilim:
nasıl işlediğini:
inceler.
Teoloji:
bu düzenin:
nihai anlamını:
yorumlamaya çalışır.
Bir hastalığın:
biyolojik sebebini araştırmak:
Allah’ın yaratıcı olduğuna inanmakla:
çelişmez.
“Allah yaptı.”
demek:
mekanizmayı araştırmayı bırakmak için:
mazeret olmamalıdır.

A‘lâ Suresi 1 Ve 2. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
- ayet:
- ayet:
İlk ayet:
Allah’ın:
yüceliğini
bildirir.
İkinci:
bu yüceliğin:
yaratılışta nasıl düşünülmesi gerektiğine:
geçer.
Yani:
tanı → tefekkür et.
Allah’ın yüceliği:
soyut bir kavram olarak kalmaz.
Yaratılmış varlığın:
düzeninde:
okunmaya başlanır.

A‘lâ Suresi 2. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
A‘lâ Suresinin ikinci ayeti:
“O yarattı ve düzene koydu.”
der.
Bu cümlede:
çok önemli iki fiil vardır.
Yaratmak.
Ve:
düzenlemek.
Bir şeyi:
var etmek:
başka.
Onun:
belirli ilişkiler içinde:
işleyebilmesini sağlamak:
başka.
İnsan bedenine:
yakından baktığımızda:
bu fark:
çok açık görünür.
Kalp:
tek başına yeterli değildir.
Akciğer:
tek başına yeterli değildir.
Beyin:
tek başına yeterli değildir.
Her sistem:
başka sistemlerle:
ilişki hâlindedir.
Beden:
bir:
parçalar toplamından daha fazla
bir organizasyondur.
Aynı durum:
ekosistemlerde de görülür.
Bir orman:
yalnız ağaçlardan oluşmaz.
Toprak.
Mantarlar.
Bakteriler.
Böcekler.
Hayvanlar.
Su.
Işık.
İklim.
Bütün bunlar:
birbirini etkiler.
Ve bu:
düzeni:
basitçe:
“Her şey mükemmel ve hiç sorun yok.”
şeklinde okumamamız gerekir.
Çünkü doğada:
acı da vardır.
Ölüm de.
Hastalık da.
Yok oluş da.
İslam teolojisinin en zor sorularından biri:
zaten:
düzen ile acının aynı dünyada nasıl birlikte bulunabildiğidir.
A‘lâ 2:
bu problemi:
tek ayette çözmeye çalışmaz.
Ama:
varlığın:
kaotik ve tamamen biçimsiz olmadığına:
işaret eder.
İşte burada:
“sevvâ” kavramı:
çok derinleşir.
Düzen:
her parçanın:
aynı olması değildir.
Tam tersine:
farklı parçaların:
bir bütün içinde:
ilişki kurabilmesidir.
Bir orkestrada:
herkes aynı notayı:
aynı anda çalarsa:
müzik oluşmaz.
Farklı sesler:
belirli uyum içinde:
bir araya gelir.
Doğa da:
bir açıdan:
böyle düşünülebilir.
Çeşitlilik:
düzenin düşmanı değildir.
Bazen:
düzenin kendisidir.
Bu düşünce:
insan toplumuna da:
ahlaki bir ders verebilir.
Herkesin:
aynı görünmesi,
aynı düşünmesi,
aynı özellikte olması:
düzen değildir.
Gerçek düzen:
farklı insanların:
birbirinin hakkını koruyarak:
bir arada yaşayabilmesidir.
Bu:
ayetin doğrudan siyasi veya sosyal hükmü değildir.
Ama:
“düzen” kavramının:
insan dünyasına taşıdığı:
güzel bir çağrışımdır.
Ayetin başka bir önemli yönü:
bilim ile inanç arasında:
gereksiz bir rekabet kurmamasıdır.
Bilim:
insan bedeninin:
nasıl oluştuğunu araştırabilir.
Genlerin:
nasıl çalıştığını.
Hücrelerin:
nasıl farklılaştığını.
Gezegenlerin:
nasıl hareket ettiğini.
Bir mümin ise:
bütün bu mekanizmaların varlığını:
yaratılış düzeninin işleyişi
olarak yorumlayabilir.
Bilim:
mekanizmayı açıklar.
Teoloji:
anlam sorusunu:
gündeme getirir.
Bu iki alan:
her zaman kolay biçimde birleşmez.
Ama:
birinin varlığı:
diğerini otomatik olarak:
gereksiz kılmaz.
Belki A‘lâ Suresi 2. ayetin:
insana verdiği en önemli entelektüel derslerden biri:
şudur:
Düzeni görmek, ayrıntıyı küçümsememeyi gerektirir.
İnsan:
bir şeyin sonucuna bakar.
Ama:
arkasındaki:
sayısız ilişkiyi:
fark etmeyebilir.
Bir ağacın:
tek bir yaprağı bile:
çok karmaşık süreçlerin:
sonucudur.
Bir insanın:
tek bir nefesi:
akciğer,
kan,
kalp,
sinir sistemi
ve atmosfer arasındaki:
büyük bir ilişkinin:
parçasıdır.
Ve belki A‘lâ Suresi 2. ayetin en derin mesajı şöyle ifade edilebilir:
Yaratılış yalnız “var olmak” değildir; biçim, ilişki, ölçü ve işleyiştir. Kur’an’ın “O yarattı ve düzene koydu” sözü, insanı hem evrendeki düzeni fark etmeye hem de bu düzeni yüzeysel “her şey kusursuz” sloganlarına indirgemeden araştırmaya çağırır. Gerçek hayret, karmaşıklığın karşısında bilimi bırakmak değil, onu daha dikkatle anlamaya çalışırken varoluşun anlamını da unutmamaktır.
“Yaratılışın büyüklüğü yalnız bir şeyin var olmasında değil, farklı parçaların birlikte işleyebilmesindedir. A‘lâ ‘yarattı ve düzene koydu’ derken insana iki bakış kazandırır: Ayrıntıyı araştıracak kadar merak ve bütünün karşısında kibirlenmeyecek kadar tevazu.”
Ersan Karavelioğlu