A‘lâ Suresi 11. Ayette “En Bedbaht Olan İse Ondan Kaçınacaktır” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Öğütten Bilinçli Biçimde Uzaklaşmak, Hakikatten Kaçış, Vicdanı Susturma, Manevi Bedbahtlık Ve İnsanın Kendi Kendini Kapatması Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“A‘lâ Suresi bir önceki ayette haşyet sahibi insanın öğüt alacağını söyler; şimdi bunun karşı kutbunu gösterir: ‘En bedbaht olan ise ondan kaçınacaktır.’ Buradaki asıl trajedi, yalnız bir sözü reddetmek değil; insanın kendisini hakikate kapatacak kadar iç dünyasını sertleştirmesidir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘lâ Suresi 11. Ayette Ne Buyrulur
A‘lâ Suresinin on birinci ayetinde anlam olarak:
“En bedbaht olan ise ondan kaçınacaktır.”
buyrulur.
Arapça ifade:
“Ve yetecennebuhâ’l-eşkâ.”
şeklindedir.
Buradaki:
“hâ”
zamiri:
önceki ayetteki:
öğüt ve hatırlatmaya
döner.
Yani:
bir insan:
öğüde açılır.
Başka biri ise:
ondan:
bilinçli biçimde uzak durur.
“Yetecennebuhâ” Ne Anlama Gelir
“Yetecennebuhâ”:
kaçınmak,
yanından uzaklaşmak,
kendisiyle arasına mesafe koymak
anlamına gelir.
Bu:
yalnız:
“duymadı”
demek değildir.
Daha güçlü bir tavırdır.
Kişi:
mesajla karşılaşır
ama:
onun etkisinden:
uzak durmayı tercih eder.
Bu nedenle ayet:
pasif bilgisizlikten çok:
aktif kaçınmayı:
öne çıkarır.
“El-Eşkâ” Ne Anlama Gelir
“El-eşkâ”:
en bedbaht,
en bahtsız,
manevi anlamda en kötü durumda bulunan kişi
anlamına gelir.
Kelime:
yalnız:
dünyevi mutsuzluk
anlamına indirgenmemelidir.
Buradaki bedbahtlık:
hakikatten uzaklaşmanın:
ruhsal ve ahlaki sonucudur.
İnsan:
dışarıdan başarılı görünebilir
ama:
içsel olarak hakikatten kopmuş olabilir.
İnsan Neden Öğütten Bilerek Kaçabilir
Çünkü:
öğüt:
bazen:
rahatsız edicidir.
İnsanın:
kendi davranışlarını:
yeniden değerlendirmesini ister.
Bir haksızlıktan:
vazgeçmesi gerekebilir.
Bir alışkanlığı:
bırakması gerekebilir.
Birinden:
özür dilemesi gerekebilir.
Egosunu:
geri çekmesi gerekebilir.
Bu yüzden:
insan bazen:
öğüdün yanlış olduğundan değil,
doğru olmasının hayatını değiştireceğinden
korkar.
Hakikatten Kaçış Nasıl Başlar
Çoğu zaman:
bir anda olmaz.
Önce:
küçük bir rahatsızlık gelir.
Sonra:
insan:
mazeret üretir.
Ardından:
eleştireni küçümser.
Daha sonra:
konuyu değiştirmeye başlar.
En sonunda:
öğüdün kendisinden:
uzaklaşır.
Bu süreçte:
insan:
hakikatle değil,
hakikatin kendisine vereceği yükle
mücadele ediyor olabilir.
İnsan Kalbini Hakikate Nasıl Kapatabilir
Bir görüşü:
defalarca:
sırf çıkarına uymadığı için reddetmek,
zamanla:
ahlaki duyarlılığı:
zayıflatabilir.
İnsan:
önce:
vicdanının sesini duyar.
Sonra:
onu bastırır.
Tekrar eder.
Bir süre sonra:
aynı şey:
normalleşir.
Böylece:
kalbin katılaşması:
bir anda oluşan gizemli durumdan çok:
tekrarlanan seçimlerin sonucu
olarak da düşünülebilir.
Bilişsel Uyumsuzluk Bu Ayeti Anlamaya Yardımcı Olabilir mi
Modern psikolojide:
insanın davranışıyla inancı arasında:
çelişki olduğunda:
rahatsızlık yaşaması:
“bilişsel uyumsuzluk” kavramıyla açıklanabilir.
İnsan:
bu rahatsızlığı:
davranışını değiştirerek:
azaltabilir.
Ama:
başka bir yol daha vardır:
gerçeği yeniden yorumlamak.
Örneğin:
“Ben haksızlık yapıyorum.”
demek yerine:
“Zaten bunu hak etmişti.”
diyebilir.
Bu psikolojik kavram:
ayetin tefsiri değildir.
Ama:
hakikatten kaçışın:
nasıl işleyebildiğini düşünmek için:
yararlı bir benzetmedir.
Her İnanmayan İnsan “En Bedbaht” Olarak mı Tanımlanır
Ayetin bağlamını:
dikkatli okumak gerekir.
Burada:
yalnız zihinsel olarak ikna olmamış:
samimi bir şüpheciyi:
otomatik biçimde:
“hakikatten kaçan bedbaht kişi”
olarak damgalamak:
adil olmaz.
Ayetin vurgusu:
öğütten:
bilinçli biçimde yüz çeviren tavırdır.
Samimi soru,
şüphe,
araştırma
ve kanaat farklılığı:
bilinçli ahlaki kaçışla:
aynı şey değildir.
Soru Sormak Hakikatten Kaçmak mıdır
Hayır.
Tam tersine:
samimi soru:
hakikate yaklaşma yolu olabilir.
Bir insan:
“Bunu neden kabul etmeliyim?”
diye sorabilir.
Kanıt isteyebilir.
Bir yoruma:
itiraz edebilir.
Bunlar:
zorunlu olarak:
öğütten kaçış değildir.
Kaçış:
daha çok:
cevabı duymak istemediği için sorudan da cevaptan da uzaklaşmak
gibi bir tavırdır.
İnsan Öğütten Kaçarken Öğüt Vereni Hedef Alabilir mi
Evet.
Bu:
çok yaygın bir savunma biçimidir.
Söylenen sözle:
uğraşmak yerine:
söyleyen kişi:
hedef alınabilir.
“Sen kimsin?”
“Önce kendine bak.”
“Sen de hata yaptın.”
Bu itirazların bazıları:
haklı olabilir.
Ama:
bir kişinin kusurlu olması:
söylediği doğru bir sözü:
otomatik olarak yanlış yapmaz.
Hakikat:
söyleyenin kusurundan:
ayrı değerlendirilmelidir.

“Önce Kendine Bak” Sözü Her Zaman Yanlış mıdır
Hayır.
Öğüt veren kişi:
ikiyüzlü davranıyorsa:
bu:
gerçekten eleştirilebilir.
Ama:
bu eleştiri:
öğüdün içeriğini:
tek başına çürütmez.
Örneğin:
sigara içen bir doktorun:
“Sigara sağlığa zararlıdır.”
demesi:
doktorun tutarsızlığını gösterebilir.
Ama:
sözün tıbbi doğruluğunu:
yok etmez.
Aynı şekilde:
insan:
öğüt vereni eleştirirken:
öğüdün kendisini de ayrıca değerlendirmelidir.

Vicdanı Susturmak Mümkün müdür
İnsan:
vicdanını:
tamamen yok edemese bile:
onu bastırmayı öğrenebilir.
Sürekli:
bahane üreterek.
Sorumluluğu:
başkasına atarak.
Yanlış davranışı:
normalleştirerek.
Kendi grubunun:
aynı davranışlarını görmezden gelerek.
Bu:
ahlaki hassasiyeti:
zayıflatabilir.
Bir süre sonra:
eskiden rahatsız eden şey:
artık rahatsız etmemeye başlayabilir.

İnsan Kendi Kendini Nasıl Aldatabilir
Kendi kendini aldatmanın:
çok ince biçimleri vardır.
İntikama:
adalet
diyebilir.
Kibre:
özgüven
diyebilir.
Hasete:
eleştiri
diyebilir.
Korkaklığa:
tedbir
diyebilir.
Çıkarcılığa:
akıllılık
diyebilir.
İnsan:
kelimeleri değiştirerek:
davranışının ahlaki niteliğini:
gizlemeye çalışabilir.
A‘lâ 11:
bu tür:
içsel kaçışlara
da güçlü bir ayna tutar.

Manevi Bedbahtlık Mutlaka Dünyevi Mutsuzluk mudur
Hayır.
Bir insan:
çok zengin,
ünlü,
sağlıklı
ve toplumsal olarak güçlü olabilir.
Aynı zamanda:
ahlaken:
çok kötü durumda bulunabilir.
Kur’an’ın:
“saadet” ve “şekavet” dili:
yalnız psikolojik mutluluk seviyesini:
ölçmez.
Buradaki soru:
İnsan hakikat ve ahlak karşısında nerede duruyor?
sorusudur.

Bir İnsan Hakikatten Kaçmayı Bırakabilir mi
Evet.
Ayet:
kişilerin sonsuza kadar:
değişemez etiketlere:
hapsedildiği anlamına gelmez.
İnsan:
uyanabilir.
Pişman olabilir.
Bir olay:
onu sarsabilir.
Bir söz:
yıllar sonra:
anlam kazanabilir.
Kendi hatasını:
görebilir.
Tövbe kavramının:
anlamı zaten:
dönüş
fikridir.
Dolayısıyla:
hakikatten kaçış:
kaçınılmaz kader değildir.

Birine Öğüt Verirken Onu “Bedbaht” İlan Etmek Doğru mudur
Dikkatli olmak gerekir.
Ayet:
insanlara:
başkalarının nihai iç durumları hakkında:
keyfî hüküm verme yetkisi:
tanımaz.
Biz:
davranışı eleştirebiliriz.
Bir görüşün yanlış olduğunu:
savunabiliriz.
Ama:
kişinin kalbinin nihai durumunu:
Allah adına:
kesin biçimde ilan etmek:
başka bir iddiadır.
Bu nedenle:
ayet:
önce başkasını etiketlemek için değil,
kendimizi sınamak için
okunmalıdır.

Bu Ayeti Kendimize Nasıl Sormalıyız
Şöyle:
“Bana söylenen hangi gerçeklerden kaçıyorum?”
“Hangi eleştiriyi yalnız rahatsız ettiğim için reddediyorum?”
“Kendi yanlışımı görmek yerine neden sürekli başkasını suçluyorum?”
“Vicdanımı susturmak için hangi kelimeleri kullanıyorum?”
Bu sorular:
ayetin:
ahlaki gücünü:
başkasından bize:
çevirir.

A‘lâ Suresi 9, 10 Ve 11. Ayetler Nasıl Bir Bütün Oluşturur
- ayet:
- ayet:
- ayet:
Bu üç ayet:
aynı mesaj karşısında:
iki farklı insan tavrını:
gösterir.
Bir kişi:
kendini açar.
Diğeri:
kendini kapatır.
Sorun:
yalnız mesajın varlığı değildir.
Muhatabın iç durumu da belirleyicidir.

A‘lâ Suresi 11. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
A‘lâ Suresinin on birinci ayeti:
“En bedbaht olan ise ondan kaçınacaktır.”
der.
Bu cümlede:
çok sarsıcı bir fiil vardır:
kaçınmak.
Çünkü insan:
hakikat karşısında:
her zaman:
“Bilmiyordum.”
diyemez.
Bazen:
bilir.
Ama:
duymak istemez.
Bazen:
bir davranışının:
yanlış olduğunu:
çok iyi hisseder.
Ama:
o davranış:
çıkarına hizmet ettiği için:
kendisine başka bir hikâye anlatır.
İnsan zihni:
yalnız hakikati bulma aracı değildir.
Bazen:
kendi yanlışlarımızı savunma avukatı
gibi de çalışabilir.
Bir haksızlık yaparız.
Sonra:
neden haklı olduğumuzu:
açıklayan onlarca gerekçe üretiriz.
Başkasının aynı davranışını:
çok sert eleştirirken:
kendi davranışımıza:
istisna yaratırız.
Bu noktada:
insanın en büyük tehlikesi:
yanlış yapmak değildir.
Çünkü:
her insan:
yanlış yapabilir.
Asıl tehlike:
yanlışı artık yanlış olarak göremeyecek hâle gelmektir.
İşte:
A‘lâ 11’in:
“eşkâ” yani bedbahtlık kavramı:
burada çok derinleşir.
Bedbahtlık:
yalnız:
başına kötü şeyler gelmesi değildir.
Belki:
daha korkuncu:
kötüyü iyi,
haksızlığı hak,
kibri onur
ve çıkarı hakikat:
sanmaya başlamaktır.
Çünkü:
acı çeken insan:
acıdan kurtulmak ister.
Ama:
yanlışını doğru sanan insan:
iyileşmesi gerektiğini bile fark etmeyebilir.
Bu yüzden:
öğüde açık olmak:
ahlaki sağlık göstergesidir.
Bir insan:
yanlışını görebiliyorsa:
umut vardır.
“Ben hata yaptım.”
diyebiliyorsa:
değişim mümkündür.
Ama:
her eleştiriyi:
düşmanlık,
her öğüdü:
saldırı,
her farklı görüşü:
hakaret
olarak görmeye başladığında:
kendi çevresine:
psikolojik bir duvar:
örebilir.
Bu duvarın tehlikesi:
dışarıdaki sesleri:
engellemekten çok:
insanı:
kendi yankısına:
mahkûm etmesidir.
Yalnız:
kendisiyle aynı şeyi söyleyenleri:
dinler.
Yalnız:
kendi tarafının haberlerini:
okur.
Yalnız:
kendi görüşünü doğrulayan insanlarla:
konuşur.
Sonra:
“Herkes benim gibi düşünüyor.”
sanabilir.
Modern dünyada:
bu durum:
sosyal medya yankı odalarıyla:
daha da güçlenebilir.
Algoritmalar:
insana:
zaten ilgilendiği,
beğendiği
ve inandığı içerikleri:
tekrar tekrar gösterebilir.
Bu:
ayetin doğrudan teknoloji tefsiri değildir.
Ama:
öğütten kaçınma ve kendini kapatma
mekanizmasını:
bugünün dünyasında:
düşünmek için:
çok güçlü bir örnektir.
Ayet:
başka insanları:
kolayca:
“eşkâ”
diye etiketlememiz için:
verilmemiştir.
Çünkü:
insanın en kolay yaptığı şey:
kendi kör noktasını:
başkasında görmektir.
Bu yüzden:
ayet önce:
şu soruyu:
bize sordurmalıdır:
Ben hangi hakikatten kaçıyorum?
Bir insanın:
hayatını değiştirebilecek:
çok büyük bir soru budur.
Belki:
bir yakınımız:
bize defalarca:
aynı şeyi söylüyor.
Belki:
biz:
her defasında:
öfkeyle reddediyoruz.
Belki:
bir hata:
hayatımızda tekrar tekrar:
aynı sonucu üretiyor.
Ama:
biz hâlâ:
her seferinde:
başkasını suçluyoruz.
O zaman:
öğüdün önündeki engel:
bilgisizlik olmayabilir.
Kendi iç savunmamız olabilir.
Ve belki A‘lâ Suresi 11. ayetin en derin mesajı şöyle ifade edilebilir:
İnsanın en büyük bedbahtlığı, her yanlışında düşmesi değil; düştüğünü kabul edemeyecek kadar hakikatten kaçmasıdır. Öğütten uzaklaşmak, dışarıdaki bir sesi susturmakla başlar; fakat uzun sürerse insan kendi vicdanını da duyamaz hâle gelebilir. Kurtuluşun ilk kapısı ise şaşırtıcı derecede basittir: “Ya ben yanılıyorsam?” sorusunu yeniden sorabilmek.
“Hakikatten kaçışın en tehlikeli hâli, insanın kaçtığını artık fark etmemesidir. A‘lâ’nın ‘eşkâ’ dediği bedbahtlık, yalnız yanlış yapmak değil; yanlışı savunacak kadar vicdanın sesinden uzaklaşmaktır. Değişimin ilk ışığı ise insanın kendisine yeniden şu soruyu sorabilmesidir: ‘Ya sorun yalnız karşı tarafta değilse?’”
Ersan Karavelioğlu