Âl-i İmrân Suresi 20. Ayette “Seninle Tartışırlarsa De ki: Ben Bana Uyanlarla Birlikte Kendimi Allah’a Teslim Ettim” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Hakikat tartışmanın gürültüsünde değil, insanın sonunda neye teslim olduğunda ortaya çıkar. Âl-i İmrân 20, dini yalnızca savunulan bir görüş olmaktan çıkarıp yaşanan bir teslimiyete dönüştürür.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 20. ayetinde özetle şöyle buyrulur:
“Seninle tartışırlarsa de ki: Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah’a teslim ettim. Kendilerine kitap verilenlere ve ümmîlere de: ‘Siz de teslim oldunuz mu?’ de. Eğer teslim olurlarsa doğru yolu bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse sana düşen yalnızca tebliğdir. Allah kullarını hakkıyla görmektedir.”
Bu ayet, 19. ayetteki:
“Allah katında din İslâm’dır.”
ifadesinin hemen ardından gelir.
- ayette İslâm’ın Allah’a teslimiyet olduğu vurgulanmıştı.
- ayette ise bu düşüncenin Hz. Muhammed’in hayatındaki karşılığı gösterilir:
“Ben kendimi Allah’a teslim ettim.”
Burada din, yalnızca tartışılması gereken teorik bir mesele olmaktan çıkar.
İnsan doğrudan şu soruyla karşılaşır:
Sen gerçekten kime teslim oldun?
“Seninle Tartışırlarsa” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette:
“fe in hâccûke”
ifadesi kullanılır.
Bu ifade:
seninle tartışırlarsa, delil ileri sürerek mücadele ederlerse
anlamına gelir.
Âl-i İmrân Suresinin önemli bölümleri Ehl-i Kitap ile yapılan inanç tartışmalarıyla ilgilidir.
Allah’ın birliği,
İsa’nın konumu,
vahiy,
peygamberlik
gibi meselelerde farklı görüşler vardır.
Kur’an tartışmanın varlığını inkâr etmez.
Fakat tartışmanın sonsuza kadar sürdürülmesini de istemez.
Bir noktada insan kendi duruşunu açıkça ortaya koymalıdır.
“Ben Kendimi Allah’a Teslim Ettim” Ne Demektir
Ayetin merkezindeki ifade:
“Eslemtü vechiye lillâh.”
Kelime anlamına yakın şekilde:
“Yüzümü Allah’a teslim ettim.”
şeklindedir.
Buradaki “yüz”, insanın:
kişiliğini,
yönelişini,
benliğini,
bütün varlığını
temsil eder.
Dolayısıyla ifade yalnızca fiziksel yüzü anlatmaz.
Anlamı:
“Bütün varlığımla Allah’a yöneldim.”
şeklindedir.
Neden “Yüzümü Teslim Ettim” Deniyor
Yüz insan kimliğinin en görünür bölümüdür.
İnsan bir başkasına baktığında önce yüzünü görür.
Duyguların büyük kısmı yüzde görünür.
Bu nedenle birçok dilde “yüz” insanın bütün kişiliğini temsil edebilir.
Kur’an’daki:
“Yüzünü Allah’a teslim etmek”
ifadesi de:
insanın bütün varlığıyla Allah’a yönelmesini
anlatan güçlü bir mecazdır.
İslâm Kelimesiyle “Teslim Olmak” Arasındaki Bağ Nedir
Bir önceki ayette:
“Allah katında din İslâm’dır.”
denmişti.
Şimdi Hz. Muhammed:
“Ben kendimi Allah’a teslim ettim.”
demektedir.
Aynı kök kullanılır.
Bu nedenle Kur’an’ın İslâm anlayışının merkezinde:
teslimiyet
bulunur.
Müslüman kelimesi de temel olarak:
Allah’a teslim olan kişi
anlamını taşır.
Bu açıdan İslâm yalnızca bir kimlik etiketi değildir.
Bir varoluş tavrıdır.
Allah’a Teslim Olmak Aklı Terk Etmek midir
Hayır.
Teslimiyet:
düşünmemek,
soru sormamak,
delil aramamak
anlamına gelmez.
Nitekim Kur’an’ın kendisi insanı sürekli:
düşünmeye,
akletmeye,
delilleri değerlendirmeye
çağırır.
Buradaki teslimiyet, hakikat anlaşıldıktan sonra insanın kendi kibrini Allah’ın iradesinin üzerine çıkarmamasıdır.
Yani:
Akıl hakikati araştırır; teslimiyet ise hakikat karşısında egonun sınırını kabul eder.
“Bana Uyanlar da” İfadesi Ne Anlama Gelir
Hz. Muhammed yalnızca kendisi adına konuşmaz.
Şöyle der:
“Ben ve bana uyanlar Allah’a teslim olduk.”
Bu ifade peygamber ile müminler arasında ortak bir yöneliş bulunduğunu gösterir.
Peygamber:
Allah’ın kulu ve elçisidir.
Müminler de:
Allah’ın kullarıdır.
Dolayısıyla Hz. Muhammed kendisini Allah’ın yerine koymaz.
Tam tersine kendisini de:
Allah’a teslim olanların içinde
tanımlar.
Peygamber de Allah’a Teslim Olmak Zorunda mıdır
Evet.
Kur’an’ın peygamber anlayışında peygamber ilah değildir.
Allah’ın:
kulu,
elçisi,
vahyin muhatabı
olan bir insandır.
Dolayısıyla peygamberin büyüklüğü Allah’tan bağımsız bir otorite olmasında değil:
Allah’a en güçlü biçimde teslim olmasında
yatar.
Bu, İslam’ın peygamberlik anlayışının temel noktalarından biridir.
“Kendilerine Kitap Verilenler” Kimlerdir
Ayette:
“ellezîne ûtû’l-kitâb”
ifadesi bulunur.
Bunlar genel olarak:
Yahudiler ve Hristiyanlar
gibi daha önce vahiy verilmiş topluluklardır.
Kur’an onları Allah fikrinden tamamen habersiz topluluklar olarak görmez.
Tam tersine:
vahiy,
peygamberlik,
kitap
geleneğine sahip olduklarını kabul eder.
Bu nedenle onlara yöneltilen soru:
“Siz de Allah’a teslim oldunuz mu?”
şeklindedir.
“Ümmîler” Kimlerdir
Ayette Ehl-i Kitap’ın yanında:
“ümmiyyîn”
ifadesi kullanılır.
Bu kelime bağlama göre farklı şekillerde açıklanmıştır.
Burada genel olarak:
daha önce vahyedilmiş bir kitaba sahip olmayan topluluklar
anlamında anlaşılabilir.
Yani hitap yalnızca Yahudi ve Hristiyanlara değildir.
Vahiy geleneğine sahip olmayan insanlara da yöneltilir.
Böylece çağrı daha geniş bir insanlık alanına ulaşır.
“Siz de Teslim Oldunuz mu?” Sorusu Neden Soruluyor
Ayet:
“E eslemtüm?”
yani:
“Siz de teslim oldunuz mu?”
diye sorar.
Bu soru yalnızca:
“İslam adını kabul ediyor musunuz?”
anlamında değildir.
Daha derindeki soru:
“Nihai olarak Allah’ın otoritesini kabul ediyor musunuz?”
şeklindedir.
İnsan kendisini dindar olarak tanımlayabilir.
Fakat gerçek soru:
Söz konusu çıkarın, kibrin veya arzun olduğunda yine Allah’a teslim oluyor musun?
sorusudur.

“Teslim Olurlarsa Hidayete Ermiş Olurlar” Ne Demektir
Ayet:
“Eğer teslim olurlarsa doğru yolu bulmuş olurlar.”
der.
Buradaki hidayet:
yalnızca bilgi edinmek değil,
doğru yönelişe girmek
anlamındadır.
İnsan teorik olarak Allah hakkında çok şey bilebilir.
Fakat Kur’an’ın bakış açısında nihai mesele:
o bilgiyle nasıl bir ilişki kurduğudur.
Bilgi teslimiyete dönüşüyorsa hidayet meydana gelir.

Bilmek ile Teslim Olmak Neden Aynı Şey Değildir
Bir önceki ayette Ehl-i Kitap’ın:
“kendilerine ilim geldikten sonra”
ayrılığa düştüğü söylenmişti.
Bu çok önemlidir.
Çünkü insan bir şeyi bilebilir ama ona uymayabilir.
Sigaranın zararlı olduğunu bilen biri sigara içebilir.
Yalanın yanlış olduğunu bilen biri yalan söyleyebilir.
Adaletin doğru olduğunu bilen biri çıkarı için haksızlık yapabilir.
Aynı şekilde dinî bilgi de tek başına teslimiyet değildir.
Bilgi zihne ulaşabilir; teslimiyet ise karaktere ulaşmalıdır.

“Yüz Çevirirlerse” Ne Demektir
Ayet daha sonra:
“Eğer yüz çevirirlerse…”
der.
Yüz çevirmek:
mesajı kabul etmemek,
uzaklaşmak,
reddetmek
anlamına gelir.
Fakat dikkat çekici olan bundan sonra Hz. Muhammed’e verilen sınırdır.
Kur’an:
“Onları zorla.”
demez.
Şöyle der:
“Sana düşen yalnızca tebliğdir.”
Bu cümle son derece önemlidir.

“Sana Düşen Yalnızca Tebliğdir” Ne Anlama Gelir
Tebliğ, mesajı ulaştırmak demektir.
Peygamberin görevi:
vahyi bildirmek,
açıklamak,
insanları uyarmak,
örnek olmak
şeklinde anlaşılır.
Fakat insanların kalplerini zorla değiştirmek peygamberin görevi değildir.
Bu nedenle ayet peygamberlik yetkisinin önemli bir sınırını gösterir:
Mesajı ulaştırabilirsin; insanın yerine inanamazsın.

Bu Ayet Dinde Zorlama Meselesi Açısından Ne Söyler
İman doğası gereği içsel bir kabul içerir.
Bir insan:
baskıyla,
korkuyla,
zor kullanılarak
belirli davranışlara mecbur bırakılabilir.
Fakat insanın kalbindeki gerçek inanç zorla üretilemez.
Bu nedenle:
“Sana düşen yalnızca tebliğdir.”
ifadesi son derece güçlüdür.
Hakikat anlatılır.
Deliller ortaya konur.
Fakat nihai tercih insanın sorumluluğundadır.

Peygamber Neden İnsanların İmanından Sorumlu Değildir
Çünkü her insan kendi tercihlerinden sorumludur.
Hz. Muhammed mesajı ulaştırabilir.
Fakat karşındaki insanın:
düşünmesini,
inanmasını,
reddetmesini
onun yerine gerçekleştiremez.
Bu ayrım dini anlatan herkes için de önemlidir:
Hakikati anlatmak başka, insanlar üzerinde tahakküm kurmak başkadır.
Tebliğin sınırı unutulduğunda din anlatımı kolayca zorlamaya dönüşebilir.

“Allah Kullarını Görmektedir” İfadesi Neden Ayetin Sonundadır
Ayet:
“Allah kullarını hakkıyla görmektedir.”
anlamındaki ifadeyle sona erer.
Bu çok anlamlıdır.
Peygamber insanlara mesajı ulaştırır.
Fakat insanların:
gerçek niyetlerini,
ne kadar bildiklerini,
neden reddettiklerini,
kalplerindeki durumu
tam anlamıyla Allah bilir.
Dolayısıyla nihai yargı:
peygamberin,
din adamlarının,
başka insanların
değil,
Allah’ın yetkisindedir.

19. ve 20. Ayetler Birlikte Okunduğunda Ne Görürüz
- ayette:
“Allah katında din İslâm’dır.”
denildi.
Ardından insanların bilgi geldikten sonra ihtiras nedeniyle ayrıldığı anlatıldı.
- ayette ise:
“Ben kendimi Allah’a teslim ettim.”
denir.
Bu iki ayetin ilişkisi çok güçlüdür:
19. ayet İslâm’ı tanımlar.
20. ayet İslâm’ın insan hayatındaki karşılığını gösterir.
Yani İslâm yalnızca açıklanacak bir kavram değildir.
Yaşanacak bir teslimiyettir.

İnsan Gerçekte Allah’a mı Teslimdir, Yoksa Kendi Arzularına mı
Âl-i İmrân 20’nin insanın önüne koyduğu en zor soru belki de budur.
İnsan:
“Ben Allah’a inanıyorum.”
diyebilir.
Fakat hayatının gerçek yöneticisi nedir?
Para mı?
İtibar mı?
Çevresinin onayı mı?
Kendi egosu mu?
Siyasi veya toplumsal aidiyetleri mi?
Arzuları mı?
Yoksa gerçekten Allah mı?
Teslimiyet tam da bu noktada sınanır.
Allah’ın ölçüsü insanın hoşuna gittiğinde ona uymak kolaydır.
Fakat Allah’ın ölçüsü:
çıkarına,
öfkesine,
kibrine,
arzusuna
ters düştüğünde ne olacaktır?
Belki gerçek İslâm tam o anda görünür hâle gelir.
Çünkü teslimiyet:
“Allah benim istediğim şeyi söylerse ona uyarım.”
demek değildir.
Tam tersine:
“Ben kendi isteğimi hakikatin üzerinde görmem.”
diyebilmektir.
Âl-i İmrân 20 böylece tartışmayı teoriden çıkarıp doğrudan insanın içine taşır.
Soru artık yalnızca:
“Hangi din doğrudur?”
değildir.
Daha kişisel ve çok daha zor bir soru ortaya çıkar:
“Doğru olduğunu söylediğim hakikate ben gerçekten teslim olmuş muyum?”
Ve ayetin sonunda önemli bir sınır vardır:
Sen mesajı anlatabilirsin.
Karşındaki insanın yerine seçim yapamazsın.
Çünkü nihai olarak her insan:
kendi teslimiyetiyle, kendi reddiyle ve kendi niyetiyle Allah’ın huzuruna çıkacaktır.
“İnsanın ‘Allah’a teslim oldum’ demesi kolaydır; asıl teslimiyet, kendi isteği ile hakikat çatıştığında hangisini seçtiğinde ortaya çıkar. Âl-i İmrân 20, imanı bir etiket olmaktan çıkarıp insanın bütün hayatına yön veren bir karar hâline getirir.”
Ersan Karavelioğlu