Âl-i İmrân Suresi 170. Ayette “Allah’ın Kendilerine Lütfundan Verdiği Nimetlerle Sevinirler ve Arkalarından Henüz Kendilerine Katılmamış Olanlara Korku Olmadığını, Onların Üzülmeyeceklerini Müjdelemek İsterler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen ölümden sonrasını yalnız kayıp ve ayrılıkla düşünür. Âl-i İmrân 170 ise şehitlerin durumunu bambaşka bir ufukla anlatır: Onlar sadece nimet içinde değildir; geride kalan müminler için de korkunun ve hüznün son söz olmadığını bilen bir sevinç içindedirler.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 170. ayetinde şöyle buyrulur:
“Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerle sevinirler. Arkalarından henüz kendilerine katılmamış olanlara da hiçbir korku bulunmadığını ve onların üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.”
Bu ayet, bir önceki 169. ayetin doğrudan devamıdır.
- ayette:
“Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın; onlar diridirler ve Rableri katında rızıklandırılırlar.”
buyrulmuştu.
- ayet şimdi bu hayatın:
nasıl bir ruh hâli taşıdığını
gösterir.
Şehitler:
Allah’ın lütfuyla verilen nimetlerden dolayı sevinmektedir.
Fakat ayetin daha da dikkat çekici tarafı şudur:
Onların sevinci sadece:
kendileri için
değildir.
Arkalarından gelecek olan müminler için de:
korku ve hüznün son söz olmadığını bilmektedirler.
Bu, şehitliğin Kur’an’daki anlatımını:
yalnız ölümden kurtuluş değil;
sevinç, güven, lütuf ve umut
üzerine kurar.
“Allah’ın Kendilerine Lütfundan Verdiği Şeylerle Sevinirler” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“ferihîne bimâ âtâhumullâhu min fadlihî”
denir.
Yani:
“Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği şeylerle sevinirler.”
Buradaki “fadl”:
lütuf,
ikram,
hak edilenden daha geniş nimet
anlamı taşır.
Şehitlerin Allah katındaki hâli:
sadece cezasız bırakılmak
değildir.
Aksine:
ilahî ikramla kuşatılmış bir sevinç
olarak anlatılır.
Bu Sevinç Dünya Sevinciyle Aynı mıdır
Bunu tam olarak bilemeyiz.
Çünkü ayet:
gayb alanındaki bir hâli
anlatmaktadır.
Biz dünyada sevinci:
beden,
duygu,
sinir sistemi,
hatıralar
üzerinden deneyimleriz.
Ahiret veya berzah hayatındaki sevinç ise:
aynı mekanizmayla olmak zorunda değildir.
Kur’an bize:
sevinç olduğunu bildirir.
Ama bunun tam mahiyetini:
ayrıntılı biçimde açıklamaz.
Şehitlerin Sevinci Neden “Allah’ın Lütfu” ile İlişkilendiriliyor
Çünkü ayet:
şehitlerin durumunu sadece kendi yaptıkları fedakârlığın sonucu olarak bırakmaz.
Onların ulaştığı nimet:
aynı zamanda:
Allah’ın lütfudur.
Bu çok önemli bir denge oluşturur.
İnsan:
amel eder.
Fedakârlık yapar.
Sadakat gösterir.
Ama nihai nimet:
Allah’ın:
rahmeti ve lütfuyla
verilir.
Yani kurtuluş:
yalnız mekanik bir:
“Ben yaptım, karşılığını aldım.”
formülüne indirgenmez.
Şehitlerin Sevinmesi Ölümün Acısını Önemsiz mi Yapar
Hayır.
Dünyadaki ayrılık:
gerçektir.
Aileler:
yas tutabilir.
Çocuklar:
anne veya babalarını özleyebilir.
Eşler:
acı yaşayabilir.
Kur’an:
bu acıyı inkâr etmez.
Ama ölümün:
bütün hikâye olmadığını
söyler.
Geride kalanların gördüğü:
ayrılıktır.
Şehitlerin Allah katındaki durumunda ise:
lütuf ve sevinç
vardır.
İki gerçek:
aynı anda bulunabilir.
“Arkalarından Henüz Kendilerine Katılmamış Olanlar” Kimlerdir
Ayette:
“billezîne lem yelhakû bihim min halfihim”
denir.
Yani:
“Arkalarından henüz kendilerine katılmamış olanlar…”
Bunlar:
henüz hayatta bulunan ve onlar gibi iman üzere yollarını sürdüren müminler
olarak anlaşılmıştır.
Şehitler:
kendilerinden sonra yaşayanların:
geleceği hakkında:
müjde ve güven
duymaktadır.
Buradaki ifade:
ölümün bir kopuş değil;
nihai anlamda:
bir buluşmaya doğru giden yol
olduğunu düşündürür.
Şehitler Geride Kalanların Durumunu Biliyor mu
Ayet onların:
arkalarından henüz kendilerine katılmamış olanlarla ilgili:
müjdeleyici bir sevinç taşıdığını
bildirir.
Ama bundan hareketle:
şehitlerin dünyadaki her olayın bütün ayrıntılarını gördüğünü,
her konuşmayı duyduğunu
veya her insanı sürekli izlediğini
söylemek ayetin söylediğinden daha ileri gitmek olur.
Kesin olarak bildiğimiz:
Allah’ın onlara:
gerideki müminlerle ilgili bir güven ve müjde bilgisi
verdiğidir.
Ayrıntının sınırı:
vahyin sınırıdır.
“Onlara Korku Yoktur” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“ellâ havfun aleyhim”
denir.
Yani:
“Onlar için korku yoktur.”
Kur’an’da bu ifade:
Allah’ın koruması ve ahiret güvenliği
bağlamında güçlü bir anlam taşır.
Dünya hayatındaki insan:
gelecekten korkar.
Ne olacak?
Ölecek miyim?
Kaybedecek miyim?
Hesabım ne olacak?
Ahirette Allah’ın rahmetine erişen kişi açısından:
bu belirsizlik:
güvene
dönüşür.
“Üzülmeyeceklerdir” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet:
“ve lâ hum yahzenûn”
der.
Yani:
“Onlar üzülmeyeceklerdir.”
Korku:
çoğunlukla geleceğe yöneliktir.
Hüzün ise:
geçmişte kaybedilene
yöneliktir.
Bu nedenle iki ifade birlikte çok güçlüdür:
Gelecek için korku yok.
Geçmiş için tüketici hüzün yok.
İnsanın iki büyük psikolojik yükü:
gelecek korkusu
ve geçmiş hüznü
ortadan kaldırılmış olur.
Korku ve Hüzün Neden Birlikte Zikrediliyor
Çünkü insan hayatının önemli kısmı:
bu iki zaman yönü arasında geçer.
Geçmiş:
“Keşke…”
der.
Gelecek:
“Ya şöyle olursa?”
der.
Geçmiş:
hüzün üretir.
Gelecek:
korku üretir.
Kur’an’ın ahiret tasvirinde ise Allah’ın güvenine ulaşan insanlar:
hem geçmişin yükünden
hem geleceğin belirsizliğinden
korunmuşlardır.
Bu nedenle:
“Korku yok, hüzün yok.”
ifadesi:
çok büyük bir huzur tasviridir.
Bu Ayet Dünyadaki Müminlerin Hiç Korkmaması Gerektiğini mi Söyler
Hayır.
Mümin:
dünyada korkabilir.
Uhud anlatısının kendisi:
bunu açıkça göstermiştir.
Müminler:
panikledi.
Üzüldü.
Kaçtı.
Yas tuttu.
Dolayısıyla:
“Gerçek mümin hiç korkmaz.”
şeklinde bir sonuç çıkarılamaz.
Ayetin burada anlattığı:
Allah katındaki nihai güven
ve şehitlerin geride kalan müminler için taşıdığı:
ahiret müjdesidir.

Bu Ayet Şehit Yakınları İçin Nasıl Bir Teselli Taşır
Çünkü geride kalan insan:
sevdiğini:
ölmüş,
kaybolmuş,
hayattan kopmuş
gibi görür.
Kur’an ise:
- ayette:
“Diridirler.”
der.
- ayette:
“Sevinmektedirler.”
der.
Yani kaybedilen kişi:
Allah katında:
acı ve yokluk içinde değil;
lütuf ve sevinç içinde
anlatılır.
Bu, yasın acısını tamamen ortadan kaldırmaz.
Ama:
umutsuzluğu
azaltabilir.

Şehitlerin Geride Kalanlar İçin Sevinmesi Ne Gösterir
Bu çok güzel bir ayrıntıdır.
Onların mutluluğu:
yalnız bireysel değildir.
Sanki:
“Biz kurtulduk, gerisi bizi ilgilendirmez.”
demiyorlar.
Aksine:
arkalarından gelecek müminlerin de:
korkudan ve hüzünden korunacak olmasına
seviniyorlar.
Bu, ahiret tasvirinde bile:
bağlılık ve kardeşlik
duygusunun sürdüğünü düşündürür.
Gerçek sevinç:
yalnız kendine ait olan değil;
başkasının iyiliğini de isteyen:
bir sevinçtir.

Başkasının Kurtuluşuna Sevinmek Neden Büyük Bir Ahlaki Özelliktir
Çünkü insan bazen:
nimeti paylaşmak istemez.
Kendisi kazandıysa:
başkasının da kazanması onu rahatsız edebilir.
Kendisinin üstün olmasını:
ister.
Ama ayette şehitlerin sevinci:
rekabetçi değil;
paylaşılan bir sevinçtir.
Onlar geride kalanların da:
güvende olmasını
ister.
Bu bize dünya için de çok güzel bir ölçü verir:
Başkasının iyiliğine gerçekten sevinebiliyor muyuz?

Şehitlerin Müjdesi Ölüm Korkusunu Nasıl Dönüştürebilir
Ölüm korkusunun bir kısmı:
“Her şey bitecek.”
düşüncesinden gelir.
169 ve 170. ayetler ise:
şehitler için:
varlığın sürdüğünü,
nimet bulunduğunu,
sevinç bulunduğunu
bildirir.
Bu:
ölümü arzulamak
değildir.
Ama ölümün:
mutlak yok oluş olmadığını
hatırlatır.
Böylece ölüm:
sadece:
son
değil;
başka bir hayata geçiş
olarak anlam kazanır.

“Korku Yok, Hüzün Yok” İfadesi Cennet Tasvirleriyle Nasıl İlişkilidir
Kur’an’ın farklı yerlerinde Allah’ın dostları veya kurtuluşa eren insanlar için:
“Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”
benzeri ifadeler kullanılır.
Bu ifade:
nihai huzurun:
iki temel yönünü gösterir.
İnsan:
gelecekten korkmaz.
Geçmişe üzülmez.
Çünkü:
Allah’ın güveni içindedir.
Bu yüzden cennet veya ahiret saadeti:
yalnız maddi nimet değil;
tam bir varoluş güvenliği
olarak da tasvir edilir.

Bu Ayet Şehitliği Romantikleştirmek İçin Kullanılabilir mi
Hayır.
Ayet:
şehitlerin Allah katındaki durumunu
anlatır.
Ama bu:
insanların ölümü teşvik etmesi,
gençleri gereksiz çatışmalara sürmesi
veya ölümü propaganda malzemesine dönüştürmesi
anlamına gelmez.
Şehitlik:
haklı ve meşru bir mücadele uğrunda hayatını kaybetmekle
ilgili bir kavramdır.
Sivilleri hedef alan,
zulüm içeren,
intihar saldırısı gibi eylemleri:
bu ayetin diliyle kutsamak
doğru değildir.
Allah yolunda olmak, Allah’ın ahlakını çiğnemekle bağdaşmaz.

169 ve 170. Ayetler Birlikte Şehitlerin Durumunu Nasıl Anlatıyor
- ayet:
“Diridirler.”
dedi.
“Rableri katında rızıklandırılırlar.”
dedi.
- ayet:
“Allah’ın lütfuyla sevinirler.”
diyor.
Ve:
geride kalanlar için:
“Korku yok, hüzün yok.”
müjdesi taşıdıklarını
bildiriyor.
Böylece dört güçlü kavram ortaya çıkar:
Hayat.
Rızık.
Sevinç.
Güven.
Kur’an şehitliği:
ölüm merkezli değil;
Allah katındaki hayat merkezli
anlatmaktadır.

Bu Ayet Bize Ölüm Sonrası Umut Hakkında Ne Öğretiyor
Şunu:
Ölüm insanın dünyadaki ilişkilerini:
kesintiye uğratabilir.
Ama Allah’ın rahmeti içinde:
hikâyenin sonu:
karanlık olmak zorunda değildir.
Geride kalan insan:
yalnız ayrılığı görür.
Vahiy ise:
görünmeyen tarafta:
sevinç ve lütuf
olduğunu bildirir.
Bu nedenle iman:
acıya:
“Acı değilmiş.”
demez.
Ama:
“Acının ötesinde hiçbir şey yok.”
düşüncesini de reddeder.

Hayatımızın Büyük Bir Kısmını Geçmişe Üzülerek ve Gelecekten Korkarak Harcıyorsak, “Korku Yok ve Hüzün Yok” Müjdesi Bize Bugün Ne Öğretebilir
Âl-i İmrân 170’in insanın önüne koyduğu en derin sorulardan biri budur.
İnsan zihni:
çok garip bir yerde yaşar.
Bedeni:
bugündedir.
Ama zihni bazen:
geçmişte
veya:
gelecektedir.
Geçmiş için:
“Keşke…”
der.
Gelecek için:
“Ya olursa…”
der.
Ve bugün:
iki taraf arasında
kaybolur.
Geçmişin yükü:
hüzün.
Geleceğin yükü:
korku.
İşte Kur’an’ın:
“Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”
cümlesi:
insanın en derin iki yarasına
dokunur.
Bu ifade dünyada bütün korkuların ve bütün üzüntülerin:
anında yok olacağını
söylemez.
Ama insana:
bu iki duygunun:
nihai kader olmadığını
söyler.
Bir gün:
korkunun anlamını kaybettiği,
hüznün sona erdiği
bir varoluş mümkün olabilir.
Bu düşünce:
bugünkü hayatı da:
farklı yaşamamıza
yardım edebilir.
Çünkü insan geleceği:
tam kontrol edemez.
Geçmişi de:
değiştiremez.
Ama bugün:
ne yapacağını
seçebilir.
Belki Allah’a güven:
tam da burada başlar.
Geçmiş için:
“Dersini aldım.”
diyebilmek.
Gelecek için:
“Tedbirimi alacağım ama her şeyi kontrol edemem.”
diyebilmek.
Bugün için:
“Elimden gelen doğru şeyi yapacağım.”
diyebilmek.
Şehitlerin durumundaki sevinç de:
burada ayrı bir anlam kazanır.
Onlar:
sadece kendileri için:
mutlu değildir.
Geride kalanların geleceğinin de:
korku ve hüzünle bitmeyeceğini
biliyorlar.
Bu:
çok güçlü bir kardeşlik
tasviridir.
Gerçek sevgi:
“Ben kurtuldum.”
demek değildir.
“Senin de iyi olmanı istiyorum.”
diyebilmektir.
Belki bu ayet bize:
sevinmenin ahlakını da
öğretir.
Bir nimete kavuştuğunda:
başkasının nimetini kıskanıyor musun?
Yoksa:
onun da iyiliğine:
sevinebiliyor musun?
Bir başarı kazandığında:
başkasının yükselmesi seni rahatsız mı ediyor?
Yoksa:
“Onun da yolu açılsın.”
diyebiliyor musun?
Şehitlerin sevinci:
kendini merkeze alan:
dar bir mutluluk
değildir.
Başkalarının geleceğine de:
umutla bakan
bir sevinçtir.
Belki gerçek cennet huzurunun özelliklerinden biri de:
budur.
Artık:
kaybetme korkusu yok.
Kıyaslama yok.
Haset yok.
Geçmişin acısı yok.
Geleceğin tehdidi yok.
İnsan:
tam bir:
güven içinde
yaşıyor.
Dünyada bunu bütünüyle yaşayamayabiliriz.
Ama yönünü:
buraya çevirebiliriz.
Daha az:
geçmişin esiri.
Daha az:
geleceğin korkusunun kölesi.
Daha çok:
bugünün sorumluluğunda.
Ve belki Âl-i İmrân 170’in bize bıraktığı en ağır soru şudur:
Hayatımızın ne kadarını geçmişte artık değiştiremeyeceğimiz şeylerin hüznüne ve gelecekte henüz gerçekleşmemiş şeylerin korkusuna teslim ediyoruz; Allah’ın nihai güven vaadine gerçekten inanıyorsak, bugün daha özgür, daha umutlu ve başkalarının iyiliğine de sevinebilen bir insan olmamız gerekmez mi?
“Âl-i İmrân 170, şehitlerin Allah’ın lütfu içinde yalnız kendi nimetlerine değil, geride kalan müminlerin geleceğine de sevindiklerini bildirir. Ayet böylece ölümün ötesine hayatı, kaybın ötesine lütfu, korkunun ötesine güveni ve hüznün ötesine umudu yerleştirir.”
Ersan Karavelioğlu