📖 Âl-i İmrân Suresi 168. Ayette “Kendileri Oturup Kaldıkları Hâlde Kardeşleri İçin ‘Bizi Dinleselerdi Öldürülmezlerdi’ Diyenlere De ki: Eğer Doğru | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Âl-i İmrân Suresi 168. Ayette “Kendileri Oturup Kaldıkları Hâlde Kardeşleri İçin ‘Bizi Dinleselerdi Öldürülmezlerdi’ Diyenlere De ki: Eğer Doğru

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,139
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 168. Ayette “Kendileri Oturup Kaldıkları Hâlde Kardeşleri İçin ‘Bizi Dinleselerdi Öldürülmezlerdi’ Diyenlere De ki: Eğer Doğru Söylüyorsanız Ölümü Kendinizden Savın” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“İnsan başkasının yaşadığı acıdan sonra sonucu biliyormuş gibi konuşabilir; fakat Âl-i İmrân 168, bu sahte kesinliğin önüne çok sert bir soru koyar: Eğer ölümün ne zaman ve nasıl geleceğini gerçekten biliyorsan, önce kendi ölümünü engelle.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 168. ayetinde şöyle buyrulur:


“Kendileri oturup kaldıkları hâlde kardeşleri hakkında, ‘Bizi dinleselerdi öldürülmezlerdi’ diyenlere de ki: Eğer doğru söylüyorsanız ölümü kendinizden savın.”


Bu ayet, bir önceki 167. ayette anlatılan mazeret ve geri çekilme tavrının devamıdır.


Uhud’a katılmayan veya yolda geri dönen bazı kimseler, savaşta hayatını kaybedenler hakkında:


“Bizi dinleselerdi ölmezlerdi.”


şeklinde konuşmuşlardı.


Kur’an ise bu iddianın arkasındaki en büyük problemi açığa çıkarır:


Onlar, gerçekleşmemiş bir geçmiş hakkında:


kesin bilgi sahibiymiş gibi


konuşmaktadır.


Ayet bunun karşısına son derece çarpıcı bir cevap koyar:


“Madem ölümün kimden nasıl uzaklaştırılacağını biliyorsunuz, o hâlde kendi ölümünüzü de engelleyin.”


Bu, kader ile sorumluluk arasındaki dengeyi koruyan çok güçlü bir meydan okumadır.


İnsan tedbir alabilir.


Risk analizi yapabilir.


Kararları eleştirebilir.


Ama:


ölümü bütünüyle kontrol eden kişi olduğunu iddia edemez.


1️⃣ “Kendileri Oturup Kaldıkları Hâlde” Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“ellezîne kâlû li-ihvânihim ve ka‘adû”


ifadesi vardır.


Yani:


“Kendileri oturup kaldıkları hâlde kardeşleri hakkında söyleyenler…”


Buradaki “oturup kalmak”:


savaşa katılmamak,


geri durmak


anlamındadır.


Bu ifade sadece fiziksel bir durumu değil:


bir tavrı da gösterir.


Başkaları:


risk almış,


onlar ise:


kenarda kalmıştır.


Sonra sonuç ortaya çıkınca:


yorum yapmak kolaylaşmıştır.


2️⃣ “Kardeşleri İçin” İfadesi Neden Dikkat Çekicidir ❓


Ayet:


“li-ihvânihim”


der.


Yani:


“kardeşleri hakkında.”


Bu, aynı toplumsal çevreden olan insanlar hakkında konuşulduğunu gösterir.


Arada:


yakınlık vardır.


Ama bu yakınlık:


acı karşısında merhamet yerine:


“Biz haklıydık.”


dilinin ortaya çıkmasına engel olmamıştır.


Bu da insan psikolojisindeki önemli bir problemi gösterir:


Bazen bir trajediden sonra bile insanın ilk ihtiyacı:


acı paylaşmak değil;


kendi görüşünü doğrulamak


olabilir.


3️⃣ “Bizi Dinleselerdi Öldürülmezlerdi” Sözü Neyi İfade Ediyor ❓


Ayette:


“lev etâûnâ mâ kutilû”


denir.


Yani:


“Bize itaat etselerdi / bizi dinleselerdi öldürülmezlerdi.”


Bu söz:


alternatif geçmiş hakkında:


mutlak kesinlik içerir.


Kişiler savaşa gitti.


Ve öldürüldü.


Bu:


gerçekleşmiş olaydır.


Ama:


gitmeselerdi ne olacaktı?


Bunu:


kimse kesin olarak


bilemez.


Belki yaşayacaklardı.


Belki başka bir sebeple öleceklerdi.


İşte Kur’an’ın itirazı:


“Kesinlikle ölmezlerdi.”


iddiasınadır.


4️⃣ Bu Ayet İnsanların Savaş Kararını Eleştirmesini mi Yasaklıyor ❓


Hayır.


Bir savaş kararı:


eleştirilebilir.


Strateji:


yanlış olabilir.


Komutanlık hatası:


incelenebilir.


Risk değerlendirmesi:


yapılabilir.


Kur’an’ın kendisi Uhud’da:


stratejik hataları açıkça konuşmuştur.


Dolayısıyla problem:


eleştiri değil.


Problem:


gerçekleşmemiş bir ihtimali kesin bilgi gibi sunmaktır.


“Bence gitmeselerdi risk daha düşük olurdu.”


başka bir cümledir.


“Gitmeselerdi kesinlikle ölmezlerdi.”


başka.


İkincisi:


insanın sahip olmadığı bir kesinlik iddiasıdır.


5️⃣ “Eğer Doğru Söylüyorsanız Ölümü Kendinizden Savın” Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“kul fedraû an enfusikumu’l-mevte in kuntum sâdikîn”


denir.


Yani:


“De ki: Eğer doğru söylüyorsanız ölümü kendinizden savın.”


Bu retorik bir meydan okumadır.


Mantık şudur:


Eğer siz:


ölümün hangi kararla kesin olarak engelleneceğini


biliyorsanız;


bu bilgiyi:


kendiniz için de kullanın.


Ve:


hiç ölmeyin.


Ama bunu yapamazsınız.


Demek ki:


ölüm üzerinde:


mutlak kontrolünüz yoktur.


6️⃣ Bu Ayet “Ne Yaparsan Yap Aynı Anda Ölürsün” Gibi Basit Bir Kaderciliği mi Savunuyor ❓


Hayır.


Ayetin amacı:


sebep-sonuç ilişkisini iptal etmek değildir.


Savaş:


ölüm riskini artırabilir.


Tehlikeli davranış:


riski artırabilir.


Tedbir:


riski azaltabilir.


Bunlar gerçektir.


Ama risk azaltmak ile:


ölümü tamamen kontrol etmek


aynı şey değildir.


İnsan tedbir alır.


Fakat mutlak garanti veremez.


Kur’an’ın çizdiği sınır:


tam olarak budur.


7️⃣ Tedbir Almakla Kader İnancı Arasında Çelişki Var mıdır ❓


Hayır.


Tedbir:


insanın sorumluluğudur.


Kader:


insanın mutlak olmadığını


hatırlatır.


İnsan:


kapısını kilitler.


Doktora gider.


Emniyet kemeri takar.


Savaşta:


strateji kurar.


Ama bütün bunları yaparken:


“Ben ölümü tamamen kontrol ediyorum.”


demez.


Bu denge:


hem aklı


hem tevekkülü


korur.


8️⃣ Ayetin Eleştirdiği Asıl Psikolojik Hata Nedir ❓


Belki en belirgini:


sonradan bilmişliktir.


Bir olay bittikten sonra:


insan sonucu bilir.


Sonra:


“Zaten böyle olacağı belliydi.”


der.


Oysa olaydan önce:


durum:


o kadar açık olmayabilir.


Sonucun bilinmesi:


geçmiş kararları olduğundan daha:


kolay değerlendirilebilir


hâle getirir.


Bu yüzden olay sonrası:


“Ben olsaydım kesinlikle doğru yapardım.”


demek:


çoğu zaman gerçekçi değildir.


9️⃣ İnsan Neden “Ben Demiştim” Demeyi Sever ❓


Çünkü bu cümle:


kişiye:


doğru çıkan,


zeki,


ileri görüşlü


olduğu hissini verir.


Bir felaket bile:


insanın egosunun:


kanıtına


dönüşebilir.


“Bak, ben söylemiştim.”


Ama burada çok sert bir ahlaki soru vardır:


Bir insan öldüğünde:


asıl önemli olan:


senin haklı çıkman mı?


Yoksa:


yaşanan acıya karşı:


merhametli olmak mı?


Âl-i İmrân 168:


bu tür bir:


zafer kazanmış ego


tavrını sorgulatır.


🔟 Yas Tutan İnsanlara “Bizi Dinleseydi Ölmezdi” Demek Neden Zararlı Olabilir ❓


Çünkü bu söz:


zaten acı içinde olan insanlara:


ekstra suçluluk


yükleyebilir.


Bir aile:


sevdiğini kaybetmiş.


Sonra biri gelir:


“Ben söylemiştim.”


der.


Bu:


bilgi vermekten çok:


acıya yeni bir yük


ekleyebilir.


Eğer gerçekten ihmal varsa:


elbette araştırılır.


Ama yas anında:


kişinin kendi doğruluğunu kanıtlamaya çalışması:


merhametsizleşebilir.


Haklı olmak:


her doğru sözün her anda söylenmesi gerektiği


anlamına gelmez.


1️⃣1️⃣ Birinin Ölümünden Sonra Sebep Araştırmak Yanlış mıdır ❓


Hayır.


Tam tersine bazen:


gereklidir.


Trafik kazası olduysa:


neden oldu?


İş kazasıysa:


güvenlik ihmali var mı?


Tıbbi hata şüphesi varsa:


incelenmeli.


Savaşta stratejik hata varsa:


analiz edilmeli.


Ayet araştırmayı değil:


mutlak kesinlik iddiasını


eleştirir.


“Bu karar riski artırmış olabilir.”


bilimsel ve makul bir değerlendirmedir.


“Bu karar olmasaydı kişi kesinlikle bugün yaşıyor olurdu.”


ise:


kanıtlanamaz bir iddia olabilir.


1️⃣2️⃣ “Ölümü Kendinizden Savın” İnsan Gücünün Hangi Sınırını Gösteriyor ❓


İnsan:


hayatı uzatabilir.


Tıpla:


hastalıkları tedavi edebilir.


Güvenlik sistemleri kurabilir.


Riskleri:


azaltabilir.


Bunlar çok değerlidir.


Ama insan:


ölümü:


sonsuz biçimde


engelleyemez.


Bu nedenle ölüm:


insanın kendi gücü hakkında:


en sert sınırlarından biridir.


Ne kadar zengin olursan ol.


Ne kadar güçlü olursan ol.


Ne kadar teknolojiye sahip olursan ol:


ölümlüsün.


1️⃣3️⃣ Ölümü Engelleyememek İnsanın Çabasını Anlamsız mı Yapar ❓


Hayır.


Bir şeyin:


sonsuz garanti vermemesi,


değersiz olduğu


anlamına gelmez.


Tıp:


ölümü tamamen kaldırmıyor diye:


anlamsız değildir.


Emniyet kemeri:


her kazada kurtarmıyor diye:


gereksiz değildir.


Tedbir:


olasılıkları etkileyebilir.


İnsanın görevi:


elinden gelen makul çabayı


göstermektir.


Ama çabanın sınırını bilmek:


kibirden korur.


1️⃣4️⃣ Bu Ayet Ölüm Konusunda İnsan Kontrol Yanılsamasını Nasıl Kırıyor ❓


İnsan kontrol duygusunu:


çok sever.


“Şunu yaparsam kesin olur.”


“Bunu yapmazsam kesin olmaz.”



Hayatta bazı alanlarda:


yüksek olasılıklı öngörüler


kurabiliriz.


Ama ölüm gibi karmaşık bir konuda:


mutlak kesinlik:


çoğu zaman elimizde değildir.


Ayet:


insanı:


kontrol edebildiği şey ile edemediği şeyi ayırmaya


çağırır.


Bu ayrım:


ahlaki ve psikolojik olarak:


çok değerlidir.


1️⃣5️⃣ Kader İnancı İnsanın Kendini Suçlamasını Nasıl Dengeleyebilir ❓


Bir insan geçmişte:


gerçek bir hata


yapmış olabilir.


Bunu kabul eder.


Ders çıkarır.


Telafi mümkünse:


telafi eder.


Ama sonra:


“Ben her şeyi kontrol edebilirdim.”


düşüncesine kapılırsa:


kendisine insanüstü bir güç


atfetmiş olur.


Kader bilinci burada:


“Sorumluydun; fakat Tanrı değildin.”


der.


Bu çok önemli bir dengedir.


Sorumluluğu azaltmaz.


Ama:


mutlak kontrol yanılsamasını


azaltabilir.


1️⃣6️⃣ Bir İnsan Ölümden Kaçarak Sonsuza Kadar Yaşayabilir mi ❓


Hayır.


Ayetin meydan okuması:


tam da bunu gösterir.


Bir savaştan kaçarsın.


Başka bir tehlikeden:


kurtulursun.


Hastalık tedavi edilir.


Ama sonunda:


ölüm:


insan hayatının kaçınılmaz sınırıdır.


Bu nedenle mesele:


yalnız:


“Ölümden nasıl kaçacağım?”


değildir.


Daha büyük soru:


“Ölümlü olduğumu bilerek nasıl yaşayacağım?”


dır.


1️⃣7️⃣ 156 ve 168. Ayetler Arasında Nasıl Bir Benzerlik Vardır ❓


  1. ayette:

“Yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi.”


diyen bir zihniyet eleştirilmişti.


  1. ayette aynı yaklaşım:

daha doğrudan tekrar edilir:


“Bizi dinleselerdi öldürülmezlerdi.”


Ve bu kez cevap:


daha serttir:


“Doğruysanız ölümü kendinizden savın.”


Yani Kur’an aynı yanılgıyı:


iki kez:


farklı yönlerden


kırmaktadır.


1️⃣8️⃣ 167 ve 168. Ayetler Birlikte Neyi Gösteriyor ❓


  1. ayet:

geri duranların:


mazeretlerini


göstermişti.


  1. ayet ise:

olaydan sonra:


nasıl konuştuklarını


gösteriyor.


Önce:


“Savaş olacağını bilseydik gelirdik.”


Sonra:


“Bizi dinleselerdi ölmezlerdi.”


Bu iki tavır bir araya geldiğinde:


insanın hem:


sorumluluktan uzak durup


hem de:


sonuç ortaya çıktığında kendisini haklı çıkarabilen


bir psikoloji geliştirebileceğini


gösterir.


Bu:


öz eleştiriden kaçmanın:


çok güçlü bir biçimidir.


1️⃣9️⃣ Başkalarının Yaşadığı Bir Felaketten Sonra “Ben Olsaydım Böyle Olmazdı” Demek Kolay da, Kendi Ölümümüz Karşısında Gerçekten Ne Kadar Gücümüz Var ❓


Âl-i İmrân 168’in insanın önüne koyduğu en sert sorulardan biri budur.


İnsan başkasının hayatına:


dışarıdan bakar.


Sonucu bilir.


Sonra:


bütün seçenekler ona:


çok açık görünür.


“O yola gitmemeliydi.”


“O işe girmemeliydi.”


“O doktoru seçmemeliydi.”


“O savaşa katılmamalıydı.”



Belki bazı eleştiriler:


haklıdır.


Ama insan bir noktadan sonra:


eleştiriden:


kehanete


geçebilir.


“Beni dinleseydi kesinlikle yaşıyor olurdu.”


İşte Kur’an:


bu kesinliğe:


çok keskin bir cevap verir:


“Öyleyse ölümü kendinizden savın.”


Bu cümle insanın:


bütün sahte mutlaklığını


kırar.


Çünkü başkasının ölümünü:


kolayca açıklayan kişi bile:


kendi ölüm tarihini:


bilmiyor.


Nasıl öleceğini:


bilmiyor.


Hangi tedbirin onu:


hangi tehlikeden kurtaracağını


tam olarak bilmiyor.


İşte burada insan:


kendi sınırıyla


karşılaşır.


Bu sınır insanı:


sorumsuz yapmamalıdır.


Tam tersine:


daha dikkatli


yapmalıdır.


Çünkü hayat:


değerlidir.


Tedbir:


gereklidir.


Ama aynı zamanda:


daha mütevazı


yapmalıdır.


Çünkü her sonucu:


biz üretmiyoruz.


Belki bu ayetin en büyük ahlaki derslerinden biri:


trajediyi:


kendimizi haklı çıkarma aracına dönüştürmemektir.


Bir insan öldüğünde:


“Ben demiştim.”


demek yerine:


belki önce:


susmak gerekir.


Acıyı paylaşmak.


Aileyi desteklemek.


Sonra gerçekten ders çıkarılması gereken bir hata varsa:


sakin biçimde:


incelemek.


Çünkü hakikatin:


merhametle birlikte söylenmesi:


onu küçültmez.


Tam tersine:


daha insani


hâle getirir.


Ayet bize ölüm konusunda:


başka bir özgürlük de verebilir.


Eğer ölümü tamamen kontrol edemiyorsak;


bütün hayatımızı:


ölmekten korkarak


geçirmek de:


başka bir esaret olabilir.


İnsan:


tedbirli yaşar.


Ama yaşamak yerine sürekli:


ölümü engellemeye çalışan biri


hâline gelirse;


hayatının kendisini:


kaybedebilir.


Kur’an’ın hedefi:


ölümü küçümsemek değil;


ölümlülüğü:


doğru yere koymaktır.


Sen:


ölümü sonsuza kadar engelleyemezsin.


Ama:


ölene kadar:


nasıl bir insan olacağına dair


çok şey yapabilirsin.


Dürüst olabilirsin.


Sevebilirsin.


Adaletli olabilirsin.


Özür dileyebilirsin.


İyilik yapabilirsin.


Ve belki hayatın en büyük sorusu:


“Ölmeyecek miyim?”


değil;


“Ölüm gelene kadar nasıl yaşayacağım?”


olmalıdır.


Çünkü ölümü kendimizden sonsuza kadar savamayız.


Ama:


boşa geçirilmiş bir hayatı:


bugünden itibaren


değiştirebiliriz.


Ve belki Âl-i İmrân 168’in bize bıraktığı en ağır soru şudur:


Başkasının yaşadığı trajedinin ardından “Beni dinleseydi bunlar olmazdı” diye kesin konuşurken, kendi ölümümüzü bile engelleyemeyeceğimiz gerçeğini kabul edecek kadar mütevazı mıyız; yoksa ölümlülüğümüzü unutarak kendimize gerçekte sahip olmadığımız bir kontrol gücü mü veriyoruz?


“Tedbir insanın görevidir; fakat ölüm üzerinde mutlak hâkimiyet iddiası insana ait değildir. Âl-i İmrân 168, başkalarının acısını ‘Ben demiştim’ diyerek kendi doğruluğumuzun kanıtına dönüştürmemeyi, gerçekleşmemiş geçmiş hakkında kesinlik üretmemeyi ve ölümlülüğümüzü bilerek hem daha sorumlu hem daha mütevazı yaşamayı öğretir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt