Âl-i İmrân Suresi 162. Ayette “Allah’ın Rızasına Uyan Kimse, Allah’ın Gazabına Uğrayan ve Varacağı Yer Cehennem Olan Kimse Gibi Olur mu?” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsanlar dışarıdan benzer hayatlar yaşayabilir; fakat onları birbirinden ayıran asıl şey, hangi yöne yürüdükleridir. Âl-i İmrân 162, hayatı yalnız sonuçlarla değil, insanın Allah’ın rızasını mı yoksa öfkesini gerektiren yolu mu tercih ettiğiyle ölçmeye çağırır.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 162. ayetinde şöyle buyrulur:
“Allah’ın rızasına uyan kimse, Allah’ın gazabına uğrayan kimse gibi olur mu? Onun varacağı yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir!”
Bir önceki 161. ayette:
emanete hıyanet,
gizli haksız kazanç
ve kıyamet hesabı
anlatılmıştı.
- ayet şimdi iki insan tipini karşı karşıya getirir:
Bir tarafta:
Allah’ın rızasını arayan insan.
Diğer tarafta:
Allah’ın gazabını gerektiren bir yola giren insan.
Bu karşılaştırma son derece önemlidir.
Çünkü Kur’an:
ahlakı yalnız:
“Ne kazandın?”
sorusuyla değerlendirmez.
Daha temel bir soru sorar:
“Kimin rızasını gözeterek yaşadın?”
“Allah’ın Rızasına Uymak” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“efemenittebea rıdvânallâh”
ifadesi vardır.
Yani:
“Allah’ın rızasına uyan kimse…”
Buradaki “rıdvân”:
Allah’ın hoşnutluğu,
razı olması
anlamına gelir.
İnsan hayatını:
Allah’ın razı olacağı:
adalet,
dürüstlük,
merhamet,
iman,
emanet
üzerine kurmaya çalışır.
Burada amaç:
yalnız cezadan kaçmak değil;
Allah’ın hoşnutluğunu aramaktır.
Allah’ın Rızasını Aramak Neden Ahlakın Daha Yüksek Bir Seviyesi Olabilir
Çünkü insan iyiliği:
yalnız ceza korkusuyla
yapabilir.
Ama daha yüksek seviyede:
iyiliğin kendisini ve Allah’ın rızasını
ister.
Örneğin insan:
çalmaz.
Sadece yakalanmaktan korktuğu için değil;
Allah’ın haksızlıktan razı olmadığını bildiği için.
Bu:
dış denetimden:
iç ahlaka
geçiştir.
Allah’ın Gazabına Uğramak Ne Demektir
Ayette:
“kemen bâe bi-sehatin minallâh”
denir.
Bu ifade:
Allah’ın öfkesini ve hoşnutsuzluğunu gerektiren bir hâlle dönmek
anlamındadır.
Burada ilahî gazap:
insandaki kontrolsüz öfke gibi
düşünülmemelidir.
Allah’ın gazabı:
zulüm,
inkâr,
ihanet,
ahlaki başkaldırı
karşısındaki:
ilahî hüküm ve hoşnutsuzluk
ile ilgilidir.
Allah’ın Gazabı İnsan Öfkesi Gibi midir
Hayır.
İnsan:
öfkelendiğinde:
kontrolünü kaybedebilir.
Haksız davranabilir.
Ani tepki verebilir.
Kur’an’ın Allah tasavvurunda ise:
Allah:
adil,
hakîm,
her şeyi bilen
olarak tanımlanır.
Bu nedenle ilahî gazabı:
insanın duygusal patlaması gibi
düşünmek doğru değildir.
Bu:
adaletin ahlaki karşılığı
olarak anlaşılmalıdır.
Ayet Neden Soru Şeklinde Kuruluyor
“Allah’ın rızasına uyan kişi, Allah’ın gazabına uğrayan kişi gibi olur mu?”
Bu retorik bir sorudur.
Cevap:
Hayır.
Kur’an insanı:
ahlaki farkları
silmemeye çağırır.
Dürüstlük ile hıyanet:
aynı değildir.
Adalet ile zulüm:
aynı değildir.
Samimiyet ile ikiyüzlülük:
aynı değildir.
Sonuçların her zaman dünyada hemen görünmemesi:
bu farkları:
ortadan kaldırmaz.
Dünyada İyi ve Kötü İnsanların Benzer Şartlarda Yaşaması Bu Ayetle Çelişir mi
Hayır.
Dünyada:
adil biri fakir olabilir.
Zalim biri zengin olabilir.
Dürüst biri kaybedebilir.
Hile yapan biri kazanabilir.
Kur’an’ın ahiret anlayışı tam da burada önem kazanır.
Dünya:
ahlaki hesabın tamamlandığı son mahkeme
değildir.
- ayet:
nihai farkın:
Allah katındaki sonuçta
ortaya çıkacağını hatırlatır.
Allah’ın Rızasına Uyan İnsan Dünyada Her Zaman Başarılı Olur mu
Hayır.
Bu ayetten:
“Allah senden razıysa mutlaka zengin, güçlü ve başarılı olursun.”
sonucu çıkarılamaz.
Peygamberler bile:
zulüm,
sürgün,
savaş,
kayıp
yaşamıştır.
Dünyevî başarı:
Allah’ın rızasının kesin ölçüsü değildir.
Aynı şekilde dünyevî başarısızlık:
Allah’ın gazabının kesin işareti de değildir.
Bu çok önemli bir dengedir.
O Hâlde Allah’ın Rızasının Ölçüsü Nedir
Kur’an’ın genel öğretisinde:
iman,
adalet,
dürüstlük,
takvâ,
merhamet,
hak gözetmek,
kibirden kaçınmak,
emanete sadakat
gibi ilkeler öne çıkar.
İnsan:
Allah’ın rızasını kendi keyfine göre:
tanımlayamaz.
“Ben böyle hissediyorum, demek Allah da razıdır.”
demek yeterli değildir.
Rıza iddiası:
vahyin ahlaki ölçüleriyle
uyumlu olmalıdır.
Dini Bir İş Yapmak Otomatik Olarak Allah’ın Rızasına Uygun mudur
Hayır.
Bir davranış:
dışarıdan dinî görünebilir.
Ama:
niyet,
yöntem,
adalet
yanlış olabilir.
İnsan:
din adına:
kibirlenebilir.
Haksızlık yapabilir.
İnsanları aşağılayabilir.
Çıkar sağlayabilir.
Bu nedenle:
“Din adına yaptım.”
demek:
tek başına yeterli değildir.
Allah’ın rızasını aramak:
hem amaçta
hem yöntemde:
ahlak gerektirir.
161. Ayetteki Hıyanet ile 162. Ayetteki Allah’ın Gazabı Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Bağ çok güçlüdür.
- ayette:
ortak maldan gizlice almak,
emanete hıyanet etmek
eleştirildi.
- ayet ardından:
“Allah’ın rızasını izleyen kişi ile gazabını hak eden kişi aynı mı?”
diye sorar.
Bu bize şunu gösterir:
Maddi kazanç:
ahlaki kazanç
demek değildir.
İnsan ganimetten:
fazladan bir şey alabilir.
Dünyada:
kazançlı görünür.
Ama Allah’ın rızasını kaybediyorsa:
aslında:
çok daha büyük bir şeyi kaybediyor olabilir.

İnsan Neden Allah’ın Rızası Yerine İnsanların Rızasını Seçebilir
Çünkü insanın rızası:
hemen görünür.
Patron:
terfi verir.
Toplum:
alkışlar.
Arkadaş grubu:
kabul eder.
Takipçiler:
beğenir.
Allah’ın rızası ise:
her zaman anında dünyevî sonuç
üretmeyebilir.
Bu yüzden insan:
görünür ödülü
tercih edebilir.
Ama tevhid ahlakı şu soruyu sorar:
İnsanların alkışı ile Allah’ın rızası çatıştığında hangisi ağır basıyor?

Herkesi Memnun Etmeye Çalışmak Neden Tehlikelidir
Çünkü herkesin beklentisi:
aynı değildir.
Birini memnun etmek için:
başkasına haksızlık yapabilirsin.
Topluma uyum sağlamak için:
vicdanından ödün verebilirsin.
İnsanların onayı:
sürekli değişebilir.
Bugün:
alkışlayanlar
yarın:
eleştirebilir.
Allah’ın rızasını temel ölçü yapmak:
insanı:
onay bağımlılığından
koruyabilir.

“Varacağı Yer Cehennemdir” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette:
“ve me’vâhu cehennem”
denir.
Yani:
“Onun varacağı yer cehennemdir.”
Bu:
Allah’ın gazabını hak eden yönelişin:
ahirette ciddi sonucu olduğunu
gösterir.
Cehennem:
Kur’an’da:
ceza,
adalet,
hesap
bağlamında anlatılır.
Ancak bu tür genel ayetlerden hareketle:
belirli insanlar hakkında kolayca:
“Kesin cehennemliktir.”
hükmü vermek doğru değildir.
Nihai bireysel hüküm:
Allah’a aittir.

“Ne Kötü Varış Yeridir” İfadesi Neden Ekleniyor
Ayette:
“ve bi’se’l-masîr”
denir.
“Masîr”:
varış,
sonuç,
dönüş noktası
anlamındadır.
Bu kelime:
hayatı bir yolculuk gibi
düşünmemize yol açar.
İnsan her seçimle:
bir yere doğru
ilerler.
Soru sadece:
“Bugün nerede bulunuyorum?”
değildir.
Daha önemlisi:
“Bu yol beni nereye götürüyor?”
sorusudur.

Bir İnsan Küçük Tercihlerle Allah’ın Rızasından Uzaklaşabilir mi
Evet.
Büyük ahlaki çöküşler:
her zaman büyük bir kararla
başlamaz.
Bir küçük haksızlık.
Bir küçük yalan.
Bir küçük çıkar.
Bir kez vicdanı susturmak.
Sonra tekrar.
Zamanla:
yolun yönü
değişebilir.
Bu nedenle Kur’an:
sonucu değil yalnız;
yönelişi
önemser.
İnsan hangi istikameti:
tekrar tekrar
seçiyor?

Allah’ın Rızasını Aramak İnsanların Eleştirisini Hiç Önemsememek midir
Hayır.
Bu da başka bir aşırılık olur.
İnsanların eleştirisi:
doğru olabilir.
İstişare önemlidir.
- ayet zaten:
“Onlarla istişare et.”
demişti.
Dolayısıyla:
“Ben yalnız Allah’ın rızasını arıyorum, kimseyi dinlemem.”
demek:
kibir için kullanılan bir slogan
hâline gelebilir.
Allah’ın rızasını arayan kişi:
eleştiriyi dinler.
Ama nihai ahlaki ölçüyü:
insanların değişken alkışına
teslim etmez.

Bir İşin Başarılı Olması Allah’ın Ondan Razı Olduğunu Gösterir mi
Hayır.
Bu çok önemli bir yanılgıdır.
Bir dolandırıcı:
zengin olabilir.
Zalim bir iktidar:
uzun süre ayakta kalabilir.
Haksız bir iş:
çok kazandırabilir.
Dolayısıyla:
başarı = Allah’ın rızası
formülü kurulamaz.
Kur’an’ın ahlakı:
sonuçtan önce:
haklılık ve doğruluk
sorusunu sorar.
Bir şey işe yarıyor olabilir.
Ama:
ahlaken yanlış
olabilir.

Allah’ın Rızasını Merkeze Alan Bir İnsan Nasıl Karar Verir
Şöyle sorabilir:
Bu yaptığım:
adil mi?
Birinin hakkını yiyor muyum?
Bunu insanlar bilse:
utanır mıyım?
Allah’ın huzurunda:
bu davranışı savunabilir miyim?
Kazancım:
helal mi?
Yöntemim:
doğru mu?
Niyetim:
ne?
Bu sorular:
insanın kararlarında:
ahlaki bir pusula
oluşturabilir.
Böylece hayat:
sadece:
“Bana ne kazandıracak?”
sorusuyla değil;
“Beni nasıl bir insana dönüştürecek?”
sorusuyla da değerlendirilir.

Hayatımızdaki En Büyük Kararları Gerçekten Allah’ın Rızasını Düşünerek mi Veriyoruz, Yoksa Önce Kendi Çıkarımızı Seçip Sonra Ona Dinî Bir Gerekçe mi Buluyoruz
Âl-i İmrân 162’nin insanın önüne koyduğu en ağır sorulardan biri budur.
İnsan kendisini kandırma konusunda:
şaşırtıcı derecede yeteneklidir.
Önce istediği şeyi:
seçebilir.
Sonra:
onu haklı gösterecek
gerekçeleri bulabilir.
Para ister.
Sonra:
“Zaten bunu ailem için yapıyorum.”
der.
Makam ister.
Sonra:
“Ben olursam insanlara daha çok faydam dokunur.”
der.
İntikam ister.
Sonra:
“Bu adalettir.”
der.
Başkalarını susturmak ister.
Sonra:
“Hakikati koruyorum.”
der.
İşte Allah’ın rızasını gerçekten aramak:
insanın kendi niyetine karşı da:
dürüst olmasını gerektirir.
Çünkü insan:
başkalarını kandırabilir.
Kendisini bile:
bir süre kandırabilir.
Ama Allah:
kalpteki gerçek yönelişi
bilir.
- ayetin karşılaştırması:
bu nedenle yalnız:
iyi insan ve kötü insan
şeklinde basit değildir.
Asıl soru:
“Sen hangi yöne doğru yürüyorsun?”
Çünkü insan:
mükemmel değildir.
Allah’ın rızasını arayan biri de:
hata yapabilir.
Ama hata yaptığında:
döner.
Özür diler.
Telafi eder.
Yolunu düzeltir.
Diğer tarafta ise insan:
yanlışını:
meşrulaştırmaya,
çıkarını kutsallaştırmaya,
zulmünü doğru göstermeye
başlayabilir.
İşte ayrım:
yalnız hiç hata yapmamakta değil;
hata karşısındaki yönelişte
de ortaya çıkar.
Allah’ın rızasını aramak:
insanı her zaman popüler
yapmayabilir.
Bazen:
çıkarından vazgeçmesini
gerektirebilir.
Bazen:
özür dilemesini.
Bazen:
hakkı sahibine geri vermesini.
Bazen:
yanlış yaptığı bir konuda:
“Ben yanılmışım.”
demesini.
Belki insanın nefsine en ağır gelen ibadetlerden biri:
tam da budur.
Çünkü Allah’ın rızasını gerçekten aramak:
sadece Allah’a:
“Benden razı ol.”
demek değildir.
Bazen:
Allah’ın razı olmadığı şeyi:
çok istesek bile bırakabilmektir.
- ayet bize hayatı:
sonuç üzerinden değil;
istikamet üzerinden:
okumayı öğretir.
Çünkü bugün:
kârlı görünen bir yol:
nihai olarak:
zarara çıkabilir.
Bugün:
zor görünen doğru bir tercih ise:
insanı Allah’ın rızasına
götürebilir.
Ve belki Âl-i İmrân 162’nin bize bıraktığı en ağır soru şudur:
Hayatımızın en önemli kararlarından birini verirken insanların ne düşüneceğini, ne kadar para kazanacağımızı ve bize ne sağlayacağını tamamen susturabilsek; yalnız “Allah bundan razı olur mu?” sorusu kalsaydı, bugün seçtiğimiz yol yine aynı olur muydu?
“Gerçek kazanç, insanın istediğini elde etmesi değil; elde ederken Allah’ın rızasını kaybetmemesidir. Âl-i İmrân 162, görünür başarı ile gerçek kurtuluşun aynı şey olmadığını; insanın bütün seçimlerini sonunda hangi istikamete vardığıyla ve Allah’ın hoşnutluğunu gözetip gözetmediğiyle ölçmesi gerektiğini öğretir.”
Ersan Karavelioğlu