📖 Âl-i İmrân Suresi 162. Ayette “Allah’ın Rızasına Uyan Kimse, Allah’ın Gazabına Uğrayan ve Varacağı Yer Cehennem Olan Kimse Gibi Olur mu?” İfadesi | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Âl-i İmrân Suresi 162. Ayette “Allah’ın Rızasına Uyan Kimse, Allah’ın Gazabına Uğrayan ve Varacağı Yer Cehennem Olan Kimse Gibi Olur mu?” İfadesi

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,139
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 162. Ayette “Allah’ın Rızasına Uyan Kimse, Allah’ın Gazabına Uğrayan ve Varacağı Yer Cehennem Olan Kimse Gibi Olur mu?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“İnsanlar dışarıdan benzer hayatlar yaşayabilir; fakat onları birbirinden ayıran asıl şey, hangi yöne yürüdükleridir. Âl-i İmrân 162, hayatı yalnız sonuçlarla değil, insanın Allah’ın rızasını mı yoksa öfkesini gerektiren yolu mu tercih ettiğiyle ölçmeye çağırır.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 162. ayetinde şöyle buyrulur:


“Allah’ın rızasına uyan kimse, Allah’ın gazabına uğrayan kimse gibi olur mu? Onun varacağı yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir!”


Bir önceki 161. ayette:


emanete hıyanet,


gizli haksız kazanç


ve kıyamet hesabı


anlatılmıştı.


  1. ayet şimdi iki insan tipini karşı karşıya getirir:

Bir tarafta:


Allah’ın rızasını arayan insan.


Diğer tarafta:


Allah’ın gazabını gerektiren bir yola giren insan.


Bu karşılaştırma son derece önemlidir.


Çünkü Kur’an:


ahlakı yalnız:


“Ne kazandın?”


sorusuyla değerlendirmez.


Daha temel bir soru sorar:


“Kimin rızasını gözeterek yaşadın?”


1️⃣ “Allah’ın Rızasına Uymak” Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“efemenittebea rıdvânallâh”


ifadesi vardır.


Yani:


“Allah’ın rızasına uyan kimse…”


Buradaki “rıdvân”:


Allah’ın hoşnutluğu,


razı olması


anlamına gelir.


İnsan hayatını:


Allah’ın razı olacağı:


adalet,


dürüstlük,


merhamet,


iman,


emanet


üzerine kurmaya çalışır.


Burada amaç:


yalnız cezadan kaçmak değil;


Allah’ın hoşnutluğunu aramaktır.


2️⃣ Allah’ın Rızasını Aramak Neden Ahlakın Daha Yüksek Bir Seviyesi Olabilir ❓


Çünkü insan iyiliği:


yalnız ceza korkusuyla


yapabilir.


Ama daha yüksek seviyede:


iyiliğin kendisini ve Allah’ın rızasını


ister.


Örneğin insan:


çalmaz.


Sadece yakalanmaktan korktuğu için değil;


Allah’ın haksızlıktan razı olmadığını bildiği için.


Bu:


dış denetimden:


iç ahlaka


geçiştir.


3️⃣ Allah’ın Gazabına Uğramak Ne Demektir ❓


Ayette:


“kemen bâe bi-sehatin minallâh”


denir.


Bu ifade:


Allah’ın öfkesini ve hoşnutsuzluğunu gerektiren bir hâlle dönmek


anlamındadır.


Burada ilahî gazap:


insandaki kontrolsüz öfke gibi


düşünülmemelidir.


Allah’ın gazabı:


zulüm,


inkâr,


ihanet,


ahlaki başkaldırı


karşısındaki:


ilahî hüküm ve hoşnutsuzluk


ile ilgilidir.


4️⃣ Allah’ın Gazabı İnsan Öfkesi Gibi midir ❓


Hayır.


İnsan:


öfkelendiğinde:


kontrolünü kaybedebilir.


Haksız davranabilir.


Ani tepki verebilir.


Kur’an’ın Allah tasavvurunda ise:


Allah:


adil,


hakîm,


her şeyi bilen


olarak tanımlanır.


Bu nedenle ilahî gazabı:


insanın duygusal patlaması gibi


düşünmek doğru değildir.


Bu:


adaletin ahlaki karşılığı


olarak anlaşılmalıdır.


5️⃣ Ayet Neden Soru Şeklinde Kuruluyor ❓


“Allah’ın rızasına uyan kişi, Allah’ın gazabına uğrayan kişi gibi olur mu?”


Bu retorik bir sorudur.


Cevap:


Hayır.


Kur’an insanı:


ahlaki farkları


silmemeye çağırır.


Dürüstlük ile hıyanet:


aynı değildir.


Adalet ile zulüm:


aynı değildir.


Samimiyet ile ikiyüzlülük:


aynı değildir.


Sonuçların her zaman dünyada hemen görünmemesi:


bu farkları:


ortadan kaldırmaz.


6️⃣ Dünyada İyi ve Kötü İnsanların Benzer Şartlarda Yaşaması Bu Ayetle Çelişir mi ❓


Hayır.


Dünyada:


adil biri fakir olabilir.


Zalim biri zengin olabilir.


Dürüst biri kaybedebilir.


Hile yapan biri kazanabilir.


Kur’an’ın ahiret anlayışı tam da burada önem kazanır.


Dünya:


ahlaki hesabın tamamlandığı son mahkeme


değildir.


  1. ayet:

nihai farkın:


Allah katındaki sonuçta


ortaya çıkacağını hatırlatır.


7️⃣ Allah’ın Rızasına Uyan İnsan Dünyada Her Zaman Başarılı Olur mu ❓


Hayır.


Bu ayetten:


“Allah senden razıysa mutlaka zengin, güçlü ve başarılı olursun.”


sonucu çıkarılamaz.


Peygamberler bile:


zulüm,


sürgün,


savaş,


kayıp


yaşamıştır.


Dünyevî başarı:


Allah’ın rızasının kesin ölçüsü değildir.


Aynı şekilde dünyevî başarısızlık:


Allah’ın gazabının kesin işareti de değildir.


Bu çok önemli bir dengedir.


8️⃣ O Hâlde Allah’ın Rızasının Ölçüsü Nedir ❓


Kur’an’ın genel öğretisinde:


iman,


adalet,


dürüstlük,


takvâ,


merhamet,


hak gözetmek,


kibirden kaçınmak,


emanete sadakat


gibi ilkeler öne çıkar.


İnsan:


Allah’ın rızasını kendi keyfine göre:


tanımlayamaz.


“Ben böyle hissediyorum, demek Allah da razıdır.”


demek yeterli değildir.


Rıza iddiası:


vahyin ahlaki ölçüleriyle


uyumlu olmalıdır.


9️⃣ Dini Bir İş Yapmak Otomatik Olarak Allah’ın Rızasına Uygun mudur ❓


Hayır.


Bir davranış:


dışarıdan dinî görünebilir.


Ama:


niyet,


yöntem,


adalet


yanlış olabilir.


İnsan:


din adına:


kibirlenebilir.


Haksızlık yapabilir.


İnsanları aşağılayabilir.


Çıkar sağlayabilir.


Bu nedenle:


“Din adına yaptım.”


demek:


tek başına yeterli değildir.


Allah’ın rızasını aramak:


hem amaçta


hem yöntemde:


ahlak gerektirir.


🔟 161. Ayetteki Hıyanet ile 162. Ayetteki Allah’ın Gazabı Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır ❓


Bağ çok güçlüdür.


  1. ayette:

ortak maldan gizlice almak,


emanete hıyanet etmek


eleştirildi.


  1. ayet ardından:

“Allah’ın rızasını izleyen kişi ile gazabını hak eden kişi aynı mı?”


diye sorar.


Bu bize şunu gösterir:


Maddi kazanç:


ahlaki kazanç


demek değildir.


İnsan ganimetten:


fazladan bir şey alabilir.


Dünyada:


kazançlı görünür.


Ama Allah’ın rızasını kaybediyorsa:


aslında:


çok daha büyük bir şeyi kaybediyor olabilir.


1️⃣1️⃣ İnsan Neden Allah’ın Rızası Yerine İnsanların Rızasını Seçebilir ❓


Çünkü insanın rızası:


hemen görünür.


Patron:


terfi verir.


Toplum:


alkışlar.


Arkadaş grubu:


kabul eder.


Takipçiler:


beğenir.


Allah’ın rızası ise:


her zaman anında dünyevî sonuç


üretmeyebilir.


Bu yüzden insan:


görünür ödülü


tercih edebilir.


Ama tevhid ahlakı şu soruyu sorar:


İnsanların alkışı ile Allah’ın rızası çatıştığında hangisi ağır basıyor?


1️⃣2️⃣ Herkesi Memnun Etmeye Çalışmak Neden Tehlikelidir ❓


Çünkü herkesin beklentisi:


aynı değildir.


Birini memnun etmek için:


başkasına haksızlık yapabilirsin.


Topluma uyum sağlamak için:


vicdanından ödün verebilirsin.


İnsanların onayı:


sürekli değişebilir.


Bugün:


alkışlayanlar


yarın:


eleştirebilir.


Allah’ın rızasını temel ölçü yapmak:


insanı:


onay bağımlılığından


koruyabilir.


1️⃣3️⃣ “Varacağı Yer Cehennemdir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“ve me’vâhu cehennem”


denir.


Yani:


“Onun varacağı yer cehennemdir.”


Bu:


Allah’ın gazabını hak eden yönelişin:


ahirette ciddi sonucu olduğunu


gösterir.


Cehennem:


Kur’an’da:


ceza,


adalet,


hesap


bağlamında anlatılır.


Ancak bu tür genel ayetlerden hareketle:


belirli insanlar hakkında kolayca:


“Kesin cehennemliktir.”


hükmü vermek doğru değildir.


Nihai bireysel hüküm:


Allah’a aittir.


1️⃣4️⃣ “Ne Kötü Varış Yeridir” İfadesi Neden Ekleniyor ❓


Ayette:


“ve bi’se’l-masîr”


denir.


“Masîr”:


varış,


sonuç,


dönüş noktası


anlamındadır.


Bu kelime:


hayatı bir yolculuk gibi


düşünmemize yol açar.


İnsan her seçimle:


bir yere doğru


ilerler.


Soru sadece:


“Bugün nerede bulunuyorum?”


değildir.


Daha önemlisi:


“Bu yol beni nereye götürüyor?”


sorusudur.


1️⃣5️⃣ Bir İnsan Küçük Tercihlerle Allah’ın Rızasından Uzaklaşabilir mi ❓


Evet.


Büyük ahlaki çöküşler:


her zaman büyük bir kararla


başlamaz.


Bir küçük haksızlık.


Bir küçük yalan.


Bir küçük çıkar.


Bir kez vicdanı susturmak.


Sonra tekrar.


Zamanla:


yolun yönü


değişebilir.


Bu nedenle Kur’an:


sonucu değil yalnız;


yönelişi


önemser.


İnsan hangi istikameti:


tekrar tekrar


seçiyor?


1️⃣6️⃣ Allah’ın Rızasını Aramak İnsanların Eleştirisini Hiç Önemsememek midir ❓


Hayır.


Bu da başka bir aşırılık olur.


İnsanların eleştirisi:


doğru olabilir.


İstişare önemlidir.


  1. ayet zaten:

“Onlarla istişare et.”


demişti.


Dolayısıyla:


“Ben yalnız Allah’ın rızasını arıyorum, kimseyi dinlemem.”


demek:


kibir için kullanılan bir slogan


hâline gelebilir.


Allah’ın rızasını arayan kişi:


eleştiriyi dinler.


Ama nihai ahlaki ölçüyü:


insanların değişken alkışına


teslim etmez.


1️⃣7️⃣ Bir İşin Başarılı Olması Allah’ın Ondan Razı Olduğunu Gösterir mi ❓


Hayır.


Bu çok önemli bir yanılgıdır.


Bir dolandırıcı:


zengin olabilir.


Zalim bir iktidar:


uzun süre ayakta kalabilir.


Haksız bir iş:


çok kazandırabilir.


Dolayısıyla:


başarı = Allah’ın rızası


formülü kurulamaz.


Kur’an’ın ahlakı:


sonuçtan önce:


haklılık ve doğruluk


sorusunu sorar.


Bir şey işe yarıyor olabilir.


Ama:


ahlaken yanlış


olabilir.


1️⃣8️⃣ Allah’ın Rızasını Merkeze Alan Bir İnsan Nasıl Karar Verir ❓


Şöyle sorabilir:


Bu yaptığım:


adil mi?


Birinin hakkını yiyor muyum?


Bunu insanlar bilse:


utanır mıyım?


Allah’ın huzurunda:


bu davranışı savunabilir miyim?


Kazancım:


helal mi?


Yöntemim:


doğru mu?


Niyetim:


ne?


Bu sorular:


insanın kararlarında:


ahlaki bir pusula


oluşturabilir.


Böylece hayat:


sadece:


“Bana ne kazandıracak?”


sorusuyla değil;


“Beni nasıl bir insana dönüştürecek?”


sorusuyla da değerlendirilir.


1️⃣9️⃣ Hayatımızdaki En Büyük Kararları Gerçekten Allah’ın Rızasını Düşünerek mi Veriyoruz, Yoksa Önce Kendi Çıkarımızı Seçip Sonra Ona Dinî Bir Gerekçe mi Buluyoruz ❓


Âl-i İmrân 162’nin insanın önüne koyduğu en ağır sorulardan biri budur.


İnsan kendisini kandırma konusunda:


şaşırtıcı derecede yeteneklidir.


Önce istediği şeyi:


seçebilir.


Sonra:


onu haklı gösterecek


gerekçeleri bulabilir.


Para ister.


Sonra:


“Zaten bunu ailem için yapıyorum.”


der.


Makam ister.


Sonra:


“Ben olursam insanlara daha çok faydam dokunur.”


der.


İntikam ister.


Sonra:


“Bu adalettir.”


der.


Başkalarını susturmak ister.


Sonra:


“Hakikati koruyorum.”


der.


İşte Allah’ın rızasını gerçekten aramak:


insanın kendi niyetine karşı da:


dürüst olmasını gerektirir.


Çünkü insan:


başkalarını kandırabilir.


Kendisini bile:


bir süre kandırabilir.


Ama Allah:


kalpteki gerçek yönelişi


bilir.


  1. ayetin karşılaştırması:

bu nedenle yalnız:


iyi insan ve kötü insan


şeklinde basit değildir.


Asıl soru:


“Sen hangi yöne doğru yürüyorsun?”


Çünkü insan:


mükemmel değildir.


Allah’ın rızasını arayan biri de:


hata yapabilir.


Ama hata yaptığında:


döner.


Özür diler.


Telafi eder.


Yolunu düzeltir.


Diğer tarafta ise insan:


yanlışını:


meşrulaştırmaya,


çıkarını kutsallaştırmaya,


zulmünü doğru göstermeye


başlayabilir.


İşte ayrım:


yalnız hiç hata yapmamakta değil;


hata karşısındaki yönelişte


de ortaya çıkar.


Allah’ın rızasını aramak:


insanı her zaman popüler


yapmayabilir.


Bazen:


çıkarından vazgeçmesini


gerektirebilir.


Bazen:


özür dilemesini.


Bazen:


hakkı sahibine geri vermesini.


Bazen:


yanlış yaptığı bir konuda:


“Ben yanılmışım.”


demesini.


Belki insanın nefsine en ağır gelen ibadetlerden biri:


tam da budur.


Çünkü Allah’ın rızasını gerçekten aramak:


sadece Allah’a:


“Benden razı ol.”


demek değildir.


Bazen:


Allah’ın razı olmadığı şeyi:


çok istesek bile bırakabilmektir.


  1. ayet bize hayatı:

sonuç üzerinden değil;


istikamet üzerinden:


okumayı öğretir.


Çünkü bugün:


kârlı görünen bir yol:


nihai olarak:


zarara çıkabilir.


Bugün:


zor görünen doğru bir tercih ise:


insanı Allah’ın rızasına


götürebilir.


Ve belki Âl-i İmrân 162’nin bize bıraktığı en ağır soru şudur:


Hayatımızın en önemli kararlarından birini verirken insanların ne düşüneceğini, ne kadar para kazanacağımızı ve bize ne sağlayacağını tamamen susturabilsek; yalnız “Allah bundan razı olur mu?” sorusu kalsaydı, bugün seçtiğimiz yol yine aynı olur muydu?


“Gerçek kazanç, insanın istediğini elde etmesi değil; elde ederken Allah’ın rızasını kaybetmemesidir. Âl-i İmrân 162, görünür başarı ile gerçek kurtuluşun aynı şey olmadığını; insanın bütün seçimlerini sonunda hangi istikamete vardığıyla ve Allah’ın hoşnutluğunu gözetip gözetmediğiyle ölçmesi gerektiğini öğretir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt