Âl-i İmrân Suresi 108. Ayette “İşte Bunlar Allah’ın Ayetleridir; Onları Sana Hak Olarak Okuyoruz. Allah Âlemlere Zulmetmek İstemez” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İlahî hesap adaletsiz bir öfkenin sonucu değil, hakikatin ve sorumluluğun karşılığıdır. Âl-i İmrân 108, Allah’ın hükmünü ‘hak’ kavramıyla ilişkilendirir ve O’nun hiçbir varlığa zulmetmeyeceğini açıkça ilan eder.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 108. ayetinde şöyle buyrulur:
“İşte bunlar Allah’ın ayetleridir. Onları sana hak olarak okuyoruz. Allah âlemlere zulmetmek istemez.”
Bu ayet, 106 ve 107. ayetlerde anlatılan iki farklı ahiret sonucunun hemen ardından gelir.
- ayette:
bazı yüzlerin kararacağı,
inkârın sonucunun azap olacağı
anlatılmıştı.
- ayette ise:
bazı yüzlerin aydınlanacağı,
onların Allah’ın rahmeti içinde ebedî kalacağı
bildirilmişti.
- ayet şimdi bu iki farklı sonucun arkasındaki temel ilkeyi açıklar:
Allah zulmetmez.
Yani:
ceza keyfî değildir.
Rahmet rastgele değildir.
Hesap:
hak üzere
kuruludur.
Bu nedenle ayet yalnız vahyin doğruluğunu değil, ilahî adaletin temel karakterini de anlatır.
“İşte Bunlar Allah’ın Ayetleridir” Ne Demektir
Ayette:
“tilke âyâtullâh”
ifadesi kullanılır.
Yani:
“İşte bunlar Allah’ın ayetleridir.”
Buradaki “bunlar” ifadesi önceki anlatımlara işaret eder.
Birlik,
parçalanma,
iman,
inkâr,
ahiret,
rahmet,
azap
hakkında anlatılanların:
Allah’ın vahyi
olduğu vurgulanır.
Bu ifade Kur’an’ın kendi mesajı hakkında:
ilahî kaynak iddiasıdır.
“Onları Sana Okuyoruz” İfadesindeki “Biz” Kimdir
Ayette:
“netlûhâ aleyke”
denir.
Yani:
“Onları sana okuyoruz.”
Kur’an’da Allah zaman zaman kendisi için:
“Biz”
zamirini kullanır.
Bu, çoktanrıcılık anlamına gelmez.
Arapçadaki:
azamet,
yücelik,
otorite
üslubuyla ilişkilendirilir.
Kur’an’ın tevhid anlayışı açık biçimde:
Allah’ın birliğini
savunur.
Ayetlerin Hz. Muhammed’e “Okunması” Ne Anlama Gelir
Bu ifade:
vahyin peygambere ulaştırılması
anlamındadır.
Hz. Muhammed Kur’an’ın:
kaynağı
olarak değil;
vahyin muhatabı ve elçisi
olarak sunulur.
Bu nedenle Kur’an’ın kendi anlatısında peygamber:
mesajı icat eden kişi değil,
kendisine iletileni insanlara aktaran kişidir.
“Hak Olarak Okuyoruz” Ne Demektir
Ayette:
“bil-haqq”
ifadesi vardır.
“Hak”:
doğru,
gerçek,
adalete uygun,
yerli yerinde
anlamlarını taşır.
Dolayısıyla:
“hak olarak okuyoruz”
ifadesi vahyin:
asılsız,
keyfî,
oyun veya kurgu
olmadığını bildirir.
Aynı zamanda önceki ayetlerdeki:
ödül ve ceza
anlatılarının da:
adalet temelinde
olduğunu vurgular.
“Hak” Sadece Doğru Bilgi Anlamına mı Gelir
Hayır.
Hak kelimesi yalnız:
bir cümlenin doğru olması
anlamına indirgenmez.
Kur’an’da “hak”:
gerçeklik,
adalet,
doğru ölçü,
meşru olan
gibi anlamları da taşıyabilir.
Bu nedenle ayetin mesajı:
“Bu bilgiler doğrudur.”
demekten daha geniştir.
Aynı zamanda:
“Bu hüküm adildir.”
anlamını da destekler.
“Allah Âlemlere Zulmetmek İstemez” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“ve mallâhu yurîdu zulmen li’l-âlemîn”
denir.
Yaklaşık anlamıyla:
“Allah âlemlere zulüm istemez.”
Bu çok güçlü bir ilahî adalet ilkesidir.
Allah’ın:
keyfî biçimde,
sebepsiz yere,
hak etmediği hâlde
bir varlığı cezalandırmadığı ifade edilir.
Kur’an’ın Allah anlayışında:
zulüm ilahî sıfat değildir.
Zulüm Ne Demektir
“Zulüm” kelimesi:
bir şeyi olması gereken yerden çıkarmak,
hakkı çiğnemek,
haksızlık yapmak,
başkasının hakkını eksiltmek
anlamlarını taşır.
İnsan:
bilgisizliği,
kibri,
çıkarı
nedeniyle zulmedebilir.
Allah ise Kur’an’a göre:
her şeyi bildiği
ve hiçbir şeye muhtaç olmadığı
için zulümden münezzehtir.
Allah Neden Zulmetmez
Çünkü zulüm çoğu zaman:
eksiklikten
doğar.
İnsan:
bir çıkar kazanmak için
zulmedebilir.
Korkudan
zulmedebilir.
Bilmediği için
yanlış hüküm verebilir.
Öfkesine yenilip
haksızlık yapabilir.
Ama Allah:
muhtaç değildir.
Bilgisi sınırlı değildir.
Kimse O’nu tehdit edemez.
Dolayısıyla zulmü doğurabilecek insanî eksiklikler:
Allah’a nispet edilmez.
Cehennem Varsa “Allah Zulmetmez” Sözü Nasıl Anlaşılmalıdır
Bu, ayetin en önemli sorularından biridir.
Kur’an’ın kendi adalet mantığında:
ceza = zulüm
değildir.
Zulüm:
hak edilmemiş ceza
olurdu.
Kur’an ise cezayı:
insanın bilinçli tercihi,
inkârı,
zulmü,
ahlaki sorumluluğu
ile ilişkilendirir.
Dolayısıyla ilahî ceza:
keyfî şiddet
olarak değil;
ahlaki sonucun karşılığı
olarak anlatılır.
Peki İnsanların Sınırlı Hayatta Yaptıklarına Verilen Ahiret Cezası Nasıl Adil Olabilir
Bu konu din felsefesinin en zor sorularından biridir.
İnsan şöyle sorabilir:
Sınırlı ömürde yapılan bir davranışın çok uzun bir karşılığı nasıl adil olur?
Klasik açıklamalarda:
eylemin yalnız süresine değil,
niyetine,
yönelişine,
hakikate karşı kalıcı tavra
bakılması gerektiği söylenmiştir.
Ancak insanın ilahî adaletin bütün ayrıntılarını eksiksiz kavradığını iddia etmek de doğru olmaz.
Ayetin temel güvencesi şudur:
Allah zulmetmez.

Bir İnsan Allah’ın Hükmünü Adaletsiz Bulabilir mi
İnsan bazı dinî veya teolojik meseleleri:
anlamakta zorlanabilir.
Soru sorabilir.
Bir hükmün hikmetini kavrayamayabilir.
Bu tek başına kötü niyet değildir.
Ancak Kur’an’ın kendi teolojik iddiası şudur:
İnsan bütün bilgiyi göremese bile Allah:
bütün şartları,
niyetleri,
bilgileri,
imkânları
eksiksiz bilir.
Bu nedenle nihai hükmün:
eksik bilgiye dayanmayacağı
kabul edilir.

İnsanların Bilmediği veya Ulaşamadığı Hakikatler Konusunda Allah Nasıl Hükmeder
Kur’an’ın genel adalet ilkesi açısından:
insanın ne kadar bildiği,
mesajın kendisine nasıl ulaştığı,
hangi şartlarda yaşadığı,
niyetinin ne olduğu
önemlidir.
Biz bir insanın bütün bunlarını:
tam olarak bilemeyiz.
Ama Allah bilir.
Bu nedenle tek tek insanların ahiret hükmü hakkında:
kolay ve kesin hükümler dağıtmak
insanın sınırını aşabilir.
Nihai adalet:
Allah’a aittir.

Allah’ın Zulmetmemesi İnsanların Zulmünü Önemsiz mi Yapar
Tam tersine.
Eğer Allah:
mutlak adalet sahibiyse;
insanın zulmü:
daha da ciddi hâle gelir.
Çünkü haksızlık:
ilahî ahlaki düzenle
çatışır.
Bir insan:
güçlü olduğu için zayıfı ezebilir.
Dünyada cezasız kalabilir.
Ama Kur’an’ın ahiret öğretisi:
hiçbir haksızlığın nihai olarak kaybolmayacağı
ümidini verir.

Bu Ayet Mazlumlar İçin Nasıl Bir Teselli Taşır
Dünyada herkes adalet göremeyebilir.
Bir insan:
haksızlığa uğrayabilir.
Suçlu cezasız kalabilir.
Mazlum hakkını alamadan ölebilir.
Eğer hayat yalnız dünya ile sınırlıysa:
bazı hesaplar sonsuza kadar açık kalabilir.
Ahiret inancı ise:
nihai adalet
fikrini getirir.
Âl-i İmrân 108’in:
“Allah âlemlere zulmetmez.”
sözü bu nedenle mazlum için:
çok güçlü bir umut
taşıyabilir.

Allah’ın Adaleti ile Rahmeti Birlikte Nasıl Düşünülür
Önceki ayet:
rahmeti
anlatıyordu.
Bu ayet:
adaleti.
Bu iki kavram birbirine karşı değildir.
Allah:
haksızlık yapmaz.
Ama bağışlayabilir.
Affedebilir.
Lütfedebilir.
Rahmet:
adaleti yok etmek
değil;
adaletin ötesinde iyilik göstermek
olarak düşünülebilir.
Bu yüzden Kur’an’ın Allah tasavvurunda:
adalet ve rahmet birlikte bulunur.

“Âlemler” Kelimesi Neden Kullanılmıştır
Ayette:
“li’l-âlemîn”
ifadesi vardır.
Bu kelime:
insanlar,
cinler,
yaratılmış varlık âlemleri
gibi geniş bir anlam taşıyabilir.
Yani Allah’ın adaleti:
belirli bir kavme,
millete,
dine
özgü bir ilke değildir.
Kur’an’ın iddiası evrenseldir:
Allah hiçbir yaratılmışa zulmetmez.

106, 107 ve 108. Ayetler Birlikte Nasıl Bir Bütün Oluşturur
- ayet:
inkârın ve yüz kararmasının sonucunu
anlatır.
- ayet:
rahmet ve aydınlık yüzleri
anlatır.
- ayet ise bütün bunların üzerine:
“Allah zulmetmez.”
ilkesini koyar.
Böylece okuyucu şu sonuca yönlendirilir:
Farklı sonuçlar:
ırk,
soy,
keyfî tercih
nedeniyle değildir.
İnsanın hakikatle kurduğu ilişki ve ilahî adalet çerçevesinde değerlendirilir.

Allah’ın Zulmetmediğine İnanmak Bizim Adalet Anlayışımızı Nasıl Değiştirmelidir
Eğer Allah’ın temel ilkelerinden biri:
zulmetmemekse;
Allah’a iman eden insan da:
zulümden kaçınmalıdır.
Bir insana:
sevmediğimiz için
haksızlık yapamayız.
Kendi grubumuzdan değil diye:
hakkını azaltamayız.
Bize düşman olsa bile:
ona iftira edemeyiz.
Çünkü adalet:
sadece dostlarımıza karşı
uygulanan bir erdem değildir.
Gerçek adalet, çıkarımızla çatıştığında sınanır.

Allah’ın Bize Zulmetmeyeceğine İnanıyoruz; Peki Biz Güç Sahibi Olduğumuz İnsanlara Ne Kadar Adil Davranıyoruz
Âl-i İmrân 108’in insanın önüne koyduğu en ağır soru belki budur.
İnsan Allah’tan:
adalet
bekler.
Dua eder:
“Allah’ım bana haksızlık yapılmasın.”
Bir mahkemeye gittiğinde:
adil hâkim
ister.
Bir ticaret yaptığında:
karşı tarafın dürüst olmasını
bekler.
Ailesinde:
kendisine adil davranılmasını
ister.
Fakat asıl sınav şudur:
Biz güç bizdeyken ne yapıyoruz?
Patronken çalışanımıza?
Anne-babayken çocuğumuza?
Borç verenken borçluya?
Yönetici olduğumuzda astımıza?
Tartışmada üstün durumdayken karşımızdakine?
Kendi grubumuz güçlü olduğunda karşı gruba?
İnsan çoğu zaman adaleti:
kendisine uygulanmasını istediği
bir hak
olarak görür.
Ama adalet aynı zamanda:
başkasına vermek zorunda olduğumuz hak
tır.
Ayet:
“Allah âlemlere zulmetmek istemez.”
diyor.
Bu cümle yalnız Allah’ın nasıl olduğunu anlatmaz.
Allah’a iman eden insanın:
nasıl olması gerektiğine dair
ahlaki bir yön de gösterir.
Eğer Allah’ın adaletine inanıyorsak:
zulmü küçük görmemeliyiz.
Kendi tarafımızın zulmünü:
mazeretle
örtmemeliyiz.
Çünkü zulüm:
kimin yaptığına göre
ahlaki niteliğini değiştirmez.
Belki insanın en büyük ikiyüzlülüklerinden biri:
kendisine yapılan haksızlığı:
zulüm
diye bağırarak anlatıp;
kendisinin yaptığı haksızlığı:
“Ama şartlar farklıydı.”
diye savunmasıdır.
Âl-i İmrân 108 ise bize değişmeyen bir ölçü bırakır:
Hak.
Ve ardından güvence verir:
Allah zulmetmez.
Belki bizim için asıl soru şu olmalıdır:
Allah’ın adaletinden emin olmak istiyoruz;
peki başkaları da:
bizim adaletimizden emin olabilir mi?
“Allah’ın hükmü hak üzeredir ve O hiçbir âleme zulmetmez. Âl-i İmrân 108, ilahî adalete güvenmenin gerçek anlamının, kendi gücümüzü de zulümden arındırmak ve bize yapılmasını istemediğimiz haksızlığı başkasına yapmamak olduğunu öğretir.”
Ersan Karavelioğlu