Âl-i İmrân Suresi 114. Ayette “Allah’a ve Ahiret Gününe İman Eder, İyiliği Emreder, Kötülükten Sakındırır ve Hayırlarda Yarışırlar; İşte Onlar Salihlerdendir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsanın değeri yalnız neye inandığını söylemesiyle değil, inancının hayata ne kadar iyilik taşıdığıyla anlaşılır. Âl-i İmrân 114, gerçek dindarlığı iman, ahlak ve hayırda aktif olma arasında kurulan canlı bir bütünlük olarak gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 114. ayetinde şöyle buyrulur:
“Allah’a ve ahiret gününe iman ederler, iyiliği emrederler, kötülükten sakındırırlar ve hayırlarda yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.”
Bu ayet, 113. ayette övülen Kitap Ehli içindeki dosdoğru topluluğun özelliklerini açıklamaya devam eder.
- ayette:
gece vakitlerinde Allah’ın ayetlerini okudukları,
secde ettikleri
anlatılmıştı.
- ayette ise onların dindarlığının yalnız ibadetle sınırlı olmadığı gösterilir.
Onlar:
Allah’a iman ederler.
Ahiret gününe inanırlar.
İyiliği savunurlar.
Kötülüğe karşı dururlar.
Ve en dikkat çekici ifadelerden biriyle:
“Hayırlarda yarışırlar.”
Yani Kur’an’ın burada övdüğü dindarlık:
yalnız içe dönük,
yalnız ritüel,
yalnız sözlü
bir dindarlık değildir.
İmanın toplumda:
iyilik üretmesi
beklenmektedir.
“Allah’a İman Ederler” İfadesi Neden İlk Sırada Geliyor
Ayette:
“yu’minûne billâh”
denir.
Yani:
“Allah’a iman ederler.”
Bütün diğer davranışların merkezinde:
Allah inancı
vardır.
İyilik yapmak,
kötülükten sakındırmak,
hayırda yarışmak
yalnız sosyal fayda üretmek değildir.
Kur’an’ın perspektifinde bunlar:
Allah’la kurulan ilişkinin hayata yansımasıdır.
Bu nedenle iman:
ahlakın yönünü ve niyetini
belirleyen temel olur.
“Ahiret Gününe İman Ederler” Neden Özellikle Belirtiliyor
Çünkü ahiret inancı insanın:
yaptığının sonuçsuz kalmadığı
bilincini güçlendirir.
Dünyada:
iyi insan bazen karşılığını görmeyebilir.
Kötü insan:
cezasız kalabilir.
Ahiret inancı ise:
nihai hesabın
varlığını kabul eder.
Bu nedenle insan:
sadece insanların gördüğü yerde değil;
kimsenin görmediği yerde de
ahlaklı olmaya çağrılır.
Allah’a İman ile Ahiret İnancı Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Allah’a iman:
hayatın bir yaratıcısı ve nihai anlamı olduğunu kabul etmektir.
Ahirete iman ise:
bu hayatın:
hesapsız,
amaçsız,
sonuçsuz
olmadığını kabul etmektir.
Birlikte düşünüldüğünde şu bilinç ortaya çıkar:
Hayat Allah’tan gelir ve sonunda O’nun huzurunda değerlendirilir.
Bu da insanın gündelik kararlarına:
ahlaki ağırlık
kazandırır.
“İyiliği Emrederler” Ne Demektir
Ayette:
“ye’murûne bi’l-ma‘rûf”
ifadesi vardır.
Bu ifade daha önce 104 ve 110. ayetlerde de karşımıza çıkmıştı.
Ma‘rûf:
iyilik,
adalet,
dürüstlük,
merhamet,
hak ve güzel davranış
gibi geniş bir alanı ifade eder.
Burada övülen insanlar yalnız:
kendileri iyi olmaya
çalışmaz.
Toplumda da:
iyiliğin güçlenmesini
isterler.
“Kötülükten Sakındırırlar” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“ve yenhevne ani’l-münker”
denir.
Münker:
zulüm,
haksızlık,
ahlaki bozukluk,
çirkin davranış
gibi reddedilmesi gereken şeyleri kapsar.
Ancak kötülükten sakındırmak:
herkesi zorla kontrol etmek
anlamına gelmez.
Bilgi,
hikmet,
yetki,
sonuçları düşünme
gibi ölçüler gerekir.
Amaç:
insanları ezmek değil, kötülüğü azaltmaktır.
İyiliği Emretmek ile Kötülükten Sakındırmak Neden Birlikte Söyleniyor
Çünkü sadece kötülüğe karşı çıkmak yeterli değildir.
Bir toplum:
sürekli neyin yanlış olduğunu
konuşabilir.
Ama yerine:
doğru,
güzel,
faydalı
bir şey koymazsa:
ahlaki boşluk oluşur.
Kur’an bu nedenle iki yön verir:
Kötüyü azalt.
Ve aynı zamanda:
iyiyi çoğalt.
Gerçek ıslah:
bu ikisini birlikte yapabilmektir.
“Hayırlarda Yarışırlar” Ne Demektir
Ayette:
“ve yusâri‘ûne fi’l-hayrât”
denir.
Yani:
“Hayırlarda koşuşurlar / yarışırlar.”
Bu ifade çok güçlüdür.
Sadece:
iyilik yaparlar
demiyor.
İyiliğe:
acele ederler.
Fırsatı gördüklerinde:
beklemezler.
Bir başkasının başlamasını
beklemezler.
Hayır konusunda:
tembellik değil,
hız ve istek
vardır.
İyilikte Yarışmak Rekabetçilik mi Demektir
Buradaki yarış:
başkasını yenmek
için değildir.
Amaç:
daha fazla hayır üretmektir.
Bir kişi:
bir yoksula yardım eder.
Diğeri bunu görüp:
“Ben de yardım edeyim.”
der.
Birisi:
bir okul açar.
Diğeri:
daha fazla öğrencinin eğitimine destek olur.
Bu tür yarış:
kıskançlık değil;
iyiliğin çoğalması
üzerine kuruludur.
Hayırda Yarışmak Gösterişe Dönüşebilir mi
Evet.
İnsan iyilik yaparken bile:
övülmek,
görünmek,
üstün görünmek
isteyebilir.
Bu nedenle niyet önemlidir.
Hayır:
Allah için,
insana fayda için
yapılmalıdır.
Eğer amaç:
“Herkes benim ne kadar iyi olduğumu görsün.”
olursa;
amelin manevi değeri zarar görebilir.
Bu yüzden hayırda hız:
riyayla değil samimiyetle
birleşmelidir.
Hayır Sadece Para Vermek midir
Hayır.
Hayır çok geniştir.
Bilgi öğretmek.
Bir hastaya yardım etmek.
Bir çocuğu korumak.
Bir haksızlığı önlemek.
İnsanları barıştırmak.
Bir hayvanı beslemek.
Çevreyi korumak.
Birinin derdini dinlemek.
Bir insanın hakkını savunmak.
Bunların hepsi:
şartlarına göre
hayrın alanına girebilir.
Hayır:
insana ve yaratılmışlara fayda üreten çok geniş bir ahlak alanıdır.

İbadet Eden Ama İnsanlara Fayda Sağlamayan Bir Dindarlık Eksik midir
Âl-i İmrân 113 ve 114 birlikte okunduğunda böyle bir dindarlığın eksik kaldığı görülür.
113:
ibadet,
ayet okuma,
secde
anlatır.
114:
iyilik,
kötülükle mücadele,
hayırda yarış
anlatır.
Yani Kur’an’ın övdüğü insan:
hem Allah’a yönelir
hem de:
insanlara karşı sorumluluk taşır.
Secde ile toplum arasında:
kopukluk yoktur.

Toplumsal İyilik Dinî Hayatın Bir Parçası mıdır
Evet.
Kur’an açısından:
adalet,
yardımlaşma,
yetimi koruma,
yoksulu gözetme,
zulme karşı durma
dinî hayatın merkezî parçalarıdır.
Din:
yalnız bireyin iç dünyasıyla
sınırlı değildir.
İnsan Allah’a iman ettiğini söylüyorsa:
bu iman:
başkalarının hayatına zarar değil, hayır
taşımalıdır.

Bu Ayet Yine Kitap Ehli İçindeki İyi İnsanları mı Övüyor
Evet.
Bağlam 113. ayetten devam eder.
113:
“Hepsi bir değildir.”
demişti.
Ardından Kitap Ehli içinde:
gece ibadet eden,
Allah’ın ayetlerini okuyan
bir topluluktan söz edilmişti.
- ayet onların:
iman ve ahlaki özelliklerini
sürdürür.
Bu, Kur’an’ın eleştiriyi genellememe yönteminin:
çok açık örneklerinden biridir.

Başka Bir Dinî Topluluktaki İyilik Neden Açıkça Övülüyor
Çünkü adalet:
iyiliği kim yaparsa yapsın
tanımayı gerektirir.
Kur’an’ın kendi teolojik doğruluk iddiası vardır.
Fakat bu:
başka bir topluluğun içindeki olumlu davranışları
inkâr etmesini gerektirmez.
Bu çok önemli bir ilkedir:
Bir görüşe katılmamak, o görüşü taşıyan insanın bütün iyiliklerini reddetmek değildir.
Hakikat sevgisi:
adaletsizliğe dönüşmemelidir.

“İşte Onlar Salihlerdendir” Ne Demektir
Ayette:
“ve ulâike mine’s-sâlihîn”
denir.
“Salih”:
iyi,
düzgün,
ıslah edici,
Allah’ın razı olduğu doğru işleri yapan
anlamlarına gelir.
Dikkat çekici olan şudur:
Ayet onları sadece:
“İbadet edenler”
olarak nitelemez.
“Salihler”
arasında sayar.
Yani inanç ve ibadet:
ahlaki bütünlük
ile birleşmiştir.

Salih Olmak ile Sadece İyi Niyetli Olmak Aynı Şey midir
Hayır.
İyi niyet önemlidir.
Ama salihlik:
niyetin davranışa
dönüşmesini de gerektirir.
Bir insan:
“Ben kimseye kötülük istemiyorum.”
diyebilir.
Bu değerlidir.
Fakat gücü olduğu hâlde:
haksızlığa sessiz kalıyor,
yardım edebileceği kişiye yardım etmiyor,
bildiği iyiliği sürekli erteliyorsa;
iyi niyet:
eyleme dönüşmemiştir.
Salihlik:
iyiliği hayata geçirmek
ile ilgilidir.

113 ve 114. Ayetler Birlikte Nasıl Bir Dindar İnsan Portresi Çiziyor
Çok dengeli bir portre ortaya çıkar:
Gece:
Allah’ın ayetlerini okur.
Secde eder.
Allah’a inanır.
Ahirete inanır.
Gündüz:
iyiliği savunur.
Kötülüğe karşı çıkar.
Hayra koşar.
Yani:
gece Allah’la, gündüz hayatla bağlantılıdır.
İbadet:
onu toplumdan koparmaz.
Tam tersine:
topluma karşı daha sorumlu hâle getirir.

Hayırda Yarışmak Neden “Sonra Yaparım” Zihniyetinin Tersidir
Çünkü insan iyiliği:
sürekli erteleyebilir.
Bir gün yardım edeceğim.
Bir gün özür dileyeceğim.
Bir gün birine destek olacağım.
Bir gün daha iyi insan olacağım.
Fakat ayet:
“Hayırda yarışırlar.”
der.
Yani iyiliğin fırsatı ortaya çıktığında:
gecikmezler.
Çünkü bazı fırsatlar:
bir daha gelmeyebilir.
İyiliğin zamanı çoğu zaman:
şimdidir.

Biz İyiliği Yapmak İçin Gerçekten Yarışıyor muyuz, Yoksa İyiliği Sürekli Daha Uygun Bir Zamana mı Erteliyoruz
Âl-i İmrân 114’ün insanın önüne koyduğu en güçlü sorulardan biri budur.
İnsan kötülük yapmak için bazen:
çok hızlı
davranabilir.
Öfkelenir:
hemen cevap verir.
Kırılır:
hemen ağır söz söyler.
Bir dedikodu gelir:
hemen paylaşır.
Ama iyilik söz konusu olduğunda:
beklemeye
başlar.
“Sonra ararım.”
“Sonra yardım ederim.”
“Bir ara ziyaret ederim.”
“İmkânım biraz daha artsın, o zaman hayır yaparım.”
Ve hayat:
“sonra”
kelimesiyle
geçebilir.
Oysa ayet:
“yusâri‘ûne fi’l-hayrât”
der.
Yani onlar:
hayırda hızlanırlar.
Bu ifade iyiliğe karşı:
iştah,
canlılık,
hareket
ister.
Belki bir insanın ahlaki karakteri:
yalnız kötülükten ne kadar uzak durduğu ile değil;
iyilik fırsatını gördüğünde ne kadar hızlı harekete geçtiğiyle
de anlaşılır.
Birinin yardıma ihtiyacı var.
Bugün yardım edebiliriz.
Neden yarın?
Birinin gönlünü kırdık.
Bugün özür dileyebiliriz.
Neden sonra?
Bir öğrenciye destek olabiliriz.
Bir aileyi sevindirebiliriz.
Bir haksızlığı düzeltebiliriz.
Bir hayvanın susuzluğunu giderebiliriz.
Bazen büyük iyilikler:
çok büyük planlarla
başlamaz.
Bir insanın:
“Ben yapayım.”
demesiyle başlar.
Âl-i İmrân 114’ün övdüğü insanlar sadece:
doğruyu bilenler
değildir.
Doğruyu:
harekete dönüştürenlerdir.
Belki en büyük sorunlarımızdan biri:
iyiliğin değerini bilmiyor olmamız değil;
onu:
ertelememizdir.
Ayet bize:
iyiliği yarına bırakmayan
bir ruh öğretir.
Ve belki Âl-i İmrân 114’ün bize bıraktığı en ağır soru şudur:
Hayır yapmak için hâlâ daha uygun bir zamanı mı bekliyoruz, yoksa bir gün vaktimiz bittiğinde yapmayı ertelediğimiz bütün iyiliklerin aslında hayatımızın kaybedilmiş fırsatları olduğunu mu anlayacağız?
“Salih insan yalnız kötülükten uzak duran değil, iyilik ortaya çıktığında ona doğru koşan insandır. Âl-i İmrân 114, imanı secdeden kaldırıp hayata taşıyan ve hayrı ertelemek yerine onun için yarışan aktif bir ahlak öğretir.”
Ersan Karavelioğlu