📖 Âl-i İmrân Suresi 104. Ayette “İçinizden Hayra Çağıran, İyiliği Emreden ve Kötülükten Sakındıran Bir Topluluk Bulunsun; İşte Kurtuluşa Erenler

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,061
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 104. Ayette “İçinizden Hayra Çağıran, İyiliği Emreden ve Kötülükten Sakındıran Bir Topluluk Bulunsun; İşte Kurtuluşa Erenler Onlardır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“Bir toplum yalnız kötülük yapmadığı için değil, iyiliğin yaşaması ve kötülüğün yayılmaması için sorumluluk aldığı ölçüde ahlaki bir toplum olur. Âl-i İmrân 104, iyiliği sadece bireysel bir tercih olmaktan çıkarıp ortak bir sorumluluğa dönüştürür.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 104. ayetinde şöyle buyrulur:


“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.”


Bu ayet, 103. ayetteki:


“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve parçalanmayın.”


emrinin hemen ardından gelir.


Bu sıralama son derece anlamlıdır.


  1. ayet:

birliği


kurmuştu.


  1. ayet ise bu birliğin ne için kullanılacağını gösterir:

Hayrı çoğaltmak.


İyiliği savunmak.


Kötülüğün yayılmasını engellemek.



Çünkü birlik tek başına yeterli değildir.


Bir toplum son derece birlik içinde olabilir ama:


zulüm,


yalan,


baskı


üzerinde birleşmiş olabilir.


Kur’an’ın istediği birlik:


hak ve hayır üzerinde birleşen toplumdur.


1️⃣ “İçinizden Bir Topluluk Bulunsun” Ne Demektir ❓


Ayette:


“ve’l-tekün minkum ümmetun”


ifadesi kullanılır.


Yani:


“İçinizden bir topluluk bulunsun.”


Buradaki “ümmet” kelimesi:


belirli bir amaç çevresinde birleşmiş topluluk


anlamına gelebilir.


Bu ifade, iyiliğe çağırma sorumluluğunun:


örgütlü,


bilinçli,


süreklilik taşıyan


bir toplumsal görev olduğunu düşündürür.


Yani iyilik:


sadece rastgele bireysel davranışlara


bırakılmaz.


2️⃣ Bu Görev Her Müslümana mı, Yoksa Belirli Bir Gruba mı Aittir ❓


Bu konu klasik İslam düşüncesinde tartışılmıştır.


Bazı yorumcular ayetteki:


“içinizden bir topluluk”


ifadesini, bu görevin özellikle eğitimli ve yeterli kişiler tarafından yürütülmesi gereken toplumsal bir sorumluluk olarak anlamıştır.


Bunun yanında her Müslümanın:


gücü,


bilgisi,


şartları


ölçüsünde iyiliği destekleme ve kötülükten uzak durma sorumluluğu da vardır.


Yani:


özel görevli bir topluluk bulunabilir;


ama ahlaki sorumluluk bütünüyle diğer insanların üzerinden kalkmaz.


3️⃣ “Hayra Çağırmak” Ne Demektir ❓


Ayette:


“yed‘ûne ile’l-hayr”


denir.


Yani:


“Hayra çağırırlar.”


“Hayr”:


iyilik,


doğruluk,


fayda,


Allah’ın razı olduğu güzel şeyler


gibi geniş anlamlara sahiptir.


Bu nedenle hayra çağırmak sadece:


namaza çağırmak


değildir.


Adalete,


merhamete,


dürüstlüğe,


bilgiye,


yardımlaşmaya,


barışa


çağırmak da bunun kapsamına girebilir.


4️⃣ Hayra Çağırmak ile “İyiliği Emretmek” Aynı Şey midir ❓


Yakın kavramlardır ama aralarında anlam farkı düşünülebilir.


Hayra çağırmak daha geniş bir yönlendirme olabilir.


İnsanlara:


iyiliğin yolunu,


hakikati,


doğru hayatı


göstermektir.


İyiliği emretmek ise toplumda bilinen ve tanınan doğru davranışların:


aktif biçimde desteklenmesi


anlamını taşır.


Biri:


genel davet,


diğeri:


ahlaki davranışın korunması


gibi düşünülebilir.


5️⃣ “Ma‘rûf” Ne Demektir ❓


Ayette:


“ye’murûne bi’l-ma‘rûf”


ifadesi vardır.


“Ma‘rûf” kelimesi:


tanınan,


iyi olduğu bilinen,


akıl ve vahiy tarafından güzel görülen


davranışları ifade eder.


Örneğin:


adalet,


dürüstlük,


emanete sadakat,


ana babaya iyilik,


muhtaca yardım


ma‘rûf kapsamına girer.


Ma‘rûf yalnız kültürel alışkanlık değildir.


Bir şey toplumda yaygın diye otomatik olarak ma‘rûf olmaz.


Ahlaki doğruluk ölçüsü gerekir.


6️⃣ “Münker” Ne Demektir ❓


“Münker”:


reddedilen,


çirkin görülen,


ahlaken ve dinen yanlış kabul edilen


davranış anlamına gelir.


Zulüm,


aldatma,


haksızlık,


yalan,


emanete ihanet


gibi davranışlar buna örnek olabilir.


Kelimenin kökünde:


tanınmayan,


yabancı,


reddedilen


anlamı vardır.


Yani sağlıklı vicdan ve vahiy açısından:


yadırganması gereken kötülük


kastedilir.


7️⃣ “Kötülükten Sakındırmak” İnsanların Hayatına Karışmak mıdır ❓


Bu görev sınırsız biçimde:


herkesin özel hayatını kontrol etmek


anlamına gelmez.


Burada:


bilgi,


hikmet,


yetki,


ölçü


çok önemlidir.


İnsanların mahremiyetini ihlal etmek,


sürekli kusur aramak,


dedektif gibi günah takip etmek


Kur’an’ın ahlakıyla bağdaşmaz.


Kötülükten sakındırmak:


gerçek ve açık kötülük karşısında:


hikmetli sorumluluk


almaktır.


8️⃣ İyiliği Emretmek Zor Kullanmak Anlamına Gelir mi ❓


Hayır.


“Emretmek” kelimesi her durumda:


fiziksel zor


anlamına gelmez.


Nasihat,


uyarı,


eğitim,


toplumsal düzenleme,


hukuki sorumluluk


gibi farklı biçimleri olabilir.


Kimin:


hangi kötülüğe,


hangi yetkiyle,


nasıl müdahale edeceği


ayrı bir meseledir.


Bireysel insanın kendi kendine:


sınırsız zor kullanma yetkisi


olduğu sonucu çıkarılamaz.


9️⃣ İyiliği Emretmeden Önce İnsan Kendisinin İyi Olması Gerekmez mi ❓


İnsan elbette kendi davranışını düzeltmeye çalışmalıdır.


Başkalarına:


dürüstlük


öğütleyip kendisi sürekli yalan söyleyen kişinin sözü etkisini kaybeder.


Fakat:


“Ben mükemmel değilim, o hâlde hiçbir doğruyu söylemeyeyim.”


demek de doğru değildir.


İnsan hem:


kendini düzeltmeli


hem de:


bildiği doğruyu uygun biçimde savunmalıdır.


Asıl problem:


başkasını düzeltirken kendi yanlışını hiç görmemektir.


🔟 Bir İnsan Bilmediği Konuda “İyiliği Emredebilir” mi ❓


Bu çok tehlikeli olabilir.


Çünkü kişi:


aslında helal olanı haram,


caiz olanı yasak,


yorum olanı kesin din hükmü


gibi sunabilir.


Bu nedenle iyiliğe çağırmanın ön şartlarından biri:


bilgidir.


Bilmeden yapılan dinî müdahale:


iyilik yapmak isterken


kötülük üretebilir.


Bu ayet:


ahlaki cesaret kadar


ilim sorumluluğu


da gerektirir.


1️⃣1️⃣ İyiliğe Çağırırken Üslup Önemli midir ❓


Evet.


Doğru söz:


yanlış üslupla


etkisizleşebilir.


İnsanları:


aşağılayarak,


hakaret ederek,


küçümseyerek


iyiliğe çağırmak bazen tam tersine onları uzaklaştırabilir.


Kur’an’ın başka ayetlerinde:


hikmet,


güzel öğüt,


en güzel şekilde tartışma


ilkeleri vardır.


Dolayısıyla amaç doğru diye:


her yöntem doğru olmaz.


1️⃣2️⃣ İyiliği Emretmek Sadece Dinî İbadetlerle mi İlgilidir ❓


Hayır.


Toplumdaki:


rüşvet,


yolsuzluk,


aile içi şiddet,


adaletsizlik,


yoksulun hakkının yenmesi,


çevreye zarar verilmesi


gibi meseleler de ahlaki sorumluluk alanıdır.


Bir toplum yalnız insanların:


ibadet ayrıntılarını


denetleyip;


büyük adaletsizlikleri görmezden geliyorsa:


ma‘rûf ve münker kavramlarını


daraltmış olabilir.


1️⃣3️⃣ Kötülüğe Sessiz Kalmak Onu Güçlendirebilir mi ❓


Evet.


Kötülük bazen sadece:


kötü insanların gücüyle


değil;


iyi insanların sessizliğiyle


de büyüyebilir.


Bir yerde herkes:


“Beni ilgilendirmez.”


derse;


zulmeden kişi daha rahat hareket eder.


Bu nedenle ayet:


ahlakı sadece bireysel temizlik olarak görmez.


Toplumsal sorumluluk


ister.


1️⃣4️⃣ Her Gördüğümüz Yanlışa Müdahale Etmeli miyiz ❓


Her durumda aynı yöntemle değil.


Bazen doğrudan konuşmak gerekir.


Bazen ilgili kuruma bildirmek gerekir.


Bazen özel bir nasihat daha doğrudur.


Bazen müdahale daha büyük zarar doğurabilir.


Bu nedenle İslam hukukunda:


sonuç,


yetki,


imkân,


zarar ihtimali


gibi konular üzerinde düşünülmüştür.


İyiliği emretmek:


düşünmeden tepki vermek


değildir.


1️⃣5️⃣ Devletin “İyiliği Emretme” Görevi Var mıdır ❓


Toplum düzenini sağlayan kamu otoritesinin:


adaleti koruma,


suçu önleme,


hakları savunma


sorumluluğu vardır.


Ancak din adına devlet gücünün kullanımı:


adalet,


hukuk,


temel haklar,


yetkinin sınırı


gibi ciddi meseleler doğurur.


Bu ayeti:


sınırsız devlet müdahalesinin


tek başına gerekçesi olarak kullanmak doğru değildir.


Ayetin temel amacı:


ahlaki toplum sorumluluğu


oluşturmaktır.


1️⃣6️⃣ “İşte Onlar Kurtuluşa Erenlerdir” Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“ve ulâike humu’l-muflihûn”


denir.


“Felâh”:


başarı,


kurtuluş,


esenlik,


amacına ulaşma


anlamlarını taşır.


Kur’an’ın başarı tanımı:


yalnız bireysel servet veya güç değildir.


İyiliği:


koruyan,


çoğaltan,


başkalarına taşıyan


bir toplum gerçek anlamda:


felâha


yaklaşır.


1️⃣7️⃣ Neden Kurtuluş Sadece Kendi İyiliğimizle Değil, Başkalarının İyiliğiyle de İlişkilendiriliyor ❓


Çünkü insan toplum içinde yaşar.


Bir kişi:


çok iyi olabilir.


Ama yaşadığı toplum:


zulüm,


yolsuzluk,


şiddet


içinde çöküyorsa;


o kötülük eninde sonunda herkesi etkileyebilir.


Bu nedenle Kur’an:


“Ben kendim iyiyim, gerisi beni ilgilendirmez.”


ahlakını yeterli görmez.


Gerçek sorumluluk:


iyiliğin toplumsal olarak da yaşamasını


önemsemektir.


1️⃣8️⃣ 103 ve 104. Ayetler Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Toplum Modeli Ortaya Çıkar ❓


  1. ayet:

Birlik olun.


der.


  1. ayet:

Hayra çağırın.


der.


Bu sıra çok önemlidir.


Birlik var ama hayır yoksa:


toplum yanlışta birleşebilir.


Hayır çağrısı var ama birlik yoksa:


her grup kendi hakikatini dayatıp parçalanabilir.


Kur’an’ın modeli:


Allah’ın ipinde birlik + iyiliğin aktif biçimde korunmasıdır.


Yani hem:


ortak merkez,


hem:


ahlaki hareket


vardır.


1️⃣9️⃣ Biz Kötülüğü Gerçekten Azaltmaya mı Çalışıyoruz, Yoksa Sadece Başkalarının Hatalarını Görerek Kendimizi Daha İyi mi Hissediyoruz ❓


Âl-i İmrân 104’ün insanın önüne koyduğu en zor sorulardan biri budur.


İnsan başkasının hatasını görmekte:


çok başarılı


olabilir.


Kim yanlış giyiniyor?


Kim yanlış konuşuyor?


Kim hangi ibadeti eksik yapıyor?


Kim hangi günahı işliyor?


Bunları konuşmak bazen insana:


ahlaki üstünlük hissi


verebilir.


Ama ayet:


dedikodu edin


demiyor.


Hayra çağırın.


diyor.


İyiliği:


çoğaltın.


Kötülüğü:


azaltın.


Bu ikisi arasında büyük fark vardır.


Bir insanın hatasını:


yüz kişinin önünde yaymak


onu düzeltmeyebilir.


Hatta daha büyük bir kötülük doğurabilir.


Ama özel olarak:


merhametle,


doğru bilgiyle,


uygun zamanda


konuşmak değişim sağlayabilir.


Dolayısıyla gerçek soru:


Ben bu kötülüğü gerçekten ortadan kaldırmak mı istiyorum, yoksa onu konuşmaktan hoşlanıyor muyum?


Bazen insanlar:


kötülüğe karşı olduklarını söylerken


aslında kötülüğün hikâyesini:


sürekli yayarlar.


Bir skandalı:


ahlaki ders için değil,


merak ve dedikodu için


paylaşırlar.


Bu durumda amaç:


ıslah


olmaktan çıkabilir.


Âl-i İmrân 104 ise çok daha ağır bir sorumluluk verir:


İyiliğin:


yaşaması


için çalış.


Kötülüğün:


yayılması


için değil;


azalması için çalış.


İnsanları:


utandırmak değil,


düzeltmek


amaç olsun.


Ve bu sorumluluğu yerine getirirken:


kendini de unutma.


Çünkü başkasına:


“Doğru ol.”


derken kendi hayatımızdaki yalanı görmüyorsak;


başkasına:


“Adaletli ol.”


derken kendi çıkarımızda adaleti bozuyorsak;


iyiliği emretme görevini:


başkalarını denetleme aracına


dönüştürmüş olabiliriz.


Belki ayetin bize bıraktığı en ağır soru şudur:


İnsanları gerçekten hayra mı çağırıyoruz, yoksa din ve ahlak dilini kullanarak başkalarının üzerinde üstünlük kurmaya mı çalışıyoruz?


“İyiliği emretmek, insanları kontrol etmek değil, iyiliğin yaşamasına hizmet etmektir. Âl-i İmrân 104, mümine başkalarının kusurlarını avlamayı değil, bilgi, hikmet ve merhametle hayrı çoğaltmayı ve kötülüğü azaltmayı sorumluluk olarak yükler.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt